kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ


İçtihat Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

ÜÇÜNCÜ KISIM

SADIK ÖNDER - TÜRKİYE DAVASI

(Başvuru no. 28520/95}

KARAR

STRAZBURG

8 Ocak 2004

OLAYLAR

DAVANIN ŞARTLARI

Başvuran, 1969 doğumlu olup İstanbul'da yaşamaktadır.

A. Gözaltındaki muamele

9 Temmuz 1994 tarihinde başvuran ve on dört kişi, PKK üyesi oldukları şüphesiyle İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nde görevli polisler tarafından gözaltına alınır.

Başvuran, Emniyet Müdürlüğü'ne götürülürken polis aracında ve gözaltında iken kötü muamele gördüğünü iddia eder. Sorgulanması esnasında ise gözlerinin bağlandığını ve çırılçıplak soyulduğunu iddia eden başvuran 'Filistin askısı' denilen askıya asıldığını, kafasının duvarlara vurulduğunu, kendisine elektrik verildiğini ve aşağılandığını ileri sürer.

Başvuran, ayrıca, PKK'nın terör eylemlerine katıldığını ve bu örgüt için çalıştığım belirten bir ifadeyi imzalamak zorunda bırakıldığından şikayet eder. Polis tarafından hazırlanan ifadeyi imzalamasından sonra bir haftadan uzun bir süre daha gözaltında tutulduğunu ve işkence izlerinin bu süre içinde kaybolduğunu ileri sürmektedir. Gözaltında tutulduğu haftada, bir polis memurunun başvuranın hücresine gelip işkence yaralarını iyileştirecek ilaçlar uyguladığını ve bu ilaçlar nedeniyle işkence izlerinin çabucak yok olduğunu öne sürmektedir.

Hükümet, başvuranın 15 Temmuz 1994 tarihinde sorgulandığını iddia ederek başvuranın bu konuda imzaladığı ifadenin bir kopyasını sunmuştur.

22 Temmuz 1994 tarihinde başvuran ve diğer on dört kişi İstanbul Adli Tıp Kurumu'nda görevli Doktor T. Taner Apaydın tarafından muayene edilir. Muayene raporuna göre, başvuranın vücudunda işkence veya kötü muamele izine rastlanmamıştır.

23 Temmuz 1994 tarihinde, başvuran, DGM'ye çıkarılır. Başvuran, hakkındaki iddiaları reddeder ve PKK mensubu olmadığını ifade eder. Başvuran ayrıca, savcıya verdiği ifadenin doğru olmadığını beyan eder. Hakim, başvuranın tutukluluk halinin devamına karar verir.

Başvuran, DGM hakimine, gözaltında işkence gördüğünü ve bunu DGM savcısına da aktardığını iddia eder. Fakat dava dosyasında, böyle bir kayıt yoktur.

Başvuran, cezaevinde tutuklu iken, doktora görünmek ister. Cezaevi doktoru, başvuran için geçici bir rapor hazırlar ve muayene için Eyüp Adli Tıp Kurumu'na gönderir.

22 Ağustos 1994 günü, kurum tarafından hazırlanan ve uzman tarafından imzalanan rapora göre, başvuran sırtındaki, sağ kolundaki ve bacaklarındaki ağrılardan şikayetçidir ama herhangi bir travmatik lezyona rastlanmamıştır. Rapor, şikayetlerin hayati olmadığını ama bir gün istirahat etmesi gerektiğini belirtir.

15 Haziran 1995 tarihinde İstanbul Tabip Odası, başvuranın şikayetleri üzerine, Doktor T. Taner Apaydın'in, 3 Şubat ve 7 Ekim 1994 tarihlerinde yaptığı muayenelerde, işkence izlerini gizlediği sonucuna varır ve bundan dolayı doktorun altı ay görev yapmasını yasaklar.

B. Başvuran aleyhindeki cezai kovuşturma

12 Aralık 1994 tarihinde İstanbul DGM savcısı, başvuranın TCK 168 §§ 1, 2 ve 169. maddeleriyle TMK 5. maddesinden yargılanmasını talep eden iddianamesini İstanbul DGM'ye sunar.

C. Polisler aleyhindeki cezai işlemler

13 Eylül 1994 tarihinde, başvuran İstanbul Cumhuriyet Savcılığına başvurur. Başvurusunda, gözaltında işkence gördüğünü ve işkenceci polisler hakkında yasal işlem yapılmasını talep eder. İddiasına dayanak olarak 22 Ağustos 1994 tarihli raporu sunar.

11 Ocak 1995 tarihinde, savcılık, Eyüp Adli Tıp Kurumu raporuna atıfta bulunarak, polislerin, delil yetersizliğinden dolayı yargılanmalarına gerek olmadığına karar verir.

8 Şubat 1995 tarihinde başvuran Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi'ne itirazda bulunur.

7 Mart 1995 tarihinde Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi başvuranın itirazını reddeder.

HUKUK

I. SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran, gözaltındayken polisin kendisine kötü muamelede bulunduğunu ve Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiğini iddia eder. Anılan madde şöyledir:

"Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kinci ceza veya işlemlere tabi tutulamaz."

A. Gözaltında işkence gördüğü iddiası

Başvuran, gözaltında, polisin kendisine kötü muamelede bulunduğunu iddia eder. Sorgulanması esnasında ise gözlerinin bağlandığını ve çırılçıplak soyulduğunu iddia eden başvuran 'Filistin askısı' denilen askıya asıldığını, kafasının duvarlara vurulduğunu, kendisine elektrik verildiğini ve aşağılandığını ileri sürer.

Başvuran, ayrıca, 22 Temmuz 1994 tarihinde, savcılıktan gelirken yine kötü muameleye maruz kaldığını iddia eder.

Hükümet, işkence ve kötü muamele iddialarının temelsiz olduğunu savunmaktadır.

Mahkeme, Sözleşmenin 3. maddesinin demokratik toplumdaki en temel değerlerden birini içerdiğini yineler. 3. madde, koşullara ve mağdurun davranışlarına bakmaksızın, işkenceyi, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemleri kesin ifadelerle yasaklamaktadır.

Mahkeme, kötü muamele iddialarının gerekli delillerle desteklenmesi gerektiğini belirtmektedir. Mahkeme kanıtlan değerlendirirken genellikle 'makul şüphenin ötesi' kanıt standardını uygulamaktadır (bkz. 18 Ocak 1978 tarihli İrlanda-Birleşik Krallık karan, Series A no. 25, ss.64-65, § 161). Bu tür bir kanıtlama yeterince güçlü, açık, belirgin ve uyumlu emareler toplamından veya çürütülmemiş karinelerden oluşmalıdır.

Mahkeme, başvuranın, DGM ve savcı önünde, kötü muamele gördüğünü iddia etmediğine dikkat çeker. Başvuranın, kötü muamele gördüğünden şikayetçi olmasına karşın, dava dosyasında bu iddialarını destekleyecek bir delil yoktur.

Mahkeme, ayrıca, 22 Ağustos 1994 tarihli sağlık raporunun, başvuranın öznel şikayetleri haricinde, işkenceyi kanıtlayacak bulgular içermediğini; başvuranın, kendi isteğine bağlı olarak tıbbi muayene için tekrar doktora götürüldüğünü ve başvuranın, işkence şikayetiyle ilgili savcılığa ilk dilekçesini 13 Eylül 1994 tarihinde verdiğini gözlemlemektedir.

İlk doktor raporundaki bulgularla ilgili olarak Mahkeme, raporu hazırlayan doktor hakkındaki gelişmelerin, başvuranın o zamanki sağlık durumuyla ilgili inandırıcı bir delil olarak görülemeyeceğini düşünmektedir. Bununla birlikte Mahkeme, başvuranın, raporun güvenilirliğini, yetkili makamlar önünde sorgulamadığına ve başka bir doktora muayene olmayı talep etmediğine dikkat çeker.

Sonuç olarak, Mahkeme, kendisine sunulan delillerle, başvuranın, 3. madde kapsamına girecek düzeyde bir muamele görmediğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla Mahkeme, 3. maddenin ihlal edildiğine ilişkin yeterli delil olmadığı kanısına varmıştır.

B. Soruşturmanın yetersizliği iddiası

Mahkeme, bir kimse, polisin veya Devletin benzer diğer kurumlarının sorumluluğunda iken 3. maddeyi ihlal eden bir muameleye maruz kaldığım iddia ettiğinde, Sözleşmenin 1. maddesinde öngörülen "kendi yetki alanları içinde bulunan herkese bu Sözleşmenin birinci bölümünde açıklanan hak ve özgürlükleri tanırlar" hükmüyle bağlantılı olarak 3. maddenin, Devlete, etkili bir resmi soruşturma zorunluluğu getirdiğini düşünmektedir.

2. maddede belirtildiği gibi bu soruşturma, sorumluların tespit edilip cezalandırılmasını sağlayabilmelidir. Aksi halde, işkencenin, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamelenin genel olarak yasaklanması, uygulamada etkisiz kalacak ve bazı durumlarda Devlet görevlilerin, denetimleri altında bulunan ve sanal dokunulmazlıkları olan kimselerin haklarını ihlal etmeleri söz konusu olabilecektir.

Dolayısıyla, 3. maddenin usul yönünden ihlal edildiğinin belirlenmesinin uygun veya gerekli olup olmadığım belirlemek davanın koşullarına bağlıdır.

Mahkeme, başvuranın gözaltında işkence gördüğünü iddia etmesinden hemen sonra, savcının soruşturma açtığını gözlemlemektedir. Bununla birlikte, dava dosyasından anlaşıldığı üzere, savcı, başvuranın gözaltında işkence görmediği sonucuna varırken, sadece 22 Ağustos 1994 tarihli sağlık raporuna dayanmıştır. Başvuranın gözaltında on beş gün tutulduğunu ve sağlık raporunun başvuranın gözaltına alınmasından bir ay sonra hazırlandığı dikkate alınacak olursa, savcılığın, başvuranın iddialarına yönelik etkili bir soruşturma yürüttüğü düşünülemez. Dava dosyasından, savcılığın, başvuranın, polis memurlarının veya diğer muhtemel tanıkların ifadelerine başvurup başvurmadığı anlaşılmamaktadır.

Yukarıdakilerin ışığında Mahkeme, başvuranın işkence iddialarının, ulusal makamlar tarafından, 3. maddenin gerektirdiği gibi etkili bir şekilde soruşturulmadığına karar vermiştir.

Bundan dolayı Mahkeme, bu açıdan, Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.

II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

Sözleşmenin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:

"Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder."

BU NEDENLERDEN DOLAYI MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,

1. Başvuranın işkence iddialarına yönelik olarak etkili bir resmi soruşturma yürütülmemesi nedeniyle Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiğine;

2. (a) Davalı Devletin, kararın Sözleşmenin 44 § 2 hükmü uyarınca kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde aşağıdaki miktarları başvurana ödemesine;

(i) manevi zararlar için 5,000 EUR (beşbin euro);

(ii) ücret ve masraflar için 2,500 EUR (ikibinbeşyüz euro);

(iii) üstteki miktarlara yüklenebilecek her türlü vergi;

(b) yukarıda bahsedilen üç aylık sürenin dolmasından ödeme tarihine kadar geçen süre için, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizinin üç puan fazlasına eşit oranda temerrüt faizi uygulanmasına;

3. Başvuranın diğer adil tatmin iddialarının reddine karar vermiştir.

İngilizce verilen işbu karar, 8 Ocak 2004 tarihinde İçtüzüğün 77 § 2 ve 77 § 3 hükümleri uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

Vincent Berger Georg Ress

Sekreter Başkan


 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA