• Reklam

KARAR DÜZELTME DİLEKÇE ÖRNEĞİ (Ceza)

Dava, icra ve temyiz dilekçe örnekleri ile her türlü hukuki sözleşme örneği paylaşım platformu...

KARAR DÜZELTME DİLEKÇE ÖRNEĞİ (Ceza)

Mesajgönderen teoman » 17 Haz 2013, 18:05

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA

GÖNDERİLMEK ÜZERE

……AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA






DOSYA BİLGİLERİ:

DOSYA NO:2003/227 Esas

KARAR NO:2007/56 Karar

YARGITAY İLGİLİ DAİRESİ: 11. Bölüm

ESAS NO:2008/18104

KARAR NO:2011/17132

TEBLİĞNAME NO: 2007/194261




KARAR DÜZELTME

TELEBİNDE BULUNAN

SANIK :



MÜDAFİİ :



KATILAN :

SUÇ :Resmi belgede sahtecilik



SUÇ TARİHİ :../../.......



KONU :Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 2009/18104 Esas, 2011/17132 karar numaralı dosyada hükme etkisi olabilecek itirazların cevapsız bırakılması ve Yargıtay’ın vermiş olduğu kararın hatalı olması nedeniyle düzeltilmesi yoluyla bozulması talebine havidir.





KARAR DÜZELTME SEBEPLERİ:



Müvekkilin ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2007/194261 Sayılı Tebliğ Nolu talebine rağmen; 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2008/18104 Esas ve 2011/17131 Sayılı Kararının ONANMASI hukuka ve usule aykırıdır. Şöyle ki;
1.Yargıtay 11. Ceza Dairesinin kararı çelişkili maddeler içermektedir. Keza; müvekkile isnad edilen suçların yargılaması devam ederken 23.01.2008 gün ve 5728 Sayılı yasanın 562. maddesi değiştirilerek; 5271 Sayılı CMK’nın 231. maddesi gereğince “hükmün açıklanmasının ertelenmesi” kurumu getirilmiştir. Yargılama sırasında sanığa lehe hükmün uygulanması talebinin olup olmadığının sorulması ve uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesinin Sayın Mahkemece yapılması zorunlu olmasına rağmen 231. maddeyle ilgili olarak söz konusu hususlar değerlendirilmemiştir. Diğer sanıklar hakkında bozma nedeni olarak gösterilen bu husus müvekkil açısından hükmün bozulması için yeterli bir sebep olarak değerlendirilmeyerek aleyhe sonuçlandırılmıştır. Uygulanma olanağı bulunmaması halinde dahi esas mahkemesince değerlendirilmesi zorunlu olan “hükmün açıklanmasının ertelenmesi” talebi Yargıtayın ilgili dairesi tarafından değerlendirilerek ve “uygulama olanağı yoktu” denilerek red kararı verilebilecek türden bir karar değildir.


2.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca da belirtilen temyiz sebepleri arasında gösterilen ve usule aykırı olarak Yargıtay tarafından sonuçsuz bırakılan bir diğer husus ise; eksik ve yetersiz soruşturma yapılması olgusudur. Somut olayda sahte olarak düzenlendiği iddia edilen belgelerin sahte olup olmadığının araştırılmamasının suçun maddi unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin değerlendirmesi açısından zorunlu olması yönünden Y.C.Savcılığınca ve tarafımızca temyiz sebepleri arasında gösterilmesine rağmen sonuçsuz bırakılmıştır. Zira tescil belgesinin mahiyeti hakkında bir itiraz bulunmasına rağmen; ilgili kurumlar tarafından belgenin hazırlanmış olması eylemin suç oluşturması yönünden yeterli görülmüştür. Keza belgede sahtecilik olması durumunda kurumun değil belgenin içerik ve mahiyetin araştırılması gerekirdi. Y.Cumhuriyet Savcılığının temyiz itirazı da bu unsura yönelik olup Yargıtayın İlgili Dairesince yanlış değerlendirme yapılmıştır. Sahteliği iddia edilen vekalet ve tarfik tescil işlemlerinde hukuken geçerli belgeler söz konusudur. Müvekkilin yapmış olduğu herhangi bir düzenleme yoktur. Suçun maddi unsurları arasında; isnad edilen suçun oluşması için sahte olarak düzenlenen veya kullanılan bir belge olması gerekmekteyken somut olayda; usule uygun hazırlanan ve hukuken geçerli olan belgeler söz konusudur. Sonuçsuz bırakılan temyiz itirazlarının tekrar değerlendirmesi yapılarak Kararın Düzeltilmesi aksi halde kanunen temyiz itirazı olarak kabul edilmesi gerekmektedir.


3.Ayrıca ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi gereğince ve Anayasanın 38/6 maddesine göre kimse başkasının fiilinden dolayı yargılanamaz. Esas dosyası incelendiğinde görüleceği üzere ve gerekçeli kararda da belirtildiği şekilde ; şüpheliler “sahte hüviyet “ ve “sahte noter belgeleri “ dolayısıyla nitelikli resmi belgede sahtecilik suçundan dolayı mahkumiyet cezası almışlardır. Oysa soruşturmanın başlatılması M farazi iddiası olan gerçekte var olmayan Y isimli şahıs tarafından senetlerin sahte olarak düzenlendiği hakkındaki şikayetidir. Keza eksik ve yetersiz kovuşturma yapılmamış olsaydı eğer aleyhe olarak nitelendirilen ancak diğer resmi belgede sahtecilik eylemlerini meydana getiren fiillerle bağlantılar kurulacak olup, suçun müştekisinin şüpheli olduğu hususu aydınlatılmış olacağı için; esasında lehe olan bir delildir ve aleyhe temyiz nedeni olamayacağından bozma nedeni sayılabilcektir. Ayrıca soruşturma kapsamında imzanın müvekilin el ürünü olduğu yazının ise senetleri düzenleyen ve Y ismi kullanan veya kulandıran M tarafından hazırlandığı açığa çıkacaktı.


4.Y isimli bir şahıs bulunmaması nedeniyle sahte nitelik taşıyan senetler eksik ve yetersiz soruşturma yapan esas mahkemesinin gözünden kaçmıştır. Aleyhe bir unsur olarak yüksek mahkemece değerlendirilen ancak yargılanmanın salahiyeti açısından incelenmesi zorunlu olan bu husus mahkeme tarafından sonuçlandırılmak üzere irdelenmemiştir. Kanaatimizce; aleyhe görünen ancak incelenmesiyle birlikte diğer resmi belgede sahtecilik suçlarını şüpheye yer bırakmayacak ölçüde giderecek olan bu husus değerlendirilmiş olsaydı eğer müvekkilin suçsuzluğunu ispat aracı olarak kullanılabileceğinden aleyhe değil lehe olarak değerlendirilerek beraatine karar verilebilcekti. Müvekkilin suçsuzluluğuna ilişkin kuşkuların devam etmesi karşısında Hukukun temel ilkelerinden olan “Şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereğince dosyanın bozulması gerekmektedir.


5.Müvekkil açısından Yargıtayın ilgili dairesi “iki ayrı sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi aleyhe temiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamış” şeklindeki ifade ile; aleyhe olabileceği nedeni ile iddianamede yer alan resmi belgede sahtecilik suçlarından bazılarının yargılamasının yapılmamasını bozma sebebi olarak görmemiştir. Birden fazla resmi belgede sahtecilik suçunun oluşup oluşmadığını esas mahkemesince değerlendirmesi yapılmamasının aleyhe bozma nedeni olarak sayılması ve dosyanın bozulmaması hukuka aykırıdır. Sanık yargılamanın her aşamasında şikayet konusu şuç isnadı hakkında aklanmasını sağlamak amacıyla önceden başlatılan bir yargılamanın tamamlanmasını talep edebilir. iddaname ve müştekinin şikayetinde ikiden fazla resmi belgede sahtecilik suçu isnadı söz konusudur ancak bağlantılı resmi belgede sahtecilik suçu iddiaların tamamı sonuçlandırılmamıştır. Yukarıda bahse konu senetler hakkında yargılama yapılarak aleyhe veya lehe hüküm verilmesi gerekirken yargılaması başlatılmış ancak tamamlanmamıştır. Böylece müvekilin sonuçsuz bırakılan suç isnadları; bağlantılı olarak mahkumiyet kararı verilen suçlarla ilgili de suçsuzluğunun ispatlanmasını imkansız hale getirmektedir. Yüksek mahkeme mevzuat gereğince esasına girilmeyen ve karara bağlanılmayan bir hususun aleyhe olup olmadığının değerlendirilmesini yapamaz. Gerek ilk derece mahkemesinin iddia edilen suçlamaları sonuçsuz bırakması; gerekse Yüksek mahkemenin yargılaması yapılmamış bir husus hakkında değerlendirme yaparak aleyhe bozma nedenidir şeklindeki tespiti açıkça hukuka aykırıdır.


6.Yargıtay 11. ceza dairesinin kararı çelişkili maddeler içermekte olup; aynı hukuki durumda bulunan sanıklar arasındaki hüküm farklılıklarından dolayı hakkaniyete aykırılık teşkil etmektedir. Ayrıca Any.m.10.m.2, İHEB m. 14, İHAS m. 2/1, 3, 23/4,26, MVSHS gereğince herkes kanun önünde eşittir. Aynı statüye sahip sanıklar hakkında ayrım yapılamaz. Müvekil hakkında aleyhe bozma sebebi olarak gösterilen gerekçe; suç ortağı ve eylem birliği içerisinde hareket ettiği iddia edilen diğer sanık Mahmut Arat hakkında bozma sebebi yapılmasında hukuka uyarlılık bulunmamaktadır Yargıtayın kararında birbirine aykırı fıkralar bulunması yerleşik içtihadlar doğrultusunda karar düzeltme sebebi sayılmaktadır. Bu nedenle müvekkil hakkında verilen düzelterek onama kararının hatalı olmasından dolayı karar düzeltmeye başvurmamız zaruri hale gelmiştir.


7.Müvekkil resmi belgede sahtecilik suçundan yargılanmaktayken ve lehe yasa uygulaması kapsamında suçun basit ve nitelikli şekli 765 Sayılı Yasadan faklı olarak 5237 sayılı Yasa’da tek madde halinde düzenlenerek müvekkile memurun resmi belgede sahteciliğinin ya da nitelikli resmi belgede sahtecilik suçları isnad edilerek mahkumiyet kararı verilmiştir. Keza müvekkilin yargılanmış olduğu eyleme konu suç değiştirilmiştir. Bu durum; müvekkilin; Sayın Mahkemece bilgilendirilmediği de göz önünde bulundurulduğunda; ek savunma hakkı tanınmayan müvekkile savunma yapması için yeteri kadar süre verilmediğini göstermektedir. Hukukun Genel İlkeleri ve mevzuatımız gereğince daha fazla cezayı gerektiren suçtan yargılanan sanığa ek savunma yapma hakkı tanınması gerekirken; verilmediği gibi; Sanık Sabri Bahadır ve müdafisinin yokluğunda mahkumiyet kararı verilmiştir. Müvekkilin AİHS m. 6 ve Ceza Hukuk Sistemimiz gereğince adil yargılanma hakkı ihlal edilerek savunma hakkı kısıtlanmıştır.


8.Müvekkil açısından ilk derece mahkemesinin kararı değerlendirildiğinde suç isnadı yapılan eylemin hangi suçun konusu olabileceği hakkında vasıf ve değerlendirme yapılırken hatalı karar verilmiştir. Hukuk ve içtihad birliği açısından düşünüldüğünde resmi belgede sahtecilik suçunun nitelikli halinin gerçekleşmediği görülecektir. Keza iddanamede yer alan ve müvvekile suç isnadı sağlayan eylem müvekkil tarafından gerçekleşmediği gibi gerçekleştirilme ihtimali dahilinde ise resmi belgede sahtecilik suçunun basit halini oluşturabileceği göz önünde bulundurulmamıştır. Yargılama konusu eylem değerlendirildiğinde fiili olrak gerçekleştirilen her hangi bir düzenleme şeklinde kayıt ya da resmi sicil işlemi bulunmamaktadır. Aleyhe olabilecek tek delil sahte olarak düzenlendiği iddia edilen kimlik fotokopisidir. Sayın Mahkemeninde takdir edeceği üzere fotokopi belge üzerinde adli tıp kurumunca inceleme yapılabilmesi mümkün değildir. Yargıtay Ceza Genel Kurul Kararına Göre; Fotokopi belgenin delil niteliği dahi değerlendirilemez. (YARGITAY CEZA GENEL KURULU E. 2008/8-49 K. 2008/219 T. 14.10.2008 Tarihli Kararına Göre; Fotokopi belgeler açıklanan kurallar çerçevesinde usulünce onaylattırılarak güvenilirliği sağlanmadan ve iletişimin tespitine ilişkin Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi C.Başsavcılığının istem yazıları ile bu yazılara dayanılarak verilen iletişimin dinlenmesi kararlarının asılları ya da yöntemince onaylanmış fotokopi yada suretleri getirtilmeden bunlara dayanılarak derlenen dinleme kayıtlarının değerlendirilmesi bu kayıtlara kanıt değeri yüklenerek sübuta yada ademi sübuta dayanak tutulması aynı şekilde sair onaysız fotokopi belgelerin kanıt sayılıp sayılmayacağının değerlendirme konusu yapılması hukuken olanaklı değildir. Benzer nitelikte değerlendirme Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 16.10.2007 gün ve 217-210 ile 191-209, 06.02.2007 gün ve 250-25, 04.07.2006 gün ve 127-180 sayılı kararlarında da yapılmış uygulama süreklilik kazanmıştır.)


9.Müvekkilin evinde arama yapılmış ancak herhangi bir sahte kimlik ya da sahte bir belge bulunamamıştır. Eyleme konu fotokopi belge resmi belgede sahtecilik suçunun maddi unsuru olamaz. Keza Yargıtay İçtihatları da bu yöndedir. Yargıtay 6.C.D. 25.03.1996 Tarih ve E: 1996/3267’ da “onaysız fotokopiden ibaret belgenin, ne suretle aldatma (iğfal) kabiliyetini haiz olduğu açıklanıp tartışılmadan, mahkumiyet hükmü kurulması yasaya aykırıdır” kararı vermiştir. Ayrıca aynı Daire’ nin 18/04/1989 Tarih ve E. 89/02620 da ki ”onaylı olmayan fotokopi (suret) belge niteliğinde değildir” cümlesi, 09.11.1931 tarih 31/07084 nolu Kararında ki “üzerinde ayrıca aslına uygunluğunu belirten onama yazısı bulunmadıkça fotokopi, sahtecilik suçunda öngörülen geçerli belge değildir”. cümlesi, 25.03.1996 tarih ve K:96/103’ de ki “onaysız fotokopiden ibaret belgenin, ne suretle aldatma (iğfal) kabiliyetini haiz olduğu açıklanıp tartışılmadan, mahkumiyet hükmü kurulması yasaya aykırıdır” cümlesi, 15.02.1994 tarih ve K: 94/1010’ da ki “sanığın; kendisini alacaklı, müştekiyi borçlu gösteren, tanzim tarihi bulunmadığından özel belge niteliğindeki 395 milyon liralık senedi, ödemesi için elden müştekiye götürüp, fotokopisini vermekten ibaret eyleminde, hukuki sonuç doğuracak bir kullanma söz konusu olmadığından suçun unsurları oluşmaz” cümleleri, 25.3.1996 tarih ve 96/3103 nolu kararında ki “onaysız fotokopiden ibaret belgenin, ne suretle aldatma (iğfal) kabiliyetini haiz olduğu açıklanıp tartışılmadan, mahkumiyet hükmü kurulması yasaya aykırıdır” cümlesi, 15.02.1994 tarih ve 94/1010 nolu kararında ki “sanığın; kendisini alacaklı, müştekiyi borçlu gösteren, tanzim tarihi bulunmadığından özel belge niteliğindeki 395 milyon liralık senedi, ödemesi için elden müştekiye götürüp, fotokopisini vermekten ibaret eyleminde, hukuki sonuç doğuracak bir kullanma söz konusu olmadığından suçun unsurları oluşmaz” cümlesi dikkati çekmekte, bu konudaki Yargıtay’ ın değişmez görüşünü yansıtmaktadır.


10.Müvekilin; diğer sanıkların baskısı altında vermediği mahkeme huzurunda verdiği ifadesinde; hayatın olağan akışı ve mantık ilkeleri çerçevesinde riayet edilmesi gereken ifade olması gerektiği anlaşılacağı gibi; müvekil aleyhine herhangi bir delil de olmadığı göz önünde bulundurulduğunda beraatine karar verilmesi gerekirken mahkumiyet kararı verilmesinde hukuka uyarlılık bulunmamaktadır. Dolayısıyla beyana göre düzenlenmiş hukuken geçerli bir belgenin olup olmadığının araştırması gerekirken; daha az cezayı gerektiren TCK m. 206 ‘nın değerlendirilmesi yapılmayarak ve suçun vasıf ve mahiyeti yanlış değerlendirilerek mahkumiyet kararı verilmiştir.


11.Yargıtayın ilgili dairesince bozma yerine düzelterek onama kararı verilmesi de yerine değildir. Keza; TCK’nın 53/ f.1 b.c gereğince hak yoksunluğu hakkında karar verilmesi için dosyanın esasına girilmesi gerekmektedir. Bu tür bir incelemeyi ancak yargılamayı yapan 7. Ağır Ceza mahkemesi yapabilecektir. Bu nedenle kararın düzeltilerek bozulması gerekmektedir.


12.Yukarıda açıklamış olduğumuz sebeplerle kararın düzeltilerek BOZULMASINA karar verilmesini talep etmemiz zaruri hale gelmiştir.



SONUÇ VE İSTEM :



Sayın Yargıtay Cumhuriyet Savcılığınız tarafından karar düzeltme talebimizin kabul edilerek, Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin anılan kararının kaldırılarak bozma kararı verilebilmesi için, dosyanın İNFAZIN ERTELENMESİ talebimizle birlikte Yargıtay 11. Ceza Dairesi’ne gönderilmesini talep ederiz.





SANIK MÜDAFİİ
HAYATTA KÜÇÜMSEME HİCBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.
KÖTÜLÜKLE BESLENEN ZALİMLİKLE TERBİYE EDİLİR.
WWW.KARARARA.COM
Kullanıcı avatarı
teoman
Global Moderatör
 
Mesajlar: 7880
Kayıt: 29 Tem 2012, 17:08

Reklam

Dön Dilekçe ve Sözleşme Örnekleri



Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 33 misafir

 

 

 

   

 

Copyright 2010 BETA