kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
ÖZALP VE DİĞERLERİ / TÜRKIYE DAVASI


İçtihat Metni

ÖZALP ve DİĞERLERİ/TÜRKİYE DAVASI

32457/96

STRAZBURG

8 Nisan 2004

OLAYLAR

I. DAVAYA ESAS TEŞKİL EDEN OLAYLAR

Başvuranlar, Makbule Özalp, Suat Özalp, Hacı Özalp, Sercan Özalp, Gülcan Özalp, Mehmet Özalp ve Osman Özalp sırasıyla, 1955, 1975, 1977, 1979, 1981, 1985 ve 1988 doğumlu olup 1995 yılında gözaltında ölen Cavit Özalp'in eşi ve çocuklarıdır.

Cavit Özalp'in ölmesiyle ilgili olaylar

1. Başvuranlar tarafından sunulduğu şekliyle olaylar

Özalp ailesi 1994 yılma dek Diyarbakır Bismil ilçesi Serçeler köyünde ikamet etmiştir. Güvenlik güçleri, Özalp ailesine köy korucusu olmaları yönünde baskı yapmaya başlayınca, 1994 yılı ilkbaharında Diyarbakır'a taşınmıştır.

21 Ağustos 1995 tarihinde başvuranlardan birisi orı Hacı Özalp ailesine ait tarlalara bakmak için Bismil'e döner. İlçeye vardığında askerler tarafından durdurulur ve babası hakkında sorgurıır. Daha sonra jandarma komutanlığına götürülen Hacı sorgu esnasında babasının nerede olduğunu söyler.

24 Ağustos 1995 tarihinde Cavit Özalp Diyarbakır'da gözaltına alınır. Aynı gün oğlu Hacı babasını gözaltında görür ama konuşamaz.

26 Ağustos 1995 tarihinde Hacı serbest bırakılır. Aynı gün halen Bismil'de olduğu sırada, bir tanıdığı, Kamberli köyünde babasının da karıştığı bir olayın meydana geldiğini söyler. Kamberli köyüne giden Hacı'ya, Vehyettin isimli bir köylü, babasının öldüğünü söyler.

Aynı gün Cavit'in evine gîden iki polis memuru, Hacı'nın amcasına, Cavit'in öldüğünü bildirmiştir.

5 Şubat 1996 tarihînde başvuranların temsilcileri Diyarbakır DGM savcılığına dilekçe vermiştir. Cavit Özalp'in ölümüyle ilgili bir soruşturma başlatıldığına ve Diyarbakır DGM savcılığı tarafından görevsizlik kararı verildiğine değinen temsilciler, gözaltı tutanaklarının, otopsi raporunun ve savcılığın görevsizlik kararının bir suretini istemiştir.

Savcılık bu istemi reddetmiştir.

2. Hükümet tarafından sunulduğu şekliyle olaylar

24 Ağustos î 995 tarihinde Cavit Özalp, PKK üyesi olduğu şüphesiyle, Bismil Jandarma Komutanlığı'na bağlı jandarmalar tarafından gözaltına alınmıştır.

Bilinmeyen tarihte Cavit Özalp jandarmaya verdiği ifadede, PKK teröristlerinin ara sıra evinde kaldıklarını, bunlara yiyecek, askeri malzeme, silah, giysi ve ilaç temin ettiğini kabul etmiştir. Cavit Özalp, ayrıca, teröristlerle birlikte Pamuk Nehri kıyısında Serçeler köyüne bağlı Sanhüseyin mezrasının yakınındaki bir tepenin yamacında bir sığınak kazdıklarını ve bazı araç gereçleri buraya sakladıklarını ifade etmiştir.

24 Ağustos 1995 tarihinde Cavit Özalp tıbbi muayene için Bismil Sağlık Merkezi'ne götürülmüştür. Sağlık raporuna göre, vücudunda kötü muamele izine rastlanmamıştır.

26 Ağustos 1995 tarihinde saat 4.00 civarında jandarmalar, Cavit Özalp'in sözünü ettiği sığınağı bulmaya çalışmıştır. Cavit, askerleri Kamberli köyü Sedat yolundaki sığınağa götürmüştür. Kendileri güvenli bir mesafede bekleyen jandarmalar, Cavit'ten, sığınağın kapağını açmasını istemiştir. Kapağı açtığında büyük bir patlama meydana gelmiş ve Cavit'in bedeni paramparça olmuştur. Patlayıcılar, sığınağın girişine PKK üyelerince yerleştirilmiştir. Askerler, sığınakta silah, tıbbi malzeme ve giysi bulmuştur. Olay Bismil savcılığına bildirilmiştir.

Doktor, cesede tam otopsi yapılmasına gerek olmadığına karar vermiştir. Cavit'in cesedi, Kamberli köy meclisi üyesi Hasip Yılmaz'a teslim edilmiştir. Jandarma tarafından vukuat raporu düzenlenmiş ve üç astsubayla köy muhtarı Kütbettin Altunç tarafından imzalanmıştır.

24 Kasım 1995 tarihinde Diyarbakır DGM savcısı, Cavit'in, 26 Ağustos 1995 tarihinde öldüğünü göz önüne alarak PKK üyeliği nedeniyle soruşturma açılmasına gerek olmadığına karar vermiştir.

14 Kasım 1995 tarihinde Bismil savcılığı, gerekli önlemleri almayarak Cavit Özalp'in ölümüne neden olduğu için astsubay İlhan Yücel'i görevi ihmalle suçlamıştır. Bununla birlikte savcının astsubay aleyhine dava açma yetkisi olmadığından, görevsizlik kararı vermiş ve dosyayı Bismil İlçe İdare Kuruluna göndermiştir.

İlçe İdare Kurulunca soruşturma için görevlendirilen binbaşı üç astsubayın ifadesini almıştır. Astsubaylar, sığınağın yerini Cavit'ten öğrendiklerini, kendilerini olay yerine Cavit'in götürdüğünü ve sığınağın kapağını açtığında patlama meydana geldiğini ve Cavit'in öldüğünü anlatmıştır. Astsubaylar, mağarada, tıbbi malzeme ve giysiler bulunduğunu söylemiştir.

Üç astsubayın ifadesine, vukuat raporuna ve tıbbi muayene raporunu esas arı raportör 23 Ocak 1996 tarihinde raporunu ilçe idare kuruluna sunmuştur. Raportör, Cavit Özalp'ten sığınağın kapağım açmasını istemeden önce gerekli tüm önlemlerin alındığı sonucuna varmıştır.

HUKUK

1. Sözleşmenin 2. Maddesinin İhlal edildiği iddiası

Başvuranlar Cavit Özalp'in gözaltındayken güvenlik güçlerince öldürüldüğünü ve adli merciler tarafından etkili bir araştırmanın yürütülmediğini bu nedenle de Sözleşme'nin 2. maddesinin ihlal edildiğini öne sürmüşlerdir.

Hükümet bu iddiaları reddetmiştir. Hükümete göre Cavit Özalp jandarmaya bir PKK sığınağını gösterirken patlayan bir bomba sonucunda ölmüştür. Bundan dolayı da Hükümet, Sözleşmenin bu hükmü uyarınca Devlet'in sorumluğu olduğu iddiasını reddetmektedir.

A. Cavit Özalp'in Ölümüyle ilgili koşullar

Yaşam hakkını koruyan ve yaşam hakkından mahrum bırakılmanın mazur görülebileceği halleri düzenleyen 2. madde Sözleşme'nin en temel hükümlerinden biridir ve hiçbir sınırlamaya (derogation) tabi tutulamaz. 3. maddeyle birlikte anırı madde, Avrupa Konseyini oluşturan demokratik toplumların en temel değerlerinden birini içermektedir. Dolayısıyla yaşam hakkında mahrum bırakılmanın mazur görüleceği haller katı bir biçimde yorumlanmalıdır. Bireysel insan haklarını koruma aracı olarak Sözleşmenin nesnesi ve amacı 2. maddenin, güvencelerin pratik ve etkili olmasını sağlayacak şekilde yorumlanmasını ve uygulanmasını gerekli kılmaktadır

Bir bütün olarak okunduğunda 2. maddenin lafzının sadece kasti cinayetleri değil, yaşam hakkından mahrum kalınmasına yol açabilecek kasti olmayan sonuçlar doğurucu nitelikteki kuvvet kullanımına izin veren durumları da kapsadığı anlaşılmaktadır. 2. madde ayrıca bazı durumlarda Devlet'e, sorumluluğu altındaki bireyleri korumak için önleyici işlevsel önlemler alma yükümlülüğü getirmektedir.

