SUÇLUYU KAYIRMA - TCK 283. Md. • kararara.com


Forum ana sayfa HUKUKİ PAYLAŞIM FORUMLARI Kanun Şerhleri Türk Ceza Kanunu Şerhi SUÇLUYU KAYIRMA - TCK 283. Md.

SUÇLUYU KAYIRMA - TCK 283. Md.

5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun madde sıralı, gerekçeli, açıklamalı ve içtihatlı şerhinden oluşan paylaşım forumu...

admin Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 27544







Madde 283 - (1) Suç işleyen bir kişiye araştırma, yakalanma, tutuklanma veya hükmün infazından kurtulması için imkân sağlayan kimse, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Bu suçun kamu görevlisi tarafından göreviyle bağlantılı olarak işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(3) Bu suçun üstsoy, altsoy, eş, kardeş veya diğer suç ortağı tarafından işlenmesi hâlinde, cezaya hükmolunmaz.


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

Mesaj 26 Ara 2012 01:58
admin Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 27544



MADDE 283.– Madde metninde, işlenmiş olan bir suçun failine, su¬çun işlenişine herhangi bir şekilde iştirak etmeksizin, yardımda bulunulması cezaî müeyyide altına alınmıştır. Bununla güdülen amaç, suç işlendikten sonra failin herhangi bir şekilde yardım görmesini engellemektir. Bu suretle ceza adaletinin gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır. Ceza muhakemesinin ama¬cını oluşturan maddî gerçeğin araştırılıp ortaya çıkarılması ve bu suretle adil bir yargıya varılması, suç şüphesi altında bulunan kişinin dahi esasta menfa¬atine bir husustur. Çünkü insan şahsîyetinin tekâmülü, ancak hakikat ve adaletle mümkün olabilecektir. Maddî gerçeğin tespitine dayalı olarak mah¬kemece hükmolunan ceza veya tedbirin infazı, suçlu kişinin işlediği suçtan dolayı içinde bulunduğu kusurluluk durumundan ibra olmasını, yani yeniden topluma kazandırılmasını sağlayacaktır. Bu bakımdan, suç şüphesi altında bulunan kişinin yargılanmasının veya hükümlü kişinin mahkûm olduğu ce¬zanın veya tedbirin infazının engellenmesi, ceza adaletinin gerçekleşmesini engelleyecektir.
Bu suçun konusu, daha önce işlenmiş olan bir suçun işlenişine her¬hangi bir şekilde iştirak etmiş olan bir kişidir. Kayrılan kişi, önceki suçun faili veya şeriki olabilir. Bu kişi, önceden işlenen bir suçtan mahkûm olmuş bir kişi olabileceği gibi, sadece şüpheli veya sanık olması nedeniyle aranan bir kişi de olabilir.
Sanık veya mahkûm olan kimsenin saklanmasına yönelik her hareket, bu suçun oluşmasını sağlayacaktır. Sanık veya mahkûmun belli bir yerde saklanmasının temin edilmesinden başka; bu kişi, soruşturmanın veya infa¬zın engellenmesi amacıyla örneğin bir başka ülkeye kaçırılmış olabilir. Bu tür fiilleri de söz konusu suç kapsamında değerlendirmek gerekir.
Belirtmek gerekir ki, hakkında tutuklama veya mahkûmiyet kararı ve¬rilen kişinin bir yerde barınmasını temin etme durumunda dahi, bu suçun oluştuğunu kabul etmek gerekir.
Bu suçun oluşabilmesi için, kayrılan kişinin araştırma, yakalanma, tutuklanma veya hükmün infazından kurtulması amacıyla hareket edilmesi gerekir. Böyle bir amaç güdülmemekle beraber, kişinin insani mülahazalarla bazı ihtiyaçlarının karşılanmış olması durumunda, söz konusu suç oluşma¬yacaktır.
Bu suçun faili herkes olabilir. Ancak, izlenen suç siyaseti gereğince, kayırma suçundan dolayı cezalandırılabilmesi için, kişinin önceden işlenmiş olan suça herhangi bir şekilde iştirak etmemiş olması aranmıştır. Keza, ka¬yırma suçunun konusunu belli akrabalık ilişkisi içinde bulunan kişilerin oluşturması hâlinde de cezaya hükmedilmeyecektir.
Kişinin önceden işlenmiş olan asıl suça fail veya şerik olarak iştirak etmiş olması veya suçun konusunu oluşturan kişilerle belli akrabalık ilişkisi içinde bulunması, bu suç açısından sadece bir şahsî cezasızlık sebebi oluş¬turmaktadır. Şahsî cezasızlık sebebinin bulunduğu hâllerde işlenen fiil suç ve dolayısıyla haksızlık oluşturma özelliğini muhafaza etmektedir. Ancak, kişinin ceza hukuku açısından sorumluluğu cihetine gidilmemektedir.


