VERİLERİ HUKUKA AYKIRI OLARAK VERME ...ELE GEÇİRME - TCK 136 • kararara.com


Forum ana sayfa HUKUKİ PAYLAŞIM FORUMLARI Kanun Şerhleri Türk Ceza Kanunu Şerhi VERİLERİ HUKUKA AYKIRI OLARAK VERME ...ELE GEÇİRME - TCK 136

VERİLERİ HUKUKA AYKIRI OLARAK VERME ...ELE GEÇİRME - TCK 136

5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun madde sıralı, gerekçeli, açıklamalı ve içtihatlı şerhinden oluşan paylaşım forumu...

admin Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 27544







Madde 136 - (1) Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

Mesaj 26 Ara 2012 16:57
admin Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 27544



MADDE 136.– Bu madde hükmü ile hukuka uygun olarak kaydedil­miş olsun veya olmasın, kişisel verileri hukuka aykırı olarak başkalarına vermek, yaymak veya ele geçirmek, bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır.


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

admin Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 27544



TBMM. GÖRÜŞME TUTANAKLARI.

CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi bir defa daha saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu konuyu kararlılıkla anlatmaya devam edeceğiz; çünkü, inanıyorum ki, bu sorgulamaları sizler de vicdanî muhasebenizde yapıyorsunuz, yapacaksınız, yapmak durumundasınız.

Kaldığımız yerden devam ediyorum.

4422 sayılı Yasanın 10 uncu maddesine göre gizli nitelikte olan bu bilgiler basına, kamuoyuna nasıl sızdırılmıştır; neden seyirci kalınmıştır?! Bu bilgilerin bir bölümü sızdırılmış; ama, bir bölümü de, biraz evvel açıkladığım şekilde, soruşturma kapsamı dışına çıkarılmıştır; sanki, ortada bu bilgiler söz konusu değil gibi, bu konuda birtakım bulgular toplanmamış gibi bir değerlendirme yapılmıştır. Olayın vahametini görebiliyor musunuz değerli arkadaşlarım?! Ben, işime gelen delili yargıya ulaştıracağım veya soruşturma kapsamına alacağım, işime gelmeyen delili soruşturma kapsamı dışında tutacağım... Ondan sonra da, biz, burada, kalkıyoruz, demokratikleşme adına, hukuk devleti adına bir kavga veriyoruz, mücadele veriyoruz. Lütfen, tutarlı olalım; lütfen, gösteri yapmayalım; uygulamalarımızla ve kamu yönetimi kültürümüzle, kamu yönetimi anlayışımızla tutarlı olalım.

Bakıyoruz, burada, 10 uncu maddede, bu ihlali yapan kamu görevlileri hakkında 2 yıldan 3 yıla kadar ve duruma göre 1 katına kadar artırılarak ceza uygulaması düzenlemesi yapılmış. Bu sürecin işletilmesinden, yani bu kamu görevlileri hakkında, bu bürokratlar hakkında, diyelim ki, hükümetin -öyle varsayıyoruz, öyle kabul ediyoruz- bu olayda doğrudan iştiraki yok, yönlendirmesi yok; ama, görevini kötüye kullanan bu kamu görevlileri hakkında neden işlem yapmıyorsunuz; bu konuda sizi rahatsız eden bir şey mi var, sizi rahatsız eden bir sonucun doğmasından mı endişe ediyorsunuz?! Herhalde, bu soruları sormamız gerekiyor. Mevcut yasal düzenlemeleri açık bir şekilde ihlal eden kamu görevlileri hakkında üstüne düşen görevi yapmayan, bu ihlallerden yarar uman bir hükümet etme
anlayışıyla karşı karşıyayız. Bu anlayış ve yaklaşım değişmediği sürece, istediğiniz kadar yasal düzenleme yapınız, pratikte bunun hiçbir önemi yoktur.
Tekrar soruyorum; Yargıtay Başkanı, MİT yetkilisi ve müteahhit arasındaki ilişkiler, basına, 4422 sayılı Yasadaki bu hükümler bulunmuş olmasına rağmen nasıl sızdırılmıştır?! Neden bölük pörçük sızdırılmıştır?! Vize soruşturmasıyla, yani, yurt dışına çıkış süreciyle, Yargıtay Başkanı, MİT ve müteahhit ilişkileri farklı dönemlerde olmasına rağmen, arada üç, dört, beş aylık süreler olmasına rağmen, basına, kamuoyuna, neden aynı zamanlarda sızdırılmıştır?! Bunları, herhalde sorgulamamız, herhalde irdelememiz gerekiyor. Anılan şahsın yurt dışına çıkartılması, yurt dışına gönderilmesi -yurt dışına kaçışı demiyorum, yurtdışına çıkartılması ve gönderilmesi- işlemlerine adı karışan birçok zanlı, doğrudan polis tarafından gözaltına alınıp sorgulandığı halde, bazı spor kulübü yöneticileri -1 veya 2 kişi- neden doğrudan savcılığa ifade vermiştir? Neden bu kişilerin ifadeleri soruşturma kapsamı dışında tutulmuştur?!

En nihayet değerli arkadaşlarım, açıklamasını yaptığım bu süreçte, Emniyet ve MİT yapılanması içinde muhtelif hukuk ihlallerinin yapıldığı ve suç ilişkilerinin bulunduğu bariz olmasına rağmen, Başbakanlık Teftiş Kurulu neden devreye sokulmamıştır?! Başbakanlık Teftiş Kurulu, özellikle neden devre dışında tutulmak istenilmiştir?! MİT'le ilgili kuruluş yasasının 3, 4 ve 7 nci maddeleri, bu konuda Başbakana açık bir sorumluluk ve yetki vermiş olmasına rağmen, bunun gereği, Sayın Başbakan tarafından neden yapılmamıştır?! Bu süreç içinde, Sayın Başbakanın, açıklık kazanmasından endişe duyduğu bir husus mu vardır?! Başbakanlık Teftiş Kurulu yerine, bakıyoruz, ne yapılıyor; Millî İstihbarat Teşkilatı, kendisi bir idari soruşturma açıyor, resen bir soruşturma açıyor.

Değerli arkadaşlarım, MİT bu olayda taraf durumunda, sorumlu durumunda; taraf ve sorumlu durumunda olan bir kurumun bu şekilde yapacağı idari soruşturmaya itibar edilir mi? Böyle bir soruşturmanın hukuki sıhhati olabilir mi? Nitekim ne olmuştur; bu kurumun kendi bünyesinde yaptığı soruşturma sonucuna göre, hazırlamış olduğu rapora göre, efendim, bütün bu açık ihlallere rağmen, biraz evvel yasal dayanaklarıyla açıklamasını yaptığım bu bariz ihlallere rağmen ortada kamu görevinin kötüye kullanılması anlamında, kamu görevinin hukuka aykırı olarak kullanılması anlamında herhangi bir sorumlunun olmadığı yolunda kamuoyundan ve basından bilgiler alıyoruz, bu şekilde rapor verildiğine dair bilgiler alıyoruz. Bu rapora karşı Sayın Başbakanın nasıl bir işlem yaptığını halen öğrenemedik. Elbette, o rapora karşı da Sayın Başbakanın yapacağı değerlendirmenin de hiçbir hukuki değeri olmayacaktır değerli arkadaşlarım.
Soruşturma izni açılmasına izin vermesi halinde bile hukuki bir değeri olmayacaktır. Çünkü, her halûkârda o emniyet yapılanması içindeki yansımaların, MİT yapılanması içinde de yine yansıdığını görüyoruz bir şekilde, orada da tamamen kendi kurumsal ilişkileri içinde işlerine gelen deliller muhafaza edilmiş; ama işlerine gelmeyen delillerin soruşturma kapsamı dışında tutulduğunu çok iyi biliyoruz. Bütün bu geciktirilmiş ve engellenmiş sürece rağmen, Başbakanlık Teftiş Kurulu devreye sokulacak mıdır; bunu elbette merakla bekliyoruz, bunu kamuoyu adına beklemekten öte sorguluyoruz değerli arkadaşlarım.