Bu bağlamda, gözaltındaki şahısların özellikle zayıf konumda bulundukları ve yetkililerin onları koruma yükümü altında oldukları vurgulanmalıdır. Sonuç olarak sağlık durumu iyi olarak gözaltına alınan bir birey serbest bırakılırken zarar görmüş bir biçimde bulunursa, verilen zararın nasıl meydana geldiği konusunda makul bir açıklama getirme yükümü Devlet'e aittir. Gözaltına alınan kişi ölü bulunduğunda, o kişiye karşı gözaltında yapırı muamelelere yönelik olarak yetkililerin hesap verme yükümü özellikle zorlayıcıdır. Dolayısıyla, Devlet'in sorumluluğu sivillerin yaşamını kaybetmesinden kaçınmak ya da her hal ve durumda bu olasılığı azaltmak için gerekli önlemleri almaktır. Yaşama yönelik her tehlike, Sözleşme uyarınca yetkililere bu riskten kaçınmak için önlem alma yükümü getirmese de, yetkililerin kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın tehlikelerin varlığını bildiği ya da bilmesi gerektiği veya bu tehlikeden kaçınmak için kendi yetkileri kapsamındaki önlemleri almadıkları tespit edildiği takdirde durum farklıdır.

Kanıtları değerlendirirken, başvururı genel ilke "makul şüpheye yer vermeyen", kanıt standardının uygulanmasıdır. Fakat, bu tür bir kanıt yeterince ciddi, açık, belirgin ve tutarlı çıkarımlardan ya da çürütülmemiş karinelerden neş'et edebilir. Sözkonusu olaylar kısmen ya da tamamen yetkililerin münhasır bilgisi dahilinde cereyan etmişse -gözaltındaki şahısların durumunda olduğu gibi- bu gözaltında meydana gelen yararıma ve ölüm olaylarına ilişkin güçlü karineler ortaya çıkacaktır. Nitekim, böyle bir durumda makul ve inandırıcı bir açıklama getirme yükümü yetkililere aittir.

Bu davayla ilgili olaylara dönüldüğünde, Mahkeme'nin ilk işi, davalı Devlet'in, yaşamın gereksiz bir biçimde tehlikeye atılmasından ve nihayetinde de kaybedilmesinden kaçınmak için gerekli her önlemi alma biçimindeki yükümlülüğü yerine getirmediğini gösteren yeterli kanıtların bulunup bulunmadığını tespit etmektir. Dolayısıyla Mahkeme, güvenlik güçlerinin arama-tarama faaliyetini Cavit Özalp'in yaşamına yönelik herhangi bir tehlikeyi bertaraf edecek ya da azaltacak şekilde yürütüp yürütmediklerini incelemelidir.

Bu bağlamda, Mahkeme, yetkililerin sözkonusu sığınağın bulunduğu bölgede mündemiç bulunan riskleri değerlendirme konumunda olduğuna dikkat çeker. Mahkeme önündeki dosyadan jandarmaların Cavit Özalp sığınağın kapısını açtığında gerçekten bir patlama riski olduğunun farkında olduklarını gözlemlemiştir. Bu gerçek Hükümetin görüşlerinde de göze çarpmaktadır. Nitekim bu görüşlerde, civarda muhtemel militan mevcudiyetini dikkate arı jandarmaların, Cavit Özalp sığınağın yanına giderken gerekli önlemleri aldıkları ve sığınağın çevresinde sakrıdıkları belirtilmiştir.

Cavit Özalp'in yaşamım korumaya yönelik başka önlemler alınmadığını göz önünde bulunduran mahkeme, Hükümet'in Özalp'in yaşamını korumak için gerekli engelleyici önlemleri almadığı sonucuna varmıştır.

Bundan dolayı Mahkeme Cavit Özal'in ölümünde Devlet'in sorumluluğu olduğunu düşünmektedir. Dolayısıyla Sözleşme'nin 2. maddesi bu bakımdan ihlal edilmiştir.

B. Soruşturmanın yetersizliği iddiası

Mahkeme, 1. maddedeki Devlet'in 'yetki arıı içindeki herkese Sözleşme'de tanımlanan hak ve özgürlükleri tanıma' genel yükümüyle birlikte 2. maddedeki yaşam hakkını koruma yükümlülüğünün güç kulrıımı sonucunda öldürülen bir kimse olduğunda etkili bir resmi soruşturmanın yürütülmesini zımnen gerekli kıldığını tekrarlar.

Bu davada Hükümet, Cavit Özalp'in Öldürülmesiyle ilgili soruşturmada hiçbir eksiklik bulunmadığını ve yetkililerin Sözleşme standartlarını karşılamaya yönelik gerekli her adımı attıklarım dile getirmiştir.

Mahkeme, bu davadaki gibi koşulları soruşturma yükümlülüğün ölüme Devlet görevlilerinin sebebiyet verdiğinin tespit edildiği davalarla sorumlu olmadığını düşünmektedir. Bu davada, yetkililere böyle bir ölümün bildirilmesi bile Sözleşmenin 2. maddesi uyarınca ipso facto olarak böyle bir yükümlüğe yol açmaktadır.

Mahkeme, idari makamların niteliği ve kompozisyonunu göz önünde bulundurarak, Sözleşmenin 2. maddesinin gerekli kıldığı bağımsız bir soruşturmayı yürütme yetenekleri konusunda ciddi şüpheler ortaya çıktığını gözlemlemektedir.

Şikayetle ilgili olarak soruşturma bağlamında alınan önlemler hususunda Mahkeme Bismil Cumhuriyet Savcılığının, jandarma astsubay İlhan Yücel'i gerekli Önlemlere almayarak ihmal nedeniyle Cavit Özalp'in ölümüne sebebiyet vermekle suçladığını gözlemlemektedir. Fakat, savcı, astsubayları kovuşturma yetkisi olmadığı için görevsizlik kararı vererek dosyası Bismil İlçe İdare Kuruluna göndermiştir. Daha sonra, bir binbaşı İlçe İdare Kurulu tarafından soruşturmayı derinleştirmek üzere raportör olarak atanmıştır. Bu raportör 26 Ağustos 1995 tarihinde olay yerinde bulunan üç jandarmanın ifadelerim almıştır. Raporunu hazırlarken binbaşı sadece sanık jandarmalarım ifadelerine ve 26 Ağustos 1995 tarihli olay yeri raporuna dayanmış bilirkişi raporlarına ya da Cavit Özalp'in aile fertlerinin görüşlerine başvurmamıştır. Raportör köy muhtarı Kütbettin Altunç'un ifadesine de başvurmamıştır. 28 Şubat 1996 tarihinde Bismil İlçe İdare Kurulu raportörün raporunu kabul ederek üç sanık jandarma hakkında men-i muhakeme kararı vermiştir. Dosya daha sonra kendiliğinden Diyarbakır İl İdare Kuruluna sevk olunmuş anılan kurul da 2 Nisan 1996 tarihinde kararı onamıştır.

Üsttekilerin ışığında Mahkeme iç hukuk makamlarının sanık jandarmaların ifadelerini kayıtsız şartsız doğru kabul ettiklerini ve başka tanıkları dinlemediklerini gözlemlemektedir.

Mahkeme yetkililerin Cavit Özalp'in ölümünü çevreleyen koşulları araştırmak üzere etkili bir soruşturma yürütmediği sonucuna varmıştır.

Dolayısıyla Mahkeme Sözleşmenin 2. maddesinin bu bakımdan ihlal edildiğini düşünmektedir.

2. Sözleşmenin 3. maddesinin ihlali iddiası

Başvuranlar Cavit Özalp'in ölmeden önce kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmişlerdir.

Hükümet başvuranların iddialarının dayanaktan yoksun olduğunu belirtmiştir. Bu bağlamda Hükümet, Cavit Özalp'in vücudunda herhangi bir kötü muamele emaresine rastlanmadığım belirten 24 Ağustos 1995 tarihli rapor sunmuştur.

