Forum ana sayfa HUKUKİ PAYLAŞIM FORUMLARI Dilekçe ve Sözleşme Örnekleri YARGITAYA MANEVİ TAZMİNAT HUKUKİ DİNLENİLME HAKKI TEMYİZ DİLEKÇESİ

YARGITAYA MANEVİ TAZMİNAT HUKUKİ DİNLENİLME HAKKI TEMYİZ DİLEKÇESİ

Dava, icra ve temyiz dilekçe örnekleri ile her türlü hukuki sözleşme örneği paylaşım platformu...

teoman Kullanıcı avatarı
Global Moderatör

Mesajlar: 13335






………….. NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ VASITASIYLA
YARGITAY İLGİLİ HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMEK ÜZERE
.............ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ’NE



DOSYA : 20...../……… E. 20..../………… K.

DAVALI/TEMYİZ EDEN : ...........................

VEKİLİ : Av.........................
Adres Antette

DAVACI :............................

VEKİLİ : Av........................


KONUSU : Temyiz Dilekçemizin sunumudur.


AÇIKLAMALAR :


MAHKEMEDEKİ USULE YÖNELİK EKSİKLİKLER YÖNÜNDEN:


1- Yetki İtirazımız Bakımından:
Müvekkilin yasal süresi içinde mahkemeye sunduğu davaya cevap dilekçesinde ilk itiraz olarak Kocaeli Asliye Hukuk Mahkemesi’nin yetkisizliğini, davanın genel hükümler çerçevesinde Van Asliye Hukuk Mahkemelerinde görülmesini talep etmişse de mahkeme bunu Medeni Kanun md. 24 gereği reddetmiştir.

MADDE 24.- Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.
Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.
Mahkeme kanunu yanlış uygulamıştır, Medeni Kanun md 24’te kişilik haklarına ilişkin bazı ayrıntılar vardır, yalnız bu maddeye dayanılarak Yetkisizliğe karar verilmesi, yargılama boyunca pek çok yanlışı da beraberinde getirmiştir.
MK. md. 24 açıktır, yetkiye ilişkin ibareleri bünyesinde bulundurmamaktadır, mahkemenin hukuku yanlış uygulamasından dolayı yargılama tamamen sakat bir hal almıştır.
2- Bilindiği gibi 6100 sayılı HMK. md. 27 gereği dava taraflarının, davaya konu olayı ispat ve sav noktasında dinlenilme ve mahkemeye sundukları delilleri tartışmaya sunma hakları vardır.

Hukuki dinlenilme hakkı
MADDE 27- (1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler.
(2) Bu hak;
a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını,
b) Açıklama ve ispat hakkını,
c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak
gerekçelendirilmesini içerir.

Bu hak yargılamayı yapan yerel mahkemece aleyhimize çiğnenmiş, yargılamada taraflara eşit mesafede bulunması gereken mahkeme bunu yapmamıştır. Şöyle ki;

– Dava dosyasından da görüleceği üzere müvekkilime ilk dava dilekçesi gönderilmiş sonra da gerekçeli karar gönderilmiştir. Yani müvekkil davadan haberdar edilmiş 1 yıl sonra da karardan haberdar edilmiştir, aradaki tüm kısımlar atlanmıştır.

– Müvekkile gönderilen dava dilekçesine karşı müvekkil ilk itirazlarını ve cevabını göndermiş ve ilk duruşmaya da ikamet adresinden 1700 km. mesafede bulunması ve askeri personel olması sebebiyle gitme fırsatı bulamamıştır.

– Müvekkilin cevap dilekçesinden sonra, cevaba cevap dilekçesi, davacının delil listesi, davacı tanık listesi, sıradaki duruşma tarihleri hiçbir şekilde müvekkile bildirilmemiştir. Müvekkilin mahkemeye sunacağı deliller Lahiyalar Teatisi aşamasında kendisinden istenmemiş, karşı yanın delilleri ve delillere karşı müvekkilin diyeceklerine başvurma ihtiyacı dahi hissedilmemiştir.

– Müvekkil yargılamayla ilgili bilgi sahibi olamamıştır, hatta ilk duruşmadan sonra uzun bir süre mahkemeden herhangi bir yazı gelmeyince, acaba davacı da HMK. md. 150 gereği davayı takip etmiyor mu / davasından vazgeçti mi gibi düşünceler içerisine girmiştir.

– Duruşmaların yapılacağından müvekkil haberdar edilmediği gibi, duruşma tutanaklarından da müvekkil bilgidar olamamıştır.

– T.C. Kanunlarına göre kurulan mahkemelerin asıl amacı kanun öngördüğü kurallar çerçevesinde maddi gerçeğe ulaşmaktır, bu nedenle bu davanın da görülme metodu, davacının davasını delillerde ispat etmesi, bunu da birtakım maddi olgularla mahkemeye sunmasıdır. Davacı bu sunumu sadece 2 tanığın beyanlarıyla sağlamıştır, bunun karşısında müvekkilime delil sunabilme imkanı verilmemiştir, bunların başında da davacının tanıklarına karşı HMK. md. 142 gereği maddi gerçeğe ulaşmak bakımından tanıklara soru sorabilme, tanık beyanlarına karşı yazılı da olsa savunma yapabilme olanağı sunulmamıştır. Ama ‘Şüpheden Sanık Yararlanır’, ‘Masumiyet Karinesi’ gibi İlkçağlardan gelme yargılama ilkeleriyle dahi kıyasen de olsa gerekli araştırma yapılmadan karar verilmiştir.

Dava taraflarından herhangi birinin duruşmalardan haberdar edilmemesi ve yapılan yargılama safhalarından bu tarafın bilgilendirilmemesi, Yargıtay’ın yerleşik içtihatları ve aşağıda sunduğumuz son çıkan Yargıtay Genel Kurul Kurul kararına göre, yerel mahkeme kararları bozulmayı gerektirmiştir.

Hukuk Genel Kurulu 2011/21-869 E., 2011/754 K.
• HUKUKİ DİNLENİLME HAKKI

• 2709 1982 ANAYASASI [ Madde 36 ]

• 6100 HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU [ Madde 27 ]

• 1086 HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) [ Madde 73 ]
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın ve özellikle davanın reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
……Bilindiği üzere 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Hukuki Dinlenilme Hakkı” başlıklı 27. maddesi (Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 73. maddesi) uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak, yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir.

Bu kapsamda kural olarak, duruşma yapılması zorunlu olan çekişmeli yargıda hakim, Kanunun gösterdiği istisnalar dışında tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez…

…Bu çerçevede, öncelikle tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir (H. Pekcanıtez, O. Atalay, M. Özekes, Medeni Usul Hukuku, 11. Bası, 2011, s. 273).

Gerçekten savunma hakkını güvence altına alan T.C. Anayasası’nın 36. maddesi ile 6100 sayılı HMK’nun 27. maddesinde de açıkça belirtildiği üzere, mahkemece davalı yan, dinlenmek ve savunması alınmak üzere kanuni şekillere uygun olarak davet edilmedikçe hüküm verilmesi mümkün bulunmamaktadır.

Öte yandan, taraf teşkili dava şartı olup, davanın her aşamasında mahkemece re’sen nazara alınması gereken bir olgudur ve mahkemenin, dava dilekçesi ile duruşma gününü, kararı, bozma ilamını ve direnme kararını taraflara kendiliğinden tebliğ edip taraf teşkilini sağlaması, Hukuk Muhakemeleri Kanununun amir hükmü gereğidir.

Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, itirazların yapılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların duruşma gününden haberdar edilmesi ile mümkün olur. Kişinin hangi yargı merciinde duruşması bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların nelerden ibaret olduğunu bilmesi, 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Tebligat Tüzüğünde açıklanan usule uygun tebligat yapılması ile sağlanabilir.

Bu bakımdan, davetiyenin ve tebliğ tutanaklı zarfın, davadaki ve takipteki önemi büyüktür. Asıl olan tarafların huzurunda yargılamanın yürütülmesi olmakla birlikte, hukuk mahkemelerinde taraflar yargılamaya katılmasalar dahi mutlaka duruşmadan haberdar edilmelidir. Duruşmaya gelmese dahi yoklukta davaya devam edilip karar verilmesine usulün olanak tanıdığı hallerde, yasanın öngördüğü uyarıyı taşıyan davetiyenin tebliğ edilmesinden ve yasaya uygun taraf teşkilinin tamamlanmasından sonra işin esasına girişilmesi ve delillerin toplanarak bir sonuca ulaşılması zorunludur.

Tebligat; bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan bir usul işlemi olduğundan tebligat ile ilgili olarak 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve buna bağlı olarak çıkarılan Tüzük hükümleri tamamen şeklidir. Kanun ve Tüzüğün amacı tebligatın muhatabına en kısa zamanda ulaşması, konusu ile ilgili olan kişilerin bilgilendirilmesi ve bu hususların belgeye bağlanmasıdır.

…Hukuk Genel Kurulu’nun 04.04.2007 gün ve 2007/12-200 E. 2007/187 K., 30.12.2009 gün ve 2009/12-563 E. 2009/600 K. ile 13.05.2009 gün ve 2009/12-184 E. 2009/187 K. sayılı ilamlarında da aynı husus vurgulanmıştır…

…Açıklanan hususlar gözetilmeden, davalı şirketin savunma hakkı kısıtlanarak hüküm verilmiş olması usul ve yasaya uygun olmayıp, ön sorunun açıklanan nedenlerle kabulü ile direnme kararının bu değişik ve usule ilişkin nedenlerle bozulması gerekir.

SONUÇ: Davalı SGK vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen değişik nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, 14.12.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.

3- Tahkikatın sona ermesi
MADDE 184- (1) Hâkim, tarafların iddia ve savunmalarıyla toplanan delilleri inceledikten sonra, duruşmada hazır bulunan taraflara tahkikatın tümü hakkında açıklama yapabilmeleri için söz verir.
(2) Mahkeme tarafların tahkikatın tümü hakkındaki açıklamalarından sonra, tahkikatı gerektiren bir husus kalmadığını görürse, tahkikatın bittiğini taraflara tefhim eder.

HMK. md. 184 gereği Kanun’un Emredici Hükmüne rağmen mahkeme karşı yanın iddialarıyla toplanan delilleri incelemiş ve karar vermiştir, yalnız kanunda iddia ve savlarla toplanan deliller denilmiştir. Mahkeme savları ve savlarla toplanan delilleri toplamamıştır, yani mahkeme emredici hükümlere aykırı hareket etmiştir.

4- İspat hakkı
MADDE 189- (1) Taraflar, kanunda belirtilen süre ve usule uygun olarak ispat hakkına sahiptir.
(2) Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller, mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz.

Yukarıdaki maddenin 1. fıkrasında, kanunda belirtilen süre ve usule uygun olarak ispat hakkına sahip olduğumuz zikredilmiş, yalnız yerel mahkeme müvekkile bu hakkı tanımamıştır, müvekkilin delillerini istememiştir, karşı yanın delillerine karşı diyecek bir şeyler olup olmadığını dahi tartışmamış, aslında mahkeme maddi gerçeği sanki yargılama tamamlanmadan öngörmüşte, o öngörüsüyle kararını vermiştir. Gerekçeli kararda ‘Taraflar delillerini dosyaya sunmuşlardır’, ve ‘Tarafların tanık olarak gösterdikleri tanıklar dinlenmiştir’ denilmiştir, yalnız müvekkilime ne dosyaya delil sunma olanağı sunma, karşı yan delillerini çürütme imkanı tanınmış ne de müvekkilin tanığı olmuştur.

Yine 189. maddenin 2. fıkrasında Hukuka Aykırı olarak edinilmiş deliller, mahkeme tarafından hiçbir vakıanın ispatında dikkate alınamaz denilmiştir, yalnız gizli bir belge olan ve nöbet listesinin kötüniyetli kişilerin eline geçme ihtimalinde vatanın bekasına yönelik saldırıların dahi meydana gelmesi muhtemelken, Askeri Birlikten istenmemiş olmasına rağmen müvekkilin imzasını taşıyan nöbet listesi nasıl oluyor da Anayasa md 38 ve HMK md 189/2 ye aykırı olan bu evrak hukuk yargılamasında delil olarak kullanılmıştır.

5- İspat yükü
MADDE 190- (1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.

Madde de açıkça görüleceği üzere kendi lehine hak çıkaran davacı davasını ispat etmelidir, yerel mahkemeye göre bunu da ispat etmiştir, fakat bu ispatını 2 tane tanıkla mı yapmıştır, hadi yaptı diyelim, bu tanıklara karşı bizim diyeceklerimiz neden sorulmamıştır.

Senetle ispat zorunluluğu
MADDE 200- (1) Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz.
(2) Bu madde uyarınca senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati hâlinde tanık dinlenebilir.

Müddeabih 10.000 TL’dir, yani HMK. md 200 gereği senetle ispat sınırının (2.500 TL’nin) üzerindedir. Bu nedenle tanıkla ispat edilmesi kanun’un emredici hükmüne aykırıdır.
Karşı yanın dinlettiği tanıklarda da HMK. md. 200/2 gereği müvekkilin açıkça muvafakatı alınmamıştır.

ESASA İLİŞKİN SAV VE İTİRAZLARIMIZ:

1- Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan her erkek genç askere gitmekle mükelleftir, tabi bu askerlik müddetince herkes bazı fedakarlıkta bulunup, normal yaşantısında yaptığı en küçük şeyleri dahi özleyeceği şartlarda askerlik yapmaktadırlar, bu askerlik müddetince de kendilerine çeşitli zor/kolay görevler verilmekte, bu görevlere uymamanın da çeşitli müeyyideleri bulunmaktadır. Elbette herkesin namus, şeref, haysiyeti kanunlarca korunmalı, hukuk devletinin de gereği olarak herkes eşit seviye tutulmalıdır, fakat askerlik mesleğinin gereği olarak emir-komuta ve sorgusuz itaat ana kuraldır. Tüm bu kuralları alt rütbedeki asker haklı olarak eleştirmektedir, yalnız Manevi Tazminatlarında zenginleşmeye dönüşmemesi gerekmektedir, yerel mahkemede davacı davasını ispat etmemiş sayılmalıyken bu kararın verilmesi hukuk devletine ve ülkemizdeki hukuka olan güveni zedelemektedir. Ülkemizde yaşayan vatandaşların da bazı fırsatları iyi değerlendirerek bunları çok rahat suistimal ettiği/edebileceği bilinmektedir. Eğer ortada haksız fiil teşkil eden bir olay yoksa veya ispat edilmemişse, buna rağmen de Türkiye Cumhuriyeti Mahkemesi’nin davalı aleyhine karar ittihaz etmesi kötüniyetli vatandaşlar açısından kötü emsal teşkil edecek ve hukuka olan güven ciddi oranda sarsılacaktır.

Bu dava, dışarıdan bakan vatandaşın ‘2 şahitle dava kazanıldı’ diyebileceği bir davadır. Hukuk ve usul kuralları alt üst edilmiştir. Gerekçeli kararın asıl amacı hakimin olayı ve tarafların dediklerini anlayıp, bunları karara yazdırması ve neticede de tarafların iddia ve savlarını ilgili kanun maddeleri uyarınca gerekçelendirerek hüküm kurmasıdır, karardan memnun olmayan taraf ta kanun böyleymiş ki, hakim bu kararı vermiş deyip, karara boyun eğmesidir. Fakat bu gerekçeli karar çelişkilerle, sonu kesilen cümlelerle dolu olup kamu vicdanını ve tarafları tatmin edememektedir.

2- GEREKÇELİ KARARDAKİ ÇELİŞKİLER:

– Müvekkilimin anlatımları doğrultusunda davacıya, Terhis tarihine 1 gün kala nöbet yazılmış olması doğrudur, nöbet yazılanların çoğunluğunun da kısa dönemlerden oluştuğu da doğrudur, yalnız askeri mevzuatın komutana verdiği yetkiye göre komutan emrindeki askerilerine, 24 saatin 8 saatine kadar nöbet yazma hakkına sahiptir.
– Davacının da içinde bulunduğu …………. Takımı silah tutan nüfusu 100 civarındadır, kısa dönem askerlerin de sayısı 56 olduğundan bu sayı takım nüfusu içinde oransal olarak büyük yer kaplamaktadır.
– Yine bilindiği gibi askerlikteki emir-komuta zincirinde takım komutanına da emir veren kısım komutanları (birlik güvenliğiyle ilgili emirleri İstihbarat ……………. vermiştir) vardır, o günlerde havaların ısınmasıyla artan Terör olaylarına karşı nöbet kulelerine daha fazla önem verilmesi, gelmesi muhtemel saldırılara karşı askerlere gerekirse son günlerine kadar nöbet yazılması emredilmiştir.

Gerekçeli kararda ‘…askerlik görevinin bitmesine 1 gün kala 15/05/………. cumartesi günü altında ………….. …………..’in imzasını taşıyan ve çoğunluğu ………… kısa dönem askerlerden oluşan kendi adının da bulunduğu nöbet listesinin asıldığı…’ denilmektedir, fakat incelenecek olursa takım mevcudunun yarısından fazlası kısa dönem askerdir.

3- Olayın, Askerlik şartları içerisinde değerlendirilirse bir komutanın, uluorta bir şekilde, kendisinden üst bir komutana pervasızca küfür etmesi düşünülemez, fakat davacının dayanağı herkesin bir araya toplatılarak, kendilerine ve Disiplin Subayı …………… ……………. küfür edilmesi hadisesidir. Madem böyle bir hadise vuku buldu, o zaman neden davalı müvekkilim hakkında herhangi bir tutanak tutulmamıştır, neden müvekkilim nöbet yazmasına rağmen şikayet edilmiştir de, küfürden dolayı şikayet edilmemiştir, tüm bunlar yerel mahkemenin maddi gerçeği ortaya çıkarmak için sorgulaması gereken hususlardır. Tüm bu çelişkiler giderilmeden, 2 şahitle davanın kanıtlanmış olması hukuk adına bir yıkım olmuştur.

NETİCE VE TALEP : Yukarıda izah edilen sebepler ve yagıtayca resen dikkat edilecek hususlarla HMK. Emredici Hükümlerine aykırılık teşkil eden yargılama ve isnat edilen fiillin somut delillerle ispat edilemeyişi ve müvekkilce de fiilin inkar edilmesi dolayısıyla kararın usulden ve esastan bozulmasına temyizen karar verilmesini bilvekale talep ederim.

DAVALI VEKİLİ
AV....................


HAYATTA KÜÇÜMSEME HİÇBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.

WWW.KARARARA.COM

Dön Dilekçe ve Sözleşme Örnekleri