Genel Kurulun huzurunuzda, Türkiye kamuoyunun huzurunda bu soruyu bir defa daha soruyorum.

Bütün bu oluş şekli ve sürecine göre, MİT ve Emniyet ilişkileri içinde, ihmalden öte göz yumma ve işbirliğinin bulunduğu olayların seyrinden anlaşılmış olmasına rağmen, kaçış sürecindeki bu sorumlular ve kamu görevlileri için neden idarî ve adlî süreç işletilmemekte ve kamuoyu bilgilendirilmemektedir?

Sayın milletvekilleri, bu değerlendirmeler, yasal zorunluluklar ve yasama denetimi görevimiz kapsamında -tekrar ifade ediyorum- Sayın Başbakana ve Sayın Adalet Bakanına tekrar soruyorum, elbette Sayın İçişleri Bakanına da tekrar soruyorum: Neden bu görevlerinizi yapmadınız? Sayın Bakan, görülüyor ki -basına yaptığınız açıklamada olduğu gibi- seyretmemeniz gereken, idarî ve adlî süreci işletmeniz gereken bir uygulamalar ihlali söz konusudur. Bunu belki Adalet Bakanlığı olarak siz doğrudan yapmayacaktınız; ama, bu sorumluluk, hem İçişleri Bakanının hem de Sayın Başbakanın ve hem de doğal olarak, sizin de sözcüsü olduğunuz Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarınındır.

Değerli arkadaşlarım, görüldüğü gibi, hükümet olarak, bu olayda yapılması gereken çok şey var. Bunları, hukuk etkinliği ve iktidar olma kavramları ve haberleşme özgürlüğü adına yapmanız gerekiyor. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi adına, kamuoyunun yanlış yönlendirilmemesi adına bunları yapmanız gerekiyor.

Olayların gelişiminden -üzülerek ifade ediyorum tabiî- hükümetin, MİT üzerindeki kamu gücü ve yetkisini kullanarak, bu arada hukukdışı ilişkilere göz yumarak veya iştirak ederek -bu, soruşturma sonucunda açıklık kazanacaktır- Yargıtay Başkanının şahsında yargıya yönelik olarak istifhamlar yaratmak ve bu arada...
ATİLLA KART (Devamla) - ... MİT'e yönelik olarak da yeni bir kadrolaşmayı gerçekleştirmek amacı içinde olduğu yolunda, kamuoyunda ciddî izlenimler doğmuştur.

Bu maddeyle ilgili olarak Genel Kurulu yine saygıyla selamlıyorum. Kalan 2 maddede konuyu toparlayacağım değerli arkadaşlarım.


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

admin Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 27544



MADDE AÇIKLAMALARI:

KİŞİSEL VERİLERİ HUKUKA AYKIRI OLARAK VERMEK VEYA ELE GEÇİRMEK (YTCK Md.136)


Bu maddede hukuka uygun olarak kaydedilmiş olsun veya olmasın kişisel verileri hukuka aykırı olarak başkalarına vermek, yaymak veya ele geçirmek bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır.

Seçimlik hareketli bir suçtur. Seçimlik hareketin bir tanesinin yapılması yeterlidir. Seçimlik hareketin birden fazla olması veya hepsinin birden olması tek bir suç oluşturur.
YTCK md.136’da hukuka uygunluk sebepleri her nekadar maddede öngörülmese de Hukuka uygunluk sebepleri vardır (örneğin MİT Kanunu).

YTCK md.26’da düzenlenen bir hakkın kullanılması çerçevesinde gazetecilik mesleğinin icrası bir hukuka uygunluk sebebi teşkil edebilir. Kişisel verilerin korunması kanunun 14.maddesinde kişisel verilerin kamu yararı sebebiyle kaydedilebileceğine dair bir hukuka uygunluk sebebi düzenlenmiştir. Yeni ceza yasamızda esas itibariyle basına getirilen kısıtlamalar bu maddedeki düzenlemenin devreye girmesiyle hafifleyecektir.

136. md. de kişisel verilerin hukuka aykırı olarak başkasına veren, yayan ele geçiren kişi için öngörülen ceza 1 yıldan 4 yıla kadardır.

Uygulamamızda hukuka uygun olarak veri kayıtlarının nasıl yapılacağı konusunda düzenleme olmadığından örneğin Kolluk bir soruşturma nedeniyle üniversite hastanesinde yatan bir hastanın kayıtlarını almak istiyor. Hastane hasta hakları yönetmeliğine göre hastanın özel hayatının korunması sebebiyle gönderemeyeceği söylüyor. Polis bir şekilde kişisel yöntemleri ve ilişkileri ile bu bilgileri almaya çalışıyor.

Kişisel verilerin kaydedildikleri veri kütüklerinden bilgilerin aktarılması söz konusu olabiliyor. Örneğin internet üzerinde işlenen suçların faili bu işlemleri rahatlıkla yapabiliyor, bilgi aktarımları yapabiliyor, bunların delillendirilmesi kolay değil, hele hele sınır aşan bir durum varsa bunu ispatlamak daha da zor oluyor. Bu nedenle kanundaki vermek, yaymak, ele geçirmek nasıl ve hangi durumlarda hukuka aykırı olacağı konusunda düzenleme yapılması zorunludur.
Bu suç re’sen kovuşturulur.

- Kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetkiyi kötüye kullanmak
suretiyle,
- Belirli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle işlenmesi halinde ceza yarı oranında arttırılır (YTCK 137).
- Bu suçlara teşebbüs mümkündür (YTCK Md.35)
- Bu suçlara iştirakin her hali mümkündür (YTCK Md.37,39)
- Bu suçların tüzel kişinin faaliyetleri çerçevesinde işlenmesi halinde tüzel kişiler hakkındaki özel güvenlik tedbirlerine hükmedilebilir (YTCK md.60, 140)


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

teoman Kullanıcı avatarı
Global Moderatör

Mesajlar: 18288


T.C.
YARGITAY
12. CEZA DAİRESİ
ESAS NO: 2017/150
KARAR NO: 2017/6231
KARAR TARİHİ: 13.9.2017


>ÖNCEDEN ARKADAŞ (SEVGİLİ) OLAN VE ARKADAŞLIK SÜRESİNDE BİRLİKTE ÇEKTİRMİŞ OLDUKLARI FOTOĞRAFLARIN FACEBOOK'DA YAYINLANMASI, ARKADAŞLIĞIN SONA ERMESİNDEN SONRA BU FOTOĞRAFLARIN DAVACI TARAFINDAN SANIKTAN KALDIRILMASI İSTENMESİNE RAĞMEN KALDIRILMAYIP YAYINLANMASINA DEVAM EDİLMESİ, VERİLERİ HUKUKA AYKIRI YAYMA SUÇUNU OLUŞTURACAĞI. TCK m-136/1

ÖZET:Sevgilisinden ayrıldıktan sonra birlikte çektirdikleri fotoğrafları sosyal medyadan rızaya aykırı şekilde yayınlanmasının TCK'nın 136/1. maddesindeki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunu oluşturduğu ...."İddiaya konu sanıkla mağdur arasındaki ilişkinin varlığını ve boyutunu gösteren fotoğrafların, daha önce mağdurun rızasına uygun olarak facebook adlı sosyal paylaşım sitesinde yayımlanmış olması karşısında, bu fotoğraflar, mağdurun özel yaşam alanına dair ve özel hayatının gizliliğini ihlal edecek nitelikte görüntüler olarak kabul edilemeyeceğinden, sanığın, mağdura ait kişisel veri niteliğindeki fotoğrafları, mağdurun rızasına aykırı şekilde yayımlamaya devam etmesi biçiminde sübut bulan eyleminden dolayı TCK'nın 136/1. maddesindeki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği.