Mahkeme, başvuranların sundukları ilk görüşlerde Cavit Özalp'in gözaltındayken işkenceye maruz kaldığını belirttiklerini gözlemlemektedir. Fakat başvuranlar bu iddialarını destekleyecek herhangi bir kanıt sunamamışlardır. Başvuranlardan biri olan Hacı Özalp Mahkemeye sunduğu yazılı bir ifadede babasını gözaltında gördüğü fakat kötü muameleye uğramış gibi durmadığını belirtmiştir.

Mahkeme ayrıca, 24 Ağustos 1995 tarihli rapora göre, Cavit Özalp'in cesedi üzerinde kötü muameleye ilişkin iz yoktur.

Bu nedenle Mahkeme'yi Cavit Özalp'in gözaltında iken işkence gördüğüne ikna edebilecek kanıt yoktur.

Yukarıda anlatılanların ışığında 3. maddenin ihlali sözkonusu değildir.

III. SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuranlar ayrıca Cavit Özalp'in ölümü hakkında etkili bir soruşturma yapılmadığı ve mahkemeye başvurmaları mümkün olmadığı için, Sözleşmenin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

Mahkeme başvuranların 6/1 maddesi bağlamındaki şikayetlerinin esaslarını etkili bir soruşturma yapılmamasına dayandırdıklarını gözlemlemiştir. Mahkemenin görüşüne göre bu şikayetin 13. madde çerçevesinde değerlendirilmesi çok daha uygundur.

Bu nedenle 6/1 maddesinin ihlali konusunda karar vermek gerekli değildir.

IV. 13. MADDENİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuranlar etkili bir soruşturma yapılmadığından ve soruşturma prosesine katılamadıklarından şikayetçi olmuşlardır.

Hükümet, Cavit Özalp'in öldürülmesine ilişkin yürütülen soruşturmada eksikliklerin bulunduğunu reddetmiştir.

Mahkemenin daha önce verdiği kararlarda 13. maddenin ulusal düzeyde bir iç hukuk yolunun Sözleşme hak ve özgürlüklerini koruması gerektiğini belirtmiştir. Sözleşmeci Devletlerin bu sorumlulukları yerine getirişleri konusunda takdir yetkisine sahip olmalarına rağmen, 13. madde sözkonusu şikayetlerle ilgilenmek ve uygun çözümler bulmak için bir iç hukuk yolunun varlığını gerektirir. 13. maddeden kaynaklanan sorumluluğun alanı şikayetin türüne bağlı olarak değişir. 13. maddenin gerektirdiği iç hukuk yolu uygulamada ve hukuki açıdan etkili olmalı ve devlet görevlilerinin fiil ve davranışları sebebiyle engellenmemelidir.

2. ve 3. maddelerle korunan haklar, 13. madde ile bağlantılıdır. Bir kimsenin devlet görevlileri tarafından işkence veya kötü muamele gördüğünü iddia ettiği durumlarda 13. madde tazminata ek olarak sorumluların tespit edilip cezalandırılmalarım sağlayacak bir soruşturmanın yapılmasını ve şikayetçinin soruşturma prosedürüne katılımını gerekli kılar.

Mahkeme, Cavit Özalp'in gözaltında iken ölmesi hususunda Hükümet'in sorumlu olduğuna ve 2. maddenin ihlal edildiğine karar vermiştir. Bu nedenle başvuranların bu konudaki şikayetleri 13. maddenin amacı doğrultusunda tartışılabilir.

Yukarıdaki nedenlerden dolayı, gereklilikleri 2. ve 3. maddeden daha geniş kapsamlı olan 13. madde uyarınca etkili bir soruşturma yürütüldüğü söylenemez.

Mahkeme ayrıca, Diyarbakır DGM Savcısının tutuklama ve otopsi raporlarının kopyalarını başvuranların temsilcisine vermeyi reddettiğini ve soruşturma sırasında Özalp ailesi fertlerinin ifadelerini almadığına atıfta bulunmuştur.

Mahkeme, bu nedenle başvuranların tazminat talebi dahil etkili bir iç hukuk yolundan fay dal anam aldıkları sonucuna varmıştır.

Yukarıdakilerin ışığından Mahkeme 13. maddenin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.

V. 41. MADDENİN UYGULANMASI

A. Maddi Zarar

Başvuranlar maddi zararla ilgili olarak 136,269 ABD Doları talepte bulunmuştur. Hükümet bu talepler hakkında yorumda bulunmamıştır.

Mahkeme, başvuranların iddia ettiği zararla Sözleşme ihlali arasında nedensel bir bağ olması gerektiğini ve bunun da uygun olursa gelir kaybı hususunda tazminat kapsayacağını hatırlatmıştır. Mahkeme, yetkililerin Sözleşmenin 2. maddesi bağlamında sorumlu olduklarına karar vermiştir. Bu şartlar altında 2. maddenin ihlali ile merhumun eşi ve çocuklarına sağladığı maddi destek bağlamındaki gelir kaybı arasında doğrudan bir bağlantı olduğu tespit edilmiştir. Mahkeme Cavit Özalp'in hayatta olması halinde ailesinin geçimini sağlayacağını kabul etmektedir. .

Mahkeme bu nedenle hakkaniyete uygun bir karar vererek maddi tazminat için 30,000 Euro'ya hükmetmiştir; bu meblağ ödeme günündeki kur üzerinden Türk Lirasına çevrilecek ve başvuranların Türkiye'deki banka hesabına yatırılacaktır.

B. Manevi Zarar

Cavit Özalp'in eşi ve çocukları manevi tazminat için 55,000 Dolar talep etmişlerdir. Hükümet talep hakkında yorum yapmamıştır.

Mahkeme, adil bir karar vererek 25,000 Euro ödenmesine ve miktarın ödeme günündeki kur üzerinden Türk Lirasına çevrilerek başvuranların Türkiye' deki banka hesaplarına yatırılmasına karar vermiştir.

Mahkeme Masrafları

Başvuranlar avukatın 78 saatlik çalışması karşılığında ve avukat tarafından yapılan diğer harcamalar için 7,800 ABD Doları taleple bulunmuştur.

Hükümet yorum yapmamıştır. Mahkeme öncelikle başvuranların harcamalara ilişkin herhangi bir fatura veya belge sunmadıklarını belirtmiştir. İç Tüzüğün 60/2 maddesi uyarınca Mahkeme böyle bir talebi kabul edemez. Mahkeme adil bir karar vererek bu başlık altında 6,000 Euro ödenmesine karar vermiştir. Bu miktar ödeme günündeki kur üzerinden Türk Lirasına çevrilecek ve bütün vergi ve harçlardan muaf olacaktır.

D. Gecikme Faizi

Mahkeme, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası'nın uyguladığı faiz oranına üç puan ekleyerek elde edilecek oranın uygulanmasına karar vermiştir.

YUKARIDAKİ NEDENLERDEN DOLAYI MAHKEME OYBİRLİĞİYLE

1. 1. Cavit Özalp'in ölümü ile ilgili olarak 2. maddenin ihlal edildiğine,

2. 2. Yetkililerin Cavit Özalp'in ölümü hakkında etkili bir soruşturma yapmaması nedeniyle Sözleşmenin 2. maddesinin ihlal edildiğine,

3. 3. Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edilmediğine,

4. 4. Sözleşmenin 6. maddesinin .ihlal edildiğine dair karar vermenin gerekli olmadığına,

5. 5. 13. maddenin ihlal edildiğine,

6. 6. a) Sorumlu Devletin Sözleşmenin 44/2 maddesi uyarınca başvuranlara kararının kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde aşağıdaki meblağların ödeme günündeki kur üzerinden Türk Lirasına çevrilerek bütün vergi ve harçlardan muaf olarak ödemesine

i) Maddi zarar için 30,000 Euro,

ü) Manevi tazminat için 25,000 Euro,

iii)Mahkeme masrafları için 6,000 Euro

b) Yukarıda değinilen üç aylık sürenin dolmasından itibaren, ödeme gününe kadar geçen süre için Avrupa Merkez Bankası'nın uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygulanmasına

7.Başvuranların adil tazmin taleplerinin geri kalanının reddedilmesine

KARAR VERİLMİŞTİR.

Karar İngilizce olarak hazırlanmış olup Mahkemem İç Tüzüğü'nün 77. maddesinin 2. ve 3. bentleri uyarınca 8 Nisan 2004 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.


 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA