• Reklam

İCRA MAHKEMESİ KARARLARININ TEMYİZİ.

İcra, İlamlı ve İlamsız Takip, Haciz, Mal Beyanı, İhtiyati Haciz, Borca İtiraz, Şikayet, İstihkak ve İstirdat Davaları, Taahhüdü İhlal, Sıra Cetveli, İflas...

İCRA MAHKEMESİ KARARLARININ TEMYİZİ.

Mesajgönderen teoman » 01 Şub 2013, 04:33

-----------------------------İCRA MAHKEMESİ KARARLARININ TEMYİZİ---------------------------------------



İcra ve İflas Kanunu (İİK.) mad 364’te «İcra ve İflâs Kanununa göre temyiz edilen takip hukukuna ilişkin kararlarla, icra mahkemelerinin cezaya dair kararlarının Yargıtay’ın Hangi Dairelerinde inceleneceği», «takip hukukuna ilişkin kararların ne şekilde (hangi kanuna göre) yapılacağı», «temyizin satışa etkisi» ve «dosyanın Yargıtay’a nasıl (ne şekilde) gönderileceği» konuları düzenlenmiştir.

Bu madde altında ayrıca «icra mahkemelerinin kararlarına karşı yargılamanın iadesi ve kanun yararına temyiz yollarına başvurulması» konuları incelenmiştir.

I- İİK. mad. 364/I’de her ne kadar «İİK’na göre temyiz edilen takip hukukuna ilişkin kararlarla cezaya ilişkin kararların Yargıtay İcra ve İflâs Dairesinde inceleneceği» belirtilmişse de, bu maddeden sonra kabul edilmiş olan 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 14. maddesi uyarınca bugün İcra ve İflâs Kanununa göre temyiz edilebilen kararlar Yargıtay’ın 12, 16, 17 ve 19. Hukuk Dairelerince incelenmektedir…

II- Temyizin satışa etkisi: «İcra mahkemesi kararlarının temyizi» sadece satışı durdurur, satıştan başka icra işlemlerini durdurmaz (İİK. mad. 364/III).Bu nedenle, örneğin;

«Takibe yönelik itiraz ve şikayetler hakkında icra mahkemesince verilmiş olan kararlar kesinleşmeden»

«Haczedilmezlik şikayetinin reddine ilişkin karar onanmadan» satış yapılamaz.

«Temyizin satıştan başka icra işlemlerini (muamelelerini) durdurmayacağı»na ilişkin İİK. mad. 364/III hükmü, icra mahkemelerinin takip hukukuna ilişkin kararları için uygulanır; mahkeme ilamları hakkında uygulanmaz. Bu nedenle «genel mahkemelerce verilen ‘itirazın iptâli’ ilamının hüküm fıkrasının %40 inkar tazminatı ve vekalet ücreti ile yargılama giderlerine ilişkin kısmı, ilamlı takibe konu edilmişse, Yargıtay’dan alınmış bir tehiri icra kararı bulunmadıkça» bu ilam kesinleşmeden takibe konulabilir…

III- «Genel hüküm» niteliğindeki İİK. mad. 364/III hükmü, «özel hüküm» bulunmayan durumlarda uygulanır.

İİK. mad. 364/III gereğince, temyiz, kural olarak satışa engel olursa da, şu ayrık (istisnai) durumlarda satış durmaz:

a) Süresinden sonra ya da temyizi mümkün olmayan karara veya vazgeçme nedeniyle itiraz ve şikayetin reddine yahut süresi geçmiş bir şikayete ilişkin temyiz istemi icra mahkemesince red edildiği halde, bu red kararı kabul edilmeyerek temyiz isteminde ısrar edilirse, bu temyize başvurma, satışa engel olmaz (İİK. mad. 365/I).

b) İstihkak iddiası reddedilen üçüncü kişi, tehiri icra kararı getirmediği sürece, hükmü temyiz etse de, satışa engel olamaz (İİK. mad. 97/XIV).

b) Rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takipte, itirazın kaldırılması ve icranın geri bırakılması isteminin reddine ilişkin kararın temyizi halinde, takip konusu alacağın %15’i teminat olarak yatırılmazsa, temyize rağmen satış durmaz (İİK. mad. 150 a/2, 149 a/II).

c) Kambiyo senedine dayanan takiplerde, borca itiraz (İİK. mad. 168/5) üzerine verilen “itirazın reddi kararı”nın temyizi –İİK. mad. 33/III gereğince güvence gösterilmedikçe- hiçbir icra işlemini durdurmaz (İİK. mad. 169 a/son)

Takibin uzamasına neden olunmaması için «temyizin satıştan başka icra muamelelerini durdurmayacağı» (İİK. mad. 364/III) ve bu nedenle de icranın devamı için «gerekli evrakın alıkonarak Yargıtay’a sadece bunların suretlerinin gönderileceği» kabul edilmiştir.

İcra mahkemesi kararının temyizi “ilke olarak” sadece satışı durdurduğundan, diğer icra işlemlerine merci kararının kesinleşmesi beklenmeden devam edilir. Örneğin; borçlu «haczedilmezlik şikayetinin reddine» ilişkin kararı temyiz ederse, bu sadece satış işleminin yapılmamasını gerektirir, alacaklı bu karardan sonra haczedilen mala (taşınmaza) kıymet takdir edilmesin isteyebilir. Aynı şekilde, borçlu, «itirazın kaldırılması» kararını temyiz ederse, bu durum alacaklının haciz istemesine engel teşkil etmez. Ancak alacaklının satış isteyebilmesi için temyiz edilmiş olan icra mahkemesinin kararının Yargıtay’ca onanmış olması gerekir…

İİK. mad. 364/III hükmünü, HUMK. mad. 443/I hükmü ile karıştırmamak gerekir. HUMK. mad. 443/I’de, «mahkeme ilamlarının temyiz edilmesinin –kural olarak- icrayı durdurmayacağı» ifade edilmiştir. Başka bir deyişle bir mahkeme ilamının borçlu tarafından temyiz edilmesi, kural olarak icraya engel olmaz. Ancak, taşınmazlara ve buna ilişkin ayni haklara, aile ve şahsın hukukuna, ceza ilamlarının tazminata ve yargılama giderlerine ilişkin hüküm fıkraları kesinleşmedikçe icra edilemezler (HUMK. mad. 443/son).

«Temyizin icrayı durdurmadığı» hallerde, yani infazı (uygulanması) kesinleşmesine bağlı olmayan ilamların takip konusu yapılmasında, temyiz sebebiyle icranın durdurulmasını temin için, borçlunun Yargıtay’dan İİK. mad. 36 gereğince, «icranın geri bırakılması» (tehiri icra) hakkında karar getirmesi gerekir. Borçlu, İİK. mad. 36 gereğince Yargıtay’dan «tehiri icra kararı» getirmedikçe, icra muamelelerine «satış» dahil devam edilir. Eğer borçlu Yargıtay’dan «tehiri icra kararı» getirmediği için icra devam ederken, takip hukuku ile ilgili herhangi bir uyuşmazlık çıkmazsa, mahkeme ilamının temyizine rağmen, haczedilen mal satılır bedeli alacaklıya ödenir. İlamın daha sonra Yargıtay’ca bozulması halinde, İİK. mad. 40’a göre işlem yapılır. Eğer, borçlu, Yargıtay’dan «tehiri icra kararı» getirmediği için icra devam ederken, takip hukuku ile ilgili herhangi bir uyuşmazlık çıkar ve dosya icra mahkemesine giderse –örneğin; borçlu haczedilmezlik iddiasında bulunur yahut takibin iptâli için icra mahkemesinde dava açarsa- icra mahkemesinin vereceği karar taraflardan biri veya ikisi tarafından temyiz edilirse, temyiz soucuna kadar satış hariç diğer icra muameleleri yapılır. Satış için, temyiz sonucu beklenir…

IV- Mahkeme ilamlarının temyizinde «teminat gösterilmesi koşuluyla», Yargıtay tarafından «icranın geri bırakılmasına» (tehiri icra) karar verebildiği halde (HUMK. mad. 443, İİK. mad. 36) icra mahkemesi kararlarının temyizi halinde, İİK. mad. 36 ve HUMK. mad. 443’e dayanılarak «icranın geri bırakılması» -kural olarak- istenemez. Ancak, İcra ve İflâs Kanunumuzun 36. maddesine göre «icranın geri bırakılması kararı» istenebileceğini kanunda açıkça öngördüğü hallerde –İİK. mad. 97/XIV, 269 c, 276/III)- bu yola başvurulabilir.

Kanunumuzun bu nedenle; icra mahkemesince hükmedilen icra inkâr tazminatının ilamlı takibe konu yapılması halinde, borcu icra veznesine yatırarak ilamı temyiz etmiş olan borçluya, Yargıtay’dan tehiri icra kararı getirmek üzere mehil verilemez…

V- İcra mahkemesinin kararının «yasaya aykırı olduğunu» ileri sürerek bozulmasını isteyen tarafın bu isteminin yerine getirilebilmesi için, «temyize başvurmada hukuki yararı» bulunması gerekir.

İİK. mad. 364/II’de «takip hukukuna ilişkin temyizin, Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasasındaki (mad. 427 vd.) koşullar çerçevesinde yapılacağı» belirtilmiştir. HUMK. mad. 427’de açıkca, temyiz yoluna ancak «hukuki yararı» bulunan tarafın başvurabileceği öngörülmüştür. Bu nedenle, icra mahkemesinin kararını, lehine karar verilen taraf «benzer olaylarda emsal teşkil edip etmeyeceğini öğrenmek için» temyiz edemez.

Yüksek mahkeme, temyiz edenin «hukuki yararı» konusu ile ilgili olarak;

«Alacaklı (borçlu) aleyhine para cezasına hükmedilmemiş olmasını, borçlunun (alacaklının) temyiz nedeni yapamayacağını»

«Alacaklı lehine inkar tazminatına noksan hükmedilmiş olmasının,borçlu tarafından temyiz sebebi yapılamayacağını»belirtmiştir.

Ayrıca, uygulamadaki önemi nedeniyle belirtelim ki, duruşmada tefhim edilen «kısa karar» ile daha sonra yazılan «gerekçeli karar» arasında çelişki bulunması halinde, bu çelişki tavzih istenerek giderilemez. Başvurulacak yol, «gerekçeli kararın tebliğinden itibaren on gün içinde» temyiz’e başvurmak olmalıdır.

İcra mahkemesinin kararının temyiz edilmiş olması, uygulamasına engel teşkil etmez. Başka bir deyişle, icra mahkemesinin kararları kesinleşmeden derhal uygulanır. Bunun uygulamada benimsenen tek bir istisnası vardır: «Sıra cetveline şikayet üzerine (İİK. mad. 142) icra mahkemesince verilen kararlar» kesinleşmeden uygulanır. Yani, «sıra cetveli»ne göre (İİK. mad. 140 vd.) paranın alacaklılar arasında paylaştırılabilmesi (dağıtılabilmesi) için, sıra cetvelinin kesinleşmiş olması gerekir…

Eğer üzerine haciz konulan şey, para ise, icra mahkemesinin kararının temyiz edilmiş olması, icra veznesindeki bu paranın alacaklıya ödenmesine engel teşkil etmez. Yüksek mahkeme, İİK. mad. 364/III ile ilgili bir İçt. Bir. Kararında; «…temyiz isteğinin yalnız satış işlemini durdurup, diğer icra işlemlerine (örneğin; başka sebeplerle icra veznesine girmiş paraların alacaklıya verilmesine) etki yapmayacağını» belirtmiştir.

Böylece, satışın, İİK. mad. 364/III gereğince durduğu hallerde de, eğer, borçlu üzerinde ya da üçüncü kişi zimmetinde iken haciz veya başka bir şekilde tahsil edilerek icra veznesine konulmuş para varsa, bunlar İİK. mad. 364/III hükmünün dışında bırakılmıştır. Yani, «satış dışı yollarla vezneye girmiş olan paraların alacaklıya ödenmesine» mad. 364/III hükmünün engel olmayacağı kabul edilmiştir.

Ancak, derhal belirtelim ki, bahsedilen İçtihadı Birleştirme Kararı, «icraca» satılıp vezneye alınan mal bedelinin, ihalenin feshi hakkındaki şikayetin kesin bir çözüme kavuşmadan alacaklıya (alacaklılara) dağıtılmayacağını» öngören İİK. mad. 134/III hükmünü saklı (daha doğrusu, bu konuyu tartışma ve oylama dışında) tutmuştur. Yani, taşınmaz satışı kesinleşmedikçe, icra veznesindeki para alacaklıya ödenmeyecektir (İİK. mad. 134/III).

VI- Kanun yararına temyiz: İcra mahkemelerinin hukuk işlerine ilişkin kararlarının temyizinin «Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa göre olacağı» İİK. mad. 364/II’de belirtilmiştir.

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa yapılan bu yollama, ilk bakışta mutlak ve kesin bir anlam taşımakta ise de, HUMK’nun temyize ilişkin hükümlerinin ancak, «İcra ve İflâs Kanununun açıkça düzenlemediği konularda» uygulanabileceği kabul edilmelidir. Örneğin; «temyiz süresi» ne ilişkin HUMK. mad. 432 hükmü, İcra ve İflâs hukukuna ilişkin kararların temyizinde uygulanamaz..

«Kesin olarak verilen hükümlerle, niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade eden ve Yargıtay’ca incelenmeksizin kesinleşmiş bulunan hükümlerin Adalet Bakanlığının göstereceği gerekçe üzerine C. Başsavcısı tarafından temyizini» düzenleyen ve «yasa yararına temyiz» adıyla anılan yol acaba «takip hukukuna ilişkin» kararları için de mümkün müdür? Doktrinde, «İİK. mad. 364/II’de ki yollama nedeniyle, bu yola icra mahkemesi kararları için de başvurulabileceği» belirtilmesine rağmen, Yargıtay (13. Hukuk Dairesi) aksi görüşte olup, «bu özel yolun ancak hüküm niteliğini taşıyan mahkeme kararları için mümkün olabileceğini, halbuki icra mahkemesinin mahkeme ve kararlarının da hüküm niteliğinde bulunmadığını, icra mahkemesi kararlarının belli safhalardan geçerek kesinleşmiş olsa bile –kural olarak- esas hak ve taraflar yönünden kesin hüküm teşkil etmediğini, bu nedenle bu kararlar için yasa yararına temyiz yoluna başvurulamayacağını, bu özel yolun ancak ‘icra mahkemesinin mahkeme hüviyeti ile dava biçiminde baktığı, taraflar için kesin hüküm sayılan istihkak davaları, ihalenin feshi isteği konusunda verdiği hükümler’ ile ‘cezaya ilişkin hükümler’ için mümkün olabileceğini» belirtmiştir.

Yargıtay (12. Hukuk Dairesi) de «icra mahkemesinin ‘ihalenin feshi talebinin reddine’ ilişkin kararları kesin hüküm (HUMK. 237) teşkil ettiğinden, bu kararlara karşı kanun yararına temyiz yoluna başvurulabileceğini» ifade etmiştir…

Kanımızca, İİK. mad. 364/II hükmünde, HUMK.’na yapılan yollamayı, yüksek mahkemenin anladığı şekilde dar yorumlamamalıdır. İcra ve İflâs Kanununda «yasa yararına temyiz» yolunun mümkün olmadığına ilişkin açık bir hüküm bulunmadığına göre, HUMK. mad. 427/III’de geçen «hüküm» sözcüğüne dayanarak, icra mahkemesinin takip hukukuna ilişkin kararlarının «hüküm niteliğinde bulunmadığı» gerekçesiyle, icra mahkemesinin kararlarına karşı bu yolun kapalı olduğu sonucuna varılması, hem yasa tekniğine hem de yasa yapıcının amacına aykırı olur. Gerçekten, ‘HUMK.’da; mahkemelerin verdiği hükümlerin temyizi’ konsunun düzenlendiğinden ve ayrıca HUMK. mad. 427/III’de ‘hüküm’ yerine ‘karar’ denmemiş olmasından, «kanun yapıcının icra mahkemesinin ‘karar’ları hakkında kanun yararına temyiz yoluna başvurulmasını istemediği» sonucuna varılamaz. Kanun koyucunun böyle bir amacı bulunsa idi, bunu açıkca İcra ve İflâs Kanununda belirtirdi…

Ayrıca, özellikle icra mahkemesinin «takip hukukuna ilişkin» kararları için «kanun yararına temyiz» yolunun açık bulunması son derece yararlı olur. Çünkü, İİK. mad. 363’de öngörülmediği için, icra mahkemesinin pek çok kararı, Yargıtay denetimi dışında kalmaktadır. Böylece, İcra ve İflâs Kanunu, ülke çapında farklı şekilde yorumlanıp uygulanmaktadır. Bu farklı uygulamanın hangisinin doğru ve yasaya uygun olduğu nasıl saptanacaktır?

VII- Yargılamanın yenilenmesi (iade-i muhakeme): İcra mahkemesinin kararlarına karşı «yargılamanın yenilenmesi» (iadesi) yoluna (HUMK. mad. 445 vd.) başvurulabilip başvurulamayacağı da İcra ve İflâs Kanununda özel olarak düzenlenmiş değildir. Doktrinde; «kesin olarak verilen veya kesinlik kazanmış olan bir kararın ya ağır (ciddi) biçimsel (usuli) eksiklikler, yahut karara temel olan bilgi ve belgelerin ağır yanlışlıklar taşıması yahut da tarafları, konusu ve hukuksal sebebi aynı olan bir uyuşmazlık hakkında kesinlik kazanmış, birbiriyle çelişen iki kararın ortaya çıkması nedeniyle ve kanunda sınırlı olarak sayılmış bulunan koşullar altında ilk yargılamanın –son halde, ikinci yargılamanın- aynı mahkemede, belirli bir süre içinde tekrar edilmesini (yenilenmesini) sağlayan bir olanak (kurum)» olarak tanımlanan, «olağanüstü bir yasa yolu» olan ‘yargılamanın yenilenmesi’ (iadesi) ancak «kesin olarak verilen» ya da «kesinlik kazanmış olan» yargısal kararlar için öngörülmüştür. İcra mahkemesinin kararları ise kural olarak kesin hüküm (HUMK. mad. 237) teşkil etmediğinden, icra mahkemesinin «takip hukukuna ilişkin ve kesin hüküm teşkil etmeyen» kararlarına karşı, yargılamanın yenilenmesi (iadesi) yoluna gidilemez. Bu nedenle örneğin; icra mahkemesinin, «itirazın kaldırılması isteminin kabul ve reddine», «şikayetin kabul ve reddine» ilişkin kararlarına karşı, yargılamanın yenilenmesi (iadesi) yoluna başvurulamaz. Buna karşın, icra mahkemesinin maddi anlamda kesin hüküm (HUMK. mad. 237) teşkil eden kararlarına karşı «yargılamanın yenilenmesi (iadesi)» yoluna gidilebilir.

Yüksek mahkeme;

«‘İhalenin feshine’ ilişkin icra mahkemesi kararlarına karşı ‘yargılamanın yenilenmesi’ yoluna başvurulamayacağını»

«İhalenin feshi davasını açmamış olan kişinin daha sonra ‘ihalenin feshi’ konusunda verilmiş olan karara yönelik olarak yargılamanın iadesi yoluna başvurumayacağı»

«İcra mahkemesinin vermiş olduğu ‘davanın açılmamış sayılmasına’ dair karar hakkında yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurulamayacağını»

«İcra mahkemesi kararlarından ‘ihalenin feshi isteminin reddine’ ve ‘istihkak davasına’ ilişkin kararlara karşı ‘yargılamanın yenilenmesi’ yoluna başvurulabileceğini»

«Kıymet takdirine ilişkin icra mahkemesi kararına karşı ‘yargılamanın yenilenmesi’ yoluna gidilemeyeceğini»

«‘Yargılamanın yenilenmesi’ (iade-i muhakeme) istemi üzerine verilen kararların temyiz edilebileceğini»

«Takip hukuku ile ilgili olan ve maddi anlam da ‘kesin hüküm’ (HUMK. 237) teşkil etmeyen –‘itirazın kaldırılması’ gibi- icra mahkemesinin kararlarına karşı ‘yargılamanın yenilenmesi’ yoluna başvurulamayacağı»

«İcra mahkemelerinin ‘itiraz’ ve ‘şikayet’ konusunda verdiği kararlara karşı ‘yargılamanın yenilenmesi’ yoluna başvurulamayacağını»

«İcra mahkemesinin ‘kesin hüküm’ oluşturmayan kararlarına karşı ‘yargılamanın yenilenmesi’ yoluna başvurulamayacağını»

«‘Ortaklığın giderilmesi kararı’na karşı, ‘yargılamanın yenilenmesi’ yoluna başvurulabileceğini»

«Aynı konuda birbirinden farklı iki icra mahkemesi kararı bulunması halinde, -bu kararlarına karşı yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilemediğinden- önceki tarihli mahkeme kararına itibar edilmesi gerekeceğini»

«İİK. 269 vd. göre alınan tahliye kararı hakkında yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurulamayacağını»

«‘Taşınır satışının durdurulması’na ilişkin icra mahkemesinin kararına karşı, ‘yargılamanın yenilenmesi’ yoluna başvurulamayacağını»

«İİK. 135 gereğince icra mahkemesince verilen kararlar hakkında, yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurulamayacağını»belirtmiştir. kaynak:www.talihuyar.com

----------------------------------------------------------------------------------------------

TAKİP HUKUKUNDA “ALACAKLISINI ZARARA SOKMAK KASDİYLE

MEVCUDUNU EKSİLTME SUÇU”

İ.İ.K Md.331'de «alacaklısını zarara sokmak kasdıyla varlığını (mevcudunu) eksiltme» eylemi suç sayılarak cezalandırılmıştır.

«Borç için hapis» yani sadece borcunu ödemediği için bir kimsenin hürriyetinin kısıtlanması, bugünün modern hukuk anlayışına uygun düşmemektedir. Bir kimsenin borcunu ödememesinin «suç» sayılması doğru değilse de, «borcunu ödememek için hileli yollara başvuran, ticari işlerinde büyük bir hafiflik ve ihmal gösteren» borçluların durumlarını aynı anlayış ve toleransla değerlendirmek de isabetli olmaz. Bu gibi durumlarda hapis cezası öngörmek yani bu tür eylemleri «suç» saymak modern ceza hukukuna ters düşmez.

I- Suçun unsurları:

a) Maddi unsur:

A- a. Haciz yolu ile «takip talebi»nden (İİK. mad. 58), «konkordato mühleti talebi»nden (İİK. mad. 285) ya da «iflâsın ertelenmesi süresi»nden (İİK. mad. 179) sonra,

b. Haciz yolu ile «takip talebi»nden, «konkordato mühleti»nden ya da «iflâsın ertelenmesi talebi»den (İİK. mad. 179) önceki iki yıl içinde,

c. «İflâs takibi»nden (İİK. 154) ya da doğrudan doğruya iflâs hallerinde «iflâs talebi»nden (İİK. 177, İİK. 178) önce;

B- Borçlu, «alacaklısını zarara sokmak kasdıyla»;

a. Mallarını kısmen ya da tamamen;

aa) Malvarlığından -karşılıksız olarak veya gerçek değerinden çok az bir fiatla- çıkarmış, veya;

bb) Telef etmiş, veya;

cc) Kıymetini düşürmüş, veya;

dd) Danışıklı işlem (muvazaa) ile başkasına devretmiş, yahut;

b. Gerçekte borcu olmadığı halde, borcu varmış gibi aslı olmayan (muvazaalı) borçlar kabul (ikrar) ederek, pasifini çoğaltmış olmalıdır.

Yüksek mahkeme, bu konuyla ilgili olarak;

«Sanığın alacaklısını zarara uğratmak maksadıyla hareket edip etmediğinin tespiti için sanıklar arasındaki borç ilişkisinin ve bu ilişki sonucunda düzenlenmiş senedin muvazaalı olup olmadığının araştırılması gerekeceğini»

«Alacağa karşılık haczedilen malların alacağı karşılayıp karşılamadığının ve sanıkların muvazaalı işlemlerle borçlarını ödemekten kaçınıp kaçınmadıklarının araştırılıp belgelendirilerek, sanıkların hukuki durumlarının değerlendirilmesi gerekeceğini» belirtmiştir.

c. Borçlunun -yukarıda belirtilen- kötüniyetli hareketlerinin birinden zarar gören alacaklı:

aa) Borçlu hakkında «kesin aciz belgesi» (İİK. mad. 105/I, 143) almış olmalı (Borçlusu hakkında «geçici aciz belgesi» (İİK. mad. 105/II) almış olan alacaklının böyle bir hakkı yoktur. Çünkü; geçici aciz vesikası niteliğindeki haciz tutanağında yazılı olan malların; satış sırasında daha önce tahmin edilen kıymetlerinin üstünde değer bularak satılıp alacağı karşılaması ihtimali daima mevcuttur.) Veya;

bb) «Alacağını alamadığını» kanıtlamış olmalıdır.

Bu maddeye göre, alacaklının borçlusunun cezalandırılmasını isteyebilmesi için, borçlusu hakkında mutlaka «aciz belgesi» almış olması gerekli değildir. Elinde «borç ödemeden aciz belgesi hükmündeki haciz tutanağı» (İİK. mad. 105/I) veya «borç ödemeden aciz belgesi» (İİK. mad. 143) bulunmayan ancak «alacağının kendisine ödenmediğini» herhangi bir şekilde 2kanıtlayabilen alacaklı da, bu maddeye göre, borçlusu hakkında şikayette bulunabilir.

Madde, 538 sayılı Kanun ile «uygulanmasını güçleştiren şartlardan ayıklanarak» bugünkü şekli almıştır. Değişiklikten önceki şekle göre, maddenin uygulanabilmesi için alacaklının mutlaka «aciz belgesi» almış olması gerekmekte idi. Bu değişiklikte bu zorunluk kaldırılmış, daha doğrusu «aciz belgesi» almamış olan alacaklının da -«alacağını tahsil edemediğini isbat etmesi koşuluyla»- bu hükümden yararlanabilmesi öngörülmüştür…

Yüksek mahkeme;

«Borçlu sanığın alacaklılarını zarara uğratmak amacıyla devrettiği iddia edilen işletmenin devir tarihinin, borçlu sanık hakkında aciz belgesi alınıp alınmadığının ve borçlu sanığın borcunu karşılamaya yetecek başka malvarlığı olup olmadığının araştırılması gerekeceğini»

«Alacaklısını zarara sokmak kasdıyla mevcudunu azaltmak suçunun oluşup oluşmadığı incelenirken, ......... borçlu sanık hakkında aciz belgesi alınıp alınmadığı ........... konularında araştırma yapılması gerekeceğini»

«Kendisine ait aracı icra takibi başladıktan sonra devrettiği anlaşılan sanığın satış gerekçesi olarak «sıkışıklığını» ileri sürmesi halinde, bu gerekçesinin haklı olup olmadığının, borcu karşılayacak başka malvarlığının bulunup bulunmadığının ve hakkında aciz belgesi alınıp alınmadığının araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekeceğini»

«Borçlu sanığın icra takibinden kısa bir süre önce kendisine ait aracı yakını olan diğer sanığa hangi bedelle sattığının ve borçlu sanığın borcu karşılamaya yetecek başka mal varlığı bulunup bulunmadığının araştırılması gerekeceğini»

«Borçlu sanığın davranışı nedeniyle aleyhine aciz belgesi alınıp alınmadığı ve borcu karşılamaya yeterli başka mallarının bulunup bulunmadığı konularında araştırma yapılmadan eksik soruşturmayla İİK'nun 331. maddesine göre hüküm kurulamayacağını»

«Hakkında başlatılan icra takibinden sonra kendisine ait işyerini başkasına devretmiş olan borçlu sanık hakkında aciz belgesi alınıp alınmadığı ve borcunu karşılamaya yetecek başka mal varlığı bulunup bulunmadığı konusunda araştırma yapılmadan karar verilemeyeceğini»

«‘Uzun süre yurt dışında olacağı için kendisine ait taşınmazları oğluna kiraya verdiğini’ iddia eden borçlu sanık hakkında aciz belgesi alınıp alınmadığı ve borçlunun borcunu karşılamaya yeterli başka mal varlığı olup olmadığı konusunda yeterli araştırma yapılmadan karar verilemeyeceğini»

«Hakkında başlatılan icra takibinden sonra kendisine ait taşınmazları devrettiği ve borcu karşılamaya yeterli başka mal varlığı bulunup bulunmadığı hususlarının araştırılmadan karar verilemeyeceğini»

«Yetkilisi oldukları şirkete ait araçları icra takibinden kısa bir süre önce sattıkları anlaşılan borçlu-sanıkların borcu karşılamaya yetecek başka malvarlıkları bulunup bulunmadığı araştırılmadan haklarında alınmış bir aciz vesikası bulunmadığı gerekçe gösterilerek eksik inceleme ile karar verilemeyeceğini»

«Kendisine ait taşınmazı kızı olan diğer sanığa devreden borçlu sanığın iddiaları doğrultusunda tapu kayıtlarının incelenerek ve borçlunun borcu karşılamaya yeterli başka malvarlığı olup olmadığı, hakkında aciz belgesi alınıp alınmadığı hususlarının araştırılarak karar verilmesi gerekeceğini»

«‘Alacak-borç ilişkisinden dolayı taşınmazını sattığını’ savunan borçlu sanığın bildirmiş olduğu tanıklar dinlenmeden ve borcu karşılamaya yetecek başka mal varlığı bulunup bulunmadığı ve hakkında aciz belgesi alınıp alınmadığı araştırılmadan karar verilemeyeceğini» belirtmiştir.

«Alacaklısını zarara sokmak kasdıyla mevcudunu eksiltme» suçunun düzenlendiği 331'inci maddenin birinci fıkrasındaki «aciz belgesi istihsal edildiği veya alacaklı alacağını istifa edemediğini» ibaresi, fıkraya açıklık getirmek amacıyla «aciz belgesi aldığını veya alacaklı alacağını alamadığını» şeklinde değiştirilmiştir.

Yüksek mahkeme, buraya kadar açıklanan bu suçun maddi unsuru'nu teşkil eden fiillerle ilgili olarak;

«Ticaret şirketlerinde hukuken veya fiilen yönetim yetkisine sahip olanların alacaklılarını zarara uğratmak kasdiyle ticari işletmenin borçlarını kısmen veya tamamen ödemeyerek alacaklılarını zarara sokmaları halinde (333/a) cezalandırılabilmeleri için bu işlem ve eylemlerin başka bir suç oluşturmaması gerekeceğini; şirketlerine ait otobüsleri satarak alacaklıları zarara uğratmak amacı ile mevcudunu eksiltmek suçunu işlemiş olan sanıklar hakkında ‘ticari işletmede yöneticinin sorumluluğu’u düzenleyen İİK 333/a gereğince değil, İİK. 331 gereğince ceza verilmesi gerekeceğini»

«İşyerlerini yanlarında çalışan işçiye muvazaalı olarak devrettikleri iddia edilen saınklar hakkında İİK'nun 331. maddesine muhalefet etmekten açılan dava ile işçiler hakkında açılan davanın birleştirilmesine karar verilip işyerinin devredildiğinin saptanması halinde bunun alacaklıları zarara uğratmak amacıyla yapılıp yapılmadığının her türlü delil değerlendirilerek tespit edilmesi gerekeceğini»

«Diğer borçlarını ödemek amacıyla taşınmazlarını sattığını savunan sanığın İİK. 331'de yer alan suçu işlemek kastıyla hareket edip etmediğinin tespiti için taşınmazlardan elde ettiği meblağların diğer borçların ödenmesi için kullanılıp kullanılmadığının ve borçlu sanığa ait diğer taşınmazların üzerindeki hacizler de gözönünde tutularak değerlerinin saptanarak dosya borcunu karşılamaya yetip yetmeyeceğinin araştırılması gerekeceğini»

«Borçlu sanığın işyerini, alacaklısını zarara uğratmak amacıyla oğluna devrettiği iddiaları karşısında oğlunun işyerindeki eşyaların babasına ait işyerinden intikal edip etmediğinin, borçlu sanığın işyerindeki malların vergi borcu nedeniyle satılıp satılmadığının araştırılması gerekeceğini»

«Borçlu şirketin malvarlığının alacaklılarını zarara uğratmak için borçlunun ve yakınlarının kurduğu şirketlere aktarıldığı iddiaları karşısında şirket ortakları ile sanıklar arasındaki akrabalık bağının, şirket hisse devirlerinin ve yeni maliklerinin, şirketlere ait defter ve belgelerin karşılaştırmalı olarak bilirkişi incelemesine tabi tutularak değerlendirilmesi gerekeceğini»

«Sanığın ortak olduğu taksiyi satıp kendisine ev satın alması ve daha sonra da bunu mal kaçırmak kasdıyla eniştesine devretmesinin muvazaalı olup olmadığının tanık da dinlenerek araştırılması, takip konusu borcu karşılamaya yetecek başkaca malvarlığının bulunup bulunmadığının ve sosyal yaşantısı ve geliri ile orantılı harcama yapıp yapmadığının da araştırılması gerekeceğini»

«Borçlu şirketin alacaklılarını zarara uğratmak için mevcudunu eksiltmek amacıyla mallarını başka şirkete devrettiği iddiası nedeniyle, her iki şirkete ait kayıtların uzman bilirkişilerce karşılaştırmalı olarak incelenmesi gerekeceğini ve borçlu şirketin malvarlığının büyük bir bölümünün icra marifetiyle satıldığı savunması nedeniyle de ilgili icra dosyasının da getirtilip incelenmesi gerekeceğini»

«Sadece borçlunun işyerini kardeşine devretmesinin ‘alacaklısını zarara uğratma kastı’nın varlığının kabulü için yeterli olmayacağını- ‘Alacaklısını zarara uğratmak için mevcudunu eksiltmek suçu’nun oluşması için ‘tasarrufun iptâli davası’nın açılmasının gerekmediğini»

«Alacaklısını zarara sokmak kasdiyle mevcudunu azaltmak suçunun oluşup oluşmadığı incelenirken sanık adına kayıtlı bulunan aracın takip tarihinden kısa bir süre önce diğer sanığa hangi bedelle satıldığı ve alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla satılıp satılmadığı hususları ile borçlu sanık hakkında aciz belgesi alınıp alınmadığı ve borçlunun borcu karşılamaya yetecek başka malvarlığı olup olmadığı konularında araştırma yapılması gerekeceğini»

«Hakkında başlatılan icra takibinden sonra kendisine ait işyerini başkasına devretmiş olan borçlu sanık hakkında aciz belgesi alınıp alınmadığı ve borcunu karşılamaya yetecek başka mal varlığı bulunup bulunmadığı konusunda araştırma yapılmadan karar verilemeyeceğini»

«‘Uzun süre yurt dışında olacağı için kendisine ait taşınmazları oğluna kiraya verdiğini’ iddia eden borçlu sanık hakkında aciz belgesi alınıp alınmadığı ve borçlunun borcunu karşılamaya yeterli başka mal varlığı olup olmadığı konusunda yeterli araştırma yapılmadan karar verilemeyeceğini»

«Hakkında başlatılan icra takibinden sonra kendisine ait taşınmazları devrettiği iddia edilen borçlu sanık hakkında aciz belgesi alınıp alınmadığı ve borcu karşılamaya yeterli başka mal varlığı bulunup bulunmadığı hususlarının araştırılmadan karar verilemeyeceğini»

«Şikayetçi tarafından «borçlunun icra takibinden sonra kendisine ait işyerini eski eşine devrettiği ve işyerinde haczedilen menkulleri kaçırdığı» iddiası karşısında, haciz işleminin yapıldığı işyerinin kime ait olduğunun, devrin yapılıp yapılmadığının, yapılmışsa tarih ve bedelinin belirlenmesi ve aynı zamanda borçlunun borcu ödemeye yetecek başka malvarlığı olup olmadığının da araştırılarak bir karar verilmesi gerekeceğini»

«Sanık hakkında ‘kendisine ait işyerini icra takibinden sonra eşine devrettiği’ iddiası ile dava açılması ve sanığın da ‘cezaevinde bulunduğu dönemde eşinin yeni bir işyeri açtığı ve tahliye olduktan sonra bu işyerinde çalışmaya başladığını’ savunması karşısında, iddia ve savunmaya ilişkin tüm deliller ile birlikte borçlunun borcu karşılamaya yetecek başka malvarlığı bulunup bulunmadığının araştırılarak bir karar verilmesi gerekeceğini»

«Yetkilisi oldukları şirkete ait araçları icra takibinden kısa bir süre önce sattıkları anlaşılan borçlu-sanıkların borcu karşılamaya yetecek başka malvarlıkları bulunup bulunmadığı araştırılmadan haklarında alınmış bir aciz vesikası bulunmadığı gerekçe gösterilerek eksik inceleme ile karar verilemeyeceğini»

«Muhafaza altına alınan menkulleri götürmek üzere olay yerine gelen aracın üzerine çıkıp, haciz edilen televizyonu araçtan atarak zarar görmesine neden olan sanığın eyleminde «alacaklısını zarar uğratmak amacıyla malını telef etmek» kastının ne şekilde oluşturduğunun açıklanması ve takip borçlusu sanık hakkında aciz belgesi alınıp alınmadığı ve borcu karşılamaya yeterli başka mal varlığı olup olmadığı hususlarının araştırılması gerekeceğini»

«Kendisine ait taşınmazı kızı olan diğer sanığa devreden borçlu sanığın iddiaları doğrultusunda tapu kayıtlarının incelenerek ve borçlunun borcu karşılamaya yeterli başka malvarlığı olup olmadığı, hakkında aciz belgesi alınıp alınmadığı hususlarının araştırılarak karar verilmesi gerekeceğini»

«Borçlunun hakkında başlatılan icra takibinden kısa bir süre önce kendisine ait aracı hangi bedelle sattığı ve satışın iddia ettiği gibi hayvan alım satımından kaynaklanan borcunu ödemek için olup olmadığı ve borçlunun borcu karşılamaya yetecek başka mal varlığı bulunup bulunmadığı yargılama aşamasında da araştırılmadan eksik soruşturma ile hüküm kurulamayacağını»

«Borçlu sanığın yetkilisi olduğu şirket adına kayıtlı olan taşınmazları ve şirketteki hisselerini hangi bedelle devrettiği araştırılmadan İİK'nun 331. maddesine göre hüküm kurulamayacağını»

«‘Alacak-borç ilişkisinden dolayı taşınmazını sattığını’ savunan borçlu sanığın bildirmiş olduğu tanıklar dinlenmeden ve borcu karşılamaya yetecek başka mal varlığı bulunup bulunmadığı ve hakkında aciz belgesi alınıp alınmadığı araştırılmadan karar verilemeyeceğini»

«‘Borçlu sanıklar üzerinde halen kayıtlı taşınmazlar bulunduğu’ bildirildiğinden, söz konusu malların alacağı karşılayıp karşılamadığı tespit edilmeden karar verilemeyeceğini»

«Malvarlığı dilekçesi verdiği tarihten bir gün önce taşınmazını başkasına devrederek elden çıkartan borçlu sanığın bu davranışının İİK. mad. 331'de tanımı yapılan suç olarak değerlendirileceğini»

«Alacağına karşılık haczedilen malların alacağı karşılayıp karşılamadığının ve sanıkların muvazaalı işlemlerle borçlarını ödemekten kaçınıp kaçınmadıklarının araştırılıp belgelendirilerek, sanıkların hukuki durumlarının değerlendirilmesi gerekeceğini»

«Avukatına olan vekalet ücreti borcunun ödememek için mallarını elden çıkaran borçlunun bu eyleminin İİK. 331'e göre suç sayılacağını» belirtmiştir.

b) Manevi unsur:

Burada şu hususu da hemen belirtelim ki, borçlunun yukarıdaki eylemlerinin «suç» teşkil edebilmesi için, «borçlunun alacaklılarını zarara sokmak kastıyla» hareket etmiş olması gerekir. Suçun oluşması için «genel kast» yeterli görülmemiş ve sanığın «alacaklılarını zarara sokmak kastıyla» hareket etmiş olması yani «özel kast» aranmıştır. Böyle değil de, borçlu «kredi sağlamak veya girişeceği yeni bir ticari teşebbüs için» bu şekilde davranmışsa, bu eylem maddeye göre suç teşkil etmez.

«Borçlunun, alacaklılarının zararını istediğini» daha doğrusu «borçlunun alacaklılarını zarara sokmak kasdıyla» hareket ettiğini isbat kolay değildir. Bu nedenle, kanımızca, borçlunun, «alacaklısına zarar verme kasdı»nın isbatı için, kesin kanıtlar aranmamalı, hakime bu konuda takdir yetkisi verilmelidir.

Yüksek mahkeme;

«Şirketlere ait defter ve belgeler üzerinde karşılaştırmalı bilirkişi incelemesi yaptırılarak borçlu şirketin alacaklıları zarara uğratmak amacıyla devredilip devredilmediğinin saptanması gerekeceğini»

«Borçlu sanığın intifa hakkından feragat işleminin alacaklısını zarara uğratmak amacıyla yapılıp yapılmadığının her türlü delil ile birlikte araştırılarak, borçlu sanık hakkında aciz vesikası alınıp alınmadığı ve borcunu karşılamaya yetecek başka malvarlığı olup olmadığı hususlarının saptanarak bir karar verilmesi gerekeceğini»

«Sadece borçlunun işyerini kardeşine devretmesinin ‘alacaklısını zarara uğratmak kastı’nın varlığının kabulü için yeterli olmayacağını’ ‘Alacaklısını zarara uğratmak için mevcudunu eksiltmek suçu’nun oluşması için ‘tasarrufun iptâli davası’nın açılmasının gerekmediğini»

«Alacaklısını zarara sokmak kasdiyle mevcudunu azaltmak suçunun oluşup oluşmadığı incelenirken sanık adına kayıtlı bulunan aracın takip tarihinden kısa bir süre önce diğer sanığa hangi bedelle satıldığı ve alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla satılıp satılmadığı hususları ile borçlu sanık hakkında aciz belgesi alınıp alınmadığı ve borçlunun borcu karşılamaya yetecek başka mal varlığı olup olmadığı konularında araştırma yapılması gerekeceğini»

«Şikayetçilerin alacaklarını alamama nedeninin sanıkların kasıtlı veya taksirli davranışlarından kaynaklanıp kaynaklanmadığının tespiti bakımından sanıkların yetkilisi olduğu şirket defter ve belgeleri ile sanıklara ait olduğu bildirilen şirketlere ait kayıtların karşılaştırmalı olarak incelenip aralarında hukuki ve fiili bir bağ bulunup bulunmadığının saptanması gerekeceğini»

«Sanıkların ve tanıkların beyanları karşısında, sanıkların savunmalarına neden itibar edilmediği, suç kastıyla hareket edip etmedikleri yeterince tartışılmadan ve borçlu sanığın borcu karşılamaya yetecek başka malvarlığı bulunup bulunmadığı araştırılmadan karar verilemeyeceğini»

«Sanıkların kastının tayini için borçlu şirkete ait defter ve kayıtlar üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak aktifinin borçlarını ödemek için yeterli olup olmadığının saptanması, borçlu şirket hakkında yapılan icra takipleri varsa dosyalarının getirtilerek incelenmesi, borçlu şirkete ait taşınır veya taşınmaz malların satışının yapılıp yapılmadığının araştırılması ve tüm bunların tespiti ile sanıkların hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekeceğini»

«İİK'nun 331. maddesinde düzenlenen suçun oluşup oluşmadığı belirlenirken sanık borçlunun şikayetçinin iddiası doğrultusunda kendisine ait araçları, gayrimenkulleri ve bankadaki mevcut parasını mevcudunu eksiltmek amacıyla devredip devretmediğinin, borçlu sanık hakkında aciz belgesi alınıp alınmadığının ve borçlu sanığın borcu karşılamaya yetecek başka malvarlığı olup olmadığının araştırılması gerekeceğini»

«Muhafaza altına alınan menkulleri götürmek üzere olay yerine gelen aracın üzerine çıkıp, haciz edilen televizyonu araçtan atarak zarar görmesine neden olan sanığın eyleminde ‘alacaklısını zarara uğratmak amacıyla malını telef etmek’ kastının ne şekilde oluştuğunun açıklanması ve takip borçlusu sanık hakkında aciz belgesi alınıp alınmadığı ve borcu karşılamaya yeterli başka malvarlığı olup olmadığı hususlarının araştırılması gerekeceğini»

«Borçlunun hakkında başlatılan icra takibinden kısa bir süre önce kendisine ait aracı hangi bedelle sattığı ve satışın iddia ettiği gibi hayvan alım satımından kaynaklanan borcunu ödemek için olup olmadığı ve borçlunun borcu karşılamaya yetecek başka mal varlığı bulunup bulunmadığı yargılama aşamasında da araştırılmadan eksik soruşturma ile hüküm kurulamayacağını»belirtmiştir.

II- Görüldüğü gibi İİK. 331. ile kötüniyetli borçluların alacaklılarına zarar vermek amacı ile hem icra takibinden önce ve hem de icra takibinden sonra yapacakları hileli işlemlere ceza yaptırımı ile (müeyyidesi) ile engel olunmak istenmiştir. Keza, kötüniyetli borçluların «konkordato» yolu ile borç eksiltmeye başlamaları da suç sayılarak önlenmek istenmiştir.

4949 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikle; maddenin ikinci fıkrasıyla, «birinci fıkrada yazılı suçların iflâs takibinden veya iflâs talebinden önce işlenmesi» suç haline getirilmiş, böylece külli icra takibinde borçlu tarafından alacaklıların alacaklarına kavuşmasını engelleyici, alacakların tahsilini geciktirici filler madde kapsamına alınmıştır. Bu suçun işlenmiş sayılabilmesi için, birinci fıkrada yazılı unsurların gerçekleşmesi aranacaktır.

Yine 4949 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikle; maddenin üçüncü fıkrası kapsamına «iflâsın ertelenmesi talebinden önceki ve iflâsın ertelenmesi süresinden sonraki» fiiller ile «konkordato mühleti talebinden sonraki» fiiller de dahil edilmek suretiyle, konkordatoda; alacaklıların haklarının cezai hükümlerle teminat altına alınması amaçlanmıştır.

III- «Taşınmaz rehni kapsamında bulunan eklentinin, rehin alacaklısına zarar vermek kastı ile» taşınmaz dışına çıkarılması (İİK. 333/IV) uyarınca suç sayılarak «eklentinin zilyedinin -iki yıldan dört yıla kadar hapis ve bin güne kadar adli para cezası ile- cezalandırılması öngörülmüştür...

IV- Ayrıca belirtelim ki, borçlunun bu maddeye göre suç teşkil eden fiillerinden dolayı cezalandırılabilmesi için, borçlunun bu fiilleri nedeniyle alacaklının zarar görmüş olması gerekir. Borçlu, maddede suç sayılan fiilleriyle mevcudunu eksiltmiş ancak kalan mevcudu ile veya başka bir yol ile alacaklısına borcunu ödemiş ise bu durumda suç oluşmaz.

Uygulamada zarar kavramı geniş yorumlanmakta, failin fiili ile icra takibini zorlaştırmış veya sekteye uğratmış olması, bu suçun oluşumu için yeterli sayılmaktadır. Böylece bu icra suçlarının tehlike suçu olduğu kabul edilmektedir.

V- Borçlu hakkında bu maddeye göre takibat yapılabilmesi alacaklının şikayetine bağlıdır (İİK. 331/V).

Şikayetin nereye yapılacağına dair İİK.'nda açıklık yoktur. Ancak doktrindeki egemen görüşe ve yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına göre bu şikayetin doğrudan doğruya icra takibinin bulunduğu yerdeki icra mahkemesine yapılması gerekir.

Kanımızca bu durumda dava C. Savcılığı tarafından icra mahkemesinde değil, genel ceza mahkemesinde açılacağından, şikayetin C. Savcılığına yapılması gerekir.

Bu maddede suç olarak öngörülen fiillerden dolayı şikayet hakkı «fiilin öğrenildiği tarihten itibaren üç ay ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl geçmekle» düşer (İİK. mad. 347).

VI- Görevli mahkeme: Bu maddedeki suç «alacaklının şikayetine bağlı olduğuna» göre, alacaklı şikayetini nereye bildirmelidir? Başka bir deyişle bu suça ait davalara nerede bakılacaktır? Maddede «borçlunun icra ceza mahkemesinde cezalandırılacağına» dair bir kayıt yoktur.

Her ne kadar İİK. mad. 346/III'de «Bu bapta yer alan suçlarla ilgili davalara icra mahkemesinde bakılır» denilmişse de, aynı maddenin birinci fıkrasında «Bu Kanun hükümlerine göre disiplin veya tazyik hapsine icra mahkemesi karar verir» hükmü yer aldığından, kanımızca ‘ceza olarak disiplin veya tazyik hapsi’ni öngören suçlarda icra ceza mahkemelerinin, buna karşın ceza olarak hapis ya da adli para cezası öngören suçlarda ise genel ceza mahkemelerinin -yani bu suç bakımından, asliye ceza mahkemesinin- görevli olacağı’ kabul edilmelidir. Yüksek mahkeme ise yeni içtihatlarında «İİK. mad. 332'de düzenlenmiş olan suç hakkında alacaklının C. Savcılığına yapacağı şikayet üzerine, C. Savcılığınca iddianame ile dava açılması gerekmeyip, icra mahkemesine alacaklı tarafından verilecek şikayet dilekçesi üzerine yargılama yapılabileceğini» belirtmiştir...

VII- Yetkili mahkeme: İcra takibinin yapıldığı yerdeki mahkemedir (İİK. mad. 348). Doktrindeki egemen görüşe ve Yargıtayımızın son içtihatlarına göre; bu suç için yetkili (ve görevli) mahkeme, «icra takibinin yapıldığı yerdeki icra (ceza) mahkemesi»dir...

VIII- Dava zamanaşımı: «Sekiz yıl»dır (TCK. mad. 66/I-e). Bu süre TCK'nun 67. maddesinde öngörülen sebeplerle kesilir ya da durur.

IX- Ceza zamanaşımı: «On yıl»dır (TCK. mad. 68).

X- Suçun cezası: «Borçlunun mevcudunu azaltması» suçunun cezasının ‘altı aydan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adli para cezası’ olduğu İİK. mad. 333/1'de öngörülmüştür.

«Taşınmaz rehni kapsamında bulunan eklentinin rehin alacaklısına zarar vermek kastı ile taşınmaz dışına çıkarılması» suçunun cezasının ise ‘iki yıldan dört yıla kadar hapis ve bin güne kadar adli para cezası’ olduğu İİK. mad. 331/IV'de belirtilmiştir.

Mahkemece sanık hakkında ‘altı aydan üç yıla kadar hapis cezasının asgari haddine hükmedilmiş ise ya da ceza takdiren artırılarak en fazla ‘bir yıl’ olarak belirlenmişse, belirlenen bu ceza ‘kısa süreli hapis cezası’ sayılacağından (TCK. mad. 49/2), mahkeme hükmettiği bu hapis cezasını ‘seçenek yaptırımlardan birine’ (TCK. mad. 50/1) çevirebilir.

Buna karşılık mahkemece ‘bir yıldan daha fazla hapis cezasına’ hükmedilmiş ise, bu ceza ‘kısa süreli hapis cezası’ sayılmayacağından ‘seçenek yaptırımlardan birine’ çevrilemez.

Mahkemece hükmedilen ceza ‘iki yıl veya daha az hapis cezası’ ise, bu ceza TCK. mad. 51/1 çerçevesinde ertelenebilir.

Mahkemece hükmedilen ‘adli para cezaları’nın ise ertelenmesi mümkün değildir… kaynak:www.talihuyar.com

----------------------------------------------------------------------------------------------


KİRALANANAN TAŞINMAZLARIN İLÂMSIZ İCRA YOLU İLE

TAHLİYELERİNDE “TAKİP TALEBİ”, “İHTARLI ÖDEME EMRİ”

“ÖDEME EMRİNE İTİRAZ ŞEKLİ ve SÜRESİ”

İ.İ.K. Md.269'da “kiralanan taşınmazların ilamsız icra yolu ile tahliyesi”nde ‘takip talebi’, ‘ihtarlı ödeme emri’, ‘ödeme emrine itiraz şekli ve itiraz süresi’ ile ‘ödeme emrine itirazın sonuçları’ düzenlenmiştir

A. TAKİP TALEBİ

I- Kira bedelinin ödenmemesi üzerine, alacaklı-kiralayan; -mahkemeye başvurup dava açacak yerde- icra dairesine başvurarak, “kira alacağı” için “haciz yolu ile” takip talebinde bulunabilir.

Kiralayan sadece “kira alacağı”nın ödenmesini isteyebileceği gibi “kira alacağı” ile birlikte -kira parasının yasal süre içinde ödenmemesi halinde- “kiralananın boşaltılmasını (tahliyesini)” de isteyebilir.

Kiralayanın sadece “kira alacağı” için yapacağı takip, “genel haciz yolu ile ilamsız takip”ten bir farklılık göstermez. Bunun için, kiralayanın, basılı “takip talebi”nin (örnek: 1'in (7) nolu bölümünü doldurup icra dairesine vermesi yeterli olur. İcra dairesinin bu “takip talebi” üzerine, borçluya, “örnek: 7” (ödeme emri) göndermesi gerekir.

Kiralayanın ödenmemiş “kira alacağı” ile birlikte “kiralananın tahliyesini (boşaltılmasını)” da istemesi halinde, bu isteğini “takip talebinde” -”takip talebi”nin (7) nolu bölümünün karşısına “tahliye talebi”ni yazarak ve ayrıca yine “takip talebi”nin (9) nolu bölümünün karşısına da “haciz ve tahliye” sözcüklerini belirterek- açıklaması gerekir. Aksi taktirde, borçluya “örnek: 13” ‘ihtarlı ödeme emri’ gönderilemez. Takip talebinde, “tahliye” isteğinin kısaca “tahliye” şeklinde belirtilmesi geçerlidir.Yüksek mahkeme, açıkça “tahliye” istenmemiş olmasına rağmen, “takip talebinde bu anlama gelen bir kayıt” bulunması halinde, bunu da yeterli saymaktadır. Nitekim; yüksek mahkeme takip talebinde, “borçlu-kiracıya ‘örnek: 13 ödeme emri’ gönderilmesini” istemiş olan kiralayanın, aynı zamanda “tahliye” de istemiş olduğunu kabul etmiştir.

Daktilo ile doldurulan takip talebinde, “el yazısı ile “mürekkepli kalemle tahliye istenmiş olması geçerli olduğu gibi, takip talebi doldurulduktan sonra -ancak, kiracıya ihtarlı ödeme emri gönderilmeden- “tahliye” isteğinin takip talebine eklenmesi mümkündür. Bu takdirde eklenen bu isteğin altının kiralayan tarafından imzalanması gerekir.

Yüksek mahkeme; “takip talepnamesine daha sonra eklenen ‘tahliye’ isteğine dayanılarak, icra mahkemesince tahliye kararı verilemeyeceğini” “takip talebindeki ‘tahliye’ isteğinin sonradan yazıldığı -borçlu (kiracı) tarafından- kanıtlanmadıkça, takip anında mevcut olduğunun kabulü gerekeceğini” belirtmiştir.

Kiralayanın, İİK. mad. 269 vd.na göre “kira borcu”nun ödenmesi için, kiracısı hakkında icra takibinde bulunabilmesi için, kiracısı ile arasında “kira ilişkisi”nin bulunması gerekir. Bunun mutlaka “yazılı” kira sözleşmesine dayanması gerekmez. Yazılı olmayan “sözlü” kira sözleşmesine dayanarak da, alacaklı-kiralayan, takip talebinde bulunabilir.Çünkü, yasada; “kira alacağından dolayı yapılan takiplerde”, mutlaka “yazılı bir kira sözleşmesi”nin varlığı aranmamış ve sözlü süzleşme”ye dayanan kira alacakları hakkında da, ilamsız icra yolu ile takip kabul edilmiştir.

Taraflar arasında “yazılı” bir kira sözleşmesi varsa, kira sözleşmesinin tarihini takip talebinde belirten kiralayanın, ayrıca takip talebine bu yazılı sözleşmeyi de eklemesi -ve bunun bir örneğini borçlu kiracıya göndermesi- gerekir mi? Bir görüşe göre, kiralayanın takip talebine yazılı sözleşmenin aslını ya da bir suretini eklemesi, bundan başka borçlu sayısı kadar sureti de, takip talebi ile birlikte icra dairesine vermesi gerekir. Diğer bir görüşe göre ise, kira sözleşmesinin “takip talebi”ne eklenmesi ve ödeme emri ile birlikte kiracıya tebliği gereksizdir. Çünkü, alacaklının tahliye takibi yapabilmesi için, elinde “yazılı sözleşme” bulunması zorunlu olmayıp, “sözlü” kira sözleşmesine dayanılarak da tahliye takibi yapılabilir, ayrıca “yazılı sözleşme” bulunması halinde de, sözleşmenin bir örneği borçluda vardır... Yargıtay'ın, içtihatlarında ikinci görüşü benimsediğini görüyoruz.

Uygulamada, -1.7.1964 tarihli- 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu'nun “resmi dairelerin ilgili memurları, kendilerine ibraz edilen kağıtların damga vergisini aramaya ve vergisi hiç ödenmemiş veya noksan ödenmiş olanları bir tutanakla tesbit etmeye veya bunları tutanağı düzenlemek üzere, vergi dairesine göndermeye mecburdurlar” şeklindeki 26. maddesi uyarınca; yazılı kira sözleşmesi'ne dayalı “tahliye takipleri”nde; kiralayanlardan, kira sözleşmesi için -kira süresine göre, kira bedeli üzerinden- ‘binde 1,5’ kira sözleşmesinde ‘kefil’ bulunması halinde ayrıca ‘binde 7,5’ oranında damga vergisinin ödendiğinin kanıtlanmasını istemektedirler. Bu konuda, kimi icra daireleri, takip talebinde bulunan kiralayanı -kendisinin bağlı olduğu- Vergi Dairesine göndermekte, kimi icra daireleri ise, kiralayandan gerekli damga vergisini -daha sonra ilgili (kiralayanın) Vergi Dairesine yatırmak üzere- nakit olarak almakta ve takip talebini kabul ederek, kiracıya ‘ihtarlı ödeme emri’ (örnek no:13) göndermektedirler...

Ayrıca, kimi icra daireleri sözlü kira sözleşmesine dayalı ‘tahliye takipleri’nde de aynı işlemi yaparken, bu durumda “damga vergisi gerekmediğini” belirtmektedirler... Kanımızca, 488 sayılı Damga Vergisi Kanununa bağlı (1) sayılı Tablo'da, ‘verginin matrahı’ ‘kira mukavelenamesi’, ‘mukavelename’, ‘kefalet senedi’ olarak öngörülmüş olduğundan, bu terimler de -”name” = “yazılı belge”, anlamını taşıdığından- yazılı kira sözleşmesi'ni ifade ettiğinden, “sözlü kira sözleşmesi”ne dayalı tahliye takiplerinden, damga vergisi alınmaması gerekir.

Eğer, alacaklı ile borçlu arasında “kira ilişkisi” hiç kurulmamışsa, örneğin; borçlu herhangi bir kira sözleşmesine dayanmaksızın taşınmazı işgal etmekte ise, alacaklı bu durumda “kira” isteminde bulunamayıp sadece “fuzuli işgal tazminatı” (ecrimisil) isteyebileceğinden, bunun için borçluya “örnek: 13” (ihtarlı ödeme emri)” gönderilemez... Ancak hemen belirtelim ki, borçlunun ödeme emrine itirazı üzerine takip durur. Alacaklının, mahkemeye başvurup, isteyebileceği “fuzuli işgal tazminatı (ecrimisil)” hakkında, mahkemeden karar alması gerekir. Başka bir deyişle, ecrimisil alacakları, yargılamayı gerektirdiğinden, “ilamsız takip konusu” yapılamaz.

Eğer taraflar arasındaki “kira ilişkisi” -örneğin; sulh mahkemesince ya da icra mahkemesince tahliyeye karar verilerek veya taraflarca feshi ihbarda bulunularak- sona ermişse, bu tarihten sonra, alacaklı, borçludan sadece “fuzuli işgal tazminatı (ecrimisil)” isteyebilir, “kira” isteyemez.

Yukarıdaki koşullara uygun olarak, alacaklı-kiralayanın “takip talebi”nde bulunması üzerine; icra dairesince borçlu-kiracıya “örnek: 13 ihtarlı ödeme emri” gönderilmesi gerekir.

Kiralayan, “takip talebi”nde, “kiralananın boşaltılmasını” istediği halde, icra dairesince borçlu-kiracıya -hatalı olarak- “örnek:7 (ödeme emri)” gönderilmişse, kiralayan, bu ödeme emrine dayanarak, icra mahkemesinden “kiralananın boşaltılmasına karar verilmesini” isteyemez.

II- Kim ya da kimler -ilamsız- tahliye takibi için “takip talebi”nde bulunabilir?

“Alacaklı (kiralayan)” sıfatını taşıyan kişi (veya onun halefleri -örneğin; kiralananı kendisinden satın alan yeni malik yahut kiralayanın mirasçıları-) icra dairesine başvurarak -ilamsız- tahliye takibinde bulunabilir.
HAYATTA KÜÇÜMSEME HİCBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.
KÖTÜLÜKLE BESLENEN ZALİMLİKLE TERBİYE EDİLİR.
http://WWW.KARARARA.COM
Kullanıcı avatarı
teoman
Global Moderatör
 
Mesajlar: 7750
Kayıt: 29 Tem 2012, 17:08

Reklam

DEVAMIDIR.

Mesajgönderen teoman » 01 Şub 2013, 04:34

Alacaklı-kiralayanın malik olması gerekli değildir.

Kiralayan, bir kişi olabileceği gibi; birden fazla kişi de olabilir. Eğer, kira sözleşmesinde, birden fazla kiralayan varsa -kiralanan şey ister “iştirak halinde mülkiyet” ister “müşterek mülkiyet” konusu olsun- bölünmesi mümkün olmayan bir hak ve talep olan tahliye takibinin, kiralayanların tümü tarafından yapılması gerekir. Çünkü, bu durumda kiralayanlar arasında “zorunlu dava (takip) arkadaşlığı” vardır. Buna karşın, kira alacağının ödenmesine ilişkin talep (yani kira borcu) bölünebilen bir borç olduğundan, kiralayanların her birisi kendi payına düşen kira alacağı için yalnız başına alacak takibi yapabilir.

İştirak (elbirliği) halindeki bir taşınmazın kiraya verilebilmesi, ancak bütün mirasçıların onayı ile (MK. mad. 702/II) ve müşterek mülkiyet halindeki bir taşınmazın kiraya verilebilmesi de -önemli idari tasarruf” sayıldığından- ancak pay ve paydaş çoğunluğunun sağlanması ile (MK. mad. 691) mümkün olur.

Hisseli taşınmazlarda, hissedarlardan birisinin ‘kendi hissesi’ veya ‘taşınmazın tamamı’ hakkında yapacağı kira sözleşmesi geçerli olmaz…

Eğer; iştirak halindeki veya müşterek mülkiyet halindeki bir taşınmazı, mirasçılardan (ya da paydaşlardan) birisi yasanın öngördüğü “oybirliği”ni ya da “pay ve paydaş çoğunluğu”nu sağlamadan başkasına kiraya verirse, bu kira sözleşmesi kuşkusuz diğer mirasçı ve paydaşları bağlamaz. Ancak, bu sözleşme “taraflar arasında” -yani “kiracı” ile taşınmazı kiraya veren “mirasçı” ya da “paydaş” arasında- geçerli olur mu? Bu “kira sözleşmesi”ne dayanarak; kiralayan durumundaki mirasçı ya da paydaş tek başına tahliye takibinde bulunabilir mi? Doktrinde, “gerekli çoğunluk sağlanmadan yapılan işlemin, tarafları dahi bağlamayacağını” ileri sürenler bulunduğu gibi, “gerekli çoğunluk sağlanmadan yapılan sözleşmenin, tarafları borçlar hukuku alanında bağlayacağını” savunanlar da vardır. Uygulamada, “tahliye davaları” bakımından konuya eğilen Yargıtay 6. HD. kimi kararlarında “kiralayanın kira akdine dayanarak mutlak şekilde talepte bulunabileceğini (tahliye davası açabileceğini), pay ve paydaş çoğunluğunun söz konusu olmayacağını” belirtirken kimi kararlarında, “tahliye davasının pay ve paydaş çoğunluğuna sahip paydaşlar tarafından açılabileceğini” belirtmiştir. Yargıtay 12. HD. ise, öteden beri “müşterek mülkiyete konu kiralananın (taşınmazın) tahliyesinin ancak pay ve paydaş çoğunluğuna sahip paydaşlar tarafından istenebileceğini” vurgulamıştır...

Yüksek mahkeme, “kiralayan sıfatı” ile ilgili olarak, daha doğrusu “kim ya da kimlerin, kiracı hakkında ilamsız tahliye takibi yapabileceği” konusunda;

√ “Temerrüt nedeniyle tahliye davası açma ve icra takibi yapma hakkının ‘kiralayan'a ait olduğu; ancak kiralayan durumunda olmayan malik ve kiralananı sonradan iktisap eden kimsenin de önceden kiracıya ihbarname göndererek ‘malik olduğunu, kira bedellerini bundan sonra kendisine ödemesi gerektiğini’ bildirmesi ve bunun sonuçsuz kalması halinde ya da yeni malikin iktisabının kiracı tarafından açıkça biliniyor olması halinde malikin de aynı hakları kullanabileceğini,”

√ “Zorunlu dava arkadaşlığı yönünden dava hakkının kullanılmasındaki eksikliğin muvafakat sağlanması suretiyle giderilebileceğini, ancak icra takibindeki eksikliğin sonradan verilen muvafakat ile giderilemeyeceğini,”

√ “Kiralayanın ölümü halinde, elbirliği halinde mülkiyet söz konusu olacağından ve mirasçılar arasında zorunlu takip (dava) arkadaşlığı bulunacağından, tahliye istekli kira alacağına ilişkin takibin tüm mirasçılar tarafından yapılması ve tahliye davasının da tüm mirasçılar tarafından açılması gerekeceğini,”

√ “Taraflara karşı edimler yükleyen ‘yap-işlet-devret’ niteliğindeki bir sözleşme’ye dayanılarak, İİK. 269 vd.'na göre takip yapılamayacağını,”

√ “Kira sözleşmesinin tarafı olmasa dahi takipten önce kiracıya hissesine düşen kira parasının ödenmesi için ihtarda bulunan, kira aktine konu taşınmazın hissedarının hissesine düşen kira parası için genel haciz yoluyla ilamsız takipte bulunabileceğini, ancak pay ve paydaş çoğunluğuna sahip bulunmadığından tek başına tahliye isteyemeyeceğini,”

√ “Taşınmazı önceki malikinden tapu kaydıyla satın almış olan kişinin önceki malikin haklarına halef olacağını,”

√ “MHP İl Başkanlığı'nın ‘kiralayan’ durumunda olması halinde, ödeme emrinin de il başkanlığı adına çıkarılması gerekeceğini,”

√ “Taşınmazdaki 2/3 hissesini satmış olan paydaşın tahliye takibinde bulunamayacağını, bu hakkın payı satın almış olan kişiye geçeceğini,”

√ “Kira sözleşmesinde adı yazılı kişinin, sözleşmeyi imzalamamış olması halinde ‘kiralayan’ sayılamayacağını,”

√ “Takip devam ederken, pay ve paydaş çoğunluğuna sahip paydaşlar ile kiracı arasında yapılan yeni kira sözleşmesinin tahliye istemini önleyeceğini,”

√ “Kira sözleşmesinde taraf olmayan ancak sözleşmeye icazet vermiş olan paydaşın ancak pay ve paydaş çoğunluğunu sağlayarak, temerrüt nedeniyle tahliye isteyebileceğini,”

√ “Tahliye takibinin ancak kiraya veren tarafından yapılabileceğini (malik olsa dahi başka bir kişinin takipte bulunamayacağını),”

√ “Kira sözleşmesinin tarafı olmayan kişilerin kiracı hakkında tahliye takibinde bulunamayacağını,”

√ “Taşınmazın (kiralananın) satılması halinde, kiralayanın değil, yeni malikin tahliye takibinde bulunabileceğini,”

√ “Tahliye takibinde bulunan apartman yöneticisinin -yöneticinin değişmiş olması halinde- kira sözleşmesini yapmış olan yöneticiden farklı kişi olabileceğini,”

√ “Çeke (kambiyo senedine) bağlanmış kira alacağı için ‘kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile’ takip yapmış olan kiralayanın ‘temerrüt sebebiyle tahliye’ takibinde bulunamayacağını,”

√ “Kocası tarafından kiraya verilmiş olan taşınmazda bulunan kiracı hakkında, taşınmazın maliki olan kadının, tahliye takibinde bulunamayacağını,”

√ “Kiralayanın mirasçılarından birisinin, kira bedelinin tümünün ödenmesini ve ödenmemesi halinde tahliye isteyemeyeceğini,”

√ “Kiralanan taşınmazı, kiralayandan satın almış olan yeni malikin, kiracı ile arasında yeni bir kira sözleşmesi yapmamış olsa dahi, kiralayanın halefi olarak, kiracı hakkında takipte bulunabileceğini,”

√ “Kira sözleşmesinde ‘kiralayan’ konumunda bulunan kişinin tahliye talebinde bulunabileceğini, daha önce başka bir kişinin kiracıya, ihtarname göndermiş olmasının durumu değiştirmeyeceğini,”

√ “Kiralayanın ölmüş olması halinde takip yapan kişiye veraset ilamı ibraz ettirilerek, kira parasını tek başına istemeye hakkı olup olmadığının araştırılması gerekeceğini,”

√ “Kira sözleşmesinde taraf olmayan kişinin, kiracı hakkında takipte bulunamayacağını,”

√ “İntifa hakkı sahibinin, kiralananın tahliyesini isteme hakkına sahip olduğunu,”

√ “Kiralayandan, kiralanandaki haklarını ‘devir senedi’ ile devralan kişinin tek başına kiracı hakkında takipte bulunabileceğini,”

√ “Satın alma suretiyle taşınmaza (kiralanana) birlikte malik olan paydaşların gerek ‘pay’ ve gerekse ‘adet’ çoğunluğunu sağlayarak, kiracı hakkında ‘tahliye‘ istemiyle -kira alacağından dolayı- takip açabileceklerini,”

√ “Kimin kiralayan sıfatını taşıdığının, kira sözleşmesine göre tesbiti gerekeceğini,”

√ “Yeni malikin, eski malikle olan kira sözleşmesine dayanarak takip yapabileceğini,”

√ “Alacaklının hem ‘tahliye taahhüdü’ne ve hem de ‘temerrüt’ nedenine dayanarak tahliye takibinde bulunabileceğini” belirtmiştir.

III- Kime ya da kimlere karşı -ilamsız- tahliye takibinde bulunulabilir?

“Borçlu (kiracı)” sıfatını taşıyan kişiye (ya da onun mirasçılarına) karşı tahliye takibinde bulunulabilir.

Kiracının kamu kuruluşu olması, İİK. mad. 269'a göre tahliye takibi yapılmasına engel teşkil etmez.

Taşınmazda bulunan kişi kira sözleşmesi'ne dayanarak oturmuyorsa -örneğin “ortaklık sözleşmesi” gereğince oturuyorsa ya da herhangi bir sözleşmeye dayanmadan veya kira sözleşmesi feshedildikten sonra -”fuzuli şagil” olarak oturuyorsa-, kendisine karşı İİK. mad. 269 vd. göre tahliye takibinde bulunulamaz.

Kira sözleşmesinde birden fazla kiracı varsa;

a) “Taşınmazın boşaltılması (tahliye) borcu” bölünmeyen borçlardan olduğundan, tahliye takibinin tüm kiracılara yöneltilmesi (zorunlu takip “dava” arkadaşlığı) yani, kiracıların hepsi hakkında tahliye talebinde bulunulması gerekir.

Eğer kira sözleşmesinde “kiracıların kira borcundan zincirleme olarak (müteselsilen) sorumlu olacağı” öngörülmüşse, kiralayanın kiracılardan birisine karşı da tahliye takibi yapabilmesi gerekir (BK. mad. 142). Ticari kira sözleşmelerinde -aksi öngörülmedikçe- kiracılar kira borcundan zincirleme olarak sorumlu olduklarından (TK. mad. 7), kiralayan kiracılardan birisine karşı “tahliye takibi”nde bulunabilir.

b) “Taşınmazın kira borcu” ise, bölünebilen borçlardan olduğundan, kira sözleşmesinde, kira parasından kiracıların zincirleme (müteselsil) olarak sorumlu olacakları hakkında bir kayıt bulunmuyorsa, kiracıların herbiri -BK. mad. 69 uyarınca- eşit şekilde paylarına düşen kira parasından sorumlu olacaklarından, kiralayan her kiracı hakkında, sorumlu olduğu kira parası için takipte bulunabilir.

Ölmüş olan kiracının mirasçılarından biri ya da birkaçı hakkında -her mirasçı, miras bırakanın borcundan ve bu arada kira borcundan, bütün malvarlığı ile sorumlu olduğundan- “kira alacağı” için takip yapılabilirse de, kiralananın boşaltılmasını sağlamak için yapılacak “tahliye takibi”nin, tüm mirasçılara yöneltilmesi gerekir.

Kiracı, kiralananı kendiliğinden boşaltmışsa, kendisine ihtarlı ödeme emri gönderilemez.

Yüksek mahkeme “hakkında tahliye istemli kira alacağına ilişkin takip yapılabilecek kişiler” konusunda;

√ “Kiralayanın ‘asıl kiracı’ ve ‘alt kiracı’ hakkında takip yapabileceğini”

√ “Takip ehliyeti bulunmayan borçluya karşı yapılan icra takibinde, borçlunun ‘kanuni temsilcisi’ ya da ‘onun atayacağı vekili tarafından’ temsil edilmesi gerekeceğini; tahliye istemli takibin, sezgin küçük hakkında takip yapılabilecek, kişiye sıkı sıkıya bağlı işlemlerden olmadığı gibi MK.'nun 497, 508/7, 403 ve 499. maddelerinde öngörülen istisnalardan da olmadığını”

√ “Yeni malik tarafından ‘taşınmazın (kiralananın) satın alındığı’nın kiracıya bildirilmesinden önce, kiracının önceki malike kira bedelini ödemiş olması halinde, kiracının kira borcundan kurtulmuş olacağını”

√ “Kiracının ölümü halinde mirasçıların her birinin kira borcunun tamamından müteselsilen sorumlu olduklarından alacaklı kiralayanın her bir mirasçı hakkında alacağının tamamı için takipte bulunabileceğini”

√ “Kiralananın boşaltılmasından sonra, kiralayanın -tahliyeden sonraki döneme ilişkin- ‘kira parası’ istemiyle eski kiracısı hakkında takipte bulunamayacağını”

√ “Kira sözleşmesinin yazılı yapılması geçerli koşulu olmadığından, kira ilişkisinin taraflarca kabul edildiği durumlarda, kira sözleşmesinde kiracının imzasının bulunmamasının önem taşımayacağını”

√ “Takip kesinleştikten sonra kiracının ölümü üzerine, mirasçılarına ödeme emri gönderilmesini isteyen kiralayanın, takibi ‘terekeye karşı’ değil, ‘mirasçılara karşı’ yürütmüş olacağını”

√ “‘Kiracı’ konumunda bulunmayan (sıfatını taşımayan) kişiler hakkında tahliye takibi yapılamayacağını”

√ “Kiracının ölümünden sonra kira ilişkisini sürdüren ancak kira borcunu ödememiş olan mirasçı hakkında tahliye takibi yapılabileceğini”

√ “Kira sözleşmesinde ‘kiracı’ olarak yer alan kişilerden birisinin ergin olmaması halinde, sadece diğer kiracı hakkında, tahliye istemiyle takip yapılabileceğini”

√ “Kapıcıdan ‘kira parası’ istenemeyeceğinden, kapıcı hakkında ‘temerrüt nedeniyle tahliye takibi’ yapılamayacağını”

√ “Kiracının kefilinin iflâs etmiş olmasının, kiracı hakkında yapılacak takibi etkilemeyeceğini”

√ “Üçüncü kişinin, kiracının kira borcunu kiralayana -kayıtsız şartsız- ödemeyi taahhüt etmesi halinde, kiralayanın doğrudan doğruya üçüncü kişiyi takip edebileceğini”

√ “Takip tarihinden önce ölmüş olan kiracı hakkında takip yapılamayacağını, takibin mirasçıları hakkında yapılması gerekeceğini”

√ “Borçluya (kiracıya) ‘konkordato mühleti’ verilmiş olmasının, İİK. 269 vd. göre kiracı hakkında tahliye takibi yapılmasını önleyeceğini” b e l i r t m i ş t i r.

IV- a) Kira alacağı, “götürülecek borçlar”dan olduğundan, BK. mad. 73 gereğince, -aksi kararlaştırılmış olmadıkça- “kiralayanın ikametgahında” ödenmesi gerekir. Bu nedenle, kiralayan, kiralanan taşınmazın bulunduğu yerde ikamet etmiyorsa, kendi ikametgahının bulunduğu yerdeki icra dairesine başvurarak da, kiracısı hakkında “kira alacağı”nın ödenmesi (ve “kiralananın boşaltılması”) için takipte bulunabilir. Başka bir deyişle, “kira alacağına ilişkin uyuşmazlık”, “kiralanan taşınmazın ayni ile ilgili” olmadığından, icra takibinin mutlaka, taşınmazın bulunduğu yerde yapılması zorunlu değildir.

Eğer birden fazla kişi “kiralayan” sıfatını taşıyorsa; bunlardan birinin ikametgahının bulunduğu yerdeki icra dairesi yetkili olur.

b) Bundan başka kiralayan, kiralanan taşınmazın bulunduğu yerde -HUMK. mad. 10 uyarınca; “taşınmazın bulunduğu yer, sözleşmenin icra olunacağı yer” olduğu için- de, borçlu-kiracı hakkında tahliye istemli kira alacağına dayalı takipte bulunabilir.

c) Alacaklı-kiralayan, kira sözleşmesinde öngörülen yetkili mahkemenin/icra dairesinin bulunduğu yerde de, borçlu kiracı hakkında takipte bulunabilir.

ç) Nihayet, alacaklı-kiralayan, “genel yetkili icra dairesi” olan, borçlu-kiracının yerleşim yerindeki icra dairesinde de takipte bulunabilir (İİK. mad. 50; HUMK. mad. 9)…

V- Kiralayan-alacaklının, “takip talebi”nde, ödenmesini istediği kira alacağını - Türk parası olarak- belirtmesi gerekir (İİK. mad. 58/3).

Alacak “yabancı para alacağı” olarak doğmuş olsa bile -yani; kira sözleşmesinde, “kira bedeli” Dolar, Euro gibi yabancı para olarak öngörülmüş olsa bile, kiralayan-alacaklının takip konusu yaptığı kira alacağının miktarını -”harca esas değer” olarak- “takip talebi”nde Türk Parası olarak belirtmesi (ve aynı şekilde bu değeri “ödeme emri”nde de belirtmesi) gerekir. Bundan sonra, “kira sözleşmesi”nde yabancı para olarak ifade edilmiş olan bu alacağının vade tarihindeki mi yoksa fiili ödeme tarihindeki mi Türk parası karşılığını istediğini” ‘takip talebi’nde açıklaması gerekir..

VI- “Kira sözleşmesi”nden doğan kira alacağı için, kiralayan sadece “kiracı” hakkında takipte bulunabileceği gibi, kira sözleşmesinde üçüncü bir kişi, kiracıya “kefil” olmuşsa, kiralayan, bu kimseyi de -sorumlu olduğu kira parası için- takip edebilir. Kefilin sorumlu olacağı kira borcu ve kefalet süresi, kira sözleşmesinde -çok kez olduğu gibi- açıkça belirtilmemişse, kefilin sorumluluğu “kira sözleşmesindeki kira süresi kadar” -örneğin; kira sözleşmesi 3 yıllık yapılmışsa, kefil 3 yıllık kira parasından sorumludur, eğer kira sözleşmesi 1 yıl için yapılmış ve “kiralananda kiracının oturduğu sürece, kefaletin geçerli olacağı” belirtilmişse, bu belirtme, BK. mad. 484 uyarınca hükümsüz olduğu için, kefilin sorumluluğu yine “kira süresi” olan bir yıl için- söz konusu olur.

Eğer “kefil” kira sözleşmesini “müteselsil kefil” ya da “müşterek müteselsil borçlu” sıfatıyla imzalamışsa, kiralayan, önce “asıl borçlu” kiracıya başvurmadan, doğrudan doğruya bu kefiller hakkında takipte bulunabilir.

Buna karşın kefil “adi kefil” konumunda ise; “asıl borçlu iflâs etmeden”, veya “asıl borçlu hakkındaki takip sonuçsuz kalmadan”, alacaklı-kiralayanın “adi kefil” hakkında takipte bulunması mümkün değildir (BK. mad. 486).

Ayrıca belirtelim ki, kira sözleşmesine kefil olmuş olan kişi hakkında -ister “adi kefil” ister “müteselsil kefil” olsun- takip yapılabilmesi için kefaletin son bulduğu tarihten itibaren bir ay içinde icraya başvurulmuş olması gerekir. Aksi taktirde, kefilin sorumluluğu sona erer; başka bir deyişle kefil, kefaletten kurtulur (BK. mad. 493).

VII- Kiralayanın, hangi aylara ait kira parasını takip konusu yaptığını, “takip talebi”nde -Türk parası olarak- belirtmesi gerekir. Eğer “takip talebi”nde bu husus belirtilmemişse, -”itirazın kaldırılması” için icra mahkemesinde yapılacak duruşma sırasında- istenen kira parasının hangi aylara ait olduğunun, kiralayana açıklattırılması gerekir. “Takip talebi”nde bu hususun belirtilmemiş olması, başlıbaşına “itirazın kaldırılması” isteminin reddine neden olmaz.

VIII- İşyeri olarak kiralanan yerler için, kiralayan ancak net kira parası için -sözleşmede öngörülen kira parasından, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu gereğince Maliye'ye yatırılması gereken %20 stopaj miktarını düşerek- takipte bulunabilir.

IX- Kira sözleşmesinde, kira parasının “her ay peşin” ödeneceği öngörülmüşse, kiralayan ayın birinci günü değil, dördüncü günü, ödenmeyen kira alacağı için takipte bulunabilir. Çünkü, yerleşmiş Yargıtay içtihatları gereğince, kira her ayın dördüncü günü muaccel hale gelir.

X- Kiralayanın kiracı hakkında, İİK. mad. 269 vd. göre, “kira parasının ödenmesi” (ve temerrüt halinde tahliye) isteğiyle takipte bulunabilmesi için, kira parasının (bedelinin) “belirli” olması gerekir. Bu para, “kira sözleşmesinde” -uyuşmazlığa neden olmayacak biçimde- belirtilmiş olabileceği gibi; “kira parasının tesbiti”ne ilişkin ilamda da yer alabilir. Kiralayan, kira parasını tesbit eden ilamda belirtilen “kira alacağı” (ya da “kira farkı alacağı”) için, -mahkemede ayrıca dava açacak yerde- icra dairesine başvurarak, “ilamsız icra takibi” yapabilir. Bu durumda kiracıya; kira tesbit ilamındaki kira farkı için “örnek: 13 ihtarlı ödeme emri” yargılama giderleri için ise “örnek 4-5 icra emri” göndererek, borçlunun kira parasını (farkını) belirtilen süre içinde ödememesi halinde, icra mahkemesinden taşınmazın boşaltılması konusunda karar alabilir. Bu konuda, önemi nedeniyle şu hususu hemen belirtelim ki, 12.11.1979 T. 1/3 sayılı İçt. Bir. K. gereğince, kira parasını tesbit eden ilamın takip konusu yapılabilmesi için, kesinleşip kesinleşmediği araştırılmalı ve ancak kesinleşmişse, takip konusu yapılmasına izin verilmelidir.

XI- İİK. 269 vd. göre -ilamsız- tahliye takibi hasılat kiralarında da -örneğin; tarlanın, “işletme ruhsatı ile birlikte kiralanan” taksi durağının, ılıcanın, kaplıcanın, vapurdaki büfenin, tiyatronun, plajın, değirmenin, otelin, lokantanın tahliyesinde- yapılabilir.

XII- İİK. 269 vd. göre -ilamsız- tahliye takibi sadece taşınmaz kiralarında mümkündür. Bu takip yolu, taşınırlar hakkında uygulanmaz.

Yüksek mahkeme “kiralananın ‘taşınır’ niteliğinde olmasının, kira parasının ilamsız icra yoluyla istenmesine engel teşkil etmeyeceğini” belirtmiştir...

XIII- Alacaklı-kiralayan, “kira parasının ödenmesi” (ve temerrüt halinde tahliye) isteğiyle takipte bulunduktan sonra, kiracısı hakkında “ihtiyaç nedeniyle tahliye davası” ve “kira tesbiti davası”, açsa dahi, bu dava başlamış olan icra takibine etkili olmaz.

Alacaklı-kiralayan, kiracısı hakkında hem “temerrüt” ve hem de “tahliye taahhüdü” nedenine dayanarak, tahliye isteyebilir.

XIV- Kira alacağı “ilam” ya da “ilam hükmündeki belge”ye dayanıyor da olsa, kiralayan “ilamlı takip” yapacak yerde İİK. mad. 269 vd. göre, “ilamsız icra yolu ile tahliye” isteminde bulunabilir.

B. ÖDEME EMRİ

Kiralayanın, “tahliye” istemini de içeren “takip talebi” üzerine, icra dairesi -İİK. mad. 269 uyarınca- borçlu-kiracıya “ihtarlı ödeme emri (örnek: 13)” gönderir. Bu ödeme emrine şunlar yazılır:

I- a) Takip talebindeki kayıtlar: Borçluya gönderilen ödeme emrinde, alacaklının -vergi kimlik numarası ile birlikte- “isim ve adresinin” ve varsa “vekilinin isim ve adresinin” ayrı ayrı -İİK. mad. 58/1 gereğince- belirtilmesi gerekirse de, alacaklının sadece “ismi” yazılmakla yetinilmiş ve vekilinin “isim ve adresi” yazılmışsa, Yargıtay “borçlunun, takibin kimin tarafından yapıldığını açıkca bilecek durumda olduğu hallerde”ve “dosya içindeki vekaletnamede, alacaklının adresi belli olduğundan, bu eksiklik her zaman tamamlattırılabileceğinden” ödeme emrinin iptâline gerek bulunmadığını’ belirtmiştir.

b) BK. mad. 260 veya 288'de yazılı ihtar: Adi ve hasılat kiraları”na ilişkin takiplerde, ödeme süresi genel haciz yolu ile takiplerden farklı düzenlenmiştir. Gerçekten, Borçlar Kanununda ödeme süresi, adi kiralarda; 6 ay ve daha fazla süreli sözleşmelerde 30 gün, daha az süreli sözleşmelerde 6 gün, buna karşın hasılat kiralarında ise 60 gün olduğundan, İcra ve İflâs Kanununda da bu sürelere bağlı kalınmıştır.

Borçlu-kiracıya gönderilen ödeme emri ile, “kendisinin, bu ödeme süresinde kira borcunu icra dairesine yatırması” istenir. Ödeme emrinde, ödeme sürelerinin açıkça belirtilmesi (daha doğrusu, ödeme emrindeki boş yerlerin “kira sözleşmesi” türüne göre doldurulması”) gerekir.

Ödeme emrinde, ödeme sürelerinin “hiç gösterilmemiş olması” (boş bırakılması) (bu durumda, ödeme olanağı süresiz hale gelir) ya da (“BK. 260 ve 288'e aykırı biçimde gösterilmiş olması” örneğin; “ödeme süresi”nin 7 gün “itiraz süresi”nin 30 gün olarak gösterilmesi) (ya da; hasılat kiralarında 60 gün yerine 30 gün “ödeme süresi” tanınmış olması) halinde yapılan ödeme emri tebligatı geçerli olmaz ve borçlunun temerrüde düşmesini sağlamaz. Bu nedenle, borçlunun şikayeti üzerine, hatalı gönderilen “ödeme emrinin iptâli”ne karar verilmesi gerekeceği gibiborçlunun bir şikayeti bulunmasa dahi, bu hatalı ödeme emrine dayanarak, kiralayan “tahliye”ye karar verilmesi isteğiyle icra mahkemesine başvurduğunda, bu durumun icra mahkemesi tarafından doğrudan doğruya gözetilerek, alacaklının “tahliye isteminin reddine” karar verilmesi gerekir.

Borçluya gönderilen “13 örnek ihtarlı ödeme emri”nde, ödeme süresi olarak “otuz gün” yerine “altmış gün” verilmişse, bu süre dolmadan borçlunun temerrüdü oluşmaz..

Ödeme süresinin, ödeme emrinde “30” ve “39” gün şeklinde -birbiri ile çelişir biçimde gösterilmesi halinde, borçlu temerrüde düşmez..

Ödeme sürelerinin hesabında -22.6.1966 T. 8/8 sayılı İçt. Bir. Kararı gereğince- “ödeme emrinin tebliğ edildiği gün” hesaba katılmaz.

Ödeme emrindeki “ödeme süresi”nin elyazısı ile düzeltilmiş olması, tek başına -bunun, takip talebinde bulunduktan sonra yapıldığı kanıtlanmadıkça- ödeme emrini geçersiz kılmaz.

İhtarlı ödeme emrinde “ödeme süresi”nin ‘30 gün’ yerine ‘7 gün’ olarak gösterilmiş olması, “itirazın kaldırılması” istemini etkilemez. Bu yanlışlık “tahliye” bakımından önem taşır. Yani, bu hatalı ödeme emri üzerine, alacaklı-kiralayan, kiracının “tahliye”sini icra mahkemesinden isteyemezse de, icra dairesine yaptığı “itirazın kaldırılmasını” isteyebilir. Aynı şekilde ödeme emrinde “ödeme süresi”nin gösterilmemiş olması halinde, sadece alacaklı-kiralayanın “tahliye isteminin reddine” karar verilmekle yetinilmesi, ayrıca -bu konuda talepte bulunulmadığı halde- “ödeme emrinin iptâline” karar verilmemesi gerekir.

Ödeme emrine -alacaklı tarafından- sonradan eklenen “haciz yolu ile tahsil ve tahliye” sözcüklerinin altının ayrıca imzalanmamış olması, bu eklemeyi -ve ödeme emrini- geçersiz kılar.

Yüksek mahkeme; önceki kararlarında “ödeme emrinde ödeme süresinin yazılmamış (doldurulmamış) olması halinde, kiracının ‘ödeme emrinin iptâlini isteyemeyeceğini’ çünkü bu durumda takibin kesinleşmeyeceğini şikayette hukuki yararının bulunmadığını” belirtmişken, daha sonra görüş değiştirerek “bu durumun kamu düzeni ile ilgili olduğunu, bu nedenle süresiz şikayete tabi olduğunu” ifade etmiştir...

Borçlu ödeme emrinin tebliği üzerine, icra dairesine gelerek; “borcu kabul ettiğini ancak istenen sürede -yani 30, 6 gün veya 60 günde- ödeyemeyeceğini, aylık taksitlerle ödeyebileceğini” bildirmişse, alacaklı bu durumda yasal ödeme süresi -30; 6 gün veya 60 gün- geçmeden, haciz isteyebilir mi? Yoksa, borçlunun bu beyanına rağmen yine yasanın öngördüğü ödeme süreleri dolduktan sonra mı hacze gidebilir? Yasada bu konuda açıklık yoktur. Kanımızca, borçlunun açıkça “borcu, ödeme süresi içinde ödeyemeyeceğini” belirttiği durumlarda, alacaklının -”ödeme süresi”nin dolmasını beklemeden- haciz isteyebilmesi gerekir.

c) Borçlunun, kendisine tebliğ edilen ödeme emrine itiraz etmek istemesi halinde 7 gün içinde -Borçlar Kanununun 260 ncı maddesinin kiralayana 6 günlük sürenin sonunda akdi feshe müsaade ettiği hallerde, yani 6 günlük ihtarlarda; 3 gün içinde- itiraz sebeplerini 62'nci madde hükmüne göre icra dairesine bildirmesi gerektiği. Görüldüğü gibi, bu takip şeklinde itiraz süresi kural olarak “7 gün”, ayrık olarak “3 gün” olarak kabul edilmiştir.

Ödeme emrinde; “itiraz süresi”nin -kira sözleşmesinin türüne göre, açıkça belirtilmesi -daha doğru, basılı örnekteki boş kısmın doldurulması- gerekir. Ödeme emrinde “itiraz süresi” hiç gösterilmez veya hatalı gösterilirse (örneğin; “itiraz süresinin 30 gün olduğu belirtilirse); kiracı 7 günlük yasal itiraz süresi geçtikten sonra da itiraz edebilir,bu durumda kiralayan icra mahkemesinden -itiraz haksız ise- “itirazın kaldırılması”nı isteyebilir. Eğer ödeme emrinde, aynı zamanda “ödeme süresi” de gösterilmemişse, o zaman kiralayan ayrıca “tahliye” isteminde bulunamaz.Eğer, “itiraz süresi” hiç gösterilmemiş ya da hatalı gösterilmiş olmasına rağmen “ödeme süresi” doğru gösterilmişse; kiracının 7 günlük itiraz süresinden sonra yapacağı itiraz takibi durdurur ve alacaklı-kiralayan bu durumda; “itirazın kaldırılmasını ve tahliyeye karar verilmesini” icra mahkemesinden isteyebilir.

Yüksek mahkeme, ödeme emrinde “itiraz süresi”nin gösterilmemiş olması halinde, ‘kiracının “ödeme emrinin iptâlini” isteyebilip isteyemeyeceği’ konusunda farklı içtihatlarda bulunmuştur.

Ödeme emrindeki itiraz süresi'nin el yazısı ile düzeltilmiş olması, tek başına -takip talebinden sonra, kiralayan tarafından düzeltmenin yapıldığı kanıtlanmadıkça- ödeme emrini geçersiz kılmaz.

“Borçlu kiracıya gönderilen örnek 13 ihtarlı ödeme emri(de “7 gün” olan itiraz süresinin “10 gün” olarak gösterilmesi halinde, borçlu “10 gün içinde”, “30 gün” olarak gösterilmesi halinde ise “30 gün içinde” ödeme emrine itiraz edebilir...

d) Borçlunun itirazında, kira akdini ve varsa buna ait yazılı kira sözleşmesindeki imzasını açık ve kesin olarak reddetmesi, aksi taktirde, kira akdini kabul etmiş sayılacağı,

e) İtiraz süresi içinde, borca itiraz edilmez ve borç da (30, 6, 60) gün içinde ödenmezse, kesinleşen kira alacağı için alacaklının “haciz isteyebileceği” alacaklının takip talebinde ayrıca “tahliye” istediği hallerde, alacaklının icra mahkemesinden, “borçlunun kiralanan yerden çıkarılmasını isteyebileceği” ihtarı. Dikkat edildiği üzere, alacaklının takip talebinde sadece “kira alacağının tahsilini” isteyip ayrıca “tahliye” isteğinde bulunmadığı hallerde borçluya gönderilecek ödeme emrinde “kesinleşen kira alacağı için alacaklının haciz isteyebileceği” yazılmakla yetinilmektedir.

Yüksek mahkeme, çeşitli içtihatlarında, ‘alacaklı-kiralayanın, “takip talebi”nde, tahliye isteminde bulunmamış olması halinde, borçlu-kiracıya “örnek: 13 ihtarlı ödeme emri”nin gönderilemeyeceğini, gönderilmişse geçersiz olacağını, bu durumunun, kiralayana, icra mahkemesinden “tahliye” konusunda karar verilmesini isteme hakkını vermeyeceğini’ belirtmiştir.

Buna karşın, alacaklının “takip talebindeki kira bedelinin ödenmemesi halinde ayrıca tahliye isteğinde bulunacağını” da -”takip talebi”nde- açıkladığı hallerde, kiracıya gönderilecek ödeme emrinde, “alacaklının bu husustaki talebi de” kiracıya iletilmelidir.

II- Yüksek mahkeme; Borçlu-kiracıya gönderilen “ihtarlı ödeme emri”nde, “takip konusu borç miktarı”, “takip talebi”ndekinden farklı şekilde ifade edilmişse, ‘“ödeme emri”ndeki bildirime üstünlük (geçerlilik) tanınacağını’ kabul etmiştir.

Ödeme emrinde, ödenecek kira borcu açıkça belirtilmemişse, temerrüt oluşmaz ve ödeme emri geçersiz olur.Ancak hangi aylara ait kiranın ödeme emrinde açıkça belirtilmemiş (sadece istenen toplam kira borcunun belirtilmiş) olması halinde, ödeme emri geçersiz olmaz, bu durumda, “hangi aylara ait kira borcunun takip konusu yapıldığının” icra mahkemesindeki duruşmada alacaklı-kiralayana açıklattırılması gerekir.

“Takip talebi”nde takip konusu yabancı para alacağı olarak doğmuş olan kira alacağının Türk parası karşılığının İİK'nun 158/3 maddesine uygun olarak gösterilmiş olmasına rağmen örnek ‘13 ihtarlı ödeme emri’nde yabancı para alacağının Türk parası olarak karşılığının gösterilmemiş olması halinde, icra mahkemesince kamu düzenine aykırılık teşkil eden bu eksiklik doğrudan doğruya gösterilerek, ‘ödeme emrinin iptâline’ karar verilir.

III- “Örnek: ihtarlı ödeme emri”nin borçlu-kiracıya gönderilebilmesi için; kiralayan ile kiracı arasında yazılı bir kira sözleşmesi bulunması zorunlu değildir. Sözlü olarak yapılan kira sözleşmelerinde de kiracıya “ihtarlı ödeme emri” gönderilebilir.

Borçluya gönderilen “ödeme emri” sureti ile dosyada bulunan “ödeme emri” sureti arasında fark bulunması halinde, borçluya gönderilen surete üstünlük (geçerlilik) tanınır.

IV- Alacaklı-kiralayan tarafından, takip talebinde “tahliye”de istenmiş olmasına rağmen, borçlu-kiracıya -”örnek: 13 ödeme emri” yerine- “örnek: 7 ödeme emri” gönderilmişse, kiralayanın başvurusu üzerine tahliyeye karar verilemez.

Alacaklı-kiralayan, sadece “kira alacağı”nın tahsili için takipte bulunmuş ve ayrıca “tahliye” istediğini takip talebinde belirtmemişse, borçlu-kiracıya “örnek: 51 ihtarlı ödeme emri” gönderilemez.

V- Kanunda, yukarıda belirtilen kayıtlar dışında, borçlunun (kiracının); ödeme emrinin tebliği üzerine ayrıca “mal beyanında bulunması” zorunluğu öngörülmemiş olduğundan, kendisine “ihtarlı ödeme emri (örnek: 13)” tebliğ edilen borçlunun mal beyanında bulunmaması (İİK. mad. 74), suç teşkil etmez.

C. İTİRAZ ŞEKLİ ve İTİRAZIN SONUÇLARI

I- “Örnek: 13, ihtarlı ödeme emri”ni alan borçlu-kiracı, gerek “kira sözleşmesi yönünden” (İİK. mad. 269 b/I) ve gerekse “kira sözleşmesi dışındaki nedenlerle” (İİK. mad. 269 c/I) yapacağı itirazı -yukarıda belirttiğimiz- itiraz süresi içinde (İİK. mad. 269/II, c:1; 269/IV), icra dairesine bildirmek zorundadır.

a) Borçlu-kiracı, gönderilen “örnek: 13 ihtarlı ödeme emri” üzerine, “alacaklı ile arasında kira ilişkisi bulunmadığını” ileri sürmek istiyorsa, bunu açık ve kesin olarak bildirmek zorundadır. Yani; “kira sözleşmesini” ve varsa “yazılı kira sözleşmesindeki imzasını” açık ve kesin olarak inkar etmelidir.

Eğer kiracı, “açık” ve “kesin olarak” kira sözleşmesini inkar etmez, kiracı olmadığını bildirmezse, kira sözleşmesinin varlığını -dolayısı ile, kendisinin kiracı olduğunu- kabul etmiş sayılır (İİK. mad. 269/II, c:2).

Yüksek mahkeme;

√ “Borçlu-kiracının ‘kira sözleşmesinin sahte olduğu’nu ileri sürmesinin, ‘imza inkarı’ olarak kabul edilemeyeceğini”

√ “Borçlunun itirazında ‘kiracı değilim’ demesinin, ‘imza inkarı’ olarak değerlendirilemeyeceğini, sözleşmedeki imzanın açıkça inkar edilmiş olması gerekeceğini”

√ “Borçlunun ‘takibin tümüne itiraz ediyorum’ şeklindeki beyanının ‘kiracılık ilişkisine açıkça karşı çıkmak olarak nitelendirilemeyeceğini”

√ “Kira sözleşmesindeki çıkıntıları kabul etmemenin ‘kira akdini inkar’ sayılmayacağını”

√ “Kiracının icra dairesine yazdığı itiraz dilekçesindeki, ‘kira kontratının dosyaya konmadığını, akit tarihinin ödeme emrine yazılmadığını, çünkü aralarında kontrat bulunmadığını’ belirtmesinin ‘kira sözleşmesinin inkarı’ niteliğini taşımayacağını”

√ “Kiracının ‘alacaklı ile hiçbir kontratım yoktur’ şeklindeki beyanının ‘kira sözleşmesinin inkarı’ şeklinde algılanamayacağını” belirtmiştir.

Uygulamada; herhangi bir duraksamaya neden olunmaması için, kiracının (borçlunun) “kiracı değilim”, “alacaklı ile aramızda kira sözleşmesi yoktur” vb. şeklinde, “kira sözleşmesi yönünden” ödeme emrine itiraz etmesi uygun olur.

b) Borçlu-kiracı, gönderilen “örnek: 13 ihtarlı ödeme emri” üzerine, kira sözleşmesini reddetmeden “kira borcunun ‘ödendiğini’ ‘takas’ yahut diğer bir nedenle -örneğin; kiralanan yerin kendisine teslim edilmemiş olması yahut kira sözleşmesi hükümlerine göre henüz kiranın ödenme zamanının gelmemiş olması nedeniyle- kendisinden istenemeyeceğini” belirterek, hakkındaki takibe (gönderilen ödeme emrine) itiraz edebilir.

Yaptığı kısmi itirazda -İİK. mad. 62/IV uyarınca- “itiraz ettiği borç miktarını açıkca belirtmemiş olan” borçlunun bu itirazı geçerli olmaz ve takip konusu kira borcunun tamamı kesinleşir..

II- Borçlu-kiracının “örnek: 13 ihtarlı ödeme emri”ne yönelik tüm itirazlarını -itiraz süresi içinde- icra dairesine bildirmesi gerekir. Borçlunun icra dairesinden başka bir yere, özellikle icra mahkemesine yapacağı itiraz geçerli olmaz.

III- “İtiraz” yazılı ya da sözlü olarak -icra dairesine- yapılır. Bu itiraz ile takip durur.

Buna karşın, “süresi içinde” ‘örnek: 13 ihtarlı ödeme emri’ne -“kira sözleşmesi yönünden” ya da “kira sözleşmesi dışındaki nedenlerle”- itiraz edilmezse, tahliye istemli kira alacağına ilişkin takip kesinleşir.

Borçlu-kiracının, süresi içinde “örnek: 13 ihtarlı ödeme emri”ne itiraz etmemesi üzerine, kiracıyı taşınmazdan tahliye ettirmek isteyen kiralayanın İİK. mad. 269a uyarınca “icra mahkemesi”ne başvurması gerekir.

Borçlu-kiracının, süresi içinde “örnek: 13 ihtarlı ödeme emri”ne itiraz edip takibi durdurması halinde ise, itiraz sebebine göre; borçlu-kiracı kira akdine itiraz etmişse, kiralayanın İİK. mad. 269b uyarınca, kira akdi dışındaki nedenlerle itiraz etmiş olması halinde ise, İİK. mad. 269c uyarınca icra mahkemesine başvurup “tahliye” kararı alması gerekir. kaynak:www.talihuyar.com

-------------------------------------------------------------------------

YARGITAY 19.H.D.4.12.2001 T-2001/8906 E-2001/8906 K.

Özü: TAŞINMAZLARDAKİ "İKİ YILLIK SATIŞ İSTEME SÜRESİ" ÇERİSİNDE BAŞKA BİR DOSYADAN SATIŞ YAPILMIŞSA HACİZ DÜŞMEZ



İİK 106 md.de haczolunan gayrımenkulün iki yıl içinde satılmasının istenmesi ,aksi halde haczin düşeceği öngörülmüş olup,mahcuzun başka bir takipten dolayı satışın yapılması halinde satış tarihi itibarıyla iki yıllık satış isteme süresinin geçmemiş olması kaydı ile haczin düşmesinden söz edilemez.Somut olayda satış 3.2.2000 tarihinde yapılmış olup satış(ihale ) tarihi itibarıyla davacının satış isteme süresinin dolduğu ve ......İcra müdürlüğü .....takip sayılı dosyasında haczin düşmüş olduğu anlaşılmaktadır.Açıklanan bu hususlar gözetilerek yazılı olduğu şekilde istemin reddedilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün onanmasına..
HAYATTA KÜÇÜMSEME HİCBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.
KÖTÜLÜKLE BESLENEN ZALİMLİKLE TERBİYE EDİLİR.
http://WWW.KARARARA.COM
Kullanıcı avatarı
teoman
Global Moderatör
 
Mesajlar: 7750
Kayıt: 29 Tem 2012, 17:08

en yüksek banka mevduatı oranına ilişkin soru?

Mesajgönderen filizc » 01 Şub 2013, 12:56

en yüksek banka mevduat hesabı şuan itibariyle nedir ilamı icraya koyacağımda!
filizc
Site Üyesi
 
Mesajlar: 1
Kayıt: 01 Şub 2013, 12:52

Re: en yüksek banka mevduatı oranına ilişkin soru?

Mesajgönderen admin » 01 Şub 2013, 23:44

filizc yazdı:en yüksek banka mevduat hesabı şuan itibariyle nedir ilamı icraya koyacağımda!


Sayın filizc,

En yüksek mevduat faiz oranını 6,25 olarak biliyorum.

Saygılar...
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir. www.kararara.com
Kullanıcı avatarı
admin
Site Yöneticisi
 
Mesajlar: 15977
Kayıt: 22 Mar 2012, 12:08
Konum: Ankara


Dön İcra ve İflas Hukuku



Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 14 misafir

 

 

 

   

 

Copyright 2010 BETA