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

admin Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 27544



T.C.
YARGITAY
16.CEZA DAİRESİ
ESAS NO:2015/4080
KARAR NO:2015/4137
KARAR TARİHİ:11.11.2015
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Suç üstlenme
Hüküm: TCK'nın 38. maddesi delaletiyle 270/1, 53-3, 58/6. maddeleri gereğince mahkumiyet


Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
5237 sayılı TCK'nın 270. maddesinde tanımlanan suç üstlenme suçunun oluşması için, failin yetkili makamlara gerçeğe aykırı olarak suçu işlediğini veya suça katıldığını bildirmesi ve üstlenilen fiilin de suç oluşturması gerekir.

Somut olayda ise; hakkında trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan mahkumiyet kararı verilen sanığın 187 promil alkollü olarak ... araç ile seyir halinde iken olay tarihinde kaza yaptığı, kaza yerine arkadaşı olan ...'yu çağırdığı, alkolsüz olan ...'nun, söz konusu aracı kendisinin kullandığını beyan etmesi şeklindeki eylemi trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunu işleyen sanık ...'ın yargılanmasının engellenmesine imkan sağlamaya yönelik olduğu ve sanığın eyleminin TCK'nın 283/1. maddesinde tanımlanan suçluyu kayırma suçunu oluşturacağı, sanık ...'ın eyleminin ise suçluyu kayırmaya azmettirme suçunu oluşturduğu gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,

Kabul ve uygulamaya göre de;

Hükmün birinci bendinde yapılan uygulama sırasında alt hadden uzaklaşılarak ceza tayin edilmesine karşın ''suçun işleniş biçimi, suç konusunun önem ve değeri göz önüne alınarak takdiren alt sınırdan uzaklaşılmaksızın'' gerekçesine yer verilmek suretiyle çelişki oluşturulması,

Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca uygulanması gerekli olan CMUK'nın 326/son maddesi uyarınca sonuç ceza yönünden kazanılmış hakları gözetilerek hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 11.11.2015 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.







6. Ceza Dairesi 2004/6201 E., 2006/2573 K.

CÜRÜM İŞLEYENLERİ SAKLAMAK
SUÇLUYU KAYIRMAK


Yalan beyanda bulunmak suçundan sanık Ö……. hakkında yapılan duruşma sonunda; mahkumiyetine ilişkin (Çatalca Asliye Ceza Mahkemesi)nden verilen 29.4.2003 tarihli hükmün Yargıtay'ca incelenmesi sanık tarafından istenilmiş olduğundan, dava evrakı C.Başsavcılığından bozma isteyen 15.4.2004 tarihli tebliğname ile 13.5.2005 tarihinde Daireye gönderilmekle okunarak gereği görüşülüp düşünüldü:

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimin takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Maddi hasarlı ve yaralamayla sonuçlanan kabahat niteliğindeki bir trafik kazasında; aracı eşi kullandığı halde, eşinin olay sırasında alkollü ve aynı zamanda memur olması nedeniyle onu cezadan kurtarmak amacıyla soruşturma evresinde kollukta aracı kendisinin kullandığı şeklindeki suçu üstlenen sanığın eyleminin, 765 sayılı TCY.nın 296. maddesinin 1. fıkrasının son cümlesindeki suçu oluşturduğu ancak, bu suçu eşi yararına işlemiş olduğundan aynı maddenin 2. fıkrası (5237 sayılı TCY.nın 283/1-3) gereğince ceza verilemeyeceğinin gözetilmesi zorunluluğu,

Bozmayı gerektirmiş, sanık Ö.... Coşkun'un temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle istem gibi (BOZULMASINA), 16.03.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

admin Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 27544



Ceza Genel Kurulu 2008/1-190 E., 2009/124 K.

