Forum ana sayfa İÇTİHAT PAYLAŞIM FORUMLARI Yargıtay Kararları Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları KÖPEK SALDIRISINDA YARALANAN ÇOCUĞUN TEDAVİ GİDERLERİ, MADDİ MANEVİ TAZMİNAT

KÖPEK SALDIRISINDA YARALANAN ÇOCUĞUN TEDAVİ GİDERLERİ, MADDİ MANEVİ TAZMİNAT


admin Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 27821







YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2016/8953
KARAR NO : 2018/387


Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacılar, müşterek çocukları Mehmet Akif' in 17.6.2007 tarihinde babaannesi ile birlikte parkta gezmekte iken davalıya ait Tarçın isimli köpeğin saldırısına uğrayıp yaralandığını, konu hakkında Kadıköy 3. Sulh ceza Mahkemesinin 2008/299 E. Sayılı dosyasında dava açıldığını, olay nedeniyle küçüğün yüzünde sabit iz kaldığını ileri sürerek, küçük için 20.000 TL manevi tazminat ile anne ve baba için 10.000' er TL manevi ve davalının zarardan sorumlu olduğunu 5.000 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek faizi ile davalılardan tahsilini istemişlerdir.

Davalı, köpeğin kendisine ait olduğunu, olay tarihinde köpeğin annesi tarafından parkta tasması ile gezdirildiğini, küçük çocuğun köpeğinin kuyruğuna basması sebebiyle olayın meydana geldiğini, olaydan dolayı kendisinin kusur ve sorumluluğunun bulunmadığını belirterek, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davacının maddi tazminat istemine ilişkin herhangi bir delil sunmadığı gerekçesi ile maddi tazminat talebinin reddine; manevi tazminat yönünden ise, anne babanın olay yerinde olmadıkları ve dolaylı yoldan yansıma sureti ile manevi tazminat talep edemeyecekleri gerekçesiyle anne ve babanın manevi tazminat istemlerinin reddine, küçük Mehmet Akif için ise 2.000 TL manevi tazminatın 17.6.2007 tarihinden yürüyen yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, hayvan sahibi ve idare edenin sorumluluğuna dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

BK.nun 56. (TBK 67) maddesinde öngörülen hayvan idare edenin (tutucusunun) sorumluluğu, özel bir sorumluluktur. Anılan madde hükmüne göre, hayvanın bakımını ve yönetimini üzerine alan kişi, hayvanı idare eden (TBK 67'de hayvan bulunduran) sıfatıyla bu hayvanın sebebiyet vermiş olduğu zararları ödeme yükümlülüğü altındadır. Hayvan tutucusunun sorumluluktan kurtulabilmesi hayvanı, hal ve şartlara göre, gerekli bulunan özenle gözetmiş olduğunu ya da bu özen gösterilmiş olsaydı bile, zararın önlenemeyeceğini ispat etmesine bağlıdır. Kanunun öngördüğü bu özen borcu, zararın gerçekleşmesini önlemeye elverişli ve hayvan güdenin almak zorunda olduğu tedbirlerin tümünü kapsar. Durum ve koşullara göre, gereken özenle gözetim gösterilmez, ya da gösterilmiş olsa idi zararın önlenemeyeceği kanıtlanmaz ise, hayvan tutucusu sorumlu olur. Özenle gözetim, hayvanın cinsine, özellikle huyuna göre takdir edilir.

Somut olayda; davacıların oğlu Mehmet Akif'in 17.06.2007 tarihinde babaannesi ile birlikte parkta dolaştığı sırada davalıya ait köpeğin ısırması sonucu yaralandığı, olay nedeniyle davalı hakkında yürütülen ceza yargılaması sırasında alınan 07.02.2008 tarihli Kadıköy Adli Tıp Şube Müdürlüğü raporunda küçüğün yüzündeki yara izlerinin sabit iz niteliğinde olduğunun belirtildiği anlaşılmaktadır.

1-Davacılar, olay tarihinde henüz üç yaşında olan oğullarının bu denli ciddi bir saldırı sonucu yüzünde sabit iz kalacak şekilde yaralanması nedeniyle hem olaya maruz kalan küçüğün hem de anne- baba olarak kendilerinin ruhsal olarak olumsuz etkilendiklerini belirterek, manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

Olay tarihinde yürürlükte bulunan Borçlar Kanununun 47. maddesine göre manevi tazminat isteme hakkı doğrudan doğruya cismani zarara uğrayan kişiye aittir. Yansıma yoluyla aynı eylem nedeniyle manevi üzüntü duyanlar manevi tazminat isteyemezler. Ancak bir kişinin cismani zarara uğraması sonucu onun ( ana, baba, karı, koca, çocuk gibi ) çok yakınlarından birinin de aynı eylem nedeniyle ruhsal ve sinirsel sağlık bütünlüğü ağır şekilde bozulmuşsa ( örneğin kazaya uğrayan yakın kişi büyük ölçüde iş göremez duruma gelmişse ) onların da manevi tazminat isteyebilecekleri kabul edilmelidir.

HGK'nun 26.4.1995 gün ve E: 1995/11-122 K:1995/430 sayılı kararı bu doğrultuda olduğu gibi, Dairemizin de B.K.'nun 47 maddesine getirdiği yorum bu karar ile paralellik arz etmektedir.

Öte yandan BK.’nun 47.maddesine dayalı olarak manevi tazminat isteminin gerek doğması gerekse kapsamı özel koşullara bağlanmıştır. Beden ve ruh tamlığının ihlalinden başka durum ve koşullar, diğer bir deyişle durumun özellikleri manevi giderimi gerektirmeli BK.’ nun 47.maddesindeki unsurlar gerçekleşmelidir. Bu unsurlar: bir kimsenin bedensel zarara uğramış bulunması, davayı bedensel zarar uğrayanın açması ve özel hal ve şartların gerçekleşmesidir. Özel hal ve şartlardan anlaşılması gereken olayın özellikleri olup hakim her olayın özelliğine göre bunu takdir etmelidir. Manevi tazminat isteyen yakının kazalı ile olan saygı ve bağlılığının, duygu birliğinin derecesi, biri birlerine gösterdikleri koruma, sevgi, düşkünlük, göz önünde tutularak, manevi zararın oluşup oluşmadığı ve tüm bunların yanı sıra olayın meydana gelişindeki özellikler dikkate alınarak manevi tazminatın miktarı değerlendirilmelidir.

Nitekim yürürlükte bulunan Türk Borçlar Kanunun 56/2 maddesi ile de bu konuda düzenleme yapılarak “Ağır bedensel zarar görenin yakınlarına da manevi tazminat verilebileceği” hükme bağlanmıştır.

Buna göre, mevcut yasal düzenlemeler ışığında, mahkemece, küçüğün yaralanmasının yüzünde sabit ize neden olup olmadığının tespiti için tesbiti için Adli Tıp Kurumundan rapor alınarak, şayet dava konusu olay nedeniyle küçüğün yüzünde oluşan yaraların sabit iz niteliğinde olduğu saptanır ise, olay nedeniyle davacı anne babanın da ruhsal ve sinirsel sağlık bütünlüğünün bozulduğu kabul edilerek anne ve baba yararına uygun bir manevi tazminat takdiri gerekirken, yazılı şekilde davacı anne ve babanın manevi tazminat istemlerinin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

2-Bunun yanında, davacılar dava dilekçesinde küçük Mehmet Akif için 20.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuşlar, mahkemece yapılan yargılama sonucunda küçük lehine 2.000 TL manevi tazminat takdir edilmiştir.

Kural olarak hükmedilecek manevi tazminatın miktarının belirlenmesi hakimin takdirindedir. Kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hakim bu hakkını Türk Medeni Kanunu'nun 4. maddesinde açıklanan hakkaniyet ilkesine uygun olarak kullanmalıdır.

Manevi tazminatın miktarı belirlenirken kişilik hakkına saldırı oluşturan eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranı, sıfatı, iştigal ettikleri makam ile diğer sosyal ve ekonomik durumları dikkate alınmalı, her olaya göre değişebilecek özel durum ve koşullar bulunabileceği gözetilerek, takdir hakkını etkileyebilecek nedenler karar yerinde denetime elverişli biçimde ve objektif olarak gösterilmelidir.

Manevi tazminat davaları sonucunda hükmedilecek para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirebilecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bu para bir ceza olmadığı gibi hükmedilecek manevi tazminatla bu malvarlığı zararlarının karşılanması da amaçlandığından tazminat miktarının onun amacına göre belirlenmesi gerekir. Bu nedenle, takdir edilecek miktar elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.

Buna göre mahkemece, yukarıda açıklandığı şekilde, Adli Tıp Kurumu'nca yapılacak inceleme sonucunda küçüğün yüzünde sabit iz niteliğinde bir yaralanmanın oluştuğunun tespiti halinde, meydana gelen zararın ağırlığı karşısında, küçük lehine daha yüksek oranda bir manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bu husus da bozmayı gerektirmiştir.

3- Davacıların reddedilen maddi tazminat talepleri yönünden yapılan değerlendirmede ise;

Kural olarak, TMK'nın 6.maddesi gereğince zararın ve zararın kapsamının davacı tarafından kanıtlanması gerekir. Tedavi giderlerinin her türlü delille ispatı mümkün olup; bu giderlerin mutlaka belgeye bağlanması zorunlu değildir. Zararın gerçek miktarının kanıtlanamadığı veya kanıtlanmasının zor olduğu yahut davacıdan beklenemeyeceği durumlarda, işlerin olağan gidişi ve zarar görenin aldığı önlemler de göz önünde tutularak zararın kapsamı belirlenebilir.

Zarar görenin sağlığına kavuşması için gerekli olan muayene, tahlil, ambulans ve benzeri taşıma giderleri ile ameliyat, ilaç, protez, bakım, fizik tedavi gibi giderler tedavi giderleri kapsamı içerisindedir. Zira, sadece iyileşmeyi sağlayan giderler değil, sakatlık ya da hastalığın artmasını önlemek için yapılması zorunlu giderler de tedavi giderlerinden sayılır. İleride yapılması zorunlu olan tedavi giderleri de henüz bu giderler yapılmadan önce talep edilebilir.

Somut olayda, davacılar dava dilekçesinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak, davalılardan 5.000 TL maddi tazminat talep etmişler, 04.042012 tarihli dilekçeleri ile maddi tazminat taleplerinin hastane masrafları, tahlil, iğne, serum, ilaç masrafları, hastane aşamasında refakatçi masrafı, tedavi için yol gideri, evde bakım ve refakat masrafları, yüzdeki sabit izin yok edilebilmesi için ileride yapılması gerekecek estetik ameliyat masrafları olarak açıklamıştır. Buna karşın mahkemece davacıların maddi tazminat talepleri bu giderlere ilişkin bir belge sunulmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Oysa eldeki davada davacılar dava konusu haksız fiil nedeniyle yapılan giderlere için belge ibraz edememişse de, olay nedeniyle davacı çocuğun yaralandığı ve tedavi gördüğü sabit olup, tedavi giderinin (doktor, ilaç, hastaneye gidiş-geliş, konaklama vb tüm giderler) yapılmasının zorunlu olduğu anlaşıldığından bu giderlerin belirlenmesi için uzman bilirkişiden rapor alınması gerekmektedir.

Şu halde; mahkemece, küçüğün tedavi giderlerine ilişkin olarak hangi giderlerin resmi kurum tarafından karşılandığı belirlenerek, resmi kurum tarafından karşılanmayan başka giderlerin de tedavi sırasında yapıldığı kabul edilmek suretiyle; tedavi aşamalarına göre özel tedavi giderlerinin belirlenmesi amacıyla uzman bilirkişilerden rapor alınarak bir karar verilmesi, bu yöntemle hesaplama yapılamaması halinde BK'nın 42. maddesi gereğince uygun bir miktara hükmedilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu davacının tedavi masraflarına yönelik istemin reddi doğru görülmemiş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.

Ayrıca ileride yapılması zorunlu olan estetik giderlerinin önceden istenmesi mümkündür. Davacılar küçüğün yüzündeki yaralanma nedeniyle uygun yaşa geldiğinde estetik ameliyat yaptırması gerektiğini bildirerek, bu giderin de davalıdan tahsilini talep etmiştir. Bu bağlamda, alınacak Adli Tıp Kurumu raporuna göre küçüğün yüzünde sabit iz kaldığının saptanması halinde estetik ameliyat giderlerinin uzman bilirkişiye hesaplatılarak, hüküm altına alınması gerekirken, mahkemece bu istemle ilgili inceleme yapılmaksızın eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bu husus da hükmün bozulmasını gerektirmiştir.

SONUÇ
: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nun 428.maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.


  • POPULER KONULAR

Dön Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları