• Reklam

3402/41.madde düzeltmesi konulu,daha fazla Yargıtay kararı.

Mülkiyet, Menkul, Gayrimenkul, Kat Karşılığı İnşaat, Ayni Hak, Tapu Sicili, Tapu İptali, Tescil, Kadastro, Orman, Zilyetlik, İrtifak, İpotek, Rehin, Muvazaa, Hazine, Ecri Misil, Satış Vaadi...

3402/41.madde düzeltmesi konulu,daha fazla Yargıtay kararı.

Mesajgönderen bilalbozan » 20 Şub 2014, 17:32

3402/41.madde düzeltmesi konulu,daha fazla Yargıtay kararı rica ediyordum. Teşekkür ederim...
bilalbozan
Site Üyesi
 
Mesajlar: 88
Kayıt: 09 Mar 2012, 04:22

Reklam

Re: 3402/41.madde düzeltmesi konulu,daha fazla Yargıtay kara

Mesajgönderen admin » 21 Şub 2014, 12:18

YARGITAY 20. Hukuk Dairesi
Esas: 2013/7961
Karar: 2013/9180

KADASTRO SIRASINDA MEYDANA GELEN TEKNİK HATALARIN DÜZELTİLMESİ


Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı K... vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Davacı vekili, 06.09.2010 tarihli dilekçesiyle ...Mahallesi, ...Mevkiinde 230,00 m² yüzölçümünde ve müvekkilinin zilyetliğinde (kullanımında) olan taşınmazın gerçekte orman kadastrosu sırasında P.1 poligon numarasıyla 6831 sayılı Kanunun 2/B maddesi kapsamında bırakıldığını ancak 5831 sayılı Kanun ile 3402 sayılı Kanuna eklenen Ek - 4. madde uyarınca yapılan aplikasyon ve düzeltme çalışmalarında 2001 ve 2002 sayılı orman sınır noktalarının hatalı aplike edilmesi nedeniyle, müvekkilinin fiilî kullanımında olan bu taşınmazın yörede 5831 sayılı Kanun ile 3402 sayılı Kadastro Kanununa eklenen Ek - 4. madde uyarınca yapılan kullanım kadastrosuna konu edilmediğini, hakkında tutanak düzenlenmediğini ve taşınmazın orman sınırları içerisinde gösterildiğini iddia ederek, müvekkiline ait 230,00 m² yüzölçümündeki taşınmazın orman içinde bırakılmasına dair aplikasyon ve düzeltme işleminin iptaliyle, dava konusu 230,00 m² yüzölçümündeki taşınmazın müvekkili adına tespitine karar verilmesi istemleriyle dava açmıştır.

Mahkemece; davanın, 6831 sayılı Kanunun 9. maddesine 4999 sayılı Kanun ile eklenen 9/son maddesi gereğince yapılan teknik hataların düzeltilmesi çalışmasına itiraz niteliğinde olduğu ve teknik hataların düzeltilmesi işlemine karşı otuz günlük askı ilân süresinde davaya bakma görevinin sulh hukuk mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle, dava dilekçesinin görev yönünden reddine ve mahkemenin görevsizliğine, talep halinde dosyanın ...Sulh Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş, hüküm davacı gerçek kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, 5831 sayılı Kanun ile 3402 sayılı Kanuna eklenen Ek - 4. madde uyarınca yapılan aplikasyon ve düzeltme çalışmalarına itiraz ile hakkında kullanım kadastrosu tutanağı düzenlenmeyen taşınmaz hakkında kullanım şerhi verilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece verilen karar, usul ve kanuna aykırıdır. Şöyle ki; dairece iade kararı ile dosyaya getirtilen, 4999 sayılı Kanun kapsamında yapılan fennî hata tespit tutanağında, dava konusu taşınmazı ilgilendiren 2001 ve 2002 numaralı orman sınır noktalarında herhangi bir düzeltme çalışması yapılmadığı, 2001 ve 2002 numaralı orman sınır noktalarındaki fennî hataların 5831 sayılı Kanun çalışması ile giderildiği bildirilmiştir. Yani, mahkemenin gerekçesini dayandırdığı gibi çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede, 6831 sayılı Kanunun 9. maddesine 4999 sayılı Kanun ile eklenen 9/son maddesi gereğince yapılan teknik hataların düzeltilmesi çalışmasında dava konusu taşınmazı ilgilendiren 2001 ve 2002 numaralı orman sınır noktaları yönünden herhangi bir düzeltme çalışması yapılmamıştır. Bu nedenle, mahkemece; davanın, 6831 sayılı Kanunun 9. maddesine 4999 sayılı Kanun ile eklenen 9/son maddesi gereğince yapılan teknik hataların düzeltilmesi çalışmasına itiraz niteliğinde olduğu yönündeki gerekçesi ve bu gerekçeye dayanılarak görevsizlik kararı verilerek dosyanın ...Sulh Hukuk Mahkemesine gönderilmesi yönündeki kararı isabetli değildir.

Dosya kapsamına göre, davacı gerçek kişi vekili, 2001 ve 2002 sayılı orman sınır noktalarının hatalı aplike edildiği ve bu hatalı aplikasyon nedeniyle müvekkilinin zilyetliğinde (kullanımında) bulunan taşınmazın, P.1 numaralı 2/B poligonu dışında orman alanında bırakılan ve hakkında kullanım kadastrosu tutanağı düzenlenmeyen yerin müvekkili adına tespit edilmesi (kullanıcı şerhi verilmesi) istemiyle dava açtığı anlaşılmaktadır.

Öncelikle, aplikasyon işlemi orman kadastrosu değildir. Aplikasyon ile kesinleşmiş orman sınırları daraltılamayacağı gibi, tam tersine, kesinleşen orman sınırları dışındaki yerler de orman sınırları içerisine alınamaz. Kesinleşmiş orman sınırları değiştirilerek yapılan aplikasyon ve bu işlem sonucunda düzenlenen tahdit haritasının hukuken geçerliliği söz konusu değildir. Yukarıda belirtildiği gibi dosya kapsamından davacı vekilinin asıl talebinin, kullanım kadastrosu sırasında, hakkında kullanım kadastrosu tutanağı düzenlenmeyen yerin vekil eden adına tespit edilmesi (kullanıcı şerhi verilmesi) istemine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Ancak, kadastro mahkemesinin görevi, kadastro tutanağının tanzimi tarihinden tutanağın kesinleşmesine kadar geçecek zaman içindeki itiraz ve davalar için söz konusudur. Başka bir anlatımla, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 26. maddesinin dördüncü fıkrasına göre, kadastro mahkemesinin yetkisi, kadastro tutanağının düzenlendiği günde başlar. Hakkında tutanak düzenlenmeyen veya düzenlenmiş olup kesinleşen taşınmazlarla ilgili iddiaların (davaların) genel mahkemede görülmesi gerekir. Tutanak kesinleştikten sonra kadastro mahkemesinin görevi sona erer. Görev hususu, kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilmesi de zorunludur.

Somut olayda; yörede 3402 sayılı Kanuna 5831 sayılı Kanunun 8. maddesi ile eklenen Ek - 4. madde uyarınca yapılan kulanım kadastrosu sırasında davacının dava ettiği taşınmaz hakkında kullanım kadastrosu tutanağı düzenlenmediği dava dilekçesindeki açıklamalardan ve dosya arasında bulunan paftadan anlaşılmaktadır.

Bu itibarla, 3402 sayılı Kanuna 5831 sayılı Kanunun 8. maddesi ile eklenen Ek - 4. madde uyarınca yapılan kulanım kadastrosu sırasında hakkında tutanak düzenlenmeyen taşınmazla ilgili iddiaların (davaların) genel mahkemelerde görüleceği ve davacı vekilinin genel mahkemelerde açacağı dava ile hatalı aplikasyon tartışılarak yanlışlığın her zaman düzeltilebileceği hususları gözetilerek, eldeki davanın, 6100 sayılı HMK’nun yürürlüğe girmesinden önce açılmış olması ve dava dilekçesinde dava değerinin gösterilmemesi nazara alınarak taşınmazın keşfen tesbit edilecek değerine göre görevli ve yetkili hukuk mahkemesi belirlendikten sonra görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yanlış hukukî nitelendirme ile davanın, 6831 sayılı Kanunun 9. maddesine 4999 sayılı Kanun ile eklenen 9/son maddesi gereğince yapılan teknik hataların düzeltilmesi çalışmasına itiraz niteliğinde olduğu gerekçesine dayanılarak yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı gerçek kişi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde iadesine 21/10/2013 günü oy birliği ile karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir. www.kararara.com
Kullanıcı avatarı
admin
Site Yöneticisi
 
Mesajlar: 16216
Kayıt: 22 Mar 2012, 12:08
Konum: Ankara

Re: 3402/41.madde düzeltmesi konulu,daha fazla Yargıtay kara

Mesajgönderen admin » 21 Şub 2014, 12:22

Yargıtay 16. Hukuk Dairesi
Esas: 2013/7429
Karar: 2013/7649

3402 SAYILI KADASTRO KANUNUNUN 41. MADDESİ GEREĞİNCE YAPILAN DÜZELTME İŞLEMİ VE İPTALİ


Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi istenilmekle; duruşma için belli edilen gün ve saatte temyiz eden davalı vekili Avukat ... ile aleyhine temyiz istenilen Hazine vekili ... geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlandı. Tarafların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmanın bittiği bildirildi. Süresi içinde inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu.

GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 41. maddesi uyarınca yapılan teknik hataların düzeltilmesi işlemi ile 454 parsel sayılı 674,750 m2 yüzölçümünde davalı şirket adına kayıtlı taşınmazın yüzölçümü 707109,24 m2 olarak düzeltilmiştir. Davacı Hazine vekili 14.07.2011 tarihli dava dilekçesi ile 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 41. maddesi Uygulama Yönetmeliğinin 15. maddesi uyarınca orman ile devletin hüküm ve tasarrufu altındaki tescil harici yerlere sınır olan çekişmeli taşınmazla ilgili düzeltme işleminin iptali istemiyle dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne ve çekişmeli 454 parsel sayılı taşınmazda uzman bilirkişi ... tarafından (A) ve (C) harfleri ile gösterilen bölümler yönünden düzeltmenin iptaline karar verilmiş; hüküm, davacı Hazine vekili ile davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Mahkemece; Kadastro Kanunu'nun 41. maddesi gereğince mülkiyet değişikliği dışında kalan ölçü, tersimat ve hesap hatalarının Kadastro Müdürlüğü tarafından düzeltilebildiği; bunun yapılabilme koşulunun mülkiyet nakline yol açılmaması olduğu; alınan uzman bilirkişi raporunda (A) ve (C) harfleri ile gösterilen bölümler düzeltme yapılan taşınmazın sınırları dışında iken, yapılan çalışma sonucunda hatalı olarak çekişmeli 454 parsel sayılı taşınmazın içine alındığı ve bu şekilde mülkiyet naklinin doğduğu kabul edilerek karar verilmiş ise de mahkemenin kabul ve değerlendirmesinde isabet bulunmamaktadır. 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 41. maddesi ile bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemek üzere çıkarılan yönetmeliğin hükümleri incelendiğinde; kadastro sırasında veya sonrasında yapılan işlemlerle geometrik durumları kesinleşmiş olan taşınmazlarda ölçü, sınırlandırma, tersimat ve hesaplamalardan doğan hataların düzeltilebileceği ile bu düzeltmelerin usul ve esaslarının nasıl olacağının düzenlendiği görülmektedir. Anılan Yönetmeliğin 15/1. maddesinde açıkca ifade edildiği üzere; genişletmeye elverişli olan taşınmazlar ile hükmen tescil edilerek kesinleşmiş taşınmazlardaki sınırlandırma hataları 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 41. maddesinin uygulanması ile düzeltilemez.

Somut olayda; çekişmeli 454 parsel sayılı taşınmazın sınırları incelendiğinde; düzeltmeye konu olan, düzeltme kararında (a) ve keşfe katılan uzman bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen bölümün Köyceğiz Gölü'ne, düzeltme kararında (b) ve (c), keşfe katılan uzman bilirkişi raporunda (B) ve (C) harfleri ile gösterilen bölümlerin orman alanına sınır oldukları anlaşılmaktadır. Aynı şekilde, çekişmeli 454 parsel sayılı taşınmazla ilgili kadastro tespitinin de hükmen kesinleştiği düzeltme kararındaki açıklama ve dosya ekine getirilen fersude dosya aslından anlaşılmaktadır. Bu durumda, düzeltme kararının açıkça 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 41. maddesi ile bu maddenin uygulanmasının usul ve esaslarını belirleyen Yönetmeliğin 15/1. maddesi hükümlerine aykırı olduğu ve mülkiyet hakkının nakli sonucunu doğurduğu görülmektedir. Bu nedenle de, mülkiyet hakkının nakli sonucunun ortaya çıkmaması için, davacı Hazine'nin davasının kabulü ile Kadastro Müdürlüğünce yapılan düzeltme işleminin tamamının iptaline karar vermek gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır. Taraf vekillerinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulü ile hükmün BOZULMASINA, vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, davalı tarafından yatırılan temyiz karar harcının talep halinde iadesine, 02.07.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir. www.kararara.com
Kullanıcı avatarı
admin
Site Yöneticisi
 
Mesajlar: 16216
Kayıt: 22 Mar 2012, 12:08
Konum: Ankara

Re: 3402/41.madde düzeltmesi konulu,daha fazla Yargıtay kara

Mesajgönderen admin » 21 Şub 2014, 12:26

YARGITAY 8. Hukuk Dairesi
Esas: 2013/956
Karar: 2013/19444

KADASTRO KANUNUNUN 41. MADDESİ UYARINCA YÜZÖLÇÜMÜNÜN DÜZELTİLMESİ
GÖREVLİ MAHKEME


A... ile Z... ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasında mahkemenin görevsizliğine dair Ulukışla Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 12.11.2012 gün ve 156/122 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:

KARAR

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: Kadastro çalışmaları sırasında dava konusu 216 ada 63 parsel sayılı taşınmazın davalılar adına tespit ve tescil edildiğini, oysa ki, bu yerin önceden miras bırakanına ait iken mirasçılar arasında yapılan taksim sonucunda kendisine kaldığını, kadastro sırasında hata yapılarak davalılar adına kayıt oluşturulduğunu, tüm bu nedenlerle öncelikle 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 41. maddesine uygun olarak yüzölçümünün düzeltilmesi suretiyle tapunun iptali ve davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar H...ve arkadaşları vekili cevap dilekçesinde özetle: Kadastro tespitlerinin doğru olduğunu, zamanaşımı süresinin dolduğunu ve kadastro memurlarının görevlerini kötüye kullandıkları iddia ediliyor ise suç duyurusunda bulunmaları gerektiğini açıklayarak tüm bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece; açılan davanın Kadastro Kanunu'nun 41. maddesi gereğince kadastro işlemi sırasında yapılan hatanın düzeltilmesi istemli olarak açılmış bulunduğu anlaşıldığından, değinilen Yasa maddesi uyarınca bu davaların Sulh Hukuk Mahkemesi'nde açılıp karara bağlanması gerektiği anlaşılmakla mahkemenin görevsizliğine, talep halinde dosyanın görevli Sulh Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmiştir.

Hüküm, davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde yazılı nedenlerle bozma istekli olarak temyiz edilmiştir.

Toplanan deliller, tüm dosya kapsamından; dava konusu 216 ada 63 nolu parsele ilişkin kadastro tutanağı onaylı fotokopisi getirtilmiştir. Belgesizden, tarla niteliğiyle, 10.000 m2 olarak 31.07.1991 tarihinde, tam mülkiyet üzere, Ahmet oğlu O... adına tespit görmüş ve itirazsız olarak 12.03.1992 tarihinde kesinleşmiştir. Aynı taşınmaza komşu olan 216 ada 36 ve aynı ada 27 nolu parsele ilişkin kadastro tutanaklarının onaylı fotokopileri dosyadadır. 216 ada 36 parselin tam mülkiyet üzere Ahmet oğlu Osman İlgün adına, aynı ada 27 parselin tam mülkiyet üzere Yakup oğlu Durmuş Kamer adına tespit ve tescilinin yapıldığı belirlenmiştir. Çap kayıtları halen adı geçen kişiler adınadır.

Hemen belirtmek gerekir ki, somut olaydaki istek 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 41. maddesine dayalı bir istek olmayıp tespit öncesi zilyetlik, mirasen intikal ve taksim hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptal ve tescil talebine yöneliktir. Bu durumda, gerek davacının muris adına tescilli nizasız 216 ada 63 parsel, gerekse davalılar ya da miras bırakanları adına kayıtlı aynı ada 27 ve 36 nolu parsellerin kadastro tutanakları az yukarıda yazılı olduğu üzere 12.03.1992 tarihinde kesinleşmiştir. Eldeki dava, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesinde yazılı olduğu üzere on yıllık hak düşürücü süre geçirildikten sonra 20.10.2011 tarihinde açılmıştır. HUMK'nun 74, 76. maddelerine göre olayları bildirmek taraflara hukuki niteleme Hakime aittir. Kaldı ki, dosyadaki kadastro tutanağı ve çap kaydına göre davacının hak talep ettiği 216 ada 63 parsel halen Osman Usluer adına kayıtlıdır. Dosyada veraset belgesi olmadığı gibi tapuda intikalde yaptırılmamıştır. Bu durumda davacının dava açma sıfatı dahi bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca, davanın bu nedenlerle reddi gerekirken yukarıda belirtilen Yasa maddeleri ve ilkeler gözardı edilerek yazılı olduğu üzere görevsizlik kararı verilmesi doğru olmamıştır.

Davacı vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerindedir. Kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 21,15 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 19.12.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.


KARŞI OY YAZISI

Dava, kadastrodan önceki kazanmayı sağlayan zilyetlik, muristen intikal ve paylaşım hukuksal sebeplerine dayalı olarak TMK'nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.

Yerel mahkemece, “isteğin Kadastro Kanunu'nun 41. maddesi gereğince işlem sırasında yapılan hatanın düzeltilmesi isteğine ilişkin olduğunu, bu nedenle görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi değil aynı Kanun'un 41. maddesi uyarınca Sulh Hukuk Mahkemesi olması gerektiğini, gerekçe göstermek suretiyle görev yönünden dava dilekçesinin reddine, dosyanın görevli ve yetkili ...Sulh Hukuk Mahkemesine gönderilmesine” karar verilmesi ve hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine değerli Daire çoğunluğunca, Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevli olduğunu bildirmekle, birlikte esas yönünden mahkemece, herhangi bir araştırma ve inceleme yapılmadığı halde işin esasına da girilmek suretiyle davanın hak düşürücü süreden reddine karar verilmesi yönündeki görüşlerine katılamıyorum.

3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 41. maddesi, uyuşmazlık doğurmayan hataların düzeltilmesi bakımından uygulanması gereken bir maddedir. Aksi halde, hasım gösterilmek suretiyle açılan yani iki tarafı ilgilendiren davalarda söz konusu maddenin uygulama olanağı bulunmamaktadır. Davacı taraf, kendisine ait 216 ada 63 sayılı parselin miktarının kadastro çalışmaları sırasında eksik tespit edildiğini belirterek ve 216 ada 27 ve 36 sayılı parsel maliklerini davalı göstererek iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Bu durum karşısında taraflar arasında, ayni hakka dayalı bir uyuşmazlığın söz konusu olduğu, bu nedenle 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 41. maddesinin uygulama yerinin olmadığı ortadadır. Bu sebeple görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu yönündeki çoğunluk görüşüne aynen katılıyorum.

Ne var ki yerel mahkeme, sadece dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiş, esasa ilişkin hiçbir araştırma ve incelemenin yapılmadığı saptanmıştır. Görevsizlik kararı usule ilişkin bir karar olup, sadece görevli mahkemenin hangisi olduğu yönünde saptama (somut olayda bozma) yapılmak suretiyle yetinilmesi gerekirken Daire önüne gelmeyen ve temyiz konusu yapılmayan hak düşürücü süre ve diğer hususlar gözetilerek esasa ilişkin bozma yapılması konusunda Dairenin görev ve yetkisinin bulunmadığını düşünüyorum. Bu bakımdan bozma gerekçesinin bu kısmına belirttiğim nedenlerle katılmıyorum. 19.12.2013
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir. www.kararara.com
Kullanıcı avatarı
admin
Site Yöneticisi
 
Mesajlar: 16216
Kayıt: 22 Mar 2012, 12:08
Konum: Ankara


Dön Eşya Hukuku



Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir

 

 

 

   

 

Copyright 2010 BETA