kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
ÇETİN VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE

İlgili Kavramlar

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜN İHLALİ

İçtihat Metni

ÇETİN VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE

2. Daire Kararı

Başkan J.P. Costa

Üyeler, A.M. Baka, Gaukur Jörundsson, L. Loucaides, R. Türmen, C. Birsen, M. Ugrekhelidze

Başvuru No: 40153/98

Başvuru No: 40153/98 ve 40160/98

Karar Tarihi: 13 Şubat 2003

Bu dava Ülkede Gündem gazetesinin olağanüstü hal bölgesinde yayınlanmasının ve dağıtılmasının yasaklanmasıyla ilgilidir. Bu yasak, Olağanüstü Hal Bölge Valisi tarafından 1 Aralık 1997 tarihinde getirilmiştir.

Vedat Çetin, Mehmet Kaya, ismet Bakaç, Ahmet Sünbül, Zeynel Bağır, Metin Dağ, Kemal Şahin ve Naif Kılıç'tan oluşan başvuru sahipleri 40153/98 ve 40160/98 numaralı başvurularla Sözleşmenin 10. Maddesinin ihlali iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuşlardır.

Mahkeme oybirliğiyle,

1- Sözleşmenin 10. Maddesinin ihlal edildiğini hüküm altına alır,

2-
a- Sözleşmenin 44/2. Maddesine göre, kararırı kesinleşeceği tarihten itibaren 3 ay içinde, davalı devlet başvuru sahiplerine karar tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası olarak:
i- kişi başına 2.500 Euro (iki bin beş yüz Euro) manevi zarar için;
ii- başvuru sahiplerine toplu olarak 3.000 Euro (üç bin Euro) masraf ve harcamalar için;
iii- bu miktarlar üzerinden gereken tüm vergileri ödeyecektir
b- 3 aylık sürenin bitiminden itibaren bu ödemenin yapıldığı ana kadar geçen süre için, bu miktarlara, Avrupa Merkez Bankası tarafından marjinal ödünç kolaylığına uygulanan oranda faiz, % 3 oranında artırılarak uygulanacaktır.

3- Hakkaniyete uygun daha fazla tazminat istemini reddeder.

KARARDA ATIF YAPILAN DİĞER DAVALAR

1- Zana v. Türkiye, 25 Kasım 1997
2- Artico v. İtalya, 13 Mayıs 1980
3- V. v. Birleşik Krallık, başvuru no: 24888/94
4- Betty Purcell ve diğerleri v. İrlanda, no: 15404/89, 16 Nisan 1991
5- B. ve O. v. Birleşik Krallık, no: 18714/91, 9 Haziran 1994
6- Vereinigung Demokratischer Soldaten Österreichs ve Gubi v. Avusturya, 19 Aralık 1994
7- Association Ekin v. Fransa, no: 39288/98
8- Castells v. İspanya, 23 Nisan 1992
9- Fressoz et Roire v. Fransa, no: 29183/95 W- Ceylan v. Türkiye, no: 23556/94
11- Ayşe Öztürk v. Türkiye, no: 24914/94, 15 Ekim 2002
12- Lingens v. Avusturya, 8 Temmuz 1986
13- Sunday Times v. Birleşik Krallık, 26 Kasım 1991
14- Casado Coca v, İspanya, 24 Şubat 1994
15- Autronic AG v. İsviçre, 22 Mayıs 1990
16- Piermont v. Fransa, 27 Nisan 1995

PROSEDÜR

1. Bu davanın kaynağında Türk vatandaşı olan Vedat Çetin, Mehmet Kaya, İsmet Bakaç, Ahmet Sünbül, Zeynel Bağır, Metin Dağ, Kemal Şahin ve Naif Kılıç'ın Türkiye Cumhuriyetine karşı yaptıkları 40153/98 ve 40160/98 numaralı başvurular bulunmaktadır.

Başvuru sahipleri, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesinin eski 25. Maddesi uyarınca 5 Ocak ve 5 Şubat 1998 tarihlerinde İnsan Hakları Komisyonuna başvurmuşlardır.

2- Başvuru sahipleri, Mahkeme önünde Diyarbakır'da avukatlık yapan Avukat S. Tanrıkulu tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti Mahkeme önündeki prosedür için görevli tespit etmemiştir.

3. Başvuru, davaya yol açan olayların, davalı devletin Sözleşmenin 10. Maddesi bağlamında bir ihlaline girip girmediği yönünde bir karar elde etme amacına yöneliktir.

OLAYLAR

9. Başvuru sahipleri Türk vatandaşı olup Diyarbakır'da oturmaktadırlar. Olayların meydana geldiği esnada merkezi İstanbul'da bulunan ve Türkçe yayınlanan Ülkede Gündem gazetesinde gazeteci olarak çalışmaktadırlar. Bu gazete 24 Ekim 1998'de kapanmış yerine özgür Bakış gazetesi çıkmaya başlamıştır. 27 Nisan 2000'de 2 Binde Yeni Gündem isimli bir başka gazete çıkmış, bu da 31 Mayıs 2001'de haftalık Yedinci Gündem'e yerini bırakmıştır.

10. Olayların meydana geldiği esnada V. Çetin Ülkede Gündem gazetesinde her salı yayınlanmakta olan Diyarbakır'dan notlar kroniğini yazmaktaydı. I. Balkaç Ülkede Gündem'in Diyarbakır temsilcisiydi (...)

11. Diğer başvuru sahiplerine gelince, Z. Bağır halen Lice Belediye Başkanıdır. M. Kaya avukattır. K. Şahin ve N. Kılıç Türkiye'nin doğusunda ilkokul öğretmenliği yapmaktadırlar. A. Sünbül hala 7. Gündem'de gazetecilik yapmaktadır. M. Dağ Kayapınar Belediyesi nezdinde basın müşaviridir.

12. Dava Ülkede Gündem gazetesinin olağanüstü hal bölgesinde yayınlanmasının Olağanüstü Hal Bölge Valisi tarafından 1 Aralık 1997 tarihinde yasaklan-masıyla ilgilidir.

I- DAVAYA YOL AÇAN OLAYLAR

A- Olağanüstü Hal Bölge Valisi tarafından alınan karar öncesi olan olaylar

13. Başvuru sahiplerine göre Ülkede Gündem gazetesinin dağıtımı 1997 yılının Eylül, Ekim ve Kasım aylarında güvenlik güçlerinin eylemleri sonucu OHAL Bölge Valisinin yasaklamasından önce aksaklıklara uğramıştır. Bu nedenle Ülkede Gündem gazetesinin sahibi İçişleri Bakanlığına hitaben yazdığı mektupta dağıtım esnasında karşılaşılan engelleri anlatmakta ve bu hukuk dışı eylemlerin kesilmesini istemekteydi. Ayrıca uğranılan zararların tazminini de istemekteydi.

14. 19 Kasım 1997 tarihinde OHAL Bölge Valisi, Ülkede Gündem gazetesinin sahibine yazdığı mektupta, bahsedilen olayları valiliğin yapmadığını belirtmekteydi (...)

15-16. 4 Kasım 1997'de Z. Bağır ve İ. Balkaç Diyarbakır Savcılığına gazetenin dağıtımının engellenmesiyle ilgili başvuruda bulunmuşlardır.

17. 25 Kasım 1997'de Savcı bu başvuruyla ilgili olarak yetkisizlik kararı vermiştir.

18. 5 Şubat 1998'de Diyarbakır İdare Mahkemesi İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin gazetenin toplatılmasıyla ilgili kararını hesaba katarak takipsizlik kararı vermiştir. Bu karar 3 Mart 2000'de Danıştay tarafından onanmıştır.

B- Ülkede Gündem Gazetesinin çıkarılması ve dağıtılmasının olağanüstü hal bölgesinde yasaklanması

19. 1 Aralık 1997'de OHAL Bölge Valisi, Ülkede Gündem Gazetesinin olağanüstü hal bölgesinde çıkarılması ve dağıtılmasını yasaklamıştır.

20. 4 Aralık 1997'de Diyarbakır OHAL Yönetimi Ülkede Gündem gazetesinin Diyarbakır temsilcisi sıfatıyla İ. Balkaç'a sözkonusu yasaklamayı tebliğ etmek için şu mektubu göndermiştir.

21. Aynı biçimde 5 Aralık 1997'de Tunceli OHAL Yönetimi, Adana'da merkezi bulunan anonim dağıtım şirketi Birleşik Basım ve Dağıtım'a şu mektubu göndermiştir (...).

C- Ülkede Gündem'i izleyen gazetelere konulan yasaklamalar

22.23. 7 Mayıs 1999'da OHAL Bölge Valisi Ülkede Gündem'in yerine geçen özgür Bakış gazetesinin çıkarılması ve dağıtımını yasaklamıştır. Aynı biçimde 1 Haziran 2000'de 2 Binde Yeni Gündem gazetesinin çıkarılması ve dağıtımı valilik kararıyla yasaklanmıştır. Nihayet 2 Binde Yeni Gündem gazetesinin yerini alan Haftalık Yedinci Gündem, 27 Haziran 2001'de aynı biçimde yasaklanmıştır.

II- İÇ HUKUKTAKİ DURUM

A- Olağanüstü Hal Bölgesi

24. Özel yetkilerle donatılmış OHAL Bölge Valiliği 19 Temmuz 1987 tarihinde bölgede sıkıyönetimin kalkmasının ardından 10 Temmuz 1987 tarihinde kabul edilen 285 numaralı Kanun Hükmünde Kararname'yle kurulmuştur. Böylece Bingöl, Diyarbakır, Elazığ, Hakkari, Mardin, Sürt, Tunceli ve Van illerinde olağanüstü hal ilan edilmiştir. 19 Mart 1994 tarihinde Bitlis ili için olağanüstü hal ilan edilmiş, Elazığ ili için olağanüstü hal kaldırılmıştır. Olağanüstü hal Batman, Bingöl ve Bitlis'te 2 Ekim 1997'de; 30 Temmuz 2000'de Van'da 1 Ağustos 2002'de Tunceli ve Hakkari'de kaldırılmıştır. Diyarbakır ve Şırnak için Temmuz 2002'de olağanüstü hal 4 ay daha uzatılmıştır.

B- Olağanüstü Hal Bölge Valisinin yetkileri

25. Olağanüstü Hal Bölge Valisinin yetkileri 25 Ekim 1983 tarih ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununda ve Olağanüstü Hal ilan edildikten sonra çıkarılan diğer birçok Kanun Hükmünde Kararname'de belirtilmiştir (313, 387, 413, 421, 425, 426, 427, 428, 430, 432 ve 481 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler).

26. 2935 sayılı Kanunun 11/e Maddesi aşağıdaki gibidir.

27. 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 1.a maddesi aşağıdaki gibidir.

C- Olağanüstü Hale ilişkin Kanun Hükmünde Kararnamelerin ve OHAL Bölge Valisinin eylemlerinin yargısal denetimi

1- Olağanüstü Hale ilişkin Kanun Hükmünde Kararnamelerin anayasal denetimi

28. Anayasanın 148/1 maddesi aşağıdaki gibidir:

2- OHAL Bölge Valisinin eylemlerinin yargısal denetimi

29. 9 Mayıs 1990 tarih ve 425 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'yle değiştirilen 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 7. Maddesi bu Kanun Hükmünde Kararname uyarınca yapılan idari eylemlere idare mahkemeleri önünde iptal davası açılamayacağını belirtmektedir.

30. 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 8. maddesi aşağıdaki gibidir

3- Anayasa Mahkemesinin içtihadı

31. 9 Mayıs 1990 tarih ve 425 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'yle değiştirilen 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 7. Maddesinin Anayasaya uygunluğu Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmiştir. 5 Mart 1992 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan 10 Ocak 1991 tarihli kararıyla Anayasa Mahkemesi bu konuda şöyle bir yargıda bulunmuştur: "OHAL Bölge Valisinin eylemlerini yargı denetimi dışında bırakan bu hükümle Hukuk Devleti ilkesini bağdaştırmak olanaksızdır (...). Bununla birlikte bu hüküm bir Kanun Hükmünde Kararname'de yer almakta ve Kanun Hükmünde Kararnamelerin Anayasaya uygunluğunu denetleme konusunda Anayasa Mahkemesi yetkisizdir.

32. 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 8. Maddesiyle ilgili olarak da Anayasa Mahkemesi 8 Mart 1992 ve 18 Aralık 1993 tarihli Resmi Gazetelerde yayınlanan 3 Temmuz 1991 ve 26 Mayıs 1992 tarihli kararlarıyla yukarıdaki içtihadını yinelemiş ve açılan iptal davalarının yetkisizlik nedeniyle reddine karar vermiştir.

HUKUKİ BOYUT

I- İÇ HUKUK YOLLARININ TÜKETİLMEDİĞİ İDDİALARI

33. 22 Şubat 2002 ve 7 Mayıs 2002 tarihli savunmalarında Türk Hükümeti, OHAL Bölge Valisinin eylemlerinden zarara uğradıklarını ileri süren ilgililerin 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 8. Maddesinin son fıkrası gereği tazminat davası açmadıkları gerekçesiyle iç hukuk yollarının tüketilmediğini iddia etmektedir.

34. Başvuru sahipleri OHAL Bölge Valisinin eylemlerine karşı yargısal denetimin bulunmadığını savunmaktadırlar.

35. Mahkeme, davanın görülebilirliği öncesi Türk Hükümetinin verdiği savunmalarda tamamen farklı gerekçelerle iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürdüğünü baştan belirtir (13 Mayıs 1980 tarihli Artico v. İtalya kararıyla karşılaştırınız, seri A, s. 12, §25)

36. Her halükarda Mahkeme bu itirazın aşağıdaki nedenlerden dolayı geçerli bir sebepten yoksun olduğunu belirtir.

37. Mahkeme, Sözleşmenin 35/1 maddesinde yer alan iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının, iç hukukta, iddia edilen ihlalin götürülebileceği efektif bir yargı yolunun olması hipotezi üzerine kurulu olduğunu hatırlatır, iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazını ileri süren Türk Hükümetinin, olayların meydana geldiği sırada (başvuru sahibine açık, zararlarının tazminini sağlayacak ve makul bir kazanma şansının olduğu) hem teorik olarak hem uygulamada efektif bir yargı yolunun var olduğuna Mahkemeyi inandırması gerekir (bkz, V. v. Birleşik Krallık, [GC], başvuru no: 24888/94, CEDH 1999-IX).

38. Mahkeme OHAL Bölge Valisi tarafından alınan önlemlerin iptali için Türk Hukukunda hiçbir hukuki başvuru yolunun olmadığını öncelikle saptar. Bunun yanı sıra Mahkeme başvuru sahiplerinin ancak sebepsiz bir zarara uğramaları durumunda tazminat elde edebileceklerini belirtir. Oysa, Mahkemeye sunulan dosyada 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 8. Maddesi gereği tazminat elde edebilmiş hiçbir örnek dava bulunmamaktadır. Mahkeme elindeki delillerden hareketle, bu tür bir başvuru yolunun başvuru sahiplerine zararlarının tazminini sağlayacağı ve makul bir kazanma şansının bulunduğu konusunda tatmin olmadığını belirtir. Mahkeme Türk Hükümeti tarafından ileri sürülen itirazın, davada sözkonusu olan zararı telafi etmeye olanak sağlamadığını saptamak zorundadır. Dolayısıyla Türk Hükümeti tarafından ileri sürülen itirazın reddedilmesi gerekir.

39. Sonuç olarak Mahkeme Türk Hükümetinin bu ön itirazını reddeder.

II- SÖZLEŞMENİN 10. MADDESİNİN İHLALİ İDDİALARI

40. Başvuru sahipleri OHAL Bölge Valisi tarafından 1 Aralık 1997'de verilen dağıtma yasağı nedeniyle bilgi ve fikirleri iletme haklarının kullanımına haksız bir müdahalede bulunulduğundan şikayetçidirler. Bu noktada Sözleşmenin aşağıda metni verilen 10. Maddesini ileri sürmektedirler:
"1- Herkes anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, düşünce özgürlüğünden başka, resmi makamlar karışmaksızın ve ülke sınırları sözkonusu olmaksızın, haber ve düşünce almak ya da vermek özgürlüğünü içerir. Bu madde, devletin radyo, sinema ya da sinema televizyon işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmasını engellemez.
2- Kullanılması görev ve sorumluluk gerektiren bu özgürlükler, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün, kamu güvenliğinin, düzeni korumanın, suçun önlenmesinin, sağlığın ya da ahlakın ve başkalarının ünü ya da haklarının korunması için, demokratik bir toplumda zorunlu önlemler niteliğinde olarak, gizli haberlerin açıklanmasının engellenmesi ya da yargı erkinin üstünlüğünün ve yansızlığının sağlanması bakımından, kanunla belirti işlemlere, şartlara sınırlamalara ya da yaptırımlara bağlı tutulabilir."

A-Bir müdahalenin varlığı

41. Mahkeme, Ülkede Gündem gazetesinin olağanüstü hal bölgesinde çıkarılması ve dağıtılmasının OHAL Bölge Valisi tarafından, 2935 saydı Kanunun 11.e ve 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 1.a maddeleri gereği 1 Aralık 1997'de yasaklanmasının, başvuru sahiplerinin, bilgi ve fikirleri iletme hakkını da içeren ifade özgürlüğüne bir müdahale oluşturduğundan kuşku duymamaktadır (Betty Purcell ve diğerleri v. İrlanda, no: 15404/89,16 Nisan 1991, DR 70, s. 262; B. ve O. v. Birleşik Krallık, no: 18714/91, 9 Haziran 1994, DR 77, s. 42; Vereinigung Demokratischer Soldaten Österreichs ve Gubi v. Avusturya, 19 Aralık 1994, seri A no: 302, s. 14, § 27 ; Association Ekin v.. Fransa, no: 39288/98, § 42, CEDH 2001 -VIII). Zaten buna kimse itiraz etmemektedir.

B-Müdahalenin izahı

42. Böylesi bir müdahale 10. Maddeye aykırıdır yalnızca bu maddenin 2. Paragrafında yer alan şartları yerine getirmesi durumu hariç. O halde geriye bu müdahalenin "yasayla öngörüldüğünü", bu paragraf çerçevesindeki meşru amaç ya da amaçlardan esinlendiğini ve bu amaçlara ulaşmak için "demokratik bur toplumda gerekli olup olmadığını" belirlemek kalmaktadır.

1-"Yasayla öngörülen"

43. Sözleşmenin 10/2. Maddesi anlamında "yasayla öngörülen" deyimi sözkonusu önlemin iç hukukta bir temeli olmasını gerektirir, ancak bu deyim sözkonusu yasanın niteliği ile de ilgilidir. Yani bu yasa ilgili kişi tarafından erişilebilir olmalı, bu kişi bu yasanın kendine yönelik sonuçlarını öngörebilmeli ve bu yasa hukukun üstünlüğüyle uyumlu olmalıdır.

44. Birinci şartın yerine getirilmesiyle ilgili hiçbir tartışma konusu bulunmamaktadır. Sözkonusu yasaklama yasal bir temele yani 2935 sayılı Kanunun 11.e ve 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 1.a maddelerine dayanmakta ve Sözleşmenin 10/2. Maddesi anlamında "yasayla öngörülen" niteliğini taşımaktadır. Geriye sözkonusu hukuksal normun erişilebilirlik ve öngörülebilirlik şartlarını yerine getirip getirmediğine bakmak kalmaktadır. Müdahalenin zorunluluğu açısından vardığı sonuç göz önünde bulundurulduğunda Mahkeme bu soruyu yanıtlamanın gereksiz olduğu görüşündedir (aşağıda 66. Paragraf).

2-Meşru amaç

45. Başvuru sahipleri sözkonusu müdahalenin Sözleşmenin 10/2. Maddesi anlamında meşru bir amaç güttüğünü inkar etmemektedirler.

46. Türk Hükümeti uyuşmazlık konusu müdahalenin kamu düzeninin, ulusal güvenliğin ve devletin toprak bütünlüğünün korunması gibi meşru amaçlar güttüğünü ileri sürmektedir.

47. Terörizmle mücadelenin hassas karakterini ve ulusal makamların şiddeti artırma eğilimindeki eylemlere karşı titizliklerini kullanma gereğini göz önünde bulundurarak Mahkeme, uyuşmazlık konusu müdahalenin, Sözleşmenin 10/2. Maddesi anlamında kamu düzeninin ve ulusal güvenliğin korunması gibi 2 meşru bir amaç güttüğünün kabul edilebileceği görüşündedir.

3- "Demokratik bir toplumda gerekli"

48. Geriye uyuşmazlık konusu önlemin bu amaçlara ulaşmak için "demokratik bir toplumda gerekli" olup olmadığının bilinmesi kalmaktadır.

a- Genel ilkeler

49. Mahkeme konuyla ilgili içtihadından ortaya çıkan temel ilkeleri hatırlatır (konuyla ilgili olarak bkz, 23 Nisan 1992 tarihli Castells v. İspanya kararları, seri A, no: 236, s. 23, §46; 25 Kasım 1997 tarihli Zona v. Türkiye kararı, Recueil 1997-VII, ss. 2547-2548, §51; Fressoz et Roire v. Fransa, [GC], no: 29183/95, §45, CEDH 1999-I; Ceylan v. Türkiye, [GC], no: 23556/94, §32, CEDH 1999-IV; yukarıda geçen Öztürk kararı ve son olarak Ayşe Öztürk v. Türkiye, başvuru no: 24914/94, §67 15 Ekim 2002).

i- İfade özgürlüğü, demokratik bir toplumun en önemli temellerinden birini ve bu toplumlardan her birinin ilerlemesi ve gelişmesi için vazgeçilmez şartlardan birini oluşturur. Bu özgürlük, 10. Maddenin 2. Paragrafındaki istisnalar dışında yalnızca kolaylıkla kabul edilen veya saldırgan olmayan ya da ayırım yapmayan bilgiler ve düşünceler için değil, bunun yanı sıra saldıran, şoke eden ya da endişelendiren bilgiler ve düşünceler için de geçerlidir. Çoğulculuk, hoşgörü ve serbest düşünce gibi demokratik toplumların temel şartları bunun böyle olmasını gerektirir.

ii- Sözleşmenin 10/2 maddesi anlamında "gerekli" sıfatı "zorunlu bir sosyal ihtiyacı" gerektirir. Genellikle ifade özgürlüğünün kullanımında bir müdahalenin "gerekliliği" tatmin edici bir biçimde ortaya konmalıdır. Kuşkusuz bu müdahaleyi gerektirmeye müsait bir ihtiyacın olup olmadığını değerlendirmek en başta ulusal otoritelere düşmektedir ve bu noktada bu otoriteler belirli bir takdir yetkisine sahiptirler. Ancak bu takdir yetkisi, hem yasa, hem de yasayı uygulayan kararlar üzerinde Mahkemenin kontrolüne tabidir. Mahkeme bu kontrolü yaparken kesinlikle ulusal yargı organlarının yerine geçme görevine sahip değildir, ancak son olarak kararlarının dolayısıyla da müdahaleyi oluşturan "kısıtlamanın" ya da "yaptırımın" 10. Madde tarafından korunan ifade özgürlüğüyle bağdaşıp bağdaşmadığını kontrol eder.

iii- Öte yandan dava periyodik basında yayınlanan bir yazıya karşı alınan önlemlerle ilgili olduğu için sözkonusu müdahaleyi basının bir siyasi demokraside oynadığı rolü göz önünde bulundurarak incelemek gerekir, (bu konudaki bir çok karar arasından bkz, 8 Temmuz 1986 tarihli Lingens v. Avusturya kararı, seri A, no: 103, s. 26, §41 ve yukarıda geçen Fressoz ve Roire kararı, §45). Basının, özellikle ulusal güvenlik ve toprak bütünlüğü gibi devletin hayati menfaatlerinin şiddete karşı korunması veya düzenin korunması ve suçların önlenmesi için belirlenen sınırları aşmaması gerektiği kabul edilirse, buna karşılık olarak kamuoyunu bölen siyasi konular da dahil olmak üzere haber ve düşünceleri yayınlamak basına düşmektedir. Basının bu yayınlama fonksiyonuna kamunun bu yayınları elde etme hakkı eklenir. Basın özgürlüğü, kamuoyuna yöneticilerin fikir ve tutumlarını tanıma ve bu konuda karar verme olanaklarından en iyisini sağlar (bkz yukarıda geçen Lingens kararı, s. 26, §§41-42).

iv- Nihayet Mahkeme, Sözleşmenin 10. Maddesinin başlı başına yayın öncesi kısıtlamaları yasaklamadığını hatırlatır. 10. Madde gereği "şartlar", "kısıtlamalar", "engeller" ve "önleme" gibi terimler bu konuda tanıklık ederler. Bununla birlikte bu kısıtlamalar öyle tehlikeler içerirler ki Mahkemenin sıkı bir biçimde incelemesini gerektirirler. Özellikle basın sözkonusu olunca durum böyledir: haber çabuk eskiyen, bozulan bir maldır, kısa bir süre için dahi olsa onun yayınlanmasını geciktirmek tüm kıymetini ve yararını giderme riski taşır (bkz, 26 Kasım 1991 tarihli Sunday Times (n° 2) kararı, seri A, ss. 29-30, § 51).

b- Yukarıdaki ilkelerin uygulanması

i- Mahkeme önünde ileri sürülen tezler

50. Türk Hükümetine göre ifade özgürlüğü Sözleşmenin 10. maddesi tarafından garanti altına alındığı şekliyle kesin bir karaktere sahip değildir. Bu özgürlüğe bu maddenin 2. paragrafında öngörülen bir takım yasal sınırlamalar getirilebilir. Bu noktada Türk Hükümeti terörist eylemler nedeniyle özellikle hassas bir havanın hüküm sürdüğü belirli bir bölgede sözkonusu gazetenin dağıtımının engellendiğini öncelikle işaret etmektedir. Bu gazetenin toplatılmasına neden olan makaleler, halkı isyana teşvik etmeye ya da terörist eylemleri haklı göstermeye çalışmaları nedeniyle, bölgedeki kamu düzeni üzerinde önemli bir etkiye yol açabilirdi.

51. Sözleşme organlarının içtihatlarını aktararak Türk Hükümeti, Sözleşmenin 17. maddesinin bireylere Sözleşmede yer alan bir özgürlüğü, Sözleşmenin garanti altına aldığı insan haklarını yıkmaya yönelik bir eyleme girişmeleri durumunda ileri sürmelerine izin vermediğini açıklamaktadır. Ayrıca, Türkiye'nin geçirmekte olduğu nazik dönemlerde kontrol edilemeyecek tepkileri tetikleme riski bulunan sözler sözkonusu olduğu zaman Mahkeme davanın meydana geldiği bağlamı nazarı itibara almak zorundadır.

52. Hükümete göre uyuşmazlık konusu müdahale, belirli bir bölgede olması ve toplam 53 gün sürmesi nedeniyle izlenen amaçla orantılıdır. Nihayet Ülkede Gündem gazetesinin 24 Ekim 1998 tarihinde kapanması nedeniyle Türk hükümeti dava konusunun düştüğünü ileri sürmektedir.

53. Başvuru sahipleri Türk Hükümetinin bu argümanlarına karşı çıkmakta ve uyuşmazlık konusu müdahalenin fikir ve haber iletme haklarını açık bir biçimde ihlal ettiğini iddia etmektedirler.

54. Başvuru sahiplerine göre sözkonusu yasaklama kesinlikle kamu düzeninin korunması amacıyla yapılmamıştır. Onlara göre, sözkonusu gazete Hükümete yönelik eleştiriler yayınlayarak güvenlik güçlerinin bölgede görevlerini yerine getirmelerini zorlaştırıyordu. Başvuru sahipleri, gazeteci olarak bölgede meydana gelen olaylarla ilgili haberleri ve bu konuyla ilgili kendi yorumlarını yayınlama amacında olduklarını açıklamaktadırlar. Bununla birlikte bölgede oturanların bu haberleri almak için hiçbir imkanları bulunmamaktadır.

55. Başvuru sahipleri, OHAL Bölge Valisine verilen geniş yetkinin, yargı denetimi dışında kalması nedeniyle, ifade özgürlüğü için çok tehlikeli bir tehdit oluşturduğunu ileri sürmektedirler.

56. Hükümetin, gazetenin başka bir isimle tekrar yayınlanmaya başlaması nedeniyle başvurunun düşmesi gerektiği yönündeki argümanıyla ilgili olarak başvuru sahipleri maruz kaldığı baskılar nedeniyle Ülkede Gündem gazetesinin kapandığını ileri sürmektedirler. Oysa, gazete Özgür Bakış ismiyle yayınlanmaya devam etmektedir. Bununla birlikte bu gazetenin dağıtımı da sözkonusu bölgede valilik kararıyla yasaklanmıştır.

b- Mahkemenin değerlendirmesi

57. Mahkeme öncelikle 10. Maddenin, ifade özgürlüğünü "herkes" için garanti altına aldığının altını çizer, ne gerçekleştirilmek istenen amacın doğasına göre ne de gerçek ya da tüzel kişilerin bu özgürlüğün kullanımında oynadıkları role göre bir ayırım yapmamaktadır (bkz, mutatis mutandis, 24 Şubat 1994 tarihli Casado Coca v. İspanya kararı, seri A no: 285, ss. 16-17, § 35). Bu özgürlük haberlerin içeriğinin yanı sıra yayın araçlarını da ilgilendirir, zira bu araçlara yapılacak bir kısıtlama haber alma ve iletme özgürlüğüne dokunmaktadır (bkz, mutatis mutandis, 22 Mayıs 1990 tarihli Autronic AG v. İsviçre, seri A no: 178, s. 23, § 47). Mahkemenin görüşüne göre, gazeteciler tarafından toplanan ve bölgeye ilişkin haberleri yayınlayan ve yorumlayan Ülkede Gündem gazetesine karşı bir yasaklama olduğundan dolayı, davada başvuru sahiplerinin olağanüstü hal bölgesi sakinlerine haber iletine özgürlüklerinin kullanımı doğrudan söz konusudur.

58. Uyuşmazlık konusu önlemin ulusal mahkemelerin denetiminin dışında kalması ve OHAL Bölge Valisi tarafından kararında herhangi bir gerekçe gösterilmediğinden dolayı, Mahkeme, sözkonusu müdahalenin gerekliliğini 2935 sayılı OHAL Kanununun 11.e ve 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 1.a maddelerinin metinleri ve davalı hükümet tarafından Mahkemeye sunulan argümanlar ışığında inceleyebileceği görüşündedir.

59. 2935 sayılı OHAL Kanununun 11.e ve 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 1.a maddeleri oldukça geniş ifadelerle kaleme alınmış olup OHAL Bölge valisine yayınların çıkarılması ve dağıtılmasıyla ilgili idari yasaklamalar konusunda geniş yetkiler tanımaktadır. Bu tür başlangıçtan konulan yasaklar Sözleşmeyle a priori bağdaşmaz. Bu tür yasaklamalar yasaklamanın sınırlanmasıyla ve muhtemel kötüye kullanmalara karşı yargısal denetimin etkinliğiyle ilgili oldukça sıkı bir yasal çerçeve içinde yer almaları gerekir.

60. Öncelikle Valinin yetkilerinin kapsamıyla ilgili olarak Mahkeme, sözkonusu hükümlerin valiye, bölgenin kamu düzenini ciddi biçimde aksatmaya, yerel halkın zihinlerini kışkırtmaya, bölgede yürütülen faaliyetlerin yanlış bir değerlendirmesini vererek güvenlik güçlerine görevlerini yerine getirmede zorluk çıkarmaya müsait her türlü yazılı yayının çıkarılması ve dağıtılmasını yasaklama yetkisi vermektedir.

61. Kuşkusuz istisnai olan ve doğaları gereği çok özel şartlarla açıklanabilen bu yetkilerin kapsamını inceledikten sonra Mahkemenin bu yetkilerin kullanımında muhtemel aşırılıklara karşı sunulan garantilerin belirlenmesi konusunu araştırması gerekmektedir. Bu noktada, bu tür yetkiler sıkı ve etkin bir yargısal denetimle dengelendirilebilmesine ve sınırlandırılabilmesine rağmen, OHAL Bölge Valisine bu tür yetkileri veren bu hükümlerin yanı sıra bu düzenlemenin uygulanması bu tür bir denetimin dışında kalmaktadır. Bu çerçevede Mahkeme Anayasa Mahkemesinin endişelerini paylaşır (...).

62. Mahkeme özellikle terörizmle mücadeleye ilişkin güçlükleri hesaba katmaya nazırdır. Bununla birlikte Komisyonun bu davaya benzer şartlarda görsel basma (medyaya) bazı yasaklamalar getiren bakanlık kararlarına karşı yapılan 2 başvuruyu reddettiğini (kabul edilemez) hatırlatır (bkz, yukarıda geçen, Betty Purcell ve diğerleri v. İrlanda ve B. Ve O. v. Birleşik Krallık). Bununla birlikte, bu başvuru, yazılı basına göre daha çabuk ve güçlü etkileri olan görsel basınla ilgili kısıtlamaların sözkonusu olduğu yukarıdaki başvurulardan ayrılmaktadır. Ayrıca, Komisyon tarafından incelenen düzenleme, yasaklamanın uygulanacağı program tiplerini (bazı örgütlerin sözcüleriyle yapılan röportajlar) detaylı bir biçimde ele almaktaydı. Nihayet, bu yasaklama kararları yargısal bir denetime tabidiler.

63. Bununla birlikte Mahkeme Türk hükümetinin, yasaklama kararının sözkonusu gazetede yayınlanan makalelerin halkı isyana teşvik etme, terörist eylemleri haklı göstermeye çalışma ve bölgedeki kamu düzeni üzerinde önemli bir etkide bulunma riski nedeniyle alındığı yönündeki argümanına katılması sözkonusu değildir. Mahkemeye göre olayların meydana geldiği dönemde sözkonusu bölgede terörist eylemler nedeniyle hüküm süren siyasi gerginliğin bir takım etkileri bulunmaktadır (bkz, mutatis mutanda, Piermont v. Fransa, 27 Nisan 1995, seri A no: 314, § 7, s. 26). Toplatma prosedürüne konu olan makaleler kuşkusuz bu hassas hava üzerine özel bir etki yapabilirler. Bununla birlikte, yasaklama kararı gerekçeli olmayıp İstanbul'daki yargıçlar tarafından verilen toplatma kararlarına herhangi bir gönderme yapmamaktadırlar. Ayrıca, davada uygulanan prosedürden doğası itibariyle farklı olan cezaî prosedür bağlamında önleyici amaçlı toplatma, yargıç tarafından karar verilebilmesi nedeniyle Hükümet tarafından ileri sürülen toplatılmaların ardından gelen bir önleyici önlemin uygulanması sözkonusu değildir. O halde uygun bir yargısal denetimle birlikte detaylı bir gerekçelendirmenin olmaması durumunda böyle bir önlemin uygulanması farklı yorumlara yol açmaya müsaittir. Bu durumda başvuru sahiplerine göre, uyuşmazlık konusu yasaklamanın gerekçesi güvenlik güçlerinin bölgedeki eylemlerine karşı sert eleştirilerin Ülkede Gündem gazetesi tarafından yayınlanması olabilir.

64. Türk Hükümetinin bölgedeki halkın fikir ve haberleri almak için bir çok kaynağa sahip oldukları yönündeki argümanıyla buna karşılık sahiplerinin gazeteci olarak değişik gazeteler çıkarmak suretiyle fikir ve haberleri yurdun her tarafına yaymaya katkıda bulundukları biçimindeki argümanıyla ilgili olarak, Mahkeme, basının demokratik bir toplumda oynadığı rolü hatırlatır. Yurttaşların pasif muhatap olarak bir çok mesajı almaları, bu mesajlardan hareketle fikirlerini belirlemeleri gerekir. Böylece demokratik toplum zenginliğini fikir ve haberlerin çokluğunda bulur.

65. Öte yandan Türk Hükümetinin iddia ettiğinin tersine sözkonusu yasaklama 53 günün ardından kalkmamıştır. Dosyadan anlaşıldığına göre Ülkede Gündem gazetesi 24 Ekim 1998'de kapanmasına rağmen uyuşmazlık konusu önlem Haziran 2000'de hala yürürlükte olmuştur. Ayrıca Ülkede Gündem'i takip eden gazeteler de aynı akıbete uğramışlardır. Nihayet, İdare Mahkemesi önünde iptal davası açma olanağının bulunmaması durumunda bu tür önlemlerin kaldırılması ancak OHAL Bölge Valisinin keyfi ve tek taraflı bir işlemiyle mümkün olur.

66. Sonuç olarak, Mahkemeye göre yayınların idare tarafından yasaklanmasının yargısal bir denetime tabi olmaması başvuru sahiplerini muhtemel aşırılıklara karşı yeterli korumadan yoksun bırakmıştır. O halde Mahkeme bu değerlendirmelerin ışığında 293S sayılı yasanın 11.e ve 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 1.a maddesinin yol açtığı müdahalenin ve bunların davaya konu olan olayda uygulanmasının "demokratik bir toplumda gerekli" olacak biçimde değerlendirilemeyeceği ve ulaşılmak istenen meşru amacın gereklerinin ötesine gittiği sonucuna varmaktadır. Dolayısıyla Sözleşmenin 10. maddesinin ihlali söz konusudur.

II- SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

67. Sözleşmenin 41. maddesine göre:

"Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette zarar gören tarafın tatminine hükmeder"

A- Zarar

68. Başvuru sahiplerinden Bay Bağır, Dağ, ve Sünbül OHAL Bölge Valisi tarafından alınan önlem sonucu mesleki gelir kaybı sonucu maddi zarar olarak 6658 Euro tazminat talep etmektedirler. Bay Bakaç, Kaya ve Çetin aynı gerekçeyle 9266, 7700 ve 5220 Euro tazminat talebinde bulunmuşlardır. Şahin ve Kılıç maddi tazminat talebinde bulunmamışlardır.

69. Manevi zararla ilgili olarak başvuru sahipleri bunu Mahkemenin takdirine bırakmışlardır.

70. Hükümet OHAL Bölge Valisinin bir eylemi nedeniyle zarara uğradığını iddia eden başvuru sahiplerinin 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 8. maddesi uyarınca ulusal mahkemeler önünde tazminat davası açabileceklerini ileri sürmektedir. Her halükarda Türk Hükümetine göre başvuru sahiplerinin ülkenin tümünde ve Avrupa'da fikir ve haber alma ve yayma çalışmalarının kesintiye uğratılmadığı için hakkaniyete uygun tazminat talebinin yasal bir temeli bulunmamaktadır.

71. Mahkeme ihlali saptayan bir kararın, davalı devlet açısından, Sözleşme bağlamında bu ihlale son vermesi ve ihlal öncesi durumu mümkün olduğunca tekrar tesis edecek biçimde o ihlalin sonuçlarını bertaraf etmesi yönünde bir hukuki yükümlülük doğurduğunu hatırlatır. Eğer tersine ulusal hukuk bu ihlalin sonuçlarım bertaraf etmiyor ya da eksik bir biçimde gideriyorsa Sözleşmenin 41. maddesi Mahkemeyi mağdur olan tarafa uygun tazminat takdir etme konusunda yetkilendirmektedir.

72. Bu noktada Mahkeme, Türk Hükümetinin OHAL Bölge Valisinin eyleminden zarar gördüğünü iddia eden başvuru sahiplerine tazminat davası açma yükümlülüğünün düştüğü yönündeki argümanını kabul edemez. Zira, Türk Hükümeti bu itirazı iç hukuk yollarının tüketilmediği çerçevesindeki itirazlar bağlamında ileri sürmüştür.

73. Bununla birlikte Mahkeme mesleki gelir kayıplarıyla ilgili olarak bu kayıplarla Sözleşmenin 10. maddesinin ihlali arasında yeterli bir nedensellik ilişkisinin bulunmadığını belirtir. Sonuç olarak Mahkeme bu konudaki talepleri haklı bulmamaktadır. Buna karşılık manevi zararla ilgili olarak Mahkeme başvuru sahiplerinin sadece ihlalin saptanmasıyla giderilemeyecek bir takım üzüntüler yaşamış olabilecekleri görüşündedir. Sözleşmenin 41. maddesi gereği hakkaniyete uygun olarak Mahkeme manevi tazminat olarak başvuru sahiplerinin her birine 2500 Euro tazminat takdir eder.

B- Masraf ve harcamalar

74. Başvuru sahipleri Mahkeme önündeki temsillerine ilişkin masraf ve harcamalarla ilgili olarak 5530 Euro talep etmektedirler.

75. Türk Hükümeti Mahkemeyi bu talebi reddetmeye davet eder.

76. Mahkeme hakkaniyete uygun olarak başvuru sahiplerinin tümüne toplam olarak 3000 Euro verilmesini takdir eder.

C- Gecikme faizi

77. Mahkeme, gecikme faizleri oranının, Avrupa Merkez Bankası tarafından marjinal ödünç kolaylığına uygulanan orandaki faizin % 3 oranında artırılarak uygulanması üzerine oturtulmasının uygun olacağına hükmeder.

TÜM BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE

1- Sözleşmenin 10. maddesinin ihlal edildiğini hüküm altına alır,

2-

a- Sözleşmenin 44§2 maddesine göre, kararın kesinleşeceği tarihten itibaren 3 ay içinde, davalı devlet başvuru sahiplerine karar tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası olarak:

i- kişi başına 2.500 Euro (iki bin beş yüz Euro) manevi zarar için;
ii- başvuru sahiplerine toplu olarak 3.000 Euro (üç bin Euro) masraf ve harcamalar için;
iii- bu miktarlar üzerinden gereken tüm vergileri ödeyecektir.

b- 3 aylık sürenin bitiminden itibaren bu ödemenin yapıldığı ana kadar geçen süre için, bu miktarlara, Avrupa Merkez Bankası tarafından marjinal ödünç kolaylığına uygulanan oranda faiz, % 3 oranında artırılarak uygulanacaktır.

3- Hakkaniyete uygun daha fazla tazminat istemini reddeder.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA