BİLİŞİM SİSTEMİNİ ENGELLEME, BOZMA, YOK ETME - TCK 244 • kararara.com


Forum ana sayfa HUKUKİ PAYLAŞIM FORUMLARI Kanun Şerhleri Türk Ceza Kanunu Şerhi BİLİŞİM SİSTEMİNİ ENGELLEME, BOZMA, YOK ETME - TCK 244

BİLİŞİM SİSTEMİNİ ENGELLEME, BOZMA, YOK ETME - TCK 244

5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun madde sıralı, gerekçeli, açıklamalı ve içtihatlı şerhinden oluşan paylaşım forumu...

admin Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 27528







9. Ceza Dairesi 2007/6709 E., 2007/6012 K.

BİLİŞİM SUÇU
RESMİ EVRAKTA SAHTECİLİK


Resmi evrakta sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından sanık C…….'nin yapılan yargılaması sonunda: Mahkûmiyetine dair BAKIRKÖY 1. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 13.02.2007 gün ve 2006/221 Esas, 2007/51 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay'ca incelenmesi sanık ve müdafii tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı Cumhuriyet Başsavcılığının düzeltilerek onama ve bozma isteyen 03.07.2007 tarihli tebliğnamesi ile daireye gönderilmekle, incelenerek gereği görüşüldü:

KARAR : Sanık hakkında iddianame ile Ş……. adına düzenlenmiş "sahte sürücü belgesini kullanmak" suçundan açılan kamu davasıyla ilgili olarak zamanaşımı içinde karar verilmesi mümkün görülmüş, 5237 sayılı TCK. nun 53. maddesi ile ilgili uygulamada bir isabetsizlik görülmediğinden, tebliğnamede yer alan bu yöndeki düşünceye iştirak edilmemiştir.

1-Sanık ve müdafiinin "resmi evrakta sahtecilik" suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyizinde;

Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın suçunun sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin, cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan sanık ve müdafiinin suç kastının bulunmadığına, 5237 sayılı TCK. nun 28 ve 38. maddelerinin uygulanması gerektiğine ilişen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle su suçla ilgili hükmün ONANMASINA,

2-Dolandırıcılık suçları ile ilgili hükmün temyizine gelince,

A )Dolandırıcılık suçundan unsur olan kandırabilecek nitelikteki hilenin, gerçek kişiye yönelmesi ve bu kişinin hataya düşürülüp onun veya bir başkasının zararına, fiili işleyene veya başkasına haksız bir menfaat sağlanması gerekir,

Somut olayda; sanığın, mağdurların bankalarda bulunan para hesaplarındaki var olan verileri ( bilgileri )sahte kimliklerle açtırdığı hesaplara internet yoluyla göndererek, yine sahte kimliklerle bu paraları çekmek istemesinden ibaret eylemlerinin; paranın sanığın açtırdığı hesaplara intikaline kadar gerçek kişilere yöneltilmiş hile bulunmayıp eylemlerin tamamen bilişim sistemi içinde gerçekleştirildiğinden, her bir mağdura karşı işlenmiş ayrı ayrı 5237 sayılı TCK. nun 244/4 maddesine uyan suçu oluşturduğu ve paranın açtırdığı hesaplara transferiyle suçun tamamlanacağı gözetilmeden, suçun vasıflandırılmasında yanılgıya düşülerek nitelikli dolandırıcılığa teşebbüs suçundan mahkûmiyet hükmü kurulması,

B )Uygulamaya göre de;

5237 sayılı TCK uyarınca verilen adli para cezasının, belirlenecek tam gün sayısı ile bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktarın çarpılmak suretiyle belirlenmesi yerine, sağlanan haksız menfaatin iki misli olarak hükmolunması,

SONUÇ : Yasaya aykırı, sanık ve müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün 5320 Sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK'nun 321. maddesi gereğince istem gibi BOZULMASINA, ceza yönünden kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, 27.09.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

admin Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 27528



6. Ceza Dairesi 2003/18552 E., 2005/9931 K.

BİLİŞİM SUÇLARI
GÖREVLİ MAHKEME


Bilişim suçundan sanık H…… hakkında yapılan duruşma sonunda; mahkumiyetine ilişkin TURGUTLU Sulh Ceza Mahkemesinden verilen 23.5.2002 tarihli hükmün Yargıtay'ca incelenmesi sanık savunmanı tarafından istenilmiş olduğundan, dava evrakı C.Başsavcılığından bozma isteyen tebliğname ile 4.12.2003 tarihinde Daireye gönderilmekle okunarak gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : 765 sayılı TCK.nun 525/b-2. ( 5237 sayılı TCK.'nun 244 ) maddesine uyan suçlara ilişkin davaya bakmak, kanıtları değerlendirmek ve karar vermek görevi Asliye Ceza Mahkemesine ait bulunduğu halde, görevsizlik yerine yargılama sürdürülerek yazılı şekilde karar verilmesi,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanık Hakan Bor savunmanının temyiz itirazları ile tebliğnamedeki düşünce bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükmün açıklanan nedenle istem gibi BOZULMASINA, 10.11.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

admin Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 27528



Ceza Genel Kurulu 2005/6 MD-40 E., 2005/114 K.

BAŞKASI ADINA ZİLYETLİK PAYININ SATIN ALINMASI
RESMİ EVRAKTA SAHTECİLİK
SUÇ VE İNCELEME TARİHLERİ ARASINDA DAVA ZAMANAŞIMININ GERÇEKLEŞMESİ


Sanık ...... ......'nın resmi evrakta sahtecilik ve irtikaba kalkışmak suçlarının sübuta ermediği ve bu suçların yasal öğelerinin de oluşmadığı kabul edilerek beraatına; sanığın, bacanağı ..... adına zilyetlik payının satın alınması, karşılığının bir bölümünün ödenmesine de aracılık ettiği taşınmazlarla ilgili olarak Gökçeada Asliye Hukuk Mahkemesinin 1994/109, 1998/53 ve 54 esas sayılı davalarda hakimin reddi ve çekilme nedenleri gerçekleştiği halde duruşma ve keşiflerini yapıp anılan davacıyı kayırma fikriyle yasaya ve hukuka aykırı karar ve hüküm verdiği sübuta erdiğinden eylemine uyan TCY.nın 244, 80, 59, 647 sayılı Yasanın 4 üncü maddeleri uyarınca sonuç olarak 435.000 TL. ağır para cezası ile cezalandırılmasına ve 2 ay 27 gün süreyle memuriyetten yoksun kılınmasına, bu cezanın 4616 sayılı Yasanın 4758 sayılı Yasa ile düzenlenen 1. maddesinin 4. bendinin 3. paragrafı uyarınca dava zamanaşımı süresince ertelenmesine ilişkin Yargıtay 6. Ceza Dairesince 11.09.2003 gün ve 13044-6298 sayı ile verilen kararın sanık vekili ile katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 20.01.2004 gün ve 257-10 sayı ile sonuç olarak Özel Daire kararının;

1- (2) nolu bendinde yer alan ve sanığın görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçundan beraatına ilişkin hükmünün, TCY.nın 102/4 ve 104/2. maddeleri gereğince suç ve inceleme tarihleri arasında dava zamanaşımının gerçekleşmesi nedeniyle bozulmasına, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden CYUY.nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak bu suça ilişkin kamu davasının gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına,

2- (4) nolu bendinde yer alan ve sanığın TCY.nın 244 ve 80. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına ilişkin hükmünün, eylemin resmi evrakta sahtekarlık suçuna uyduğu nazara alınmadan suç niteliğinin belirlenmesindeki yasaya aykırılık nedeniyle bozulmasına,

3- (1) nolu bendinin (b) alt bendinde yer alan ve sanığın resmi evrakta sahtekarlık suçundan beraatına ilişkin hükmünün, sanığın resmi evrakta sahtekarlık suçundan cezalandırılması yerine beraatına karar verilmesi yasaya aykırı olduğundan bozulmasına,

4- (1) nolu bendinin (c) alt bendinde yer alan ve sanığın resmi evrakta sahtekarlık suçundan beraatına ilişkin hükmünün, sanığın resmi evrakta sahtekarlık suçundan cezalandırılması yerine beraatına karar verilmesi yasaya aykırı olduğundan bozulmasına,

5- (1) nolu bendinin (a) alt bendinde yer alan ve sanığın resmi evrakta sahtekarlık suçundan beraatına ilişkin hükmünün, sanığın resmi evrakta sahtekarlık suçundan cezalandırılması yerine beraatına karar verilmesi yasaya aykırı olduğundan bozulmasına,

6- (3) nolu bendinde yer alan ve sanığın irtikaba kalkışmak suçundan beraatına ilişkin hükmün onanmasına karar verilmiştir.

Yargıtay 6. Ceza Dairesi bozma kararından sonra yaptığı yargılama sonucunda 07.10.2004 gün ve 4229-11518 sayı ile;

"...Gökçeada Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1995/87 (bozmadan sonra 1998/54), 1995/88 (bozmadan sonra 1998/53) esas sayılı davalarında da; davalılar Maliye ve yargılama aşamasında davaya katılan Kanuni Sultan Süleyman Han Vakfı vekillerince; dava konusu yerlerin mer'a olduğu, sit alanı içerisinde kaldığı, Sultan Süleyman Han Vakfı vakfiyesi kapsamında bulunduğu savunulduğu halde, 238 parsel sayılı mer'a krokisi, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası'nın 51 ve devamı maddelerine göre Koruma Kurulu'nun dava konusu yerle ilgili kararı ve krokisi, vakıfname getirtilmeden ve dolayısı ile uygulanmadan yapılan keşfe ve röper noktaları içermediğinden uygulanma niteliğinden yoksun bilirkişi rapor-krokisine dayanarak hukuka ve yasaya aykırı biçimde davaları kabul ve bacanağı Şinasi Karaca yararına taşınmazların tapuya tescilleri yolunda hükümler kurduğu,

İddianame, yargılamanın gerekliliği ve görevsizlik kararlarında belirtilmemiş olmakla birlikte; sanığın ayrıca bacanağı ..... ......'nın davacı olduğu Gökçeada Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 1995/12 ve 13, Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1995/86, 93, 107, 108, 1996/71 esas sayılı davalarının yargılamalarını da yapıp, Sulh Hukuk Mahkemeleri davalarında görevsizlik kararı, Asliye Hukuk Mahkemesi davalarında da ...... ...... yararına tescil hükümleri verdiği, bunlardan 1995/86, 93 ve 108 esas sayılı davaların Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nce belirtilen nedenlerle hukuka aykırılıktan bozulduğu,

Sanık tarafından anılan dava dosyalarıyla ilgili işlem ve kararlarda; gerek biçim ve gerekse içerik bakımından bir sahteciliğin sözkonusu olmadığı,

Böylece sanığın kayırma duygusuyla ve zincirleme biçimde yasaya aykırı işlemler yaptığı,

Sanık hakkında ayrıca; Gökçeada Asliye Hukuk Mahkemesi'nin; (a) 1996/131 esas sayılı davasında 26.10.1994 günlü keşifte yerel bilirkişi İlia Bangu ve elmenlik tanığı Haralambo Vulgarel bulunmadıkları halde, var göstermek ve onların ağzından görüş yazdırmak ve sonradan adliyede imzalarını tamamlatmak; (b) 1997/27, 28 ve 30 esas sayılı davalarda 30.5.1997 günü keşfe gidilmesine karşın, bilgisayarla keşif tutanakları yazdırıp adliyede imzalatmak; (c) aynı mahkemenin kimi dava dosyalarında sit alanının belirlenmesine ilişkin keşiflere gitmediği halde, adliyede gitmiş gibi tutanaklar düzenletmek; suretiyle resmi belgede sahtecilik yaptığı ileri sürülerek cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de,

Gökçeada Asliye Hukuk Mahkemesince dava konusu edilenler dahil olmak üzere tüm keşiflerin; mahkeme heyeti, ziraat ve fen bilirkişileri, yerel bilirkişi, elmenlik tanığı, taraf vekillerinin de katılımıyla yapıldığı,

Kimi keşiflerde daktilonun arızalanması, işlerin çokluğu gibi nedenlerle mahkemece ve bilirkişilerce gerekli ölçümler yapılıp gerekli notlar alındıktan sonra, tutanakların, keşif yerine yakın bir kamu kurumundaki bilgisayarla veya adliyeye dönülerek burada düzenlendiği veya benzer ve seri keşifler için önceden çoğaltılmış veya fotokopi biçiminde hazırlanan tutanakların o davaya ilişkin bölümü keşifte doldurularak, hazır bulunanların imzalarının tamamlatıldığı;

İmzaların gerçek ve adı yazılı kişilere ait bulunduğu;

Hazine temsilcisi Avukat A...... .....'in açıklamaları, ..... ......, ...... ......, ..... ......, ..... ......, ...... ....., ...... ......, ...... ......, ...... ....., ...... ......'nin antlı tanıklıkları, ...... ile ....... .......'in mahkeme önündeki anlatımları, bunlardan; ...... ......., ..... ......, ..... ......,, ..... ......., ...... .......l'in dilekçeleri içerikleri ve tüm dosya kapsamıyla anlaşılmış;

Sanığa yükletilen sahtecilik suçlarının sübuta ermediği ve yasal ögelerinin de oluşmadığı vicdani kanısında birleşildiğinden, önceki hükümde direnilmesine karar verilmiştir" gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.

Bu kararın da sanık ve müdafii, katılan vekili ile Yargıtay C.Başsavcılığı tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Ceza Genel Kurulunca 28.12.2004 gün ve 210-231 sayı ile; tebliğname düzenlenmesi için dosyanın Yargıtay C.Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmiştir.

Dosya, Yargıtay C.Başsavcılığınca düzenlenen "bozma" istekli tebliğname ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle okundu, gereği konuşulup düşünüldü.

CEZA GENEL KURULU KARARI

Hakim olan sanık, göreve ilişkin suçlar nedeniyle Yargıtay'ın ilgili Ceza Dairesinde yargılanarak resmi evrakta sahtecilik suçundan beraat etmiş ve kayırma fikriyle yasaya ve hukuka aykırı karar vermek suretiyle görevde yetkisini kötüye kullanmak suçundan mahkûm olmuştur.

Sanık ve müdafinin, katılan Hazine vekilinin ve Yargıtay C.Başsavcılığının süresi içinde usulüne uygun biçimde açtığı temyiz davaları üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunda esasa ilişkin incelemeye geçilmeden önce Kurul Başkanı'nın; "bozma kararından sonra yargılamada tanıklardan ..... ......, ..... ...., ...... ...... , ..... ...... ve ...... ....... tarafından verilen dilekçelerin direnme kararına dayanak yapıldığı halde, bu tanıkların önceki ifadelerinden vazgeçtiklerini bildirmeleri karşısında, diğer tanık ifadeleri ile doğan çelişkinin giderilmesi için yeniden dinlenmelerinin gerektiği, Özel Dairece bu yönde işlem yapılmamasının noksan soruşturma olduğu" hususunun ön sorun olarak gündeme getirmesi üzerine, Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca bu konu öncelikle ele alınıp incelenmiştir.

Konunun incelenmesine geçilmeden önce, ceza yargılamasının amacı, bu amaca ulaşmak için yapılan yargılama faaliyeti sırasında kullanılan araçlardan biri olan "tanık dinlenmesi" işleminin yargılama yasasındaki düzenleme biçimi üzerinde kısaca durmakta yarar bulunmaktadır.

Uyuşmazlık konusu maddi gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkartılarak uyuşmazlığın çözüme kavuşmasını ve gerekiyorsa ceza yaptırımı ile karşılanmasını sağlamak için yapılan ceza yargılaması faaliyeti sırasında başvurulan araçlardan olan "kanıt"ların bir türü de "tanık"lıktır. Öğretide tanıklar, "tarafların dışında uyuşmazlık konusu olay hakkında suç muhakemesinde beş duyuları aracı ile öğrendiklerini yargıca bildiren, kişiler" olarak tanımlanmıştır. (Prof. Dr. ....... ......, Türk Suç Muhakemesi Hukuku Dersleri, Cilt I, İst-1984, sy. 742) Buna göre, yargılama makamı, gerek suçun kanıtlanmasında, gerekse suçu ve cezayı etkileyen hallerin var olup olmadığı hususunda tanık anlatımlarından kanıt olarak yararlanabilecektir.

Son soruşturma aşamasında kural olarak sözlü yöntemle dinlenecek olan tanığa tanıklığından önce adı, sanı, yaşı, işi ve oturduğu yer sorulacak, gerekirse tanıklığına ne dereceye kadar güvenilebileceği hakkında yargıcı aydınlatacak hallere yönelik ve özellikle sanık veya mağdurla olan ilişkilerine dair sorular yöneltilecek, hazırsa sanık da gösterilip, tanıklık edeceği dava hakim tarafından kendisine anlatıldıktan sonra bildiklerini söylemeye davet olunacak, gerektiğinde önceden verdikleri beyanla son anlatımı karşılaştırılacak, aykırılık varsa nedeni, denetlenir düzeyde sorgulanıp aydınlığa kavuşturulacaktır. Keza tanıklık ettiği olayın aydınlanması ve anlattıklarının yeterince takdiri için CYUY'nın 232 ve 233. maddeleri uyarınca gerek mahkeme üyeleri, gerekse sanık ve müdafii ile C.savcısının isteği üzerine kendisine sorular da sorulabilecektir.

Görüleceği üzere, Usul Yasasındaki bu düzenlemeler, hem yargılama makamı hem de yargılamanın diğer süjelerinin, kimi yasalarda öngörülen ayrıksı durumlar dışında, tanıklık yapan kişinin kimliği ve bir kısım özelliklerini kuşkuya yer bırakmayacak biçimde bilmelerini ve böylelikle tanıklığının güvenilirliğini denetleyebilmelerini sağlamayı amaçlamaktadır.

Öte yandan, ceza yargılamasının amacı, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması, araştırılarak saptanması ilkesine dayanır. Hüküm kesinleşinceye kadar ulaşılabilme olanağı bulunan derlenmesi gerekli ve yararlı tüm kanıtların eksiksiz düzeyde elde edilmesi ve değerlendirilmeye tabi tutulması zarureti vardır. Ceza sorumluluğu esaslarına uygun bir hüküm kurulabilmesi ve her türlü kuşkudan uzak biçimde adaletin tam olarak gerçekleşmesi için, öne sürülen bütün kanıt ve belgelerin araştırılıp tartışılması zorunludur.

Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde;

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun bozma kararından sonra Özel Dairece yapılan yargılama aşamasında, önceki hüküm sanık aleyhinde bozulurken beyanları dayanak olarak alınan tanıklardan ..... ......'ın 29.07.2004, ...... ....., ........ ........ ve ...... ........'ın 30.07.2004, ...... ........'nin ise 31.07.2004 havale tarihli dilekçeler vererek, baskı altında verdiklerini ileri sürdükleri önceki suçlayıcı beyanlarından döndükleri ve daha önceki suçlayıcı beyanlarında katılmadıklarını söyledikleri keşiflerde hazır bulunduklarını belirttikleri anlaşılmaktadır. Ancak, bu dilekçelerin anılan kişilere ait olup olmadığı hususunda herhangi bir tespit bulunmadığı gibi, dilekçelerin duruşma sırasında okunduklarına ve yargılamanın sujelerinin görüşüne sunularak tartışıldığına dair duruşma tutanaklarında da bir bilgi bulunmamaktadır. Kaldı ki beyanlarını değiştirmeyen diğer tanıkların anlatımları ile anılan dilekçe sahiplerinin yazılı beyanları arasında bir çelişki doğduğu ve bu çelişkinin giderilmediği de açıktır. Buna göre, adı geçen tanıklar Özel Dairece olanakların elverişliliği halinde yüzyüze veya elverişsizliği durumunda istinabe yoluyla dinlenmek suretiyle, söz konusu dilekçelerin kendileri tarafından verilip verilmediğinin, verildiğinin kabulü halinde ifadelerini değiştirme nedenlerinin ne olduğunun sorulmasında, diğer tanıkların anlatımları ile doğan çelişkiler nedeniyle tanıklar yüzleştirilerek çelişkinin giderilmesine çalışılmasında ve böylece ceza yargılamasının amacına uygun olarak tüm kanıtların toplanmasından sonra sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesinde ve suçlayıcı ilk şahadetlere dayalı olarak şekillenen mahkumiyete ilişkin kanaatlerin, ortaya çıkacak yeni kanıtlar ışığında sorgulanmasının sağlanmasında zorunluluk bulunmaktadır.

Bu nedenle noksan soruşturmaya dayalı olarak verilen Özel Daire direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Üyeleri ise; "Yargılamanın geldiği aşama itibariyle tanıkların dayanaksız olarak ifadelerini değiştirmelerinin, dilekçelerin bu tanıklara ait olduğunun dahi tespit edilmemiş olması nedeniyle dikkate alınması olanaksızdır. Kaldı ki, beyanları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun bozma kararına dayanak alınan tanıkların tamamı ifadelerini değiştirmemiş olup, diğer tanıkların beyanları karar vermeye yeterli ve elverişlidir. Öte yandan, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun bozma kararı yalnızca tanık beyanlarına değil, aynı zamanda belgelere de dayanmaktadır. Bu itibarla dosyada mevcut kanıtlar karar verilmesine yeterli ve elverişli olduğundan soruşturmanın genişletilmesine gerek yoktur." görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle,

1- Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 07.10.2004 gün ve 4229-11518 sayılı direnme hükmünün BOZULMASINA,

2- Dosyanın Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 11.10.2005 günü sonuçta tebliğnamedeki isteme sonuç itibariyle uygun olarak oyçokluğu ile karar verildi.


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

admin Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 27528



Ceza Genel Kurulu 2006/6-136 E., 2007/150 K.

KANUNUN ZAMAN BAKIMINDAN UYGULANMASI
LEHE OLAN HÜKÜMLERİN UYGULANMASINDA USÜL
ÖN ÖDEME


Anahtar uydurmak suretiyle hırsızlık suçundan açılan kamu davası sonunda eylemlerin nitelik değiştirdiği ve bedeli karşılığı hizmet veren otomatik aletten karşılıksız yararlanma suçunu oluşturduğu kabul edilerek sanıklardan İsmail Tatlı hakkındaki kamu davasının önödeme nedeniyle 765 sayılı TCY'nın 521/b ve 119. maddeleri uyarınca ortadan kaldırılmasına, sanık Sercan T..'un 765 sayılı TCY'nın 521/b ve 119. maddeleri uyarınca 520.174.000 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına, 200.000.000 lira avukatlık ücretinin sanıklardan alınarak müdahil vekiline verilmesine ilişkin olarak Düzce Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 06.120.2003 gün ve 486-434 sayılı hüküm katılan vekili tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 04.04.2007 gün ve 2096-4141 sayı ile;

"1- Sanık İsmail Tatlı'nın, telefon kulübelerinden T..ladığı kullanılmış manyetik telefon kartlarının üzerine barkod ve bant yapıştırmak suretiyle, kontur yükleyip bunları diğer sanık Sercan T.. ile birlikte, katılan Kurum'a ait kulübelerde bulunan bilgileri otomatik sistemle çalışan telefon cihazlarına sokup kullanmaları biçiminde oluşan eylemlerinin, 765 sayılı TCK.nun 525/b-2 maddesinde tanımlanan suçu oluşturduğu gözetilmeden, yazılı madde ile uygulama yapılması,

2- Sanıkların eylemine uyan 765 sayılı TCK.nun 525/b-2 maddesine göre, hükümden sonra 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK.nun aynı suça uyan 244/4 maddelerinde öngörülen özgürlüğü bağlayıcı cezanın türü, alt ve üst sınırları bakımından, anılan Yasanın 7/2, 5252 sayılı Yasanın 9/3. maddeleri ışığında 765 sayılı Yasanın sanıklar yararına olması ve aynı Yasa uyarınca uygulama yapılmasında zorunluluk bulunması,

Kabule göre de;

3- Avukatlık ücretinin katılan Kurum yerine vekiline verilmesine hükmolunması," isabetsizliklerinden bozulmuştur.

Yargıtay C.Başsavcılığı ise 31.05.2007 gün ve 29181 sayı ile;

"Konunun izah edilebilmesi için öncelikle "Bilişim alanında işlenen suç" ve "karşılıksız yararlanma suçu" yönünden ceza yasalarımızdaki düzenlemeler üzerinde durulmalıdır.

765 s. TCK'nun 525/b-2. maddesinde bilgileri otomatik işleme tabi tutan sistem hukuka aykırı olarak kullanılarak yarar sağlanması, 5237 s. TCK 244/4. maddesinde ise, "bir bilişim sistemi hukuka aykırı olarak kullanılarak" yarar sağlanması suç olarak tanımlanmaktadır.

765 s. TCK'nun 525/a maddesinde verilerin ele geçirilmesi suçu düzenlenirken "bilgileri otomatik işleme tabi tutan sistem" ibaresine yer verilmiş, ancak bunun ne anlama geldiği konusunda bir açıklama yapılmamıştır. Düzenlemeye ilişkin gerekçede "bilgileri otomatik olarak işleme tabi tutan sistem "ibaresinin yanına (bilgisayar) eklemesi yapılmış olması nedeniyle, kanun koyucunun amacının "bilgisayarı" işaret etmek olduğu belirtilmiştir.

Öğreti ve uygulamada "bilgileri otomatik işleme tabi tutan sistem" ibaresi hem tek başına bir bilgisayar, hem de birden çok bilgisayar veya diğer bilişim araçlarından meydana gelen bir bilişim sistemi olarak yorumlanmıştır.

5237 s. TCK'da ise, "bilgileri otomatik işleme tabi tutan sistem" ibaresi yerine, düzenlemesine uygun bir şekilde 243. maddede "bilişim sistemi" ibaresine yer verilmiş ve madde gerekçesinde "bilişim sistemini" "verileri T..layıp yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tabi tutma olanağını veren manyetik sistem" olarak tanımlamıştır. Ayrıca "diğer bir unsur" kavramına da yer verilmemiş yalnızca "veri" kavramı kullanılmış ve bunun tüm bilişim suçlarının üzerinde işlendiği suçun konusu olduğu kabul edilmiştir.

Görüldüğü gibi, "bilişim sistemi", "bilgisayara" göre daha geniş bir alanı kapsayıp bu haliyle bir üst kavramdır. Bilgisayar verilerin depo edilmesi, saklanması, işlenmesi ve yeniden değerlendirilmesi faaliyetini gerçekleştirmesine karşın "bilişim sistemi" hem verilerin işlenmesi hem de verilerin aktarılmasını kapsar.

Özetle belirtmek gerekir ki, "bilişim sisteminde" veri iletişimi sadece bilgisayarla birlikte elektronik, manyetik veya bazı mekanik araçlarla bir ağ üzerinden sağlanabilir.

Otomatik aletlerden karşılıksız yararlanma suçu ise 765 s. TCK'nun 521/b ve 5237 s. TCK'nun 163. maddesinde bağımsız bir suç halinde yaptırım altına alınmıştır.

"Karşılıksız yararlanma" terimi ile ifade edilen fiillerin tümünde, genele sunulan ve ancak bir bedel karşılığı yararlanılabilecek bir hizmetten bedeli ödemeksizin yararlanmadır. 5237 s. TCK'nun 163. maddesi 765 s. Türk Ceza Kanunun 521/b maddesine karşılık olarak düzenlenmiş olmakla birlikte, 163. maddenin 2. fıkrasında telefon hatları ile frekanslarına hukuka aykırı olarak girilip haksız olarak yararlanılması fiilleri ortada taşınabilir bir mal bulunmaması gerekçesiyle karşılıksız yararlanma suçu olarak yaptırım altına alınmıştır.

Her iki madde de karşılıksız yararlanma suçunun maddi hareketleri, bedeli ödenmeden hizmet vermeyen otomatik aletin teknik işleyişinin fiziki bir müdahale ile devre dışı bırakılıp sunulan hizmetten yararlanılmasıdır.

Somut olayımız incelendiğinde; sanık İsmail Tatlı'nın kopyaladığı sahte telefon kartları ile bilgileri otomatik işleme tabi tutan sisteme veya 5237 s. Türk Ceza Kanununda öngörüldüğü şekliyle bir bilişim sistemine girilip verilerin işlenmesi ya da verilerin aktarılması ya da depolanması mümkün değildir. Başka bir anlatımla bu kartın bilişim sisteminin ana özelliği olan belleğine bir yazılım yükleyebilme veya silme özelliği bulunmamaktadır. Otomat makinesi olarak adlandırılan telefon cihazları ya jeton veya madeni para ya da telefon görüşme süresini belirleyen kontör yüklü manyetik kartlar aracılığıyla harekete geçirilip verdiği hizmetten yararlanılmaktadır. Cihazın kartla görüşmeye açılması sağlandıktan sonra telefon santraline bir komut verilmesi mümkün olmadığı gibi esasen verilen bir komut olmadığı ve bir sisteme bağlanılmadığından bilişim sistemlerinin temel özelliği olan komut onaylanması da söz konusu değildir. Diğer yandan bir bilişim sistemine bağlanılmadığından örneğin banka ATM kartlarında olduğu gibi bir şifreye de ihtiyaç yoktur. Kısaca burada manyetik kartın telefon makinesinin görüşmeye açılmasını sağlamaktan öteye bir işlevi bulunmamaktadır.

Nitekim, Yargıtay 11. Ceza Dairesi 19.03.2007 tarih ve 2005/8984-2007/1807 sayılı kararında, özetle sahte telefon kartları ile telefon makinelerinden arama yapılarak haksız yere konuşma yapma biçimindeki eylemi 765 s. TCK'nun 521/b ve 5237 s.TCK'nun 163. maddesinde öngörülen otomatik aletlerinden karşılıksız yararlanma suçu olarak vasıflandırmıştır.

Yukarıda açıkladığımız üzere telefon kulübelerinde bulunan telefon cihazları bir bilişim sisteminin ünitesi değildir. Bu nedenle sahte oluşturulmuş telefon kartları ile sanıklar İsmail Tatlı ve Sercan T..'un katılan kuruma ait telefon kulübelerinde bulunan cihazlardan haksız yere konuşma yapma biçimindeki eylemlerini bir bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girilip yarar sağlanması değil otomat makinelerinden karşılıksız yararlanma suçu kapsamında değerlendirmek gerekmektedir." görüşü ile itiraz ederek, Özel Daire kararından (1) nolu bozma nedeninin çıkarılmasını istemiştir.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

İncelenen olayda;

Sanığın telefon kulübelerinden T..ladığı kredisi bitmiş telefon kartlarına barkod ve manyetik bant yapıştırmak suretiyle kontör yükleyip bunları diğer sanık Sercan T.. ile birlikte katılan Kurum'a ait kulübelerde bulunan telefon cihazlarına sokup kullandıkları, bu yöntemle kısa süre içinde T..lam 35210 kontörlük görüşme yapıldığı dosyadaki kanıtlardan anlaşılmaktadır.

Yerel Mahkeme sanıkların açıklanan eylemlerinin 765 sayılı TCY'nın 521 b maddesinde düzenlenen bedeli ödendiği takdirde hizmet verebilecek otomatik makinelerden bedelsiz yararlanma niteliğinde olduğunu kabul etmiş, hükmün temyizi üzerine Özel Daire ise, eylemin aynı Yasanın 525 b maddesinin 2. fıkrasında öngörülen, bilgileri otomatik işleme tabi tutmuş bir sistemi kullanarak hukuka aykırı yarar sağlama suçunu oluşturduğundan bahisle hükmü bozmuş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise eylemin karşılıksız yararlanma suçunu oluşturduğu görüşüyle itiraz etmiştir. Görüleceği üzere çözümü gereken sorun, suçun niteliğine ilişkindir.

Suç tarihinde yürürlükte olan ve sonradan yürürlüğe yasal düzenlemeleri inceleyecek olursak;

Teknolojinin ve hizmet sektörünün gelişmesiyle birlikte, birçok alanda otomatik aletler kullanılmaya başlanmış, zamanla sözü edilen makinelerden karşılıksız yararlanma eylemlerinin artmış olması nedeniyle bu konuda bir düzenleme yapılması ihtiyacı doğmuş ve 16.06.1991 tarih ve 3756 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikle 765 sayılı Türk Ceza Yasasına 521 b maddesi eklenmiştir. Anılan maddede; "ancak bedeli ödendiği takdirde hizmet elde edilebilecek otomatik aletlerden, ödeme yapmadan yararlanan kimseye, fiil daha ağır bir suçu oluşturmadığı takdirde onbeş günden üç aya kadar hapis veya yüzbin liradan beşyüzbin liraya kadar ağır para cezası verileceği" hükme bağlanmıştır.

Suçun maddi unsuru, esasen bedel karşılığında hizmet veren otomatik makinenin hizmetini karşılıksız olarak elde etmektir. Otomatik makinelere örnek olarak, tartım yapan, yiyecek ve içecek veren, fotoğraf çeken makineler gösterilebilir.

Bu eylem, suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 237 sayılı Türk Ceza Yasasının 163. maddesinde de; "otomatlar aracılığı ile sunulan ve bedeli ödendiği takdirde yararlanılabilen bir hizmetten ödeme yapmadan yararlanan kişinin ..... cezalandırılacağı" belirtilip, suç olarak düzenlenmiştir.

Öte yandan, bilgisayar kullanımının ağırlıklı olarak ekonomi alanına girmesi nedeniyle Dünyanın bir çok bölgesinde bilgisayar suçları artmaya başlamış, birçok Devlet iç hukuklarında bu konuya ilişkin yasal düzenlemeler yapmıştır. Gelişen teknoloji ve konunun karmaşıklığı karşısında düzenleme biçiminde ortak bir sisteme ulaşılamamışsa da, başlıca 2 sistem izlendiği görülmektedir.

Bunlardan birincisinde, bilgisayar boyutu geleneksel suç tipleri olarak belirtilen belirli suç kalıpları (örneğin, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik gibi) içerisine yerleştirilmiş, Yasamızın esinlendiği ikinci sistemde ise hızla gelişen sibernetik evrimi ile gerçekleşme metod ve usulleri de nazara alınarak bilgisayar suçlarının geleneksel suç tiplerinden bağımsız ayrı suçları oluşturduğunun kabulü ile buna göre ayrı bir düzenlenme yapılması yoluna gidilmiştir. Bu husus Yasanın Gerekçesinde "suçların uygulamada kolaylık sağlamak üzere ayrı bir bölümde T..lanması tercih edilmiştir" denilerek açıklanmıştır.

Nitekim 14.6.1991 tarihinde yürürlüğe giren 3756 sayılı Yasa ile TCY'na, 525. maddeden sonra gelmek üzere, "Bilişim Alanında Suçlar" başlıklı onbirinci bab eklenmiştir.

Ceza Yasamızın bu bab'da yer alan 525 a maddesinde program, veri ve diğer unsurları hukuka aykırı olarak ele geçirmek, bunları başkasına zarar vermek amacıyla nakil ve çoğaltmak, 525 c maddesinde sahte bir belgeyi oluşturmak amacıyla sistemi kullanmak, 525 b maddesinin birinci fıkrasında, başkasına zarar vermek veya kendisine yarar sağlamak amacıyla sistemi veya verileri tahrip etmek, sistemin işlemesine engel olmak veya yanlış işlemesini sağlamak, ikinci fıkrasında ise, bilgileri otomatik işleme tâbi tutmuş bir sistemi kullanarak kendisi veya başkası lehine hukuka aykırı yarar sağlamak eylemleri cezai yaptırım altına alınmıştır. Böylece ikinci fıkradaki suç tipi ile, klasik suçlardan dolandırıcılık ve hırsızlık suçlarının bilgileri otomatik işleme tabi tutmuş bir sistemin kullanılarak işlenmesi hallerinin her ikisini birden kapsayacak yeni bir suç tipi düzenlenmiştir.

Maddede, "bilgileri otomatik işleme tabi tutan sistem" ibaresi kullanılmıştır. Bu ibare öğreti ve uygulamada, hem tek başına bir bilgisayar, hem de birden çok bilgisayar veya diğer bilişim araçlarından meydana gelen bir bilişim sistemi olarak yorumlanmıştır.

Bilişim sözcüğü ise, bilginin otomasyona tabi tutulması sonucunda işlenmesini, başka deyişle, verinin saklanması, organize edilmesi, değerlendirilmesi, nakledilmesi, çoğaltılmasını da kapsamaktadır. Madde gerekçesinde bilişim sistemi, verileri T..layıp yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tabi tutma olanağını veren manyetik sistem olarak tarif edilmiş, "veri" kavramının da tüm bilişim suçlarının üzerinde işlendiği suçun konusu olduğu kabul edilmiştir. Bu tanımlamalardan da anlaşıldığı üzere, bilişim sistemi, bilgisayara göre daha geniş bir alanı kapsayan bir üst kavramdır. Bilişim sisteminde veri iletişimi, bilgisayarla birlikte, elektronik, manyetik veya bazı mekanik araçlarla bir ağ üzerinden sağlanabilir.

Bilişim suçları ise, verilere ve/veya veri işlemle bağlantısı olan sistemlere karşı bilişim sistemleri aracılığıyla işlenen suçlar olarak tanımlanabilir.

Benzer eylem, suçtan sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 244. maddesinde de suç olarak düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında, bir bilişim sisteminin işleyişini engelleme, bozma fiilleri, maddenin ikinci fıkrasında, bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme, değiştirme veya erişilmez kılma, sisteme veri yerleştirme, var olan verileri başka yere gönderme fiilleri suç olarak düzenlendikten sonra dördüncü fıkrada da, bu fiillerin gerçekleştirilmesi suretiyle kişinin haksız çıkar sağlaması eylemi iki yıldan altı yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasını gerektiren bir suç olarak düzenlenmiştir.

Ankesörlü telefonlar, manyetik kart, kredi kartı ve smart kart ile çalışan hizmet telefonlarıdır.

Bu telefonlar katılan Kurum tarafından ücretsiz olarak meydanlar, hastaneler, terminaller, garlar, limanlar, metro istasyonları, askeri tesisler, T..lu konut alanları gibi halka açık yerlere tesis edilmekte, ARMS olarak adlandırılan merkezi bilgisayar sistemi ile yönetilmektedir. ARMS sisteminin, suçun işlendiği bölgede hizmet veren ve kendisine bağlı olan 200 adet D-3 manyetik kartlı ankesör makinesinin çalışma bilgilerini, (kullanılan kontör miktarı, manyetik karta ait barkod numaraları, görüşen ve görüşülen bölgeler ve numaralar, görüşme saati ve süresi v.s) bünyesinde T..ladığı anlaşılmaktadır. Nitekim kopyalama yapılan manyetik kartların barkod numaraları dahi bu sayede tespit edilebilmiştir. Suç tarihinde kullanılan sistemin işleyiş biçimine gelince, bu sistemin kullanılabilmesi için iki unsura ihtiyaç vardır.

Bunlardan birincisi, manyetik telefon kartı, diğeri ise kontör olarak adlandırılan kredidir.

Bunlara sahip olunmadan, bir bilgi işlem biriminin parçası olan ve ARMS denilen sisteme bağlı bulunan ankesörlü makinelerden, Kurum'ca acil durumlarda kredisiz görüşme yapılabilmesine olanak sağlanmış bulunan sınırlı sayıdaki numara dışında görüşme yapılabilmesine olanak yoktur. Bu sistemde, manyetik kart üzerindeki barkodu okuyan makine, manyetik kart üzerinde kullanılmış kredi bilgileri bulunmadığı takdirde, okuduğu kartın kredi sınıflandırma özelliklerine göre 100, 60 veya 30 kontör kredi yüklemesi yapmak suretiyle kullanıma hazır hale getirmekte, kullanım süresince yaptığı hesaplamaların sonucuna göre kalan kredi miktarını saptayıp manyetik karta işlemektedir. Başka ifadeyle sistem, makineye takılan karttaki verilerin alınıp değerlendirilmesi suretiyle işlemektedir.

Somut olayda sanığın, kredisi bitmiş olan manyetik telefon kartları üzerinde yaptığı değişikliklerle, sistemin verileri farklı algılamasını sağladığı veya başka bir deyişle sisteme farklı veri yüklediği, bu suretle bilgileri otomatik işleme tabi tutmuş bir sistemi yanıltıp boş manyetik karta kredi yüklenmesini sağladığı, böylelikle hukuka aykırı yarar elde ettiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, sanığın sabit olan eylemi, gerek suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı Türk Ceza Yasasının 525 b maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen, bilgileri otomatik işleme tabi tutan bir sistemi kullanarak hukuka aykırı yarar sağlamak suçunu, gerekse suçtan sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 244. maddesinin 4. fıkrasında yazılı suçu oluşturmaktadır. Uygulamada hangi Yasanın daha lehe sonuç verdiği hususu da Yerel Mahkemece değerlendirilip saptanmalıdır. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Üyelerinden Kubilay Taşdemir; "Gelişen teknoloji nedeniyle bilgisayarın yaşamın her bölümünde yaygın biçimde kullanılması ve adeta günlük işlerin bir parçası olması nedeniyle bu araçların kullanılması sırasında daha önce akla dahi gelmeyen yeni suçları gündeme getirmiştir.

Bu teknolojik gelişme karşısında yasakoyucu bir yandan mevzuatta kendisini hissettiren gereksinmeleri karşılayabilmek, bir yandan da Türkiye'nin üyesi olduğu çeşitli uluslararası kuruluşların tavsiye kararlarına uyum sağlayabilmek için hukuki alanda da düzenlemeler yapma gereğini hissetmiştir.

Ülkemizde bu alandaki ilk düzenleme 1991 yılında 3756 Sayılı Yasa ile TCK. na yeni maddeler ilave edilerek bazı bilişim suçlarını düzenleyen "bilişim alanında suçlar" başlıklı (525 a-b-c-d) maddelerinden oluşan 11. bendin konulmasıyla olmuştur.

Bilişim kelimesi, Fransızca "İrformatigue" kelimesinden Türkçeye çevrilmiş olup Fransızca "bilgi" ve "otomatik" kelimelerinin birleşiminden türemekte ve bilginin otomasyona tabi tutulması sonucunda işlenmesini yani verinin saklanması, organize edilmesi, değerlendirilmesi, nakledilmesi, çoğaltılması anlamlarını içermektedir. Günümüzde bütün bu işlemleri yapabilme özelliğine sahip cihazlar ise bilgisayarlardır.

Bilişim suçu verilere karşı ve /veya veri işlemle bağlantısı olan sistemlere karşı bilişim sistemleri aracılığıyla işlenen suçlar şeklide tanımlanabilir. 765 Sayılı TCK. nun "bilişim alanında suçlar" başlığı altındaki 525 a-525 d maddelerinde yer alan hususlar "bilgileri otomatik sistem" tanımı üzerine konulmuştur.

01 Haziran 2005 tarihinde 5237 sayılı TCK. nunda bilişim alanında suçları karşılayacak temel hükümler getirildi. Bilişim sistemlerine izinsiz girilmesi (m.243), "bilişim sistemlerindeki verilere müdahalelerde bulunulması" (m.244), "bilişim sistemleri aracılığıyla haksız yarar temini. (m. 244/4) gibi suçlar bilişim sistemlerini özelliğinden kaynaklanan bilişim suçlarıdır.Bu suçlar dışında bilişim teknolojilerinin getirdiği olanaklar dolayısıyla ortaya çıkan "haberleşmenin gizliliğini ihlal" (m.132), "haberleşmenin engellenmesi (m.124), "eğitim ve öğretimin engellenmesi" (m.112), ve "kamu kurumu veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının faaliyetlerinin engellenmesi" (m.113), gibi bilişim suçları da yer almaktadır.

Bilişim suçlarının çok geniş ve sürekli ilerleyen bir alan olması nedeniyle 5237 sayılı TCK. nunda öğretide görüş birliğiyle bilgisayara karşılık geldiği belirtilen "bilgileri otomatik işleme tabi tutan sistem" yerine bu tür araçlarla işlenen suçları da kapsayabilmesi ve yeni teknolojik ilerlemelere açık olması amacıyla "bilişim sistemi" terimi kullanılmıştır. İster "bilişim sistemi" isterse "bilgileri otomatik işleme tabi tutmuş" sistem kavramı kullanılsın bununla ifade edilmek istenen genel amaçlı kullanıma müsait bilgisayarlardır.

Yoksa tek amaçlı çalışan bilgisayar destekli veya bilgisayar özelliklerinin bir kısmına haiz aletler ile atanmış bilgisayarlar bu yasanın kastettiği bilişim sistemi tabiri içinde değerlendirilemezler.

Teknik olarak bilgisayar belleğindeki programa uygun olarak aritmetik ve mantıksal işlemleri yapabilen, karar verebilen, yürüteceği programı ve işleyeceği verileri ezberinde tutabilen, çevresi ile etkileşimde bulunabilen araçtır. Diğer bir ifade ile bilişim özelliğine sahip bilgisayar yeterince kavramsallaştırılmış ve iyi tanımlanabilmiş her türlü problem üzerinde çalışabilen, bilgiyi işleyebilen, saklayabilen, organize edebilen, değerlendirebilen, aktarabilen, kullanabilen, iletebilen, değiştirebilen ve ilave yapabilen bir araçtır. Bilişim özeliliğine sahip bilgisayarı diğer aygıtlardan ayıran özellik de budur: Genel kullanabilme özelliğine sahip bir araç olmasıdır.

Diğer bir ifade ile bilgisayarın dışında veya bilgisayar destekli yahut bilgisayar benzeri araçlar da bilginin otomatik işlenmesine yönelik olarak çalışabilir, ancak bunlar ile bir veya birkaç amaçlı işlem yapılabilir yoksa bilgisayar gibi bilişim alanının tamamını kapsayıcı nitelikte işlemler değil, yani atanmış bilgisayarlar bilişim özelliğine sahip araç değildirler: Örneğin, elektronik hesap, makineleri, TV. ler, çamaşır makineleri, diyaliz makineleri, röntgen cihazları, decoderler, hatta dalış bilgisayarları, arabaların yol bilgisayarları vs. bilişim alanında alanın temelini bilgisayarlar oluşturmaktadır.

Her ne kadar çoğunlukla "bilişim" ile "bilgisayar" terimleri aynı anlamda kullanılmaktaysa da gerçekte bunlar aynı şey demek değildir.

Zira, "bilişim" sözcüğü "bilgisayar" kelimesine oranla daha geniş kapsamlıdır. Bilgisayar, (kompütür, elektronik beyin) aritmetik ve mantık işlemi dizileriyle oluşturulmuş programlara göre verileri (bilgileri) otomatik işleme tabi tutan sistemlere verilen ortak isim iken, bilişim (enformatik) ise, bilgisayardan da faydalanılmak suretiyle bilginin saklanması, iletilmesi ve işlenerek kullanılır hale gelmesine konu olan akademik ve mesleki disipline verilen addır; yani başka bir deyişle, bilgisayar kullanma ilmidir.

Bir faaliyetin bilişim faaliyeti olup olmadığını tarif edebilmek için, o faaliyetin bilgisayar sistemine dahil olup olmadığına bakmak gerekir. Daha açık bir ifadeyle şu sorunun cevabı verilmek gerekir. Faaliyet bilgisayar sistemiyle mi temellenmektedir; yoksa bilgisayar o faaliyetin gerçekleşmesine yardımcı bir unsur olarak mı kullanılmaktadır? Yani bilgisayar desteklimidir? Bankaların ATM uygulaması bilgisayar destekli olduğu için bilişim faaliyetidir. Zira bu sistem herhangi bir nedenle çöktüğünde bu faaliyet de asla gerçekleşmez.

Bunun karşıtı bir örnek verilecek olursa, uçak firmalarının bilet satışlarında bilgisayar sistemlerinden yararlanmaları yani faaliyetin bilgisayar destekli olması bir bilişim faaliyeti değildir. Çünkü bu sistemler bu firmaların faaliyetini kolaylaştırmakla hızlandırmakla ve daha verimli kılmakla birlikte faaliyetin tarif edici unsuru değildir.

Otomatlar aracılığı ile sunulan ve bedeli ödendiği takdirde yararlanılabilen bir hizmetten otomatın teknik işleyişini devre dışı bırakan fiziki müdahalelerle ödeme yapmadan yararlanmak, karşılıksız yararlanma suçunu oluşturmaktadır.

163. madde, 521/b. maddeye karşılık olarak düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de açıklandığı gibi 2. fıkrasına göre, başka yada kamuya ait telefon şebekesinden bedeli ödenmeksizin ve hukuk dışı yollarla yararlanılması durumunda hırsızlık suçu oluşmaz. Çünkü ortada taşınabilir bir mal yoktur. Başkasına ait ya da kamuya ait telefon şebekesinden bedeli ödenmeksizin ve hukuk dışı yollarla yararlanılması fiili karşılıksız yararlanmanın tipik bir örneğini oluşturmaktadır. Burada söz konusu olan, telefonun verdiği hizmetten bedel ödemeden yararlanmadır.

Bu açıklamaların ışığı altında somut olaya gelirsek; sanık İsmail'in telefon kulübesinden T..ladığı kullanılmış manyetik telefon kartlarının üzerine barkot ve bant yapıştırmak suretiyle kontür yükleyip bunları diğer sanık Serkan'la birlikte Türk Telekom A.Ş. ne ait kulübelerde bulunan telefon cihazlarına sokup görüşme yapmışlardır.

Otomat makinası olarak adlandırılan telefonlara, jeton veya madeni para atılarak yada kontür yüklü manyetik kartlar sokularak konuşma hizmetinden yararlanılabilmektir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.04.2002 gün ve E, 2001/176-30, K.2001/757 sayılı kararında sanığın haksız olarak ele geçirdiği bir başkasına ait kart ve şifreyi kullanarak bir bankanın ATM makinasından para çekip hukuka aykırı yarar sağlama eylemi 765 Sayılı TCK. nun 525/b-2 madde ve fıkrasında düzenlenen bilgileri otomatik işleme tabi tutmuş bir sistemi kullanarak hukuka aykırı yarar sağlama suçunu oluşturacağına karar vermiştir.

Anılan kararda "…

… ATM lerin kullanılabilmesi için iki unsura ihtiyaç vardır. Bunlardan biri kart, diğeri kullanıcı şifresidir.Bu iki araca sahip olmadan, bir bilgi işlem biriminin parçası olan ve ona sisteme bağlı bulunan ATM makinalarını kullanmak olanağı yoktur. Belirtilen karta sahip olup, önceden sisteme tanıtılmış olan şifreyi de bilen kişi, kartı makinaya takip şifreyi kodlayarak işlem sürecini başlatabilir.

Ancak, kartı elinde bulunduran kişinin makine vasıtasıyla sisteme verdiği komutların yerine getirilebilmesi için ana kumanda merkezinin de bu komutları onaylaması gerekir. Örneğin nakit para çekilmek istendiğinde hesapta para yoksa veya günlük çekme limiti dolmuş yada herhangi bir nedenle hesap ana merkez tarafından kullanıma kapatılmışsa komut onaylanmayacağından işlem yapılamaz. Bu olgu da gösteriyor ki, ATM makinaları bilgileri otomatik işleme tabi tutmuş bir sistemin ünitesidir.", denilmektedir.

Oysa telefon cihazının kontür yüklü sahte kartla görüşmeye açılması sağlandıktan sonra telefon santraline komut verilmesi mümkün olmadığı gibi esasen verilen bir komut olmadığı ve bir sisteme bağlanılmadığından bilişim sistemlerinin temel özelliği olan komut onaylaması da söz konusu değildir. Diğer taraftan bir bilişim sistemine bağlanılmadığından ATM kartlarında olduğu gibi şifreye de ihtiyaç yoktur çünkü bir bilişim sisteminin ünitesi değildir.

Manyetik kart yanlıca telefon makinasını görüşmeye açmaktadır. Kaldı ki, para, jeton hatta uygulamada rastlanıldığı üzere buzdan oluşturulan sahte jetonlarla dahi telefon otomatlarından görüşme yapılabildiği rastlanılan eylemlerdendir.

Bilişim suçları ile ilgili verilen kararların hukuki denetimini yapan Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 19.03.2007 gün, 8984/1807 sayılı kararında, sahte telefon kartları ile telefon makinalarından haksız konuşma yapma eylemlerinin 765 Sayılı TCK. nun 521/b ve 5237 Sayılı TCK. nun 163 maddelerinde öngörülen otomatik aletlerden karşılıksız yararlanma suçuna oluşturacağını belirtmiştir.

Yukarıda açıkladığım nedenle, sahte oluşturulmuş kartlarla kuruma ait telefon kulübelerindeki cihazlardan haksız yere konuşma eylemlerinin bir bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girilip yarar sağlanması suçunu oluşturmayıp, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazında da belirtildiği gibi otomat makinalarından karşılıksız yararlanma suçunu oluşturacağı düşüncesiyle sayın çoğunluğun görüşüne karşıyım." görüşü ile,

Diğer dört Kurul üyesi ise; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazında gösterilen gerekçenin haklı nedenlere dayandığını ileri sürerek itirazın kabulü gerektiği yolunda karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ :

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,

2- Dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 19.06.2007 günü oyçokluğu ile karar verildi.


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

admin Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 27528



Ceza Genel Kurulu 2007/11-44 E., 2007/200 K.

BİLİŞİM SİSTEMİNE GİREREK BİLGİLERİ DEĞİŞTİRMEK
GÖREVLİ MAHKEME
SAHTECİLİK


Bilişim sistemine girerek bilgileri değiştirmek suçundan E... B.... L..., S.... Y..... ve A.... F.... G.....'ün beraatlerine, sanık M..... H.. K......'ın ise lehe Yasa olduğu sonucuna ulaşılan 5237 sayılı TCY'nın 244/2, 62 ve 51/1. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve cezasının ertelenmesine ilişkin, Adana 10. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 21.09.2005 gün ve 1880-1104 sayılı hüküm, katılan idare vekilinin temyizi üzerine; dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 18.12.2006 gün ve 3524-10373 sayı ile;

"... Ç..... Üniversitesi F.. E...... Fakültesi'nde işçi olarak çalışan sanık M..... H.. K......'ın, aynı Fakülte'nin B..... Bölümü II. Öğretim öğrencisi sanık E... B.... L...'un bilgisi dahilinde, bu sanığa ait 2000-2002 ve 2003 Güz ve Bahar dönemlerindeki başarısız olduğu birçok dersin sınav sonuçlarını değiştirip başarılı olmasını sağladığı, aynı şekilde Ç......Üniversitesi M...... Fakültesi M..... M...... Bölümü II. Öğretim öğrencisi sanık S.... Y.... ile Ç...... Üniversitesi S. Ü...... Fakültesi II. Öğretim öğrencisi sanık A.... F.... G.....'ün de kendilerine ait başarısız oldukları birçok dersin sınav sonuçlarını değiştirdiklerinin iddia olunması karşısında; eylemlerin, suç ve karar tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK.nun 342/1. maddesinde öngörülen resmi evrakta sahtecilik suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delillerin takdir ve değerlendirilmesinin üst dereceli ağır ceza mahkemesine ait olduğu gözetilip görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla yazılı şekilde hükümler kurulması..." isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeksizin bozulmuştur.

Yargıtay C.Başsavcılığınca 08.02.2007 gün ve 205769 sayı ile;

"... 1- Yargıtay 11. Ceza Dairesince benimsenen görüş doğrultusunda yargılamaya konu eylemin suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı Yasaya göre Ağır Ceza Mahkemesinin görevine giren bir suçu oluşturduğu kabul edilse bile, yargılama sırasında 5271 sayılı CMY'nın yürürlüğe girmesinden sonra aynı eylem Asliye Ceza Mahkemesinin görevi kapsamına alınmıştır. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından yargılamanın sonuçlandırılmasında ceza yargılama yasasının hemen uygulanması ilkesine aykırı bir durum bulunmamaktadır. Diğer yönden sanıklardan E... B.... L.., S.... Y....., A..... F.... G.... haklarında beraat kararı, sanık M..... H.. K...... hakkında ise mahkumiyet kararı verilmesine rağmen temel ceza asgari hadden tayin edildikten sonra TCY'nın 62. maddesindeki indirim hükümleri uygulanıp, hükmedilen sonuç ceza da tecil edilmek suretiyle lehe uygulanma ihtimali bulunan bütün hükümler uygulanmıştır. Sanıklar hakkında verilen hükümler dikkate alındığında yargılamanın Ağır Ceza Mahkemesince yapılıp sonuçlandırılmasının hiçbir yararın olamayacağı açıktır.

2- Ayrıca iddianame içeriğine göre 765 sayılı TCY'nın 342/1. maddesi ile bunun karşılığı olan 5237 sayılı Yasanın 204/1. maddesindeki resmi evrakta sahtecilik suçunun oluşması mümkün değildir. Somut olayda bilgisayar sistemine girilerek başarısız olunan bazı derslerin sınav sonuçlarının değiştirilmesi ile ilgili olarak hukuki hüküm ifade edecek şekilde herhangi bir belge düzenlenmediği gibi gerçek sınav sonuçlarını içeren ve öğretim üyeleri tarafından imzalanan listelerde herhangi bir tahrifat yapılmamıştır. Bilgisayar sistemine girilerek verilerin değiştirilmesi eylemi 765 sayılı TCY'nın 525/b maddesinde ve 5237 sayılı TCY'nın 244. maddesinde Asliye Ceza Mahkemesinin görev alanından yer alan suçlar arasında düzenlenmiştir. Sanıklar hakkında düzenlenen iddianamede de sahte belgeden söz edilmeksizin bilgisayar sistemine girilerek veri tabanındaki bazı bilgilerin değiştirilmesi suretiyle menfaat temin edildiği anlatılmıştır. İddianamenin dışına çıkılarak görevsizlik kararı verilmesi mümkün değildir..." gerekçeleriyle itiraz yasayoluna başvurularak, Özel Daire bozma kararının kaldırılarak, dosyanın incelenmek üzere Yargıtay 11. Ceza Dairesine gönderilmesi isteminde bulunulmuştur.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasında doğmuş bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;

1- 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlendiği iddia olunan ve suç tarihinde Ağır Ceza Mahkemesinin görev alanında bulunan bir suç nedeniyle, Asliye Ceza Mahkemesince yargılama yapılarak hüküm tesisinin, anılan eylemin 1 Haziran 2005 tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY'da Asliye Ceza Mahkemesinin görev alanında yer alan bir suç olarak düzenlenmesi nedeniyle Asliye Ceza Mahkemesince verilen hükmün bu Yasa değişikliği nedeniyle hukuka uygun kabul edilip, edilemeyeceği,

2- Resmi belgede sahtecilik suçundan açılmış bir kamu davası bulunup, bulunmadığı,

Noktalarında toplanmaktadır.

Birinci uyuşmazlık nedeni hakkında karar verilebilmesi için öncelikle, 765 sayılı TCY'nın 342. maddesinde Ağır Ceza Mahkemesinin, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY'nın 204/1. maddesinde ise Asliye Ceza Mahkemesinin görev alanında düzenlenmiş bulunan, resmi belgede sahtecilik suçundan açılmış bir kamu davası bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir.

UYUŞMAZLIKLA İLGİLİ NORMLAR :

1412 sayılı CYUY.nın 150. maddesinde;

"Tahkikat ve hüküm, yalnız iddianamede beyan olunan suça ve zan altına alınan şahıslara hasredilir.

Bu hudut dahilinde olarak, mahkemeler istiklal ile hareket etmek hak ve görevine haiz olup ceza kanununun tatbikinde kendilerine arz edilen iddialarla bağlı değildirler."

Aynı Yasanın 257. maddesinde ise;

"Hükmün mevzuu, duruşmanın neticesine göre iddianamede gösterilen fiilden ibarettir.

Fiili takdirde mahkeme, iddia ve müdafaalarla bağlı değildir." hükümlerine yer verilmiş,

1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CYY'nın 225. maddesinde;

" ( 1 ) Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir.

( 2 ) Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir."

Şeklinde 1412 sayılı Yasanın 150 ve 257. maddelerinin kapsamı tek madde halinde düzenlenmiştir.

NORMLARLA İLGİLİ DEĞERLENDİRME :

1412 sayılı CYUY.nın 150 ve 257. maddeleri ile 5271 sayılı CYY'nın 225. madde hükümleri uyarınca mahkemeler iddianamede belirtilen olayla bağlı olup, davasız yargılama olmaz ilkesi uyarınca açılmayan bir davadan dolayı hüküm kuramazlar. 1412 sayılı CYUY'nın 148 ve 5271 sayılı CYY'nın 170. maddeleri gereğince kamu davası açma görevi Cumhuriyet savcısına aittir. Cumhuriyet savcısı tarafından iddianame konusu fiilin, iddianamede nitelendirilen suçu oluşturmayıp, başka bir suçu oluşturması, diğer bir deyişle suçun hukuki nitelendirmesinin değişmesi ve değişen bu niteliğin mahkemenin görev alanında veya alt dereceli mahkemenin görev alanında yer alan bir suçu oluşturması halinde mahkemece 5271 sayılı Yasanın 226. maddesi uyarınca sanığa veya varsa müdafiine ek savunma hakkı tanınmak suretiyle aynı Yasanın 223. maddesinde belirtilen hüküm veya hükümlerin verilmesi, değişen niteliğin mahkemenin görevini aşması halinde ise, Yasanın 5. maddesi uyarınca görevsizlik kararıyla işin görevli mahkemeye gönderilmesi gerekmektedir. İddianamede yer verilmeyen, başka bir anlatımla kamu davasına konu edilmeyen bir fiilden dolayı, ek savunma hakkı suretiyle hüküm tesisi veya görevsizlik kararıyla işin görevli mahkemeye gönderilmesi olanaklı değildir. Bu kabul, davasız yargılama olmaz ilkesi ve kamu davası açma tekelinin Cumhuriyet savcısına ait olmasının doğal ve vazgeçilemez sonucudur.

Adana C.başsavcılığının 19.12.2003 gün ve 12595 sayılı iddianamesinde;

"Sanıklar E....'nın Ç...... Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü II. Öğretim öğrencisi, sanık S.... Y.....'ın M...... Fakültesi M..... M....... bölümü öğrencisi, A..... F.... G.....'ün S. Ü...... Fakültesi II. Öğretim öğrencisi olduğu, sanık M.....'in ise aynı fakültede işçi statüsünde bulunduğu, asıl mesleğinin bilgisayar programcısı olduğu, babasının da fakülte bilgi işlem daire başkanı olduğu, sanık Mehmet'in bu durumdan faydalanarak aralarında gönül ilişkisi olan sanık E... B.... L..'un ders notlarını değiştirdiği, bu durumdan sanık E....'nın da haberdar olduğu;

Sanıklar S.... ve A.....'in ise tesbit edilemeyen kişiler aracılığı ile ders notlarını değiştirdikleri"

İddia olunarak, sanıkların 765 sayılı TCY'nın 525/b-son maddesi uyarınca cezalandırılmaları isteminde bulunulmuştur.

İddianamede dava konusu edilen fiil, sanıkların bilgileri otomatik işleme tabi tutmuş bir sistemi veya verileri değiştirmelerinden ibaret olup, 765 sayılı TCY'nın 525/b maddesinde yaptırıma bağlanmış, fiil, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY'nın 244/2. maddesinde de benzer şekilde düzenlemeye konu edilmiştir. İddianame içeriğinde, sanıkların sahte olarak resmi bir belge oluşturdukları veya gerçek olan resmi bir belgeyi değiştirdikleri ya da sahte olarak oluşturulmuş resmi bir belgeyi kullandıkları yönünde bir anlatım bulunmadığı gibi bu anlama gelebilecek bir iddia ve isnata da yer verilmemektedir.

İddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiil "bilişim sistemine girilmek suretiyle bilgileri değiştirmek"ten ibaret olup, anılan suç gerek 765 sayılı TCY, gerekse 5237 sayılı TCY'nda Asliye Ceza Mahkemesinin görevi alanında bulunmaktadır. Konusu "bilişim sistemine girilmek suretiyle bilgileri değiştirmek olan" iddianame dışına çıkılarak, davaya konu edilmeyen ve bağımsız bir diğer suç teşkil eden başka bir eylemden dolayı yargılama yapılması ve sahtecilikten açılmayan davadan hüküm kurulabileceğinin düşünülerek görevsizlik kararı verilmesinin önerilmesi yasal olarak olanaklı değildir.

Hükmün esastan incelenerek, sanıkların hukuki durumunun belirlenmesi yerine, iddianame konusu edilmeyen resmi evrakta sahtecilik suçunu oluşturabileceği ve kanıtları değerlendirmenin Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmesi gereğine işaret eden Özel Daire bozma kararı bu nedenlerle isabetsizdir.

Bu itibarla Yargıtay C.Başsavcılığının ( 2 ) nolu itiraz nedeninin kabulü ile Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, varılan sonuç itibariyle bu aşamada ( 1 ) nolu uyuşmazlık konusunun değerlendirilmesine yer olmadığına, dosyanın esas hakkında inceleme yapılmak üzere Yargıtay 11. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Üyesi S. Bakıcı;

"Sanıklardan M…

…. H.. K…

…….'ın, gönül ilişkisi olan sanık E…

… B…

…. L..'un ders notlarını değiştirdiği, bu durumdan sanık Esma'nın da haberdar olduğu, sanıklar atılı suçları bu şekilde işledikleri iddiasıyla 765 sayılı Yasanın 525/b-son maddesi uyarınca cezalandırılmaları için kamu davası açılmıştır.

Dosya içeriğine göre;

Sınav sonuçları ilgili öğretim görevlisi tarafından liste yapılıp imzalanarak Dekanlık öğrenci işlerine elden teslim edilmekte, bu sonuçlar Rektörlük tarafından internet üzerinden ilan edilmektedir. Bu notlar, kütüklere işlenmekte, diplomaya esas alınmaktadır.

Öğrenci İşleri Daire Başkanlığının 24.04.2003 tarihli yazısına göre sanığın eylemi, sadece bilgisayar kayıtlarını değiştirme aşamasında kalmamıştır. Öğretim üyelerinin gönderdiği imzalanmış sınav sonuç listelerinin bir kısmı yok edilmiştir. Öğrenci olan sanıklarla ilgili 3 veya 4 değişik transkript örnekleri dosyadadır. Bunlardan sadece biri doğrudur. Öte yandan, Öğretim görevlisinin düzenlediği çizelgeye göre sanık Esma 2000-2001 Bahar dönemi İngilizce sınavından ( FF ) almıştır. Fakültenin bildirdiği yazıda ise ( CC ) gözükmektedir. Kayıtlar, değiştirilen notlara göre düzenlenmiştir.

Sanık M…

….. H..., bilişim sistemine girmekle yetinmemiş, buna dayalı olarak sahte resmi belge düzenlenmesine neden olmuştur. Bu belgelerin niteliği ve bilişim suçunun sonucunda sahtecilik suçunda fikri içtima kurallarının uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması gerekmektedir. Sanıklar bilgisayardaki notların değiştirilmesi sonucu, alınan çıktıların kayıtlara geçeceğini, bunlara dayanarak sınıfı geçip mezun olacaklarını bilmektedirler ve bu amaca yönelik davranmışlardır. İddianamede "ders notlarının değiştirildiği" belirtilirken, bu değişikliğin sonuçları da gözetilmiştir. Bilişim sistemine girmekle yetinilmeyip, yapılan değişikliğin kayıtlara yansımasının amaçlanması, iddianame içeriği, dava açılmasının neden ve amacı gözetildiğinde sahtecilik suçundan da dava açılmış olup iddianame kapsamı dışına çıkılmamıştır.

Ayrıca; Yargıtay C.Başsavcılığı itirazında, yasaların zaman bakımından uygulanması ve istisnası anlatılmış, 5271 sayılı Yasanın ( 5235 sayılı Yasanın 10-12 maddeleri olmalıydı ) yürürlüğe girmesinden sonra eylemin asliye ceza mahkemesinin görevine girdiği, sanık lehine olan bütün hükümlerin uygulandığı, ağır ceza mahkemesi tarafından davanın sonuçlandırılmasında bir fayda olmadığı ileri sürülmüşse de genel hukuk ilkesine aykırı bu görüşe katılmak olanaksızdır. Kaldı ki kararı temyiz eden, davaya katılan vekilidir. Yani aleyhe temyiz davası açılmıştır.

Bireyin sahte resmi belge düzenleme suçu 765 sayılı TCK.nun 342. maddesinde düzenlenmiş olup bu suça bakmak görevi ağır ceza mahkemesinindir. Aynı suç, 5237 sayılı Yasanın 204/1. maddesinde benzer biçimde düzenlenmiş olup Asliye Ceza Mahkemesi görevlidir. İtiraz açık olmamakla birlikte bu suçta, asliye ceza mahkemesinin görevli olduğu düşüncesi gündemi getirilmektedir. Bu değişiklik 01.06.2005 tarihinden önce işlenen ve açılan davaları etkilememektedir. Çünkü 765 sayılı Yasada değişiklik yapılmamıştır. Yürürlükten kaldırılmış ise de lehe yasanın tespiti yönünden yürürlüğünü sürdürmektedir. Bu yasaya göre ağır cezalık bir suç, ağır ceza mahkemesinde görülmelidir. Asliye Ceza Mahkemesi, 765 sayılı Yasayı uygularken, ağır ceza mahkemesinin görevine giren bir suçun unsurlarını ve dilleri tartışamaz. Hele hele, lehe ise ağır ceza mahkemesinin bakması gereken bir davadan dolayı örneğin 765 sayılı TCK.nun 342. maddesini uygulayıp hüküm kuramaz. kendisi üst dereceli mahkemenin yerine geçemez. Görev kamu düzeni ile ilgili olup değiştirilemez ve üst dereceli mahkemede yargılanmak sanık için bir teminattır.

5252 sayılı Yasa ile ağır hapis cezasının hapse dönüştürülmesi, görev hususunu etkilememektedir. Çünkü 765 sayılı Yasada yer alan ağır hapis cezaları hapse dönüştürülmemiştir. 765 sayılı Yasa incelendiğinde 342 veya benzer maddelerinin yaptırımı "ağır hapis cezası"dır. Hapis cezası değildir. Dönüştürülen; hükmolunan ve infaza verilecek olan sonuç cezadır. Bu nedenle Ceza Genel Kurulu ağır hapse dayalı olarak TCK.nun 31 ve 33. maddelerinin yürürlükte olduğunu kabul etmiştir. 765 sayılı Yasadaki ağır hapsin, hapse dönüştürüldüğünün kabulü, anılan Yasanın 31 ve 33. maddelerinin uygulanması gerektiğine ilişkin Ceza Genel Kurulu kararı ile çelişki yaratacaktır. Kararlardaki istikrarı bozacaktır. Böyle bir kabul halinde, ağır hapis cezalarının içtimaına ilişkin 765 sayılı Yasanın 77. maddesi de uygulanamayacak, ağır hapis cezası olarak kabul edilip 36 yıl yerine 25 yılı geçmeyecek şekilde toplanacaktır. Bu şekilde 11 yıllık bir cezanın yargı kararları ile affedilmesi, yasa koyucunun amacına ve yasanın ruhu ile mevcut hükümlere aykırıdır.

Olayda, birbirine dönüşmeyen fikri içtima kuralları uygulanamayan, bağımsız iki ayrı suç bulunmadığından "bir olayın anlatılması sırasında bir başka olaydan bahsedilmesi o olay hakkında dava açıldığını göstermez." kuralı da ihlal edilmemiştir." gerekçeleriyle,

Diğer üç Kurul Üyesi ise, sahtecilik suçundan kamu davası açıldığı görüşüyle,

( 2 ) Nolu itiraz nedeninin reddi yönünde oy kullanmışlardır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Dosyanın esas hakkında inceleme yapılmak üzere, Yargıtay 11. Ceza Dairesine gönderilmesi için, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 09.10.2007 günü yapılan müzakerede oyçokluğu ile karar verildi.


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

ÖncekiSonraki


  • POPULER KONULAR

Dön Türk Ceza Kanunu Şerhi