HAKSIZ TAHRİK
KASTEN ÖLDÜRME
SUÇA TEŞEBBÜS
SUÇLUYU KAYIRMA


Sanık M...K...’nun, 28.07.2004 tarihinde mağdur E...T...’ı ele geçirilemeyen ruhsatsız tabanca ile hafif tahrik altında öldürmeye kalkıştığı kabul edilerek, lehine olduğu belirlenen 5237 sayılı TCY’nın 81, 35/1-2, 29 ve 62. maddeleri uyarınca 8 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hakkında 53. maddenin uygulanmasına; ruhsatsız silah taşımak suçundan 6136 sayılı Yasanın 13/1 ve 765 sayılı TCY’nın 59. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis ve 366 YTL adli para cezasıyla cezalandırılmasına, ayrıca hakkındaki direnme hükmü temyiz edilmeyen sanık E...G...’nin de suç niteliğinin değiştiği kabul edilerek, lehine olan 5237 sayılı TCY’nın 283/1 ve 62. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hakkında 58. madde uyarınca tekerrür hükümlerinin uygulanmasına, mağdur sanık E...T...’ın ise, sanık M...’i yaralamaktan açılan davada mahkumiyetine yeterli kanıt bulunmadığından bahisle beraatına ilişkin D...Ağır Ceza Mahkemesince 11.10.2005 gün ve 18-196 sayı ile verilen kararın, sanık M... müdafileri ile sanık E... müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 13.03.2007 gün ve 3984-1392 sayı ile sanık M... hakkında ruhsatsız silah taşımak suçundan kurulan hükmün onanmasına, diğer suçlar yönünden yapılan incelemede ise;

“a) Mağdurun, sanık M....’in bulunmadığı ortamda ve diğer sanık E...’in yanında sanığa küfür ettiği ve tehditte bulunduğu, E...’in bu durumu M...’e ilettiği, daha sonra mağdurun karşılaştığı M...’e küfrettiği ve bıçak çektiği, M...’in çıkan kavga sırasında E...’e tabancayla ateş ettiği anlaşıldığı halde, mağdurdan kaynaklanan tüm bu haksız söz ve hareketler gözönüne alınarak 5237 sayılı Yasanın 29. maddesi ile yapılan uygulama sırasında, asgari haddin üzerinde bir indirim yapılması gerekirken yazılı şekilde 1/4. oranında indirim yapılması,

b) Sanık E... G... yönünden;

Sanığın üzerine atılı suçu işlediğini gösteren kesin kanıt bulunmadığı halde beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel mahkeme ise, 31.05.2007 gün ve 57-167 sayı ile;

“Olay öncesinde sanık M... K... ile mağdur E...T... arasında meydana gelen mağdurun, sanık M...’in bulunmadığı ortamda ve diğer sanık E...’in yanında sanığa küfür ettiği ve tehditte bulunduğu ve E...’in bu durumu M...’e ilettiği, daha sonra mağdurun karşılaştığı M...’e küfrettiği ve bıçak çektiği olayda hangi tarafça bu tehdit ve küfür eylemlerinin başlatıldığı hususunda kesin delil olmaması, bunu diğer sanık E... G...’nin ileri sürmesi, mağdurun da hastanede alınan beyanında ‘

‘arkadaşı H...’in hastane işleri ile ilgili konularını halletmek için D.... Devlet Hastanesi Acil polikliniğine geldiğini, arkadaşının tedavi olduğu sırada, kendisinin de tedavi evraklarını takip ettiğini, halledip dışarı çıktığında, hastane bahçesinde M.... ve annesi ile D.... Ekspreste çalışan şahsı gördüğünü, bu şahıslara karşı herhangi bir küfür, hakaret veya konuşma imkanı olmadan ve sanık M... K... hiçbir şey demeden kendisiyle karşılaştığı esnada, belinden çıkardığı tabanca ile 5 el üzerine doğru ateş ettiğini ve yere düştüğünü olayın sonrasını hatırlamadığını…

…’ belirttiği, daha sonrasında savcılıkta alınan 13.12.2004 tarihli ifadesinde ise hastanenin içinde M... K....’nun şoförü E...’i gördüğünü, Sizinle daha sonra görüşeceğiz’ dediğini, çünkü M... K..., E...G..., O...K..., E...’in babası ve yine O...K...’nun bir akrabası olan V... isimli kişilerin kendisini olaydan önce ve işten çıkarılması nedeniyle aralarında geçen tartışma sırasında darp ettiklerini bu nedenle hafif şekilde yaralandığını, ancak bu yaralanma nedeniyle herhangi bir iz olmadığını beyan etmiş, hastane işlemleri için dışarı çıktığında, hastane bahçesinde M....K.... ile karşı karşıya geldiğinde, daha önceki aralarında geçen bu olaylardan dolayı korktuğundan elindeki küçük çakı bıçağını çıkartıp M...K...’nun bulunduğu tarafa yürüdüğünü, bıçağı elinde yere bakar vaziyette yürüdüğünü ancak M...K...’na doğru bıçağı çekmediğini, M....K....’nun elinde bıçağı görünce belinden tabancasını çıkardığı o sırada ikisinin hafiften boğuştuklarını, M....K....’nun kendisine ateş ettiğini ve yere yığıldığını, bu olay sırasında E...G...’nin olay yerinde olmadığı…… şeklindeki önceki beyanını sebebi tam olarak anlaşılamayan biçimde M....K...’nu cezadan kurtarmaya yönelerek kendi aleyhine değiştirmesi, bozma sonrası yapılan yargılamada mahkememizce alınan beyanında …bıçağı çekip çekmediğini hatırlamadığını, yara aldıktan sonra üzerine doğru küfür ederek yürüdüğünü……’ beyan etmesi, mağdurun M....K...’nu çakı bıçağı çekerek sol elinden yaraladığı hususunda olaydan hemen sonra bu savunmayı doğrulayacak raporun adı geçen sanığın firar etmesi sebebiyle alınamamış olması, olaydan 4 ay sonra teslim olduktan sonra hakkında düzenlenen raporda sol elinde kesi olabilecek skar dokusu tespit edilmiş olmasına rağmen, bu yaralanmanın olay sırasında meydana geldiği hususunda kesin delil teşkil etmeyeceği, olay sırasında ağır şekilde yaralanan ve ifade verebilecek durumda dahi olmayan mağdurun kullandığı iddia edilen bıçağın ele geçmemiş olması sebebiyle, olayda mağdurun bıçak kullanmadığı kanaatine varılması ve bu tehdit ve küfür eylemlerinin olup olmadığı ve kim tarafından başlatıldığı hususunda kesin delil olmaması sebebiyle, bu husus sanık M... K.... lehine yorumlanarak haksız tahrik unsurlarının en basit haliyle var olduğu, asgari oranın üzerinde haksız tahrik hükümleri uyarınca indirim yapılması için gerekli şartların oluşmadığı kanaatine varıldığı gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.

Bu hükmün de sanık M...müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay C.Başsavcılığının 16.07.2008 gün ve 232308 sayılı bozma istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca yürürlükte olan 1412 sayılı CYUY’nın 318. maddesinde, Ceza Genel Kurulunda incelemenin duruşmalı yapılabileceğine ilişkin bir hüküm yer almadığından, sanık müdafiinin temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına dair isteminin CYUY’nın 318. maddesi uyarınca reddine karar verildikten sonra, dosya üzerinden yapılan incelemede;

Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında çözümü gereken uyuşmazlık, sanık M... hakkında, tahrik nedeniyle 5237 sayılı TCY’nın 29. maddesi uyarınca cezasından yapılan indirim oranının isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

Ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak kabul edilen haksız tahrik, 765 sayılı TCY’nın 51. ve 5237 sayılı TCY’nın 29. maddelerinde cezadan indirim nedeni olarak düzenlenmiştir. Her iki düzenleme arasındaki fark ise, 765 sayılı TCY’da tahrikin hafif ve ağır olmak üzere iki şeklinin öngörülmesi, 5237 sayılı TCY’da ise bu ayrımın kaldırılmış olmasıdır.

Her iki düzenlemenin ortak yanı ise, suçun, haksız bir eylemin doğurduğu öfke veya elemin etkisi altında kalınarak işlenmesi halinde, failin cezasından tahrik nedeniyle indirim yapılmasıdır.

Ceza Genel Kurulunun duraksamasız benimsediği ve birçok kararında vurguladığı genel ilke gereğince, tahrik nedeniyle yapılacak indirim oranı belirlenirken haksız hareketin işleniş şekli, yeri, niteliği, zamanı, yöresel koşullar ve tahrik eden ile edilenin durumları nazara alınıp değerlendirilmeli, eğer haksız hareket bu özellikleri itibariyle yoğun ve önemli boyutlara ulaşmışsa, ancak bu takdirde haksız tahrikin “ağır ve şiddetli” olduğu kabul edilmelidir. Yine Ceza Genel Kurulunun ve Özel Dairelerin yerleşmiş uygulamasına göre, her biri basit tahrik oluşturan ve 5237 sayılı TCY’na göre de en alt oranda indirim yapılmasını gerektiren haksız davranışların tevali etmesi halinde de tahrikin ağır boyuta ulaştığının kabulü ile indirim oranının da buna göre belirlenmesi gerekmektedir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Mağdur E..., aşamalarda alınan ifadelerinde farklı anlatımlarda bulunmakla birlikte, sanık M...’in babası tarafından işten çıkartılması nedeniyle tartışma yaşadıklarını ve bu nedenle aralarında husumet bulunduğunu, bir arkadaşını götürmesi nedeniyle Devlet Hastanesinde olduğu sırada, önce diğer sanık E... ile karşılaşıp sözlü tartışma yaşadığını, bahçede sanık M...ile karşılaştığında, üzerinde bulunan çakı bıçağını çektiğini kabul etmektedir.

Sanık M.... ise, aşamalarda tutarlı bir şekilde, babasının mağduru işten çıkartması nedeniyle olaydan yaklaşık 15 gün önce aralarında tartışma yaşandığını, bu süreçte mağdurun kendisine ve ailesine yönelen tehdit niteliğinde davranışları bulunması üzerine silah taşımaya başladığını, mağdur E...’ün önce diğer sanık E... ile karşılaşıp, kendisini de kast edecek şekilde hakaret ettiğini, hastane bahçesinde karşılaştıklarında da kendine küfür edip, bıçak çektiğini ve elinden yaraladığını savunmuştur.

Diğer sanık E... de aşamalarda tutarlı bir şekilde, hastane içerisinde yaşanan olayın ilk aşamasını benzer şekilde anlatmış ve mağdurun, kendisine ve sanık M....’e, ağır hakaretler ettiğini söylemiştir.

Sanık M....’in, olay sonrasında firar etmesi nedeniyle yaklaşık 4,5 ay sonra alınan raporunda, sol elinin üst kısmında kesici aletle meydana getirilmiş yara nedbesi bulunduğu belirtilmiştir.

Bütün bu bilgiler bir arada değerlendirildiğinde, mağdur E....’ün olay günü sanık M...’in gıyabında ve sonrasında karşılaştıklarında yüzüne karşı küfür ettiği, üzerinde bulunan çakı bıçağını çektiği, dosyada sanığın savunmasının aksine kanıt bulunmadığı anlaşılmaktadır. Aralarında önceye dayalı husumet bulunmasının, mağdurun her biri basit tahrik oluşturan, tevali eden ve sanık üzerinde psikolojik etkisini sürdürdüğü anlaşılan bu haksız davranışlarının, tahrik nedeniyle yapılacak indirimin belirlenmesinde dikkate alınması gereklidir. Bu nedenle Yerel Mahkemece, dosya kapsamına uymayan ve varsayıma dayalı gerekçelerle tahrik nedeniyle en alt düzeydeki indirim oranı benimsenmek suretiyle sanığın cezasından 1/4 oranında indirim yapılması yasaya aykırıdır.

Bu itibarla Yerel Mahkeme direnme hükmünün, tahrik nedeniyle yapılan indirim oranının belirlenmesindeki isabetsizlikten dolayı bozulmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Kurul Üyesi ise, Yerel Mahkemenin direnme gerekçeleri isabetli olduğundan hükmün onanmasına karar verilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmıştır.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle,

1- D....Ağır Ceza Mahkemesinin 31.05.2007 gün ve 57-167 sayılı direnme hükmünün BOZULMASINA,

2- Dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.05.2009 günü yapılan müzakerede, tebliğnamedeki isteme uygun olarak oyçokluğuyla karar verildi.


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.



  • POPULER KONULAR

Dön Türk Ceza Kanunu Şerhi