İstanbul Anadolu 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 26.01.2016 tarihli, 2015/503-2016/33 Sayılı direnme kararı, katılan tarafından temyiz edilip, 6763 Sayılı Kanun'un 36. maddesiyle değişik CMK'nın 307. maddesinin 3. fıkrası uyarınca Yargıtay Ceza Genel Kurulunca direnme hükmünün incelenmesi için dosya Dairemize gönderilmekle; yeniden incelenerek gereği düşünüldü:


KARAR : İncelenen dosyada, sanığın, TCK'nın 134/2. maddesinde tanımı yapılan özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan dolayı “...Yapılan yargılama sonucu, sanığın savunması, katılanın beyanı, dosya içerisindeki belge ve tüm dosya kapsamından; bir süre arkadaşlık yapan sanığın katılanla beraber çekilmiş olduğu fotoğrafın facebook isimli internet sitesine yüklediği tarihin tam olarak tespit edilemediği, yani katılanla ayrıldıktan sonra rızası dışında yükleyip yüklemediğinin tam olarak tespit edilemediği, böylece şüpheden sanığın yararlanması ilkesi gereğince atılı suçtan beraati yönünde aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur...” biçimindeki gerekçeye dayalı olarak beraatine dair 13.03.2014 tarihli, 2013/143 esas, 2014/133 karar sayılı hükmün, katılan tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 11.05.2015 tarihli, 2015/35 esas, 2015/7819 karar sayılı ilamı ile;

“...Sanığın ve katılanın bir süre arkadaş olduğu, daha sonra arkadaşlıklarının sona erdiği, sanığın katılan ile birlikteliği sırasında katılan ve sanığın yan yana çektirdikleri fotoğrafları kendi facebook sayfasına koyduğu, arkadaşlıkları sona erdikten sonra katılanın fotoğrafların kaldırılmasını sanıktan talep etmesine rağmen sanığın bahse konu fotoğrafları kaldırmadığı olayda,

Dosya kapsamından sanık ile katılanın ilişkilerini 2012 yılı eylül ayına kadar sürdürdükleri ve beraber oldukları dönemde çektirdikleri fotoğrafların, facebooka konulma tarihi tam olarak tespit edilemese de, tarafların beraber oldukları dönemde sanık tarafından kendisine ait facebook sayfasına konulduğu ve o dönem itibariyle katılanın buna itirazda bulunmadığı, katılanın beyanıyla, kendisinin eylül ayında sanıktan ayrılmak istediği, ancak sanığın birlikteliği devam ettirmek istediği, 2012 yılı ekim ayında katılanın, sanığın kendisini tehdit ettiği iddiasıyla, katılan hakkında suç duyurusunda bulunduğu, ancak daha sonra tehdit eylemiyle ilgili katılanın şikayetinden vazgeçtiği, daha sonra katılan tarafından 12/12/2012 tarihinde de, bahse konu fotoğrafların halen sanığın facebook sayfasında paylaşıldığı iddiasıyla şikayette bulunduğu ve iddianamede de belirtildiği üzere, şikayet tarihi itibariyle fotoğrafların sanığın facebook sayfasında bulunduğunun belirtildiği, sanığın savcılıkta verdiği ifadesinde de, 2012 yılının aralık ayı sonunda bahse konu fotoğrafları kaldırdığı dikkate alındığında, şikayet tarihinden önce katılanın sanığı tehdit suçu sebebiyle şikayet etmesi ve sanığın katılana gönderdiği mesaj bölümünde “o resimlerde benim, ister koyarım face'me ister koymam kimseye de hesap vermem sen de bunu böyle bil.” şeklindeki mesajı da göz önünde bulundurularak, katılanın sanıktan eylül ayında ayrılmak istediğinin kabulü gerektiği ve bahse konu fotoğrafların katılanın rızasıyla sanığın kendi sayfasında paylaşılsa da, katılanın fotoğrafları kaldırması isteminde bulunduktan sonra katılanın rızasından bahsedilemeyeceği ve sanığın fotoğrafları kaldırması gerektiği halde kaldırmadığı, fotoğrafların facebook isimli internet sitesine konulma tarihinin bir önemi bulunmadığı, önemli olan hususun şikayet tarihi itibariyle katılanın rızasının devam edip etmediği ve fotoğrafların facebookta bulunup bulunmadığı anlaşılmakla, sanığın katılanla yan yana çekilen fotoğrafını facebookta yayınlaması eylemine uyan TCK'nın 134/2-1.cümle gereğince cezalandırılması gerektiği gözetilmeden, 'sanığın katılanla beraber çekilmiş olduğu fotoğrafın facebook isimli internet sitesine yüklediği tarihin tam olarak tespit edilemediği, yani katılanla ayrıldıktan sonra rızası dışında yükleyip yüklemediğinin tam olarak tespit edilemediği' gerekçesiyle oluşa ve dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçeyle beraat kararı verilmesi,

Kabul ve uygulamaya göre de;

Hükmün esasını teşkil eden kısa kararda ve gerekçeli kararın hüküm kısmında, sanık hakkında beraat hükmü kurulurken, uygulanan kanun ve maddesinin gösterilmemesi suretiyle CMK'nın 232/6. maddesine aykırı hareket edilmesi...” nedenlerine dayalı olarak bozulduğu ve mahkemece önceki verilen kararda direnildiği belirtilerek 26.01.2016 tarihli beraat hükmünün kurulduğu anlaşılmaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.11.2013 tarihli, 2013/50 esas, 2013/525 Sayılı kararına ve süreklilik kazanmış uygulamalarına göre, şeklen direnme kararı verilmiş olsa dahi; bozma kararı doğrultusunda işlem yapmak, bozma kararında tartışılması gerektiği belirtilen hususları tartışmak, bozma sonrasında yapılan araştırmaya, incelemeye, toplanan yeni delillere dayanmak, ilk kararda yer almayan ve daire denetiminden geçmemiş bulunan yeni ve değişik gerekçelerle hüküm kurmak suretiyle verilen karar; özde direnme niteliğinde olmayıp, bozmaya eylemli uyma sonucu verilen yeni bir hükümdür. Bu nitelikteki bir hükmün temyiz edilmesi halinde ise incelemenin Yargıtay'ın ilgili dairesi tarafından yapılması gerekir.

Dairemizin bozma ilamından sonra yerel mahkemece yapılan yargılama sonucunda önceki uygulama aynen benimsenmiş ise de; “...mahkememizce bozma üzerine yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde; bozmanın yerinde olmadığı, taraflar arasında özel hayata dair olduğu kabul edilecek resimleri ilişki sürecinde birlikte sanığın facebook hesabından paylaşıldığı ya da müştekinin buna açıkça rıza gösterdiği, ilişki bittiğinden itibaren sanıktan istendiği anda resimleri sayfadan çıkarılmamasının TCK 134/2 madde ve yönünden suçun unsurlarını oluşturmayacağı, ilgili madde de görüntülerin hukuka aykırı olarak ifşasından bahis edildiği, oysa ki olayda sanığın resimleri ifşaya başladığında herhangi bir hukuka aykırılıktan söz edilemeyeceği, yasada korunması amaçlanan şeyin kişilerin özel görüntü ya da seslerinin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesinin önlenmesi olduğu, suça konu resimlerin başlangıçtan itibaren belirli aşamaya kadar hukuka uygun olarak ifşa edildiği, gelinen noktada resmin taraflarından birinin yani müştekinin rızasını çektiği anda eylemin suça dönüşmeyeceği, bu noktada sanığın sergilediği hareketsiz kalarak resimleri çıkarmamasının atılı suçun unsurlarını oluşturmayacağı kanaatiyle mahkememiz kararının yerinde olduğu değerlendirilerek aşağıdaki şekilde sanığın beraatine hükmolunmuştur...” biçimindeki yeni ve değişik gerekçelerle CMK'nın 223/2-a maddesi gereğince hüküm kurulmasından dolayı yerel mahkemenin son uygulaması direnme kararı olmayıp, yeni hüküm niteliğinde olduğundan, direnme kararının eylemli uyma olarak kabulüyle hükmü temyizen inceleme görevinin Dairemize ait olduğu belirlenerek yapılan incelemede:

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılanın sair temyiz itirazlarının reddine,

ancak;

Sanığın, bir karede mağdurun kendisini yanağından öptüğü, diğerlerinde kendisine sarıldığı ve her ikisinin üzerlerinde günlük kıyafetleri bulunduğu halde yan yana poz vererek çektirdikleri fotoğraflarını, mağdurun bilgisi dahilinde facebook hesabında yayımladıktan sonra, söz konusu fotoğrafları, mağdurla ayrılmalarına ve mağdur tarafından kaldırılması istenilmesine rağmen yayımlamaya devam ettiği olayda;

İddiaya konu sanıkla mağdur arasındaki ilişkinin varlığını ve boyutunu gösteren fotoğrafların, daha önce mağdurun rızasına uygun olarak facebook adlı sosyal paylaşım sitesinde yayımlanmış olması karşısında, bu fotoğraflar, mağdurun özel yaşam alanına dair ve özel hayatının gizliliğini ihlal edecek nitelikte görüntüler olarak kabul edilemeyeceğinden, sanığın, mağdura ait kişisel veri niteliğindeki fotoğrafları, mağdurun rızasına aykırı şekilde yayımlamaya devam etmesi biçiminde sübut bulan eyleminden dolayı TCK'nın 136/1. maddesindeki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yasal ve yeterli olmayan yazılı gerekçelerle sanık hakkında CMK'nın 223/2-a maddesi gereğince beraat kararı verilmesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı olup, katılanın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeple 5320 Sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 13.09.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.





TCK-- MADDE 136
Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme
(1) Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, (Değişik ibare: 6526 - 21.2.2014 / m.4) “iki yıldan” dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.



TCK--MADDE 44
Fikri içtima
(1) İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.



T.C.
YARGITAY
12.CEZA DAİRESİ
ESAS NO:2014/1463
KARAR NO:2014/17262
KARAR TARİHİ:08.09.2014


>BAŞKA BİR KİŞİ ADINA PROFİL SAYFASI OLUŞTURUP BU KİŞİYE AİT TELEFON NUMARALARI, BİLGİLERİ YAYINLAMA, HUKUKA AYKIRI VERİLERİ ELE GEÇİRME SUÇU TCK MADDE-136/1

Kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hükümler, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

1- Dosya kapsamına göre; sanığın, kız arkadaşının husumetli olduğu mağdurlar adına, internette bir arkadaşlık sitesinde “Atesli_Dizdar” ve “Afet-i Derya” kullanıcı isimleri ile üyelik işlemleri yapıp, oluşturduğu profil sayfalarında, mağdurların şeref, onur ve saygınlığını rendice edecek nitelikte ibareler ile birlikte kişisel veri niteliğindeki fotoğraflarını ve telefon numaralarını ilgili siteye kaydedip, yayımlaması biçimindeki eyleminin, TCK'nın 135/1, 136/1 ve 125/2-1-4 maddelerine uyan, kişisel verilerin kaydedilmesi, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme ve hakaret suçlarını oluşturduğu, sanığın tek eyleminin kanundaki birden fazla suçları oluşturması nedeniyle TCK'nın 44. maddesinde düzenlenen fikri içtima kuralı uyarınca en ağır cezayı gerektiren TCK'nın 136/1. madde ve fıkrasında tanımlanan verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan cezalandırılması gerektiği ve fikri içtima kuralı nazara alınmadan, daha hafif cezayı gerektiren TCK'nın 135/1. maddesi uyarınca hüküm kurulması,

2- Sanık hakkında TCK'nın 53. maddesi tatbik edilirken, 3. fıkraya aykırılık oluşturacak şekilde TCK’nın 53. maddesinin (1). fıkrasının (c) bendindeki hak ve yetkileri kullanmak yönündeki yoksunluğuna, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından “koşullu salıverilme tarihine kadar”, diğer kişiler yönünden ise, “hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar” devamına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Kabule ve (1) nolu bozma nedenine göre de;

3- Hükümden önce 02.07.2012 tarihinde kabul edilip, 28344 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak ve 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Ve Basın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun'un Geçici 1. maddesi ile, "31/12/2011 tarihine kadar, basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup; temel şekli itibarıyla adlî para cezasını ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren suçlar bakımından "kovuşturmanın ertelenmesi" kurumunun düzenlenmesi karşısında, TCK'nın 7/2 maddesi de gözetilerek, sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Kanuna aykırı olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak

BOZULMASINA, aynı Kanun'un 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı yönünden sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, 08.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.








T.CK-- MADDE 136
Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme
(1) Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, (Değişik ibare: 6526 - 21.2.2014 / m.4) “iki yıldan” dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.


T.CK-- MADDE 139
Şikayet
(1) Kişisel verilerin kaydedilmesi, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme ve verileri yok etmeme hariç, bu bölümde yer alan suçların soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlıdır.




T.C.
YARGITAY
12. CEZA DAİRESİ
ESAS NO. 2012/22005
KARAR NO. 2013/24489
KARAR TARİHİ. 4.11.2013


>KİŞİYE AİT TELEFON NUMARASINI BİR BAŞKA KİŞİLERE VERME

DAVA : Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan sanıklar hakkında açılan kamu davalarının şikayetten vazgeçme nedeniyle düşmesine ilişkin hükümler, mahalli Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : Dosya kapsamına göre; erkek arkadaşının sanık D.ile kendisini aldattığını düşünen sanık A.’nın, bir sosyal paylaşım sitesine “O. E.” adıyla üyelik işlemleri yaparak, elektronik posta adresi oluşturduğu sitede, bir başka bayana ait göğüs dekolteli bir resim koyup, sanık D.’e ait cep telefonu numarasına da yer vermesi sonucu, tanımadığı kişiler tarafından telefonundan aranarak cinsel içerikli arkadaşlık teklifleri alan sanık D.’in, cep telefonu numarasını yayan kişinin sanık A. olduğunu öğrenmesi üzerine, kendisini telefonundan arayan tanımadığı kişilere, telefon numarasını değiştirdiğini belirterek, sanık A.’nın kullanımındaki cep telefonu numarasını verdiği ve sanık A.’nın da tanımadığı kişiler tarafından telefonundan aranarak rahatsız edilmesi üzerine her iki sanığın birbirlerinden şikayetçi olup, bilahare şikayetlerinden vazgeçtikleri olayda,

TCK’nın 139/1. maddesi gereğince, sanıkların üzerlerine atılı verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun, soruşturulması ve kovuşturulmasının şikayete bağlı olmadığı gözetilmeden, kovuşturma aşamasında her iki mağdur sanığın şikayetlerinden vazgeçtiklerinden bahisle, yazılı şekilde düşme kararı verilmesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı olup, mahalli Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 04.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



T.CK-- MADDE 136
Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme
(1) Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, (Değişik ibare: 6526 - 21.2.2014 / m.4) “iki yıldan” dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.



T.C
YARGITAY
12. CEZA DAİRESİ
ESAS NO:2014/607
KARAR NO:2014/16665
KARAR TARİHİ. 07.07.2014

>AYRILDIĞI KIZ ARKADAŞININ TELEFONUNU BAŞKA BİRİNE VERME. VERİLERİ HUKUKA AYKIRI YAYMA



Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan sanıkların beraatlerine ilişkin hükümler, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Belirli veya belirlenebilir bir kişiye ait her türlü bilginin, başkasına verilmesi, yayılması ya da ele geçirilmesi, TCK'nın 136/1. maddesinde
“Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” başlığı altında suç olarak tanımlanmış olup, eylemin; kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak ya da belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle gerçekleşmesi hali, aynı Kanunun 137. maddesinde cezada artırım nedeni olarak öngörülmüştür.

Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun maddi konusunu oluşturan “kişisel veri” kavramından, kişinin, yetkisiz üçüncü kişilerin bilgisine sunmadığı, istediğinde başka kişilere açıklayarak ancak sınırlı bir çevre ile paylaştığı nüfus bilgileri (T.C. kimlik numarası, adı, soyadı, doğum yeri ve tarihi, anne ve baba adı gibi), adli sicil kaydı, yerleşim yeri, eğitim durumu, mesleği, banka hesap bilgileri, telefon numarası, elektronik posta adresi, kan grubu, medeni hali, parmak izi, DNA'sı, saç, tükürük, tırnak gibi biyolojik örnekleri, cinsel ve ahlaki eğilimi, sağlık bilgileri, etnik kökeni, siyasi, felsefi ve dini görüşü, sendikal bağlantıları gibi kişinin kimliğini belirleyen veya belirlenebilir kılan, kişiyi toplumda yer alan diğer bireylerden ayıran ve onun niteliklerini ortaya koymaya elverişli, gerçek kişiye ait her türlü bilginin anlaşılması gerekir. Herkes tarafından bilinen ve/veya kolaylıkla ulaşılması ve bilinmesi mümkün olan kişisel bilgiler de, yasal anlamda “kişisel veri” olarak kabul edilmekte ise de, anılan maddenin uygulama alanının amaçlanandan fazla genişletilerek, uygulamada belirsizlik ve hemen her eylemin suç oluşturması gibi olumsuz sonuçların doğmaması için, maddenin uygulamasında, somut olayın özellikleri dikkate alınarak titizlikle değerlendirme yapılması, olayda herhangi bir hukuk dalı tarafından kabul edilebilecek bir hukuka uygunluk nedeni veya bu kapsamda nazara alınabilecek bir hususun bulunup bulunmadığının saptanması ve sanığın eylemiyle hukuka aykırı hareket ettiğini bildiği ya da bilebilecek durumda olduğunun da ayrıca tespit edilmesi gerekir.
TCK'nın 136/1. maddesinin, “Bu madde hükmü ile hukuka uygun olarak kaydedilmiş olsun veya olmasın, kişisel verileri hukuka aykırı olarak başkalarına vermek, yaymak veya ele geçirmek, bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır.” şeklindeki gerekçesinden de anlaşılacağı üzere, kişisel verilerin, “verildiği”, “yayıldığı” veya “ele geçirildiği”nin kabul edilebilmesi için, kişisel verilerin kaydedilmiş halde bulunması, kaydedilmiş haliyle başkalarına verilmesi, yayılması ya da ele geçirilmesi gerekir. Kişisel verilerin kaydedilmeden önce öğrenilmesi, hafızada tutulan kişisel verilerin başkalarına açıklanması, kişisel verilere salt duyu organları aracılığıyla vakıf olunması, ancak TCK'nın 134/1. maddesinin 1. cümlesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamında değerlendirilebilir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde, sanık Turgut'un, ayrıldığı kız arkadaşı olan şikayetçinin, kendisinde kayıtlı olan kişisel veri niteliğindeki telefon numarasını, şikayetçinin rızası dışında diğer sanık Onur'a verdiği olayda; şikayetçinin telefon numarasını hukuka aykırı olarak yayan sanık Turgut ile telefon numarasını hukuka aykırı olarak ele geçiren sanık Onur'un eyleminin, TCK'nın 136/1. maddesine uyan verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunu oluşturacağı gözetilmeden, ayrı ayrı mahkumiyetleri yerine, “telefon numarası vermek şeklinde gerçekleşen eylemin kişisel verilerin ele geçirilmesi ve yayılması olarak değerlendirilemeyeceği” biçimindeki isabetsiz gerekçeyle beraatlerine karar verilmesi,

Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 07.07.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.





KARŞI OY YAZISI:

Sanık Turgut’un, kendisinde kayıtlı katılana ait telefon numarasını diğer sanık Onur’a vermesi şeklinde gerçekleşen olayda, mahalli mahkemenin kişisel verileri verme ve ele geçirme suçunun oluşmadığına dair beraat kararı, dairemiz çoğunluğunca eylem TCK’nun 136/1. maddesi kapsamında kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme ve ele geçirme olarak değerlendirilip hüküm bozulmuştur. Biz aşağıdaki gerekçelerle bozma içeren düşünceye katılmıyoruz.
İtiraz gerekçelerimiz; Türk Ceza Kanunu’nda kişisel verilerle ilgili bir tanım ve sınırlandırmanın yapılmaması nedeniyle kişisel verilerle ilgili maddeler suçta ve cezada kanunilik ilkesini ihlal ettiğinden Anayasa’ya aykırı oldukları, tanım yapılmamasının sınırlarını suçta ve cezada kanunilik ve belirlilik ilkesi nazara alınarak belirlenmesi ve son olarak ta eylemin özel kanunlardaki düzenlemeler nazara alınarak çözümlenmesi ve bu haliyle ceza hukuku alanında değerlendirilemeyeceği başlıklarında olacaktır.
Bunlar;
1-Yürürlükteki mevzuatta kişisel veri tanımının yapılmadığı gözetildiğinde kişisel verilerle ilgili suçların düzenlendiği TCK'nın 135 ve 136. maddeleri suçta ve cezada kanunilik ve belirlilik (açıklık) ilkesine uymadığından Anayasa’ya aykırıdırlar. Kişisel verilerle ilgili suç düzenlemeleri ilk olarak 01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın 135, 136 ve 138. maddeleri ile ceza mevzuatımıza girmiştir. TCK'nın 135. maddesinde kişisel verilerin kaydedilmesi, 136. maddesinde verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, 138. maddesinde ise verileri yok etmeme suçu düzenlenmiştir.
Kişisel verilerin kaydedilmesinin düzenlendiği 135. maddenin gerekçesinde "Suçun konusu kişisel verilerdir. Gerçek kişiyle ilgili her türlü bilgi, kişisel veri olarak kabul edilmelidir." şeklinde bir açıklama bulunmaktadır.
Peki, kişiyle ilgili her türlü bilgiler nelerdir. Bunların bir kısmını sıralayacak olursak:
Kişinin; Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, adı, soyadı, doğum tarihi, doğum yeri, nüfusa kayıtlı olunan yer (İl, İlçe, mahalle veya köy), anne ve baba adı, medeni hali (Evli, bekâr, boşanmış), nüfusa kayıtlı olduğu cilt ve aile sıra no, kan grubu, evlenme tarihi, boşanma tarihi ve mahkeme kararı bilgileri, adı-soyadı veya diğer kayıt düzeltmeleri, vatandaşlıktan çıkarılma bilgileri, evlatlık ilişkisi, adresi, dini, bitirilen okullar (ilk-orta-yüksek), hastalıkları, hastalıkları ile ilgili tahlil sonuçları (DNA bilgileri), mali durumu (servet, aldığı ücretler), ahlaki eğilimleri, zaafları, çevre ile ilişkileri, hatıra, anı ve günlükle ilgili defterindeki bilgileri, siyası görüşü (oy verdiği partiler, üye olduğu dernekler), alışkanlıkları, sevdiği kitaplar veya gazeteler, alışveriş eğilimleri, vergi numarası, e posta adresi ve şifresi, banka bilgileri, bilgisayarının IP numarası, emeklilik ve kurum sicil numarası, aldığı ödüller, parmak izi, avuç içi izleri, mektupları, yazıları, kitapları, telefon numaraları, mesajları, fiziki kimliği (boy, kilo, engellilik durumu, ten rengi, göz rengi, saç rengi ve şekli, sesi, genel görünüm, ayak ve beden numarası ) ve çok daha fazla bilgi kişisel veri kapsamında değerlendirilebilecektir.
Acaba bu kadar bilgilerden hangilerinin kaydı veri olarak kabul edilip kayda alınması (TCK, m.135) ve hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçu olarak (TCK, 136) kabul edilip üst sınırı 4 yıla kadar hapis cezası ile bu suçları işleyenler cezalandırılacaktır. Bilgilerden de anlaşılacağı gibi, bunların büyük bir çoğunluğu herkes tarafından bilinmektedir. O halde herkes tarafından maruf ve meşhur olan kişiyle ilgili bir bilgiyi kaydetmenin, birisine vermenin veya yaymanın suç olarak cezalandırılması nasıl olacaktır. İşte burada karşımıza bu suçları işleyenler bakımından tanım yapılmamasının zararı olan suçta ve cezada kanunilik ve belirlilik ilkesinin ihlali çıkmaktadır. (Veli Özer Özbek, Mehmet Nihat Kambur, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku, Özel Hükümler, 2.B, Ankara 2011, s.517)
Anayasa Mahkemesi suçta ve cezada kanunilik ve belirlilik ilkesine bağlı kalınmasının gerekliliğine kararlarında vurgular yapmaktadır. (Anayasa Mahkemesinin, 7.7.2011/69-116 sayılı kararı)
Bilimsel görüşlere baktığımızda da belirlilik ilkesinin önemli ve vazgeçilmez bir ilke olduğu kabul edilmektedir. (Mahmut Koca, İlhan Üzülmez, Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler, 6.Baskı, Ankara 2013, s.51)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de verdiği birçok kararında belirlilik ilkesinin suç içeren hükümlerde bulunmasını aramıştır. (İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi; Sunday Times/Birleşik Krallık Kararı; 6.11.1980/6538/74; ATAD, 23 Kasım 1999, Arblade ve Leloup Kararı, C.369/96 ve376/96, Zikreden MANACOR-DA, 115, Avrupa Birliği Ceza Hukukunun Esasları, Ümit Kocasakal, İstanbul 2004, s. 157; Osman Doğru, Atilla Nalbant, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi, Açıklama ve Önemli Kararlar, Ankara 2013, s.269)
İşte veri tanımının yapılmaması nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ve açıklık ilkesi gereği veri ile ilgili suç düzenlemeleri Anayasaya aykırıdır. Bu hususun mahalli mahkemece, temyiz incelemesi yapan dairemizce de Anayasaya aykırı olduğu ve iptali gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine götürülmesi gerekirdi.
2-Ceza hukuku uygulamasında kişisel veri kavramının sınırlarının çizilmesi gerekir.
Suç içeren bu hükümlerdeki belirsizliği, suçla orantılı ceza uygulanmasının gerekliliği ilkesini taşımadığını gören bilim adamları suç olarak kabul edilebilecek kişisel verilerin kaydının sadece TCK’nın 135/2. maddesindeki bilgilerin (Kişilerin, siyasî, felsefî veya dinî görüşler, ırkî kökenler, ahlâkî eğilimler, cinsel yaşamları, sağlık durumları veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgiler) veri olarak kabul edilebileceği, bunların dışındaki bilgilerin suç kapsamında değerlendirilemeyeceği yönünde bilimsel görüşler ileri sürmüşlerdir. (Zeki Hafızoğulları, Muharrem Özen, Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar, Ankara Barosu Dergisi, Yıl 67, sayı 4, 2009, s.9)
Herkes tarafından bilinen veya kolaylıkla bilinmesi mümkün verileri bu kapsamda kabul etmek, maddenin kapsamının dayanılmaz ölçüde genişletmek anlamına geleceğinden ”kişisel veri” kavramını bu anlamda dar yorumlamakta zorunluluk vardır. (Hakan Hakeri, Tıp Hukuku, Ankara, 5.B, 2012, s.755)
Kişisel verilerin ceza hukuku anlamında suç konusu olabilmeleri, hassas kişisel bilgiler (veriler) hariç, şu şekilde bir sınırlamaya tabi tutarak suçta ve cezada kanunilik ve belirlilik ilkesine uymayan hükmü kısmen adaletli bir uygulamaya sokabiliriz. O da suç düzenlemelerinin yer aldığı bölüm başlığından hareketle özel hayata ve hayatın gizli alanına ait olup, kişinin başkaları ile paylaşmadığı ve alenileştirmediği kişisel bilgiler olarak anlamak gerekir.
Buna göre kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi veya diğer inançları, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlığı veya cinsel hayatı ile ilgili verilerinin kaydı, bir başkasına verilmesi veya ele geçirilmesi bunlar hassas veriler oldukları için mutlak olarak cezai yaptırımlarla korunmaları gereken kişisel verilerdir.
Bu kapsamda kişilerle ilgili bilginin; ilgili kişi tarafından alenileştirilmemiş, üçüncü kişilerle paylaşılmamış, bilinmesinin kişinin yaşam şekline, ekonomik ve finansal ve bilişim alanına zarar verme ihtimali bulunan bilgiler olması halinde kişisel verilerle ilgili suçların konusunu oluşturmalı. Bunun dışında kalan kişilerle ilgili diğer bilgiler ise ancak kullanılış amacına göre hakaret, dolandırıcılık gibi suçların konusu olmalı ve hukuki ve idari yollarla korunmalıdır.
Ceza hukukunun konusu olabilecek kişisel verilerin sınırları bu şekilde çizilmiş olsaydı, telefon numarasının bu kapsamda yani kişisel veri olarak değerlendirilemeyeceği anlaşılacaktı.
3-Dava konusu olayda, TCK'nın 136. maddesi anlamında kişisel veriyi verme veya ele geçirme söz konusu değildir.
Katılan daha önce telefon numarasını rızasıyla sanık Turgut’a vermiştir. Halen kanunlaşmayı bekleyen Kişisel Verileri Koruma Kanun tasarısının 5. maddesi, ilgili kişisinin kendisi tarafından alenileştirilmiş bilginin ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın işlenebileceğini kabul etmiştir. Bir eylemin suç olarak kabul edilip cezalandırılabilmesi için o eylemin toplumda en azından haksızlık oluşturduğu veya hoş karşılanmadığına dair bir kanının bulunması gerekir.
Telefon numarasının verilmesi veya alınmasını yasaklayan açık bir düzenleme bulunmayan bir alanda yorumla suç oluşturulmaktadır. Birisine telefon numarası vermenin ve almanın suç olduğunu kabul ile eylem kamu adına soruşturulan bir suç olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu suçlarda ilgilinin rızası önemli değildir (TCK, m.26/2), suç soruşturması ve kovuşturması şikâyete tabi olmadığından mağdurun üzerinde tasarrufta bulunabileceği bir hakkın var olduğu söylenemez. Bu suçlar bakımından bireyin değil, kamunun menfaatlerinin ağır bastığı kabul edilmiştir. Dolayısıyla bu suç bakımından ilgilinin rızası hukuka uygunluk sebebi değildir. (Veli Özer Özbek, Mehmet Nihat Kambur, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku, Özel Hükümler, 2.B,Ankara 2011, s.521)
Katılan şu aşamada şöyle bir beyanda bulunsa, “telefonumun verilmesi veya ele geçirilmesi nedeniyle yapılan kovuşturma nedeniyle şikayetçi değilim ” beyanı karşısında bu kovuşturmayı kamu adına takip ettirmede kamu menfaatlerinin ağır bastığı hangi durum vardır?
Tüm açıkladığımız bu nedenlerden dolayı mahalli mahkemenin beraat kararının yerinde olduğunu düşündüğümüzden sayın çoğunluğun telefon numarasını alma veya vermeyi TCK 136. madde kapsamında suç olarak değerlendiren görüşüne katılmıyoruz.





T.C.
YARGITAY
12.CEZA DAİRESİ
ESAS NO : 2011/20072
KARAR NO : 2012/12126
TEBLİĞNAME NO: 4 - 2008/39110

TÜRK MİLLETİ ADINA
Y A R G I T A Y İ L A M I

İNCELENEN KARARIN;
Mahkemesi : Bilecik Asliye Ceza Mahkemesi
Tarihi : 03.07.2007
Numarası : 2007/154-2007/232
Sanıklar : 1- B , 2- İ. Ş
Katılan : E. K
Suç : Özel hayatın gizliliğini ihlal
Suç Tarihi : 14.10.2006
Hüküm : Her iki sanık hakkında: TCK’nın 134/2, 62, 52/2-4. maddeleri gereğince mahkumiyet
Temyiz Eden : Sanıklar, katılan vekili
Tebliğnamedeki düşünce : Bozma

Özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan sanıkların mahkumiyetine ilişkin hüküm sanıklar ve katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

1- Sanık İbrahim Şen hakkında kurulan hükme ilişkin incelemede:

Sanığın hükümden sonra 22.08.2007 tarihinde öldüğü anlaşılmakla, hakkındaki kamu davasının TCK’nın 64/1, CMK’nın 223/8. maddeleri gereğince DÜŞÜRÜLMESİNE,

2-Sanık B. G, hakkında kurulan hükme ilişkin temyiz istemlerinin incelenmesinde:

Köşe yazarı olarak çalışan katılanın, sanığın genel yayın yönetmenliğini yaptığı gazetede yazdığı köşesinde kullanılan fotoğrafının, katılanın rızası olmadan arkadaşlık sitesine konulması eyleminin, TCK’nın 136. maddesinde düzenlenen, kişisel verileri hukuka aykırı olarak yayma suçunu oluşturacağı, hukuki durumunun buna göre tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek, yazılı şekilde karar verilmesi,

Kanuna aykırı olup, sanık ile katılan vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden hükmün, diğer yönleri incelenmeksizin öncelikle bu sebepten dolayı, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, 15.05.2012 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.



Muhalefet Şerhi :

Sanık hakkında TCK’nın 134. maddesi gereğince özel hayatın gizliliğini ihlalden kamu davası açılmış olup sanığın aynı madde gereğince mahkumiyetine dair hüküm, dairemizce eylemin verileri hukuka aykırı olarak yayma suçundan hüküm kurulması


gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur. Eylemin basın yoluyla hakaret olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşündüğümüzden sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz.

1- Katılanın “Son Nokta” isimli gazetede yazdığı köşe yazısı için verdiği resim, sanık tarafından Magnet Bilişim Hizmetlerine ait “www.istanbul.net” isimli sosyal ağ platformu olarak hizmet veren sitede “belkiba” rumuzuyla yayınlanmış, evli ve iki çocuklu olan katılan için bekar, aradığı cinsiyet erkek 24-29 yaşlarında, aradığı ilişki arkadaşlık ve sitede sorulan birçok soruya cevap şeklinde kendisini tanıtan ve aradığı kişide bulunmasını istediği özellikler yazılmıştır.

2- Profil 14.10 2006 tarihi saat 16:31 de oluşturulduğu ve 16.10.2006 tarihi saat 16.28 de ise yayından kaldırıldığı ve yapılan araştırmada sanığın e-postası üzerinden oluşturulduğu sübuta ermiştir.

3- Sanığın eyleminin TCK’nın 136. maddesindeki verileri hukuka aykırı olarak verme olarak değerlendirilmesi yapıldığında;

Türk Ceza Kanunu’nun 135.maddesinde kişisel verilerin hukuka aykırı olarak kaydedilmesi ve 136.maddesinde ise verileri hukuka aykırı olarak verme, yayma ve ele geçirme suçları düzenlenmiştir. Bugüne kadar kişisel verilerin neler olduğuna dair kanunun çıkarılmaması nedeniyle TCK’daki 135 ve 136. maddelerindeki hukuka aykırılığın hangi hallerde oluştuğuna ilişkin başvurulabilecek kapsayıcı bir kaynak ya da norm olmaması nedeniyle bu iki madde eksik norm sayılırlar. Belki zamanın ihtiyaçlarına cevap verecek “Kişisel Verilerin Korunması Kanunu” Meclisten geçtiğinde bu "çerçeve düzenleme" tamamlanmış olacaktır. Bununla beraber adı geçen ceza maddeleri yürürlükte olduğundan uygulanması sırasında çok dikkatli olunması gerekir. Doktrinde birçok tanım ve kapsam belirlemesi yapılmaktadır. Bu bilimsel görüşlerden hareketle kişisel verilerin hangileri olabileceğini belirlemek gerekir. Şu da bir gerçek ki bu verilerin tamamının da ceza normları ile korunması gerektiği düşünülmemelidir. Bu tasnifin esasını genel yaşam mahremiyetinden hareketle özel hayatın gizli alanını korumayı amaçlayan ve sağlayan bilgiler olarak anlamak gerekir.

Bilimsel görüşlerden hareketle kişisel verilerin neler olabileceğini şu başlıkları altında sınıflandırabiliriz.

a- Yaşam şekline ilişkin kişisel veriler: Kişilerin üçüncü kişiler tarafından ayırımcılığa uğramaması ve haysiyetinin korunmasıyla ilişkili olarak, dini inançları, cinsel tercihleri, etnik kökeni, suç geçmişi, politik eğilimleri ve kişisel özel aktivitelere ilişkin bilgiler bu bağlamda sayılabilecektir.

b- Ekonomik ve finansal kişisel veriler: Suçlular tarafından suistimale ve kimlik hırsızlığına hedef olmamak için kişinin mali varlığı, sahip olduğu hisse ve hesaplar, borçları, yaptığı alış verişler, kredi kartlarına ilişkin veriler. Ayrıca sayılan bu bilgiler ile kişinin nerede ve kimlerle bulunduğuna, sağlık bilgilerine ilişkin bilgiler de ortaya çıkarabileceğinden ve varlık bilgisinin toplumsal açıdan da özel sayılmasından dolayı önemi artmaktadır.

c- Bilişim alanına ilişkin kişisel veriler: e-postaların bizzat adresleri veya şifreleri, internet ortamında paylaşılan kişisel veriler mahrem olarak değerlendirilebilir. Bunun önemi şu bakımdan artmaktadır. İnternette gezinti yapan kişi birçok kişisel bilgileri paylaşmakta, bu bilgiler kayıt altına alınmakta, yine internet erişimine ilişkin iz kayıtlarının hizmet sağlayıcı ve sunucu sahipleri tarafından tutulabiliyor olması nedenleriyle artmaktadır.


d- Sağlıkla ilgili kişisel veriler: Sağlık verileri kişilerin iş güvenliğini, toplum içindeki statüsünü ve sigorta kapsamını etkileyen hassas bilgilerdir. Ayrıca sağlık verileri kişilerin sosyal yaşantısı ve psikolojik durumları hakkında bilgi edinilmesine neden olabilir. Biyometrik (Kişinin kendine özgü fiziksel veya biyolojik niteliklerine dayalı olarak insanların kimliğini tespit için dijital teknolojiden faydalanma bilimi) veriler de kişisel veriler arasındadır.
e- Politik kişisel veriler: Toplum içinde yaşayan kişilerin siyasi tercihleri toplum katmanları arasında bilinme halinde ayırımcılığa maruz kalma ihtimali bulunduğundan bu bilgilerde kişisel veridir.

4- Anayasanın 38/3 ve Türk Ceza Kanunun 2. maddesi suçta ve cezada kanunilik ilkesini düzenlemektedir. TCK’nın 2. maddesi “Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez” hükmünü içermektedir. Madde metninden de açıkça anlaşıldığı gibi fiilin kanunda suç olarak gösterilmesi yetmez, bunun açık bir biçimde belirlenebilir olması gerekir. Suçların ve cezaların kanunda önceden açık ve anlaşılır bir şekilde düzenlenmesi gerekir ki, insanlar neyin suç olduğunu önceden kolayca bilebilsin ve davranışlarını buna göre ayarlayabilsinler.

5- Yukarıda açıklanan kişisel veri açıklamalarına bakıldığında sanığın eyleminin bu kapsamda değerlendirilemeyeceği, amacın katılanı toplum nazarında küçük düşürmeye ve ahlaksız göstermeye yönelik olduğu dikkate alındığında eylem TCK’nın 125/1,2 ve 4. maddesi kapsamında hakaret suçunu oluşturmaktadır.

Aksine bir uygulamanın kabulü halinde paylaşım sitelerinde her gün onbinlerce kişisel sayfa ve profil oluşturanların eylemleri resen takip edilen suç haline gelir ki bütün yargı mesaisini buna harcasa bile işin altından kalkamaz. Kaldı ki bu sayfaların oluşturulması dünyanın her ülkesinden yapılmakta, kimin yaptığı da çoğu zaman tespit edilememektedir.

6- Sonuç olarak eylem hakaret suçunu oluşturmakta ve katılanlar FSEK’nun ek 4.maddesinde öngörülen prosedür çerçevesinde haklarına tecavüzün durdurulmasını veya 5651 sayılı “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun”un 9. maddesi gereğince içerik sağlayıcıya başvurarak sayfanın kaldırılmasını isteyebileceklerdir. Nitekim dava konusu olayda da sanık oluşturduğu profili 48 saat sonra kaldırmıştır.

Tüm açıkladığımız bu nedenlerden dolayı çoğunluğun 2 numaralı bozma düşüncesine katılmıyoruz.




T.C
YARGITAY
12. CEZA DAİRESİ
ESAS NO.2015/4349
KARAR NO.2016/5349
KARAR TARİHİ.30.03.2016
MAHKEMESİ:Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ: Kişisel verilerin kaydedilmesi
HÜKÜM: CMK'nın 223/2-a maddesi gereğince beraat



Kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, mahalli Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Sanığın, “birol güven” isimli sahte facebook profili oluşturarak ilgi duyduğu katılana arkadaşlık isteği göndererek bir süre yazıştıkları, katılanın, sanık tarafından kullanılan profilin sahte hesap olduğunu anladıktan sonra, sanığın kullandığı sahte profili arkadaşlık listesinden çıkardığı, sonrasında sanığın kullandığı sahte profile, katılanın facebook hesabından elde ettiği resimleri koyarak, kişisel verilerin kaydedilmesi suçunu işlediği iddiasına konu olayda,

TCK'nın 135 ve 136. maddelerinde düzenlenen “Kişisel Verilerin Kaydedilmesi” ve “Verileri Hukuka Aykırı Olarak Verme veya Ele Geçirme” suçlarının konusunu oluşturan kişisel veri kavramından, kişinin, yetkisiz üçüncü kişilerin bilgisine sunmadığı, istediğinde başka kişilere açıklayarak ancak sınırlı bir çevre ile paylaştığı, herkes tarafından bilinmeyen ve/veya kolaylıkla ulaşılması ve bilinmesi mümkün olmayan, kişinin kimliğini belirleyen veya belirlenebilir kılan, kişiyi toplumda yer alan diğer bireylerden ayıran ve onun niteliklerini ortaya koymaya elverişli, gerçek kişiye ait her türlü bilginin anlaşılması gerektiği, belirli veya belirlenebilir bir kişiye ait her türlü bilginin, hukuka aykırı olarak kaydedilmesi, TCK'nın 135. maddesinde “Kişisel verilerin kaydedilmesi” başlığı altında, belirli veya belirlenebilir bir kişiye ait her türlü bilginin, başkasına verilmesi, yayılması ya da ele geçirilmesi, aynı Kanunun 136/1. maddesinde “Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” başlığı altında birbirinden bağımsız iki ayrı suç olarak tanımlanmıştır.
Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun maddi konusunu oluