kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
SEVİM GÜNGÖR - TÜRKİYE

İlgili Kavramlar

YAŞAMA HAKKI

İçtihat Metni

SEVİM GÜNGÖR - TÜRKİYE

2. DAİRE

(Başvuru no. 75173/01)

Kabuledilebilirliğe İlişkin Karar

KARAR TARİHİ:14 Nisan 2009

OLAYLAR

Başvuran Sevim Güngör 1942 doğumlu Türk vatandaşıdır ve Ankara'da yaşamaktadır. Dava olayları, taraflarca sunulduğu şekliyle şöyle özetlenebilir:

1.Başvuranın annesinin ölümü

Başvuranın annesi Pakize Güngör'e 1995 yılında aort yetmezliği ve hipertansiyon teşhisi konulmuştur.

31 Aralık 1997 tarihinde başvuranın annesi Ankara Üniversitesi İbn-i Sina Hastanesi'ne kaldırılmış, akut yetersiz beslenme ve sırtında yatak yaraları tespit edilmiştir.

Başvuranın annesine yetersiz beslenme ve muhtemel digoxin zehirlenmesi ön teşhisi konulmuştur. Gastroenteroloji bölümü hastayı derhal kardiyoloji bölümüne sevk etmiş, hastayı aynı gece muayene eden kardiyoloji uzmanı hastanın aşırı derecede zayıf ve halsiz göründüğünü ve anamnez almanın mümkün olmadığını belirtmiştir.

8 Ocak 1998 tarihinde, Dr I.Ç.'nin talebiyle başvuranın annesi bir plastik cerrah tarafından muayene edilmiş, doktor hastanın karnındaki yaraların iltihaplı olması nedeniyle ertesi gün debridman yapılmasına karar vermiştir.

10-14 Ocak 1998 tarihleri arasında hastaya yaralarının tedavisi için Maksiporin adlı ilaç verilmiştir. 15 Ocak 1998 günü saat 22.00 sıralarında ise Tienam-500 adlı antibiyotik verilmiş, aynı gece başvuranın annesi 80 yaşında hayatını kaybetmiştir.

2.Ceza ve disiplin kovuşturması

15 Ocak 1998 tarihinde başvuran, annesine iğneyi yapan hemşire Z.Ç. hakkında Ankara Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunmuştur.

Ankara savcısının talebi üzerine 16 Ocak 1998 tarihinde ceset üzerinde otopsi yapılmış, 20 Şubat 1998 tarihli otopsi raporuna göre ölüm nedeninin akciğer enfeksiyonu neticesinde solunum ve dolaşım yetmezliği olduğu, hastanın ölümünün hastanede aldığı tedaviden kaynaklanmadığı belirtilmiştir.

Otopsi raporunun tespitlerine dayanarak savcı 3 Mart 1998 tarihinde hemşire hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.

Başvuran, hastanede çalışan R.Ö. ve M.K. adlı doktorlar hakkında da suç duyurusunda bulunmuştur.

Ankara Büyükşehir Belediye Hastanesi'nde üroloji bölümünde görev yapan H.E. adlı doktor 23 Haziran 1998 tarihinde bir rapor hazırlamış, raporda, kendisine 24 Mayıs 1996 tarihinde muayene olan hastanın penisilin ve beta-laktamaz inhibitörlerine alerjisi olduğunu ifade etmiştir.

Ankara savcısı, 31 Temmuz 1998 tarihinde doktorlar hakkındaki şikâyeti incelemeye kişi bakımından yetkisi bulunmadığına karar vermiş ve dosyayı 2547 sayılı yasa uyarınca Ankara Üniversitesi Rektörlüğü'ne göndermiştir.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden üç öğretim üyesi ("tıp komisyonu"), fakülte dekanı tarafından başvuranın R.Ö. ve M.K. adlı doktorlara ilişkin iddiaları hakkında bir disiplin ve ceza soruşturması yürütmekle görevlendirilmiştir.

Tıp komisyonu, M.K., R.Ö., I.Ç. adlı doktorlar, hemşire Z.Ç. ve başvuranın suçladığı diğer sağlık görevlilerinin ifadesine başvurmuştur.

Komisyonun 4 Aralık 1998 tarihinde hazırladığı fezlekede başvuranın annesinin ölümünde hastanede görevli doktorların sorumluluğu bulunmadığı, bu nedenle şüpheli doktorların herhangi bir disiplin ya da cezai işleme tâbi tutulmamaları gerektiği belirtilmiştir.

18 Aralık 1998 tarihinde tıp komisyonu kararı Tıp Fakültesi yönetim kurulu tarafından oybirliğiyle kabul edilmiştir.

Tıp komisyonunun hazırladığı soruşturma dosyası ve raporu incelemek üzere Hukuk Fakültesi tarafından görevlendirilen bir komisyon ("hukuk komisyonu") 8 Nisan 1999 tarihli raporunda tıp komisyonu kararının hukuka uygun olduğunu ve doktorlar hakkında cezai işlem yapılmasına gerek bulunmadığını belirtmiştir.

22 Nisan 1999 tarihinde başvuran hukuk komisyonu kararına itiraz etmiş, dinlenmesini talep ettiği üç tanığın ifadelerine tıp komisyonunun hazırladığı ifade tutanaklarında yer verilmediğini ifade etmiştir.

15 Mayıs 2000 tarihinde Danıştay 2. Dairesi, soruşturma dosyası ve 8 Nisan 1999 tarihli kararı dikkate alarak doktorların yargılanması için yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle başvuranın itirazlarını reddetmiştir.

3.Tazminat davası

Başvuran 12 Ocak 1999 tarihinde Ankara İdare Mahkemesi'nde bir dava açarak annesinin hastanede görev yapan doktorların ihmali neticesinde öldüğü iddiasıyla Ankara Üniversitesi'nden tazminat talebinde bulunmuştur.

28 Haziran 1999 tarihinde mahkeme başvuranın talebini reddetmiş, başvuran karara 13 Eylül 1999 tarihinde itiraz etmiştir.

Temyiz incelemesini yapan Danıştay 10. Dairesi, idare mahkemesi kararını 27 Haziran 2000 tarihinde onamıştır. Danıştay, kararın düzeltilmesi talebini 6 Kasım 2000 tarihinde reddetmiş, karar başvurana 3 Ocak 2001 tarihinde tebliğ edilmiştir.

ŞİKÂYET

Başvuran AİHS'nin 2. maddesine dayanarak annesinin ölümü ve müteakip yargılamadaki kusurlardan şikâyetçi olmuştur.

HUKUK

Başvuran, AİHS'nin 2. maddesine dayanarak annesinin tıbbi ihmal nedeniyle ölmesi ve sonrasında başlattığı yargılamanın ölüm olayından kimin sorumlu olduğunu ortaya çıkaramamasından şikâyetçi olmuştur.

A.Tarafların ifadeleri

Hükümet AİHS'nin 35/1 maddesine dayanarak başvurunun iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması, ya da alternatif olarak altı ay kuralına uyulmaması nedeniyle reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.

Esasa ilişkin olarak Hükümet, başvuranın annesinin iddia edildiği gibi alerji hastası olduğu ya da bu yüzden öldüğünü gösteren herhangi bir belirti bulunmadığını savunmuştur. Sağlık görevlilerinin sözkonusu şartlar altında yapılması gereken her şeyi yerine getirdiklerini değerlendirmiştir. Bu bağlamda hastanın sağlık durumu ve aldığı tedaviye ilişkin ayrıntılı ifadeler sunmuşlardır. Hükümet ayrıca ölüm olayıyla ilgili etraflı bir soruşturma yürütüldüğünü savunmuştur.

Başvuran, Hükümetin görüşlerine itiraz etmiştir. Özellikle annesinin kendisiyle ilgilenen doktorların ihmalkâr ve yeteneksiz davranışları sonucu öldüğünü iddia etmiştir. Bu bağlamda annesinin yaralarının hastanede iltihap kaptığını ve Tienam-500 adlı ilacın alerji testi yapılmadan kullanıldığını ifade etmiştir. Ayrıca sağlık ekibinin kendisi ve annesine saygısız davranışlarından şikâyetçi olmuştur. Başvuran, annesinin hastaneye yatırılma nedeniyle otopsi raporunda tespit edilen ölüm nedeni arasında çelişkiler bulunduğunu belirtmiştir. Bu bağlamda annesinin gerçek ölüm sebebinin tespit edilmesi için yaptığı tüm girişimlerin sonuçsuz kalmasından şikâyetçi olmuştur. Ön soruşturma aşamasında savcılar üzerindeki kısıtlamanın ihmalkâr doktorların yargılanmasını güçleştirdiğini ve ulusal mahkemelerin, öne sürdüğü tanıkların ifadelerini incelemediğini veya annesinin öldüğü koşulları soruşturmadığını ifade etmiştir.

B.AİHM'nin değerlendirmesi

AİHM, başvuru aşağıdaki nedenlerle her halükârda kabuledilemez olduğundan başvuranın AİHS'nin 35/1 maddesi bağlamında iç hukuk yollarını tüketip tüketmediği ya da altı ay kuralına uyup uymadığının belirlenmesine gerek bulunmadığı kanaatindedir.

AİHM, AİHS'nin 2. maddesinin ilk cümlesinin devleti, "kasten" adam öldürmekten alıkoymasının yanında, kendi yargı yetkisi dahilindeki herkesin hayatının korunması için uygun hareket etmeye zorunlu kıldığını hatırlatır (bkz. Vo - Fransa [BD], no. 53924/00). Sözkonusu pozitif yükümlülük kamu sağlığı alanını da kapsamaktadır. Sonuç olarak devletler kamu ya da özel olsun sağlık hizmetlerini, hastaların hayatlarının korunması amacıyla uygun tedbirleri sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır. Ne var ki sağlık hizmetlerinin sunulması ve hastaların korunmasında yüksek profesyonel standartların elde edilmesi için yeterli imkânların sağlandığı durumlarda bir sağlık görevlisinin yanlış bir kararı (tespit edilmiş olsa dahi) veya belli bir hastanın tedavisinde yaşanan koordinasyon ihmali, devletin AİHS'nin 2. maddesi uyarınca zorunlu ya da otomatik sorumluluğunu ortaya çıkarmamaktadır (bkz. örneğin Byrzykowski - Polonya, no. 11562/05).

AİHM mevcut davada başvuranın kalp rahatsızlığı ve hipertansiyon hikâyesi bulunan annesinin ağır beslenme yetersizliği ve yatak yaraları ile hastaneye yatırıldığını gözlemler. Hasta, birkaç gün sonra 15 Ocak 1998 tarihinde bronkopnömoni sonucunda oluşan solunum ve dolaşım yetmezliği nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Başvuran annesinin kendisine bakmak ve tedavi etmekle sorumlu doktorlar tarafından kasten öldürüldüğü yönünde bir iddia ya da imada bulunmamıştır. Ancak sözkonusu doktorların annesini düzgün bir şekilde tedavi etmek için gerekli önlemleri almayarak ölümüne neden olduklarını iddia etmiştir. Hükümet bu iddiayı reddetmektedir.

AİHM öncelikle doktorların Pakize Güngör'ün durumuyla ilgili değerlendirmelerini ya da nasıl tedavi edilmesi gerektiğiyle ilgili kararlarını beğenip beğenmemenin AİHS'nin 2. maddesine göre AİHM'nin görevi olmadığı kanaatindedir. Sözkonusu değerlendirme ve kararlar doktorların, hastanın o zamandaki sağlık durumu ve onun tedavisi için hangi adımların atılması gerektiğine dair değerlendirmelerine göre yapılmıştır. Sorumlu devletin sözkonusu alanda iç hukuk ve uygulamalarında öngörülen ayrıntılı kural ve standartlar dikkate alındığında, yetkililerin başvuranın annesinin yaşam hakkını koruma yükümlülüğünü ihlal ettiklerine dair savunulabilir bir iddianın temelini oluşturabilecek şekilde ilgili düzenleyici mevzuatta herhangi bir eksiklik olduğu söylenemez.

Ancak başvuranın annesinin ölümüne yol açan olaylar ve ilgili sağlık ekibinin olaydan sorumlu olduğu iddiasının, mevcut mekanizmaların, dava olaylarının kamu denetimine açılmasına izin verecek şekilde sözkonusu olayların oluş biçimine ışık tutmaya yeterli olup olmadığı açısından da ele alınması gerekir ki, bu başvuranın da menfaatinedir (bkz. Powell - İngiltere, no. 45305/99).

AİHM başvurana dava olayları hakkında ceza ve disiplin işlemleri başlatma yolunun açık olduğunu gözlemler. Ayrıca ilgili kamu kuruluşu hakkında idari dava açma yolu da açıktır. Son olarak başvuran sözkonusu doktorların haksız fiillerine karşı bir hukuk davası açabilir ve annesinin ölümü nedeniyle tazminat talebinde bulunabilirdi.

Bu bağlamda AİHM, başvuranın savcılığa önce bir hemşire, daha sonra iki doktor hakkında suç duyurusunda bulunarak cezai işlem başlattığını gözlemler. Ancak ön soruşturma aşamasında savcının yetkisi üzerinde iç hukukun öngördüğü kısıtlama nedeniyle başvuranın şikâyetleri hakkındaki, cezai ve disiplin sonuçları olması muhtemel soruşturma, Ankara Üniversitesi Rektörlüğü tarafından görevlendirilen bir tıp komisyonu tarafından yürütülmüştür. Sözkonusu komisyon başvuran, şüpheli doktorlar ve başvuranın annesinin tedavisinde yer alan sağlık ekibinin ifadelerine başvurmuştur. Aynı zamanda başvuran adına Y. U. adlı şahsı da dinlemiş ve soruşturma dosyasında yer alan tıbbi delilleri incelemiştir. Komisyon, başvuranın annesinin ölümünde doktorların kusuru bulunmadığına karar vermiştir. Bu bağlamda hazırlanan rapor Ankara Üniversitesi hukuk komisyonu tarafından onaylanmıştır. Başvuranın bu karar hakkında Danıştay'a yaptığı itiraz reddedilmiştir.

AİHM, sözkonusu soruşturmanın ivedilik ve makul süre içinde yürütüldüğünü gözlemler. Ayrıca eylemlerinden başvuranın şikâyetçi olduğu doktorların soruşturmada ifadelerinin alındığını ve başvuranın bu sürece meşru menfaatlerini korumaya yetecek derecede dahil olduğunu kaydeder. AİHM, başvuranın soruşturma sonuçlarından tatmin olmadığını kabul eder. Ancak hem hastanedeki olayların meydana gelişi hem doktorlar tarafından alınan kararların kamu denetimine açılması yönünden yetkililerin tutumunda ciddi eksiklik tespit etmemektedir. Ayrıca, tıp komisyonunun bağımsız ve tarafsızlığı ile ilgili bir hususun ortaya çıkabileceği varsayıldığında AİHM, daha sonra Danıştay tarafından yapılan yargısal denetimin yanı sıra yaşam hakkının kasten ihlal edilmemiş olması halinde 2. maddenin öngördüğü etkili bir yargı sistemi tesis edilmesi pozitif yükümlülüğünün her davada mutlaka cezai bir telafi sağlanmasını gerektirmediğini hatırlatır. Tıbbi ihmalin sözkonusu olduğu özel bir alanda sözkonusu yükümlülük, örneğin hukuk sistemi mağdurlara tek başına hukuk mahkemelerinde ya da ceza mahkemelerindeki bir telafi ile birlikte çare sağlıyorsa yerine getirilmiş sayılabilir. Bu, ilgili doktorların sorumluluğunun tespiti ve zararların ödenip kararın yayınlanması gibi uygun bir hukuki telafi sağlayacak şekilde olmalıdır. Disiplin yaptırımları da ayrıca öngörülebilir (bkz. Vo - Fransa [BD], no. 53924/00).

Bu bağlamda AİHM, başvuranın doktorlar hakkında haksız muameleye karşı bir hukuk davası açmak yerine yetkili idari makam aleyhine idari dava açmayı seçtiğini gözlemler. AİHM, sözkonusu mahkemelerin başında yer alan yargıçların bağımsız ve tarafsızlıktan yoksun olduklarına dair bir emare bulunmadığını kaydeder. Davalar ivedilikle görülmüş ve makul bir süre içerisinde tamamlanmıştır. Bu mahkemelerin başvuranın tanıklarını dinlemesi ve Yüksek Sağlık Şurası'nın görüşünü alması gerektiği iddiasına ilişkin olarak AİHM, delillerin dava olaylarıyla ilgisinin değerlendirilmesinin ve usul ve esas hakkındaki hukuk kurallarının uygulanmasının en iyi şekilde ulusal mahkemeler tarafından yerine getirilebileceğini hatırlatır (bkz. Gurepka - Ukrayna, no. 61406/00). AİHM özellikle dava dosyasında başvuran tarafından belirtilen şahısların yargılamanın akışını değiştirebilecek bir bilgiye sahip olduklarını gösteren herhangi bir hususa rastlamamıştır. Her halükârda, bir avukat tarafından temsil edilen başvuranın davalara aktif bir şekilde katılma ve bunların akışını etkilemek için usul haklarından yararlanma imkanı bulunmaktaydı. Başvuran için istenmeyen bir sonucun ortaya çıkması savunmacı devletin AİHS'nin 2. maddesinden doğan pozitif yükümlülüklere göre sorumlu bulunması için yeterli değildir.

Yukarıda belirtilenler ışığında AİHM, somut dava koşullarında savunmacı devletin, başvuranın annesinin tedavisinde yer alan sağlık ekibinin cezai, hukuki ya da disiplin yönünden sorumluluklarını tespit etmek amacıyla bir mekanizma sağlayamadığına dair herhangi bir emareye rastlamamıştır.

Bu nedenle başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve AİHS'nin 35/3 ve 35/4 maddelerine göre reddedilmesi gerektiğine karar verir.

Bu nedenlerle AİHM oyçokluğuyla

Başvuruyu kabuledilemez olarak ilan etmiştir.

 

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA