• Reklam

Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma

Suç ve Cezalar, Hapis, Adli Para Cezası, Adli Kontrol, Tutuklama, Arama, Elkoyma, Denetimli Serbestlik, Ceza Muhakemesi, İnfaz, Tekerrür, İçtima, Koşullu Salıverilme, Sabıka Kaydı...

Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma

Mesajgönderen Özgür_DEMiR » 23 Nis 2013, 15:31

Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma suçundan soruşturma başlatılması için, müştekinin, şüpheli sırf huzur ve sükunumu bozmak için ve de ısrarla fiil ya da fiilleri gerçekleştirmektedir iddiasında bulunması gerekir diye düşünüyorum. İnşallah hak verirsiniz bana Efendim? En Derin Saygılarımla Efendim!...
Özgür_DEMiR
Site Üyesi
 
Mesajlar: 2093
Kayıt: 19 Ağu 2012, 01:55

Reklam

Re: Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma

Mesajgönderen teoman » 23 Nis 2013, 15:44

Aynen özgürbey hak veriyorum.Şüphelinin ısrarla telefonla müştekiyi araması husur ve sukunu bozmadır ve bozma kastıylede hareket ettiğini gösterir.
HAYATTA KÜÇÜMSEME HİCBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.
KÖTÜLÜKLE BESLENEN ZALİMLİKLE TERBİYE EDİLİR.
WWW.KARARARA.COM
Kullanıcı avatarı
teoman
Global Moderatör
 
Mesajlar: 7968
Kayıt: 29 Tem 2012, 17:08

Re: Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma

Mesajgönderen teoman » 23 Nis 2013, 15:47

T.C. YARGITAY
2.Ceza Dairesi

Esas: 2008/34365
Karar: 2009/40578
Karar Tarihi: 28.10.2009

ÖZET: Sanık adına kayıtlı cep telefonuna ilişkin arama kayıtlarını içeren belgeler incelendiğinde, sanığın şikayetçiyi defalarca aradığına dair bir bilgiye rastlanmadığı, sadece bir kez arama yapıldığı, bunu da sanık ve şikayetçinin kabul ettiği, dolayısıyla sanığa yüklenen suçu işlediğine yönelik soyut iddia dışında mahkumiyete yeterli, kesin ve inandırıcı deliller bulunmadığından beraatine karar verilmesi gerekir.

(5237 S. K. m. 123)

Dava: Dosya incelenerek gereği düşünüldü;

Karar: Sanık adına kayıtlı 05333431552 numaralı cep telefonuna ilişkin arama kayıtlarını içeren belgeler incelendiğinde, sanığın şikayetçiyi defalarca aradığına dair bir bilgiye rastlanmadığı, sadece 21.06.2005 gününde bir kez arama yapıldığı, bunu da sanık ve şikayetçinin kabul ettiği, dolayısıyla sanığa yüklenen suçu işlediğine yönelik soyut iddia dışında mahkumiyete yeterli, kesin ve inandırıcı deliller bulunmadığından beraatine karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçe ile yazılı biçimde mahkumiyet kararı verilmesi

Sonuç: Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı istek gibi BOZULMASINA, 28.10.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.





T.C.
YARGITAY
CEZA DAİRESİ 2


Esas No.
2006/6139
Karar No.
2006/12759
Tarihi
03.07.2006


5271-CEZA MUHAKEMESİ KANUNU ( CMK )/170/174/309


KİŞİLERİN HUZUR VE SÜKUNUNU BOZMAK MAKSADIYLA TELEFON ETMEK SUÇU
KAMU DAVASI AÇILMASI KONUSUNDA TAKDİRİN CUMHURİYET SAVCILIĞINDA OLMASI
TAKDİR YETKİSİNİN KULLANILMASI İADE SEBEBİ DEĞİLDİR
İTİRAZIN KABULÜ GEREĞİ


ÖZET
ŞİKAYETÇİLERİ TELEFONLA RAHATSIZ ETTİĞİNE DAİR İDDİA DIŞINDA BİR DELİL BULUNMADIĞI VE KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA KARAR VERİLMESİ GEREKTİĞİNDEN BAHİSLE İDDİANAME İADE EDİLMİŞ İSE DE, SORUŞTURMA EVRESİ SONUNDA TOPLANAN DELİLLER, SUÇUN İŞLENDİĞİ HUSUSUNDA YETERLİ ŞÜPHE OLUŞTURUYORSA; CUMHURİYET SAVCISI BİR İDDİANAME DÜZENLER, KAMU DAVASININ AÇILMASI GEREKİP GEREKMEDİĞİ YÖNÜNDE DELİLLERİ TAKDİR YETKİSİ CUMHURİYET SAVCILIĞI'NA AİTTİR, BU TAKDİRİN KULLANILMASI İADE SEBEBİ OLAMAZ, MEVCUT DELİLLERİN MAHKEMESİNCE DEĞERLENDİRİLMESİ GEREKTİĞİ GÖZETİLMEDEN İTİRAZIN KABULÜ YERİNE REDDİNE KARAR VERİLMESİNDE İSABET GÖRÜLMEMİŞTİR.


Kişilerin huzur ve sükununu bozmak maksadıyla telefon etmek suçundan şüpheli hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda C. Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 26.4.2006 tarihli ve 2006/1168 soruşturma, 2006/662 esas, 2006/274 sayılı iddianamenin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 170. maddesine uygun bulunmadığından bahisle aynı Kanunun 174. maddesi gereğince iadesine dair, Ç. Sulh Ceza Mahkemesinin 27.4.2006 tarihli ve 2006/271 iddianamenin değerlendirilmesi kararına yönelik itirazın reddine ilişkin, Ç. 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2.5.2006 tarihli ve 2006/99-98 sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 31.5.2006 gün ve 23003 sayılı yazılı emre müsteniden dava dosyası C. Başsavcılığı'nın 8.6.2006 gün ve 2006/126979 sayılı ihbarnamesiyle daireye gönderilmekte okundu;

Mezkûr İhbarnamede; Dosya kapsamına göre, Sulh Ceza Mahkemesince, şüphelinin şikayetçileri telefonla rahatsız ettiğine dair iddia dışında bir delil bulunmadığı ve kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi gerektiğinden bahisle iddianame iade edilmiş ise de, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 170/2. maddesindeki "soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet Savcısı bir iddianame düzenler" hükmü uyarınca, kamu davasının açılması gerekip gerekmediği yönünde delilleri takdir yetkisinin Cumhuriyet Savcılığı'na ait olduğu, bu takdirin kullanılmasının iade sebebi olamayacağı, mevcut delillerin mahkemesince değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 Sayılı CMK. nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu yazılı emre atfen ihbar olunmuştur.

Gereği Düşünüldü:

Sonuç: Kanun yararına bozma istemindeki düşünce incelenen dosya içeriğine göre yerinde görüldüğünden Ç. 1. Asliye Ceza Mahkemesinden itiraz üzerine verilip kesinleşen 2.5.2006 gün ve 2006/99 esas 2006/98 sayılı ek kararın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesinin 4. fıkrasının a bendi uyarınca BOZULMASINA, sonraki işlemlerin yerel makamlarca yerine getirilmesine 03.07.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2007/2-247

K. 2007/257

T. 4.12.2007

• KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA DAİR KARARLARA İTİRAZ ( En Yakın Ağır Ceza Mahkemesi Başkanınca Kaldırılarak Soruşturmanın Tamamlanması Gerektiği )

• CEP TELEFONU İLE RAHATSIZ ETME ( İfadesinin Alınması Dışında Herhangi Bir Araştırma Yapılmadan Verilen Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Kararın Yapılan İtiraz Sonucu En Yakın Ağır Ceza Mahkemesi Başkanınca Kaldırılarak Soruşturmanın Tamamlanması Gerektiği )

• SORUŞTURMANIN TAMAMLANMASI ( Cep Telefonu İle Rahatsız Etme - İfadesinin Alınması Dışında Herhangi Bir Araştırma Yapılmadan Verilen Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Kararın Yapılan İtiraz Sonucu En Yakın Ağır Ceza Mahkemesi Başkanınca Kaldırılacağı )

5271/m. 164, 172, 173

ÖZET : Şikayetçinin kendisine ait olup eşinin kullandığı cep telefonlarının bilinmeyen numaralarca aranıp kendisine hakaret edildiğine ilişkin dilekçesi üzerine ifadesinin alınması dışında herhangi bir araştırma yapılmadan verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın, yapılan itiraz sonucu en yakın ağır ceza mahkemesi başkanınca kaldırılarak soruşturmanın tamamlanması için dosyanın aynı Cumhuriyet Başsavvcılığı'na iadesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
DAVA : Müşteki M.Ali'nin şikayet dilekçesi üzerine Isparta Cumhuriyet Başsavcılığı'nca 25.12.2006 gün ve 3645 sayı ile verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara müşteki vekilinin itirazını inceleyen Burdur Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı'nca 07.02.2007 gün ve 97 sayı ile;
"... yapılan hazırlık soruşturması kapsama göre, Cumhuriyet Savcılığı tarafından adı geçen telefon şirketleri nezdinde gerekli araştırma yapılmadan takipsizlik kararı verildiği aranan numaralar ile özel numaraların Turkcell ve Telsim şirketlerinden temin edilerek delillerin toplanacağı, toplanan delillerin takdiri ve münakaşasında suç yeri yetkili ve görevli mahkemeye ait olacağı anlaşılmakla, verilen takipsizlik kararının usul ve yasaya aykırı bulunduğundan, müşteki vekillerinin vaki itirazının kabulü ile takipsizlik kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir... " gerekçesiyle itirazın kabulü ile takipsizlik kararının kaldırılması ve gereğinin yapılması için dosyanın Isparta Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmesi kesin olarak karara bağlanmıştır.
Adalet Bakanlığı'nın talebiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 05.07.2007 gün ve 119503 sayı ile;
"... 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun "Cumhuriyet Savcısının kararına itiraz" başlıklı 173. maddesinin 3. fıkrasındaki ''Başkan, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer Sulh Ceza Hakimini görevlendirebilir." şeklindeki düzenleme sebebiyle noksanlığın mercii mahkemece tamamlanacağı gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi..." isabetsizliğinden kararın CYY'nin 309. maddesi uyarınca yasa yararına bozulması isteminde bulunmuş, dosyayı inceleyen Yargıtay İkinci Ceza Dairesi'nce 20.09.2007 gün ve 12953-11683 sayı ile;
"... Kanun yararına bozma istemindeki düşünce dosyadaki bilgi ve belgelere göre yerinde görüldüğünden Burdur Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığınca kesin olarak verilen 07.02.2007 gün ve 2007/97 sayılı kararın 5271 sayılı ceza Yargılaması Yasasının 309. maddesinin 4. fıkrasının ( a ) bendi uyarınca BOZULMASINA, sonraki işlemlerin yerel makamlarca yerine getirilmesine..." karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 02.11.2007 gün ve 119503 sayı ile; "... kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz üzerine verilen karar yerindedir. Mercii kararı üzerine Cumhuriyet Savcısı tarafından soruşturmaya başlanması, araştırma ve soruşturma işlemlerinin yapılması, kanıtların toplanması ve elde edilen neticeye göre bir karar verilmesi gerekmektedir. Aksi kabul; soruşturmanın istisna dışında Cumhuriyet Savcısı tarafından yapılması gerektiğine ilişkin kurala aykırılık oluşturur ve ( faili belli olmayan eylemlerde dahi ) hiçbir araştırma ve soruşturma yapılmaksızın kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesine ve böylece Cumhuriyet Savcısı tarafından yapılması zorunlu soruşturma görevinin, itiraz merciin kararlarıyla sulh ceza hakimleri tarafından yaptırılması sonucunu doğurur. Kanun koyucunun amacının bu olmadığı muhakkaktır. Bu itibarla, kanun yararına bozma isteminin reddine karar verilmesi gerekmektedir." görüşüyle Özel Daire kararının kaldırılarak Adalet Bakanlığı'nın yasa yararına bozma isteminin reddine karar verilmesini itiraz yasa yoluyla talep etmiştir.
Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığı'na gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : Müşteki M.Ali 21.12.2006 tarihli şikayet dilekçesiyle, kendisine' ait olan ve eşi tarafından kullanılan 546 - 435 000 ... ve 539 - 355 000 ... nolu telefonların bir süredir özel bir numaradan aranarak kendisine hakaret edildiğini ve şikayetçi olduğunu belirtmesi üzerine Cumhuriyet Savcısınca aynı tarihte alınan ifadesinde, telefona çıktığında kendisine "ib .. , p.şt, k.v.t" gibi kelimeler ile hakaret edildiğini belirtip şikayetçi olduğunu ve uzlaşmayı istemediğini beyan etmesine karşın başkaca herhangi bir araştırma yapılmadan Isparta Cumhuriyet Başsavcılığı'nca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın vaki itiraz üzerine Burdur Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı'nca kaldırılmasına karar verilmesi şeklinde gerçekleşen maddi olayda, Ceza Genel Kurulu'nca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, Cumhuriyet Savcısı tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara itiraz edilmesi ve incelemeyi yapan en yakın ağır ceza mahkemesi başkanının itirazı soruşturmanın yetersiz yapıldığı için yerinde görmesi halinde, tamamlanması gereken soruşturmanın CYY'nin 172/3. maddesi uyarınca kendisi veya o yer sulh ceza hakimince mi yoksa kararı veren Cumhuriyet Savcılığı'nca mı yapılması gerekeceğine ilişkindir.
CYUY'nin 164. maddesinde kullanılan "takibata yer olmadığına dair karar" ifadesi nedeniyle uygulamada takipsizlik kararı da denilen "kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara itirazın düzenlendiği 5271 sayılı CYY'nin 173. maddesindeki;
" ( 1 ) Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren on beş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet Savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesi başkanına itiraz edebilir.
( 2 ) İtiraz dilekçesinde, kamu davasının açılmasını gerektirebilecek olaylar ve deliller belirtilir.
( 3 ) ( Değişik: 25.5.2005-5353/26 md. ) Başkan, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise, bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer sulh ceza hakimini görevlendirebilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder; itiraz edeni giderlere mahkum eder ve dosyayı Cumhuriyet Savcısına gönderir. Cumhuriyet Savcısı, kararı itiraz edene ve şüpheliye bildirir.
( 4 ) ( Değişik: 25.5.2005-5353/26 md. ) Başkan istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet Savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir.
( 5 ) Cumhuriyet Savcısının kamu davasının açılmaması hususunda takdir yetkisini kullandığı hallerde bu madde hükmü uygulanmaz.
( 6 ) İtirazın reddedilmesi halinde; Cumhuriyet Savcısının, yeni delil varlığı nedeniyle kamu davasını açabilmesi, önceden verilen dilekçe hakkında karar vermiş olan ağır ceza mahkemesi başkanının bu hususta karar vermesine bağlıdır. " şeklindeki düzenleme incelendiğinde, ilk bakışta kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı inceleyen ağır ceza mahkemesi başkanının üç yetkisinin olduğu görülmektedir:
1. Kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeden olarak reddeder. ( CYY'nin 173/3- 2. cümle )
2. İstemi yerinde bulabilir ki o takdirde Cumhuriyet Savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir. ( CYY'nin 173/4 )
3. Başkan, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise, bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer sulh ceza hakimini görevlendirebilir. Bu durumda eksiklikleri kendisinin de tamamlayabilmesi olanağının bulunduğu kabul edilmelidir. Örneğin herhangi bir makamdan getirtilmesi gereken bir evrakın temini için sulh ceza hakiminin görevlendirilmesi yersizdir. ( CYY'nin 173/3-1. cümle )
Maddedeki anlatımdan, ağır ceza mahkemesi başkanının itirazı kabul ederek eksik gördüğü soruşturmayı tamamlaması için dosyayı Cumhuriyet Savcısına iade etme yetkisinin bulunmadığı sonucuna ulaşmak olanaklıdır. Gerçekten de maddenin lafzında soruşturmanın tamamlanması için dosyanın Cumhuriyet Savcılığı'na iadesine ilişkin bir açıklık bulunmamaktadır". Ayrıca kendisine göre gerekli gördüğü soruşturmayı yapıp işten el çekerek görüşünü "kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı" verme yönünde kullanılmış olan bir Cumhuriyet Savcısına aynı konuda soruşturma yaptırılmasının yararlı olmayacağı da düşünülebilir. Ancak sorunun CYY'nin soruşturma evresine ilişkin diğer maddeleri de göz önüne alınarak çözümlenmesi daha isabetli olacaktır.
5271 sayılı CYY'nin 2/e maddesinde "kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evre" olarak tanımlanan soruşturma safhasında asıl görevli ve yetkili makam Cumhuriyet Savcısıdır.
CYY'nin "Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet Savcısının görevi" başlıklı 160. maddesinde;
" ( 1 ) Cumhuriyet Savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.
( 2 ) Cumhuriyet Savcısı, maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adli kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür." denildikten sonra 11. maddesinde "Cumhuriyet Savcısının görev ve yetkileri" ayrıntılı olarak düzenlenmiş, 164/2 ve 165. maddelerinde ise soruşturma işlemlerin , Cumhuriyet Savcısının emir ve talimatları doğrultusunda öncelikle adli kolluğa, gerektiğinde veya Cumhuriyet Savcısının talebi halinde, diğer kolluk birimlerine yaptırılacağına ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir.
Yukarıda yazılı maddelere göre yapılacak soruşturma safhasının sonunda kamu davasını açma görevinin Cumhuriyet Savcısı tarafından yerine getirileceği CYY'nin 170. maddesinde, cezayı kaldıran şahsi sebep olarak etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasını gerektiren koşulların ya da şahsi cezasızlık sebebinin varlığı halinde kovuşturmaya yer olmadığı kararının veya koşullarının varlığı kamu davasının açılmasının beş yıl süreyle ertelenmesine karar verme konusundaki takdir hakkının Cumhuriyet Savcısı tarafından kullanılacağı 171. maddede düzenlendikten sonra hangi hallerde "kovuşturmaya yer olmadığına dair karar" verileceği 172. maddede gösterilmiştir;
" ( 1 ) Cumhuriyet Savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hallerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir.
( 2 ) Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra yeni delil meydana çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz. "
İstisnai bir düzenleme olarak getirilen "Soruşturmanın sulh ceza hakimi tarafından yapılmasın başlıklı 163. maddesinde;
" ( 1 ) Suçüstü hali ile gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, Cumhuriyet Savcısına erişilemiyorsa veya olay genişliği itibarıyla Cumhuriyet Savcısının iş gücünü aşıyorsa, sulh ceza hakimi de bütün soruşturma işlemlerini yapabilir.
( 2 ) Kolluk amir ve memurları, sulh ceza hakimi tarafından emredilen tedbirleri alır ve araştırmaları yerine getirirler." hükmüne yer verilmek suretiyle soruşturma evresinde temel yetkilinin Cumhuriyet Savcısı olduğu dolaylı olarak bir kez daha ifade edilmiştir. Soruşturmanın sulh ceza hakimi tarafından yapılması halinde bile kamu davasının açılması, kamu davasının açılmasının ertelenmesi veya takipsizlik gibi soruşturma evresinin sonunda verilecek kararlar yine Cumhuriyet Savcısı tarafından verilebilecektir.
Soruşturma evresinin asıl yetkilisi olan Cumhuriyet Savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenir öğrenmez ceza yargılamasının temel amacı olan maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için soruşturmaya başlayacaktır. Ancak soruşturma sırasında maddi gerçeğe ulaşmak için nasıl bir yol izleyeceğine ve hangi kanıtların toplanması gerektiğine' ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Aslında suçların çeşitliliği ) ve toplumsal yaşamın karmaşıklığı göz önüne alındığında böyle bir düzenlemenin çok da isabetli olmayacağı kuşkusuzdur. Cumhuriyet Savcısının maddi gerçeğin ortaya çıkartılması amacına yönelik olarak hangi tür olaylarda, hangi yolları takip edeceğine ilişkin mevzuatta bir açıklık bulunmamakla birlikte, bu husus tamamen bilinmeyen bir konu da değildir. Daha önce karşılaşılan benzer olaylardaki hareket tarzı yoluyla kazanılan ve mesleki birikim olarak isimlendirilebilecek tecrübe, yargısal kararlar ve öğreti, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için Cumhuriyet Savcısının yolunu aydınlatmaktadır.
Somut olayda şikayet dilekçesi üzerine, müştekinin ifade'nin alınmasından sonra telefonları kullandığını belirttiği eşinin ifadesinin alınması, cep telefonları numaralarının ayrıntılı görüşme kayıtlarının telefon şirketlerinden getirtilerek incelenmesi ve sonucuna göre soruşturmanın yönlendirilmesi maddi gerçeğe ulaşma açısından zorunludur. Bunların yapılmaması durumunda soruşturma evresinin tamamlandığından söz edilemeyecektir. Bu açıdan şikayet dilekçesi üzerine Cumhuriyet Savcısının ifadesini aldığı şikayetçinin somut ve araştırılması gereken iddialarına karşın, "... müştekinin gizli numaradan aranıp hakaret edildiği hususunda mücerret iddia dışında delil bulunmadığı ..."gerekçesiyle verdiği kovuşturmaya yer olmadığına dair kararının, maddi gerçeğe ulaşma yolunda gerekli soruşturmaya dayandırıldığı, başka bir deyişle CYY'nin istediği anlamda etkin bir soruşturmanı, yapıldığı söylenemez. Bu nedenle, yetersiz araştırmaya dayalı olarak verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın yerinde olmadığı tartışmasızdır. Burada çözülmesi gereken konu, böyle bir karara yapılan ve yukarıda açıklandığı üzere kabul edilmesi gereken bir itiraz üzerine Cumhuriyet Savcısının eksik bıraktığı soruşturmanın hangi makam tarafından tamamlanması gerektiği noktasında toplanmaktadır.
CYY'nin ilgili maddeleri ve somut olaydaki özellikler birlikte değerlendirildiğinde;
Cumhuriyet Savcısının yeterli ve gerekli araştırmayı yapmasına karşın soruşturma evresinin sonunda kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hallerinde verdiği takipsizlik kararına itiraz halinde en yakın ağır ceza mahkemesi başkanının itiraz konusunda bir karar verebilmesi için Cumhuriyet Savcısının yaptığı araştırmanın yanında ayrıca bazı yeni araştırmaların da yapılmasına gerek görmesi imkan dahilindedir. Böyle bir durumda itiraz konusunda karar verebilmek için, Cumhuriyet Savcısının yaptığı soruşturma sonunda topladığı kanıtların dışında yapılması gerekli görülen ek araştırmanın bizzat bakan veya görevlendireceği sulh ceza hakimi tarafından yapılması gerekir. CYY' nin 173/3. maddesinin birinci cümlesinin düzenlemesi bu tür hallere yöneliktir. Ancak somut olayda olduğu gibi, Cumhuriyet Savcısı tarafından ceza yargılamasının temel hedefi olan maddi gerçeğe ulaşma amacına yönelik olarak gerekli kanıtların toplanmadığı hatta buna teşebbüs bile edilmediği çok açık olarak anlaşılmakta, başka bir anlatımla soruşturma evresinin tamamlanmadığı net bir biçimde tespit edilmekteyse, soruşturma evresi Cumhuriyet Savcısınca tamamlanmalıdır. Aksinin kabulü halinde, soruşturma safhasının asıl yetkilisi olan Cumhuriyet Savcısı varken istisnai yetkili olan sulh ceza hakiminin soruşturmayı yapması sonucuna ulaşılır ki, bu CYY'nin getirdiği sisteme ve yasanın amacına aykırıdır.
Bununla birlikte, bu yolun sadece yapılması gerekli soruşturmanın Cumhuriyet Savcısı tarafından hiç yapılmaması veya şeklen yapılanın olaya göre oldukça yetersiz ve yüzeysel kaldığının açıkça anlaşılması durumuna özgü olarak geçerli olabilecek istisnai bir durum olduğu da gözardı edilmemelidir. Cumhuriyet Savcısı, ağır ceza mahkemesi başkanının kararı üzerine soruşturma evresini tamamlayacak şekilde kanıtları toplayacak ve soruşturma evresinin sonuna geldiğinde kanıtları değerlendirerek kamu davası açabilecek veya kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hallerinde kovuşturmaya yer olmadığına veya kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verebilecektir. Hatta 171/1 maddesinde düzenlenen takdir hakkını kullanarak takipsizlik kararı verebilmesi de imkan dahilinde bulunacaktır. CYY'nin 172/1. maddesi ,yarınca kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi durumunda, bu yeni karar da aynı Yasa'nın 173. maddesi kapsamında tekrar itiraza konu olabilecektir.
Bu itibarla, şikayetçinin kendisine ait olup eşinin kullandığı cep telefonlarının bilinmeyen numaralarca aranıp kendisine hakaret edildiğine ilişkin dilekçesi üzerine ifadesinin alınması dışında herhangi bir araştırma yapılmadan verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın, yapılan itiraz sonucu en yakın ağır ceza mahkemesi başkanınca kaldırılarak soruşturmanın tamamlanması için dosyanın aynı Cumhuriyet Başsavcılığı'na iadesinde bir isabetsizlik bulunmadığından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazının kabulüyle, Özel Daire'nin bozma kararının kaldırılmasına ve yasa yararın. bozma isteminin reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Üyeleri ise;
"Ağır ceza mahkemesi başkanının CYY'nin 173/3. maddesi uyarınca eksik gördüğü soruşturmayı tamamlaması için dosyayı Cumhuriyet Savcılığı'na iade etme yetkisinin bulunmadığı, dolayısıyla da Özel Daire'nin bozma kararının yerinde olduğu" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay İkinci Ceza Dairesi'nin 20.09.2007 gün ve 12953-11683 sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3- Adalet Bakanlığı'nın yasa yararına bozma isteminin REDDİNE,
4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na tevdiine, 04.12.2007 günü yapılan müzakerede oyçokluğu ile karar verildi
HAYATTA KÜÇÜMSEME HİCBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.
KÖTÜLÜKLE BESLENEN ZALİMLİKLE TERBİYE EDİLİR.
WWW.KARARARA.COM
Kullanıcı avatarı
teoman
Global Moderatör
 
Mesajlar: 7968
Kayıt: 29 Tem 2012, 17:08

Re: Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma

Mesajgönderen Özgür_DEMiR » 23 Nis 2013, 15:52

Eğer ki müşteki, iddiasında, ''şüpheli sırf huzur ve sükunumu bozmak maksadıyla ve de ısrarla bana telefon etmektedir'' iddiasında bulunmazsa, şüpheli hakkında TCK 123 maddesi uyarınca soruşturma başlatılamaz diye düşünüyorum. Çünkü bu suçta failin sırf huzur ve sükun bozmak maksadıyla ve de ısrarla fiili gerçekleştirmesi gerekir diye düşünüyorum. Aksi halde TCK 123 maddesi kapsamında eylem gerçekleşmiş diyemeyiz diye düşünüyorum. Bu düşüncem de de inşallah sizlerle hem fikir olurum. En Derin Saygılarımla Efendim!...
Özgür_DEMiR
Site Üyesi
 
Mesajlar: 2093
Kayıt: 19 Ağu 2012, 01:55

Re: Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma

Mesajgönderen Özgür_DEMiR » 23 Nis 2013, 15:55

''Msj atmamı istemiyorsan özür dile dünkü iftiraların için'' şeklindeki mesajın, sırf huzur ve sükun bozmak maksadıyla atılmadığı sabit midir Efendim? En Derin Saygılarımla Efendim!...
Özgür_DEMiR
Site Üyesi
 
Mesajlar: 2093
Kayıt: 19 Ağu 2012, 01:55

Sonraki

Dön Ceza Hukuku



Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 8 misafir

 

 

 

   

 

Copyright 2010 BETA