kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
SOPHIA GUDRUN HANSEN/TÜRKİYE DAVASI


İçtihat Metni

SOPHIA GUDRUN HANSEN/TÜRKİYE DAVASI

(36141/97 )

Strasbourg

23 Eylül 2003

USULİ İŞLEMLER

Davanın nedeni, İzlanda vatandaşı Sophia Gudrun Hansen'in ("başvuran"), 14 Nisan 1997 tarihinde, İnsan Haklarını ve Temel Hakları Korumaya Dair Sözleşme'nin ("Sözleşme") eski 25. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na ("Komisyon") yaptığı başvurudur (başvuru no. 36141/97).

Başvuran, H. Kaplan tarafından temsil edilmiş, Türk Hükümeti ise kendisini temsil etmek üzere ajan tayin etmemiştir.

Başvuran Sözleşmenin 8. maddesine dayanarak Türk makamlarının, çocuklarını görmesini sağlamak için gerekli düzenlemeleri yapmadığını iddia etmiştir. Ayrıca, bir Katolik olduğu ve İzlanda vatandaşı olduğu için ayırımcılık yapıldığını ileri sürmüştür.

Komisyon, 27 Mayıs 1998 tarihinde İç Tüzük'ün 48/2 (b) maddesi uyarınca başvuranın aile hayatına saygı gösterilmemesi ve vatandaşlık ve dini sebebi ile ayırımcılık yapıldığı hakkındaki şikayetlerini Hükümet'in dikkatine sunmaya karar vermiştir.

Başvuru 11 No'lu Protokol'ün yürürlüğe girdiği 1 Kasım 1998 tarihinde Mahkeme'ye gönderilmiştir.

Mahkeme içinde oluşturulan Birinci Bölüm davaya bakmakla görevlendirilmiştir. Türkiye ile ilgili olarak seçilen Hakim R. Türmen görevinden çekilmiş ve yerine F. Gölcüklü atanmıştır.

Başvuru 19 Haziran 2001 tarihinde kabuledilebilir bulunmuştur.

Başvuran ve Hükümet esaslar hakkındaki görüşlerini sunmuşlardır. Tarafların görüşü alındıktan sonra duruşma yapılmasına gerek olmadığına karar verilmiştir. Taraflar birbirlerinin görüşlerine yazılı olarak cevap vermişlerdir. Buna ek olarak İzlanda Hükümeti'nin görüşleri de Mahkeme'ye sunulmuştur.

1 Kasım 2001 tarihinde davaya bakmak üzere IV. Bölüm görevlendirilmiştir.

Başvuran 1959 doğumlu olup İzlanda'da yaşamaktadır. 1981 doğumlu V.A.'nın ve 1982 doğumlu A.A'nın annesidir. Çocuklar dünyaya geldiklerinde Türk vatandaşı Halil Al ile birlikte İzlanda'da yaşamakta idi. Çocuklar evlilik dışı dünyaya gelmişlerdir.

13 Nisan 1984 tarihinde çift İzlanda'da yaşamakta idi ve bu tarihten üç yıl sonra Halil Al İzlanda vatandaşı olmuştur.

Başvuran ve Halil Al, Kasım 1989'da ayrılmışlar ve Halil Al Şubat 1990'da beraber yaşadıkları evden ayrılmıştır.

Haziran 1990'da Halil Al tatil için iki kızı ile birlikte Türkiye'ye gitmiştir. Eski eşi başvuranı Ağustos 1990'da aramış ve kızların İzlanda'ya dönmeyeceğini söylemiştir. Takip eden aylarda ise çocukları ile ilgili bilgi alamamış ve Türkiye'deki durumlarını öğrenememiştir.

A. İzlanda'daki Boşanma ve Velayet İşlemleri

Başvuran boşanmak ve iki kızının velayetini üstlenmek için İzlanda makamlarına başvurmuştur. 11 Ocak 1991 tarihinde Adalet Bakanlığı boşanmalarına karar vermiş ve iki kızının velayetini anneye vermiştir. Bakanlığın kararı gereğince Halil Al 18 yaşından küçük kızların her birinin bakımı için nafaka ödeyecekti ve karşılıklı anlaşmaya dayalı olarak kızlarını görebilecekti.

B. Türkiye'deki Boşanma ve Velayet İşlemleri

Başvuran 25 Ekim 1991 tarihinde Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi'nde boşanmak ve çocukların velayetini almak için dava açmıştır. Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi 12 Kasım 1992 tarihinde çiftin boşanmasına ve velayetin babaya verilmesine karar vermiştir . 2675 sayılı kanun gereğince davada uygulanabilecek kanunlar Türk kanunlarıdır.

Asliye Hukuk Mahkemesi çocukların babalarıyla kalmak istediğini, İstanbul'daki hayatlarına alıştıklarını ve ayrıldıkları takdirde psikolojik ve duygusal anlamda zarar göreceklerini dikkate alarak velayetin babaya verilmesine karar vermiştir.

Başvuranun itirazı üzerine Yargıtay, başvuranın Türk vatandaşlığını alıp almadığı ve Halil Al'ın İzlanda vatandaşı olup olmadığının ve evliliğin Türkiye'de onaylanması konusunun tespit edilmediği gerekçesiyle 23 Şubat 1993 tarihinde kararı bozmuştur.

Asliye Hukuk Mahkemesi vatandaşlık konusunun dava ile ilgisi olmadığı gerekçesiyle 7 Ekim 1993 tarihinde Yargıtay'ın kararını izlememeye karar vermiştir.

30 Mart 1994 tarihinde Yargıtay Hukuk Dairesi Genel Kurulu vatandaşlık konusunun ve evliliğin Türkiye'de onaylanıp onaylanmadığının dava için önemli olduğunu ileri sürerek 7 Ekim 1993 tarihli kararı bozmuştur.

Dava Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi Dışişleri Bakanlığı'ndan evliliğin Türk makamları tarafından onaylanması konusunda bilgi istemiş bunun sonucunda evlenme ve boşanmanın Oslo'daki Türk Büyükelçiliği tarafından onaylandığı öğrenilmiştir.

Asliye Hukuk Mahkemesi Halil Al'ın hem Türk hem de İzlanda vatandaşı olduğunu ancak başvuran Türk vatandaşlığını almadığı için velayet hakkında karar vermek için yetkili olmadığı sonucuna varmıştır.

Yargıtay, 28 Kasım 1995 tarihinde 20 Nisan 1995 tarihli kararı bozmuştur. Yargıtay'ın görüşüne göre Asliye Hukuk Mahkemesi, 2675 sayılı kanun ve Medeni Kanun'un 312. maddeleri uyarınca gayri sahih nesepli oldukları için çocukların velayetinin kimin üstleneceğine karar vermeliydi.

Dava tekrar Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmiştir.

Çocuklar 15 türbanlı kız ile birlikte mahkemeye ifade vermek üzere gelmişlerdir. Mahkeme önünde slogan atmak üzere toplanan topluluk başvurana ve avukatlarına zarar vermiştir.

Başvuranın avukatının davanın gizli görüşülmesi talebinde bulunmasına rağmen, bu istek reddedilmiş ve daha sonra avukatın İzlanda Büyükelçisi'nin, İstanbul Konsolosunun ve tercümanların ve diğer İzlanda vatandaşlarının duruşmaya katılma talebini kabul etmiştir.

Başvuranın avukatı çocukların babalarının baskısı altında olduğunu ve kendi özgür iradeleri ile ifade vermediklerini iddia etmiştir.

Mahkeme çocukların ifadelerine dayanarak velayetin babaya verilmesine ve anneye de çocukları görme izni verilmesine karar vermiştir.

Çocuklar birçok kere altı yıldır babalarıyla birlikte yaşadıklarını ve onunla birlikte olmaktan mutlu olduklarını, annelerini görmek istemediklerini ve kendilerini kaçırmasından korktuklarını söylemişlerdir. Çocuklar psikolojik, zihinsel veya psikolojik baskı altında değildirler. Mahkemenin görüşüne göre çocukların babalarıyla birlikte kalmaları onların yararına olacaktır. Aradaki mesafe gözönüne alınarak anneye yaz tatillerinde temmuz ve ağustos aylarında çocuklarını görme izni verilmiştir.

18 Kasım 1996 tarihinde Yargıtay bu kararı onamıştır.

Yargıtay başvuranın karar düzeltme için yaptığı başvuruyu 31 Mart 1997 tarihinde reddetmiştir.

Başvuran Halil Al'a karşı velayetin nezi davası açmıştır.

C. Başvuranın Çocuklarıyla Görüşmesi İçin Verilen Kararın İcra Edilmesi Hakkındaki Hukuki İşlemler

Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi 12 Mart 1992 tarihinde başvurana her ayın ilk ve üçüncü cumartesi günü çocuklarını görme izni vermiştir. Ancak sadece iki sefer görüşebilmiş ve sonraki çabaları ise sonuçsuz kalmıştır.

4 Haziran 1992 tarihinde Halil Al Bakırköy İcra Müdürü'ne kızlarının 6 Haziran-6 Eylül 1992 tarihleri arasında yaz tatili için Sivas'a gideceklerini bildirmiştir. Ayrıca İstanbul'daki ve Sivas'taki adreslerini de vermiştir.

Halil Al, Sivas'ta iken İcra Müdürü'ne V.A.'nın hastalığı sebebiyle 4 Ekim 1992 tarihine kadar Sivas'ta kalacaklarını bildirmiştir.

Bu sırada Bakırköy Sulh Ceza Mahkemesi başvuranın 17 Ekim 1992 tarihinde çocuklarını kaçırmaya çalıştığı şeklindeki Halil Al'ın şikayeti üzerine, başvuran aleyhine açılan davada 6 Ekim 1992 tarihli kararla beraat etmesine karar vermiştir.

Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi 12 Kasım 1992 tarihinde çiftin boşanmasına ve velayetin babaya verilmesine ve annenin de çocuklarını belirlenen tarihlerde görmesine karar vermiştir. Çocukların maddi ihtiyaçları Türkiye ve İzlanda arasındaki mesafe ve yaz tatilleri dikkate alınarak başvuranın her yılın temmuz ayında ( 30 gün) çocuklarını görmesine karar verilmiştir.

Halil Al Bakırköy İcra Tetkik Mercii Hakimliği'nin sözkonusu kararla ilgili yürütmeyi durdurma kararı vermesini istemiştir. Yargıtay'ın İlk Derece Mahkemesi'nin kararını bozduğunu belirtmiştir. Başvuran bu nedenle çocuklarını görebilmek için Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi'ne başvuruda bulunmuştur.

Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi 30 Haziran 1993 tarihinde başvurana her Cuma 17.00 ve her Pazar 17.00 arasında çocuklarını görme izni vermiştir. Mahkeme başvuranın İstanbul'da tuttuğu dairede görüşebileceklerini belirtmiştir.

2 Temmuz 10 Eylül 1993 tarihleri arasında icra memurları Halil Al'ın evine 11 kere gitmişlerdir. Ancak evde kimseyi bulamamışlardır. Bu ziyaretlerin ikisinde kapıcı, Halil Al'ın iki kızı ile birlikte Sivas'a gittiğini söylemiştir.

Başvuran birçok şikayette bulunmuştur. Bakırköy Savcılığı, mahkeme kararlarına uymadığı gerekçesiyle Halil Al hakkında cezai işlem başlatmıştır.

Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesi 19 Ocak 1994 tarihinde başvuranı üç ay on gün hapis cezasına mahkum etmiştir. Bu ceza 500,000 TL para cezasına çevrilmiştir.

Başvuranın 15 Temmuz 1994, 22 Temmuz 1994, 29 Temmuz 1994, 5 Ağustos 1994, 19 Ağustos 1994, 26 Ağustos 1994, 2 Eylül 1994, ve 9 Eylül 1994 tarihlerinde çocuklarını görmek için yaptığı bütün girişimleri sonuçsuz kalmıştır. Memurlar bu tarihlerde evde kimseyi bulamamıştır.

İcra memurları 16 Eylül 1994 tarihinde Halil Al'ın evine zorla girmiştir ve A.A. evde olmadığı için V.A.'yı da almadan gitmişlerdir.

İcra memurlarının 23 Eylül 1994 tarihinde Halil Al'ın evine gelişlerinde çocukları yine bulamamışlardır. Halil Al, 30 Eylül 1994, 14 Ekim 1994, 21 Ekim 1994 ve 25 Kasım 1994 tarihlerinde de mahkemenin çocuklarla kişisel ilişki kurma hakkındaki ilamına uymayı reddetmiştir.

Yargıtay 10 Ekim 1994 tarihinde Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesi'nin 19 Ocak 1994 tarihli kararını onamıştır.

Halil Al 6 Ocak 1995, 20 Ocak 1995, 3 Şubat 1995, 10 Mart 1995, 24 Mart 1995, 7 Nisan 1995 tarihlerinde de mahkeme ilamına uymamıştır. Bu tarihlerin hiçbirinde evde bulunamamıştır.

14 Nisan 1995 tarihinde başvuran icra memurlarıyla birlikte Halil Al'ın evine gelmiştir. Çocukların büyükbabası evdedir ancak çocukların okula gittiklerini ve hangi okul olduğunu bilmediğini söylemiştir.

13 Haziran 1996 tarihinde Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi her Temmuz ve Ağustos ayında başvuranın çocuklarını görmesine izin vermiştir.

Bakırköy İcra Müdürü Halil Al'a 12 Temmuz 1996 tarihinde 17.00'da evde olmasını belirten resmi bir yazı göndermiştir.

Halil Al 11 Temmuz 1996 tarihinde Bakırköy İcra Hakimi'nin çocukla kişisel ilişki kurulması hakkındaki ilamı kaldırmasını istemiştir. Bu talep 12 Temmuz 1996 tarihinde reddedilmiştir. Ancak eve gelen icra memurları çocukları evde bulamamıştır.

Aynı tarihli bir mektupta Halil Al, V.A.'nın Erzurum'da A.A.'nın ise Sivas'ta olduğunu ve annenin isterse çocuklarını bu şehirlerde görebileceğini bildirmiştir.

İcra memurları 19 Temmuz 1996 tarihinde Halil Al'ı yine evde bulamamıştır. Kapıcı çocukların sabah erkenden evden ayrıldığını söylemiştir.

Başvuran 12 Temmuz 1996, 20 Ağustos 1996 ve 11 Eylül 1996 tarihlerinde Bakırköy Savcılığı'na üç şikayet dilekçesi sunmuştur.

24 Temmuz 1996 tarihinde Bakırköy Savcılığı Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesi'ne Halil Al aleyhinde mahkeme ilamlarına uymadığı gerekçesiyle bir iddianame sunmuştur.

Bakırköy İcra Müdürü 26 Temmuz 1996 tarihli mektubu ile aynı tarihte gerçekleşecek bir ziyaret hakkında karakola bilgi vermiş ve bir polis memurunun kendilerine eşlik etmelerini istemiştir. Daha sonraki ziyaretlerde polis memuru eşlik etmiştir.

Bakırköy Savcılığı 4 Eylül 1996 tarihinde Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesi'ne Halil Al aleyhinde mahkeme ilamlarına uymadığı gerekçesiyle tekrar bir iddianame sunmuştur.

13 Eylül 1996 tarihinde ziyarete gittiklerinde çocukların büyükbabası Sivas'dan gelmediklerini söylemiştir.

20 Eylül 1996 tarihinde icra memurları Halil Al'ın evinde kimseyi bulamamışlardır. Komşulardan biri uzun zamandır eve gelen veya giden kimseyi görmediğini söylemiştir.

Başvuranın ileriki tarihlerde yaptığı ziyaretler de sonuçsuz kalmıştır.

İzlanda Hükümeti'ne göre, Türk ve İzlanda makamları arasındaki görüşmeler ve Türk makamlarına İzlanda Dışişleri Bakanlığı ve İzlanda'nın Türkiye Büyükelçisi'nin baskıları neticesinde 1 Aralık 1996 tarihinde başvuran ve çocukların görüştürülmesi için bir buluşma düzenlenmiştir.

Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesi 7 Mart 1997 tarihinde Halil Al'ı mahkeme kararlarına uymadığı gerekçesiyle mahkum etmiş ve üç ay 26 günlük hapis cezası ile cezalandırmıştır.

27 Mart 1997 tarihli bir mektupla Türk Dışişleri Bakanlığı Adalet Bakanlığı'na başvuranın 29 veya 30 Mart 1997 tarihlerinde Türkiye'ye geleceğini ve hiçbir engelleme olmaksızın çocuklarını görebilmesi için gerekli tedbirleri almasını istemiştir.

10 Nisan 1997 tarihinde başvuran Bakırköy Savcılığı'ndan Halil Al'ın tutuklanması için gerekli tedbirleri almasını istemiştir.

21 Ağustos 1997 tarihinde başvuranın avukatı çocukları görmek için Sivas Divriği'ye hareket etmiştir. Halil Al kızlarıyla birlikte buluşma noktasına gelmiştir. Kızlar babalarından ayrıldıktan sonra kızlar bağırmaya başlamışlar ve annelerini görmek istemediklerini söylemişler ve arabaya binmeyi reddetmişlerdir. Avukat polis memurlarının Ankara'ya kadar kendilerine eşlik etmesini istemiş ancak polis memurları sadece Sivas il sınırına kadar gelebileceklerini söylemişlerdir. Başvuranın avukatı bölgedeki terör olayları nedeni ile tek başına seyahat etmek istememiştir.

Başvuran Bakırköy Savcılığı'na bir şikayet daha sunmuştur. 24 Eylül 1997 tarihinde Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesi, başvuranın iddialarını reddetmiş ve Halil Al'ın beraat etmesine karar vermiştir. Sözkonusu Mahkeme çocukların annelerini görmek istemediklerini ve annelerini görmemek için arkadaşlarının evlerine gittiklerini belirtmiştir. Mahkeme çocukların babalarının etkisi altında olmadıklarını ve Halil Al'ı mahkum etmek için elde kanıt olmadığını belirtmiştir.

Adalet Bakanlığı Dışişleri Bakanlığı'na, çocuklarını Sivas, Ankara veya Kayseri'de görebileceği şeklinde başvurana bilgi verildiğini belirtmiştir. Başvuran çocuklarını görmek için sözkonusu illere gitmemiştir. Adalet Bakanlığı genel bir kural olarak şikayetçinin ilgili yasal prosedüre başvurabileceğini ancak başvuranın böyle bir yola başvurmadığını belirtmiştir.

Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesi 4 Eylül 1996 tarihinde başlatılan cezai işlemleri sona erdirmiştir. 13 Ocak 1998 tarihli kararla Halil Al Mahkeme kararlarına uymadığı gerekçesiyle dört ay hapis cezası ile cezalandırılmıştır. Sözkonusu ceza 1,200,000 TL para cezasına çevrilmiştir.

8 Haziran 1998 ve 8 Temmuz 1998 tarihli yazılarla Adalet Bakanlığı Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi'nin kararı uyarınca Sivas ve Divriği Savcılarının buluşmayı sağlamak için gerekli tedbirleri almasını istemiştir. Adalet Bakanlığı İçişleri Bakanlığı'na avukatın 21 Nisan 1997 tarihli buluşma hakkındaki çabasının güvenlik endişeleri sebebiyle engellendiğini belirtmiştir. İçişleri Bakanlığı'nın başvuranın gelecek Temmuz ayında kızlarıyla buluşması için gerekli tedbirleri almasını tavsiye etmiştir.

Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesi 15 Temmuz 1998 tarihinde Halil Al'ı bir ay beş gün hapis cezasına mahkum etmiştir. Ceza 350,000 TL para cezasına çevrilmiştir.

Başvuran Divriği'de dört gün süre ile çocuklarını görmüştür. Ancak Halil Al, görüşmenin daha da uzamasına izin vermemiştir. Başvuran, İzlanda'ya dönmüştür.

Başvuran, 27 Ağustos 1998 tarihinde Divriği'ye tekrar geldiği halde çocuklarını görememiştir.

V.A. Haziran 1999'da, A.A. da Ekim 2000'de on sekiz yaşını doldurduğunda, Türk kanunların gereğince çocuklar yetişkin sayıldıkları için başvuranın çocuklarla kişisel ilişki kurma hakkı icra edilemez duruma gelmiştir.

II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI

İlgili zamanda Türkiye Çocukların Velayetine İlişkin Kararların Tanınması ve Tenfizi ile Çocukların Velayetinin Yeniden Tesisine İlişkin Avrupa Sözleşmesi'ne taraf değildi. ( Sözkonusu Sözleşme İzlanda'da 1 Kasım 1996, Türkiye'de ise 1 Haziran 2000 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Sözleşmeye de taraf değildi. ( İlgili Sözleşme 1 Kasım 1996 tarihinde İzlanda'da, 1 Kasım 1996 tarihinde de Türkiye'de yürürlüğe girmiştir ).

HUKUK

1. Sözleşmenin 8. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası

Başvuran Türk makamlarının Sözleşmenin 8. maddesinden kaynaklanan sorumluluğa aykırı olarak çocuklarını görme hakkının etkili bir şekilde güvence altına alınmadığından şikayetçi olmuştur.

A. Tarafların İfadeleri

1. Başvuran

Başvuranın 1992 ve 1998 yılları arasında yapmış olduğu sayısız girişime rağmen, Türk makamlarının çocuklarını görme hakkının etkili bir şekilde güvence altına almadığından şikayetçi olmuştur. Kızlarını görebilmek için İzlanda'dan Türkiye'ye altı yıl içinde yüz seferden fazla seyahat etmiştir. Ancak boşandığı eşin başvuranın isteğini reddetmesi üzerine bütün girişimleri sonuçsuz kalmıştır. Ziyaretlerden önce boşandığı eşinin çocukları sakladığını ve Türk makamlarının çocukların yerini tespit etmek için etkili tedbir almadığını ileri sürmüştür.

Başvuran, eski eşi aleyhinde mahkeme kararlarına uymadığı gerekçesiyle 18 adet ceza davası açıldığını ancak, eşinin sadece hafif cezalar alarak kurtulduğunu ileri sürmüştür.

2. Hükümet

Hükümet, ulusal makamların kendi yetkileri dahilinde başvuranın çocuklarını görmesini sağlamak için elinden geleni yaptığını savunmuştur. Hükümet, böyle bir durumda çocukların ve ebeveynlerin çıkarları arasında adil bir denge kurmanın önemli olduğunu ifade etmiştir. Çocuklar boşanma davası sırasında ve 21 Ağustos 1997 tarihinde Divriği'de gerçekleşen buluşmada annelerini görmek istemediklerini söylemişlerdir. Bu şartlar altında makamlar Sözleşmenin 8. maddesi uyarınca kendi düşüncelerinin dikkate alınmasını isteyecek kadar büyümüş olan çocukların haklarını gözetmekle aynı derecede sorumludur. Başvuranın çocuklarını görememesinin en önemli sebebinin babanın işbirliği yapmayı reddetmesidir. Hükümet babanın davranışından sorumlu tutulamaz. İkinci olarak da çocuklar, annelerini görmeyi reddetmişlerdir ve bu durumdan Hükümet sorumlu tutulamaz. Ayrıca eski eşin yargılandığını ve mahkeme kararlarına uymaması sebebiyle birçok kez ceza aldığını belirtmiştir.

Hükümet, davanın zor şartları altında Türk makamların, başvuranın çocuklarını görebilmesi için mümkün olan her şeyi yaptığını belirtmiştir.

3. İzlanda Hükümeti

İzlanda Hükümeti başvuranla aynı görüştedir. İzlanda Hükümeti, Türk yasalarının Sözleşmenin 8. maddesi ile güvence altına alınan hakları için yeterli güvence sağlamadığını ve mahkeme kararları uyarınca etkili tedbirleri almadığını ileri sürmüştür.

İzlanda Hükümeti'nin görüşüne göre, Türk Hükümeti'nin aldığını düşündüğü tek tedbir yetkililerin boşandığı eşin evine kadar başvurana eşlik etmesidir. Çocukların yerini tespit etmek için veya başvuran ve boşandığı eşin uzlaşmasını sağlamak için tedbir alınmamıştır.

B. Mahkemenin Değerlendirmesi

Mahkeme öncelikle başvuranın 1990 yılından itibaren V.A. ve A.A. isimli iki kızı ile görüşemediğini dile getirmiştir. Bu konuların Sözleşmenin 8. maddesinin anlamı dahilinde, "aile hayatı" ile ilgili olduğu kesindir.

Başvuran ile ilgili olarak aile hayatına saygı ilkesine aykırı bir durumun söz konusu olup olmadığına karar verilmelidir. Mahkeme, 8. madde ile bireyin resmi görevlilerin keyfi fiillerine karşı korunmaya alındığını tekrarlamıştır. Bu bağlamda Mahkeme, 8. maddenin ebeveynlere çocuklarıyla görüşme hakkı tanıdığını ve ulusal makamların bu yönde tedbir almaları gerektiğini belirtmiştir.

Ancak, ulusal makamların ilgili sorumluluğu kati değildir; bir süreden beri anne veya baba ile yaşayan çocukların diğer tarafla bir araya gelmesi hemen gerçekleşmez; hazırlık tedbirlerinin alınması gereklidir. Bu hazırlıklarda anlayış ve işbirliğinin önemi büyüktür. Ulusal makamların böyle bir işbirliğini kolaylaştırmaları gerekirken bu yöndeki herhangi bir zorlama sınırlı olmalıdır çünkü haklar ve özgürlükler kadar tarafların çıkarları, özellikle de çocukların Sözleşmenin 8. maddesi ile korumaya alınan hakları, dikkate alınmalıdır. Anne veya baba ile iletişim kurmak çocukların çıkarları açısından sakıncalı ise bunlar arasında adil bir denge kurmak ulusal makamların görevidir.

Mahkeme bu nedenle ulusal makamların gerekli tedbirleri aldığından ve hukukun üstünlüğü ilkesi çerçevesinde ilgili kişilerin çıkarları arasında adil bir dengenin kurulduğundan emin olmalıdır.

Bu bağlamda Mahkeme, böyle bir durumda alınacak tedbirin yeterliğinin, uygulamanın gerçekleştiği zaman ile ölçülebileceğini tekrarlamıştır. Mahkeme tarafından verilen kararın uygulanması dahil, ailevi sorumluluğun verilmesi ile ilgili işlemlerin zaman kaybetmeden sonuçlandırılması gereklidir. Çünkü ilgili süreç içinde çocuklar ve çocuklarla birlikte yaşamayan anne veya baba arasındaki ilişki zarar görebilir.

Mahkeme başvuranın, boşanmak ve çocuklarının velayetini üstlenmek için 25 Ekim 1991 tarihinde Mahkeme'ye başvurduğunu gözlemlemiştir. Dava altı yıl beş ay sonra, 31 Mart 1997 tarihinde sonuçlanmıştır. Bu arada 12 Mart 1992 tarihinde başvuranın her ayın ilk ve üçüncü Cumartesi günleri çocuklarını görmesine izin verilmiştir. Ancak başvuran çocuklarını 12 Mart ve 12 Kasım 1992 tarihleri arasında yalnızca iki sefer görebilmiştir. 12 Kasım 1992 tarihinde başvuranın her Temmuz ayında 30 gün boyunca çocuklarını görmesine karar verilmiştir. Ancak Yargıtay, ilk derece mahkemesi'nin söz konusu kararını 23 Şubat 1993 tarihinde bozmuştur. 30 Haziran 1993 tarihinde başvurana yine geçici olarak Cuma 17.00 ile Pazar 17.00 saatleri arasında çocuklarını ziyaret etme izni verilmiştir. Başvurana her Temmuz ve Ağustos aylarında 60 gün ziyaret izni veren bu düzenleme 13 Haziran 1996 tarihine kadar yürürlükte kalmıştır.

Mart 1992 ve Ağustos 1998 yılları arasında çocukların bulunduğu eve icra memurlarıyla birlikte 50 seferden fazla gidilmesine rağmen, sadece dört sefer görüşebilmiştir. İki sefer başvuran bir sefer de başvuranın avukatı Divriği'ye çocukları görmeye gitmiştir.

Dava süreci içinde çocuklar büyük oranda baskıya maruz kalmışlardır; çünkü velayet ve boşanma basının ve kamuoyunun dikkatini çekmiştir. O zor şartlar altında bile ilgili makamlar uzun süren dava sürecinde başvuranın çocuklarıyla görüşmesini sağlamak için tedbir almamıştır. Özellikle de başvuranın boşandığı eşi ile işbirliği yapmalarını ve kızlarıyla tekrar görüşmesini sağlamak için sosyal hizmet kuruluşlarının veya psikologların görüşleri alınmamıştır.

Bu bağlamda Mahkeme, çocukların annelerini görmek istemediklerini birçok sefer dile getirdiklerini belirtmiştir. Hükümet, ulusal makamların çocukların annelerini görmek istememelerinden veya babanın mahkeme kararlarına uymamasından sorumlu tutulamayacağını belirtmiştir. Çocukların annelerini görmek istemediklerini söylemelerine rağmen, Mahkemenin görüşüne göre, dışardan herhangi bir baskı olmaksızın duygularını özgürce ifade edebilecekleri ve anneleri ile iletişim kurabilecekleri bir ortam yaratılmamıştır.

Mahkeme, icra memurlarının görüşme için önceden belirlenen tarihlerde eve gittiklerinde eski eşin çocuklarla birlikte evde bulunamadığını gözlemlemiştir. Ancak ulusal makamlar çocukların yerini tespit etmek için girişimde bulunmamıştır. Halil Al'ın ısrarlı itirazlarına karşın, başvuranın çocuklarıyla görüşmesini sağlamak için eski eşin işbirliği yapmasına yol açacak tedbirler alınabilirdi.

Böyle hassas bir durumda çocuklara karşı zorlayıcı tedbir alınması arzu edilir olmasa da, çocukların birlikte yaşadığı kişinin yasadışı davranışı karşısında bu yöntem reddedilmemelidir.

Mahkeme, Hükümet'in mümkün olan her şeyi yaptığı görüşünde değildir; başvuranın eski eşine verilen para cezaları etkili ve yeterli değildi. Hükümet, başvuranın icra memurları ile birlikte Halil Al'ın evine zorla girmelerinin mümkün olduğunu ileri sürmüştür. Ancak Mahkeme, bu yönteme başvurulsa bile yetkililerin ilgili sorumluluklarından kurtulamayacağı görüşündedir.

Yukarıda anlatılanlara bağlı olarak, Mahkeme Türk makamlarının çocuklarıyla görüşmesini sağlamak için etkili ve yeterli çaba göstermediğini ve bu nedenle 8. madde ile güvenceye alınan aile hayatına saygı hükmünün ihlal edildiği sonucuna varmıştır.

Bu nedenle Sözleşmenin 8. maddesi ihlal edilmiştir.

II. 14. MADDENİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran Katolik ve İzlanda vatandaşı olmasına bağlı olarak ayırımcılık yapıldığını ve çocuklarını görmesine izin verilmediğini ileri sürerek 14. maddeye aykırı davranıldığını iddia etmiştir.

Mahkeme önündeki bilgi ve belgelere dayanarak başvuranın şikayetlerinin temelden yoksun olduğunu belirtmiştir.

Sözleşmenin 14. maddesinin ihlali söz konusu değildir.

III. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

A. Maddi Zarar

Başvuran, maddi zararları için toplam olarak 529,913 Euro'ya tekabül eden 478,209.46 Dolar talepte bulunmuştur:

i) 1992 ve 2001 yılları arasında çocuklarını görebilmek için İzlanda ve Türkiye arasındaki seyahat ve konaklama giderleri için 243,355.25 ABD Doları

ii) İstanbul'da kiralanan daire için 84,600 ABD Doları;

iii) İstanbul'da kaldığı süre içinde ısınma, elektrik, gaz ve su giderleri için 5,286.65 ABD Doları

iv) Türkiye'de yaptığı telefon görüşmeleri için 69,668.07 ABD Doları;

v) İzlanda'dan yaptığı telefon masrafları için 22,268.61 ABD Doları;

vi) Ofis kirası ve teçhizat, güvenlik hizmetleri ve Sophia Hansen'e Destek" dahil, İzlanda'daki "Börnin Heim ( Çocukların Geri Getirilmesi) Projesi" için 42,171.63 ABD Doları;

vii) Posta giderleri için 10,626.94 ABD Doları;

viii) Diğer giderler için 232.31 ABD Doları.

Hükümet, başvuranın talep ettiği meblağın fahiş olduğunu ve Mahkeme huzurunda dile getirilen şikayetlerle iddia sözkonusu zarar arasında nedensel bir bağ olmadığını ifade etmiştir.

Mahkeme, maddi zarar ile ilgili tazminat talebinden İzlanda'da başvuran adına toplanan 169,526.57 ABD Dolarının düşülmediğini gözlemlemiştir. Mahkeme geri kalan meblağın ise fahiş olduğu görüşündedir.

Ancak, Mahkeme eski eşin mahkeme emirlerine uymaması nedeniyle oldukça yüksek bir meblağa varacak derecede harcama yaptığı görüşündedir.
Yukarıda anlatılanlara bağlı olarak ve Sözleşmenin 41. maddesine dayanarak Mahkeme başvurana 50,000 Euro ödenmesine hükmetmiştir.

Başvuran, çocuklarıyla görüşemediği için girdiği sıkıntı nedeniyle manevi tazminat için 221,624 Euro'ya tekabül eden 200,000 ABD Doları talep etmiştir.

Hükümet, başvuranın talebinin fahiş olduğunu düşünmektedir.

Mahkeme, başvuranın çocukları ile görüşme hakkından faydalanamadığı için sıkıntıya girdiğinden şüphe duymamaktadır. Ayrıca sadece bir sözleşme maddesinin ihlal edildiği saptaması ile adil tazminin sağlanmasının mümkün olmadığı görüşündedir. Mahkeme benzer davalarda ödenen tazminat miktarlarını dikkate alarak ve Sözleşmenin 41. maddesi uyarınca adil bir değerlendirme yaparak 15,000 Euro ödenmesine hükmetmiştir.

Sonuç olarak Mahkeme manevi zarar için başvurana 15,000 Euro ödenmesine karar vermiştir.

B. Mahkeme Masrafları

Başvuran, mahkeme masrafları için toplam 116,875.74 ABD Doları talep etmiştir :

i) Avukatın İzlanda'daki avukatlık ücretleri için 22,350 ABD Doları;
ii) Türkiye'deki avukatlık ücretleri için 2.875.74 ABD Doları;
iii) Avukat'ın masrafları ve seyahat giderleri dahil, Türkiye'deki boşanma, velayet ve infaz işlemleri için 60,000 ABD Doları;
iv) Strazburg'daki avukatlık masrafları için 30,750 ABD Doları

Mahkeme, avukatın İzlanda'daki işlemlerinin başvuranın çocuklarını görme hakkının uygulanması ile ilgili olmadığını tespit etmiştir. Bu nedenle bu başlık altındaki tazminat talebi reddedilmiştir.

Ulusal işlemlerle ilgili olarak mahkeme kararlarının infazı ile ilgili işlemlerin ve Strazburg'taki mahkeme işlemlerinin kaçınılmaz olduğu belirtilmiştir. Bu nedenle ancak makul olması şartıyla ödeme yapılabilir.

Mahkeme, talep edilen meblağın çok yüksek olduğu görüşündedir. Mahkeme adil bir değerlendirme yaparak ve davanın karmaşıklığını da göz önünde bulundurarak başvurana yasal harcamalar için 10,000 Euro ödenmesini uygun görmüştür.

Sonuç olarak Mahkeme başvurana bu başlık altında 10,000 Euro ödenmesine hükmetmiştir.

C. Gecikme Faizi

Mahkeme Avrupa Merkez Bankası'nın uyguladığı faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda gecikme faizi uygulanmasını uygun görmüştür.

YUKARIDAKİ NEDENLERDEN DOLAYI, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE ;

1. Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edildiğine;

2. 14. maddenin ihlal edilmediğine;

3. a) Sorumlu Devletin Sözleşmenin 44/2 maddesi uyarınca başvurana kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde aşağıdaki meblağları ödemesine;

i) Maddi tazminat için 50,000 EURO
ii) Manevi tazminat için 15,000 EURO
iii) Mahkeme masrafları için 10,000 EURO
iv) Yukarıdaki meblağlara uygulanabilecek her türlü verginin dahil edilmesine;

b) Yukarıda değinilen üç aylık sürenin dolmasından ödemenin yapıldığı güne kadar geçen süre için Avrupa Merkez Bankası'nın uyguladığı faiz oranının üç puan fazlasının uygulanmasına ;

4. Başvuranın diğer adil tazmin taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.

Karar, İngilizce olarak hazırlanmış olup Mahkeme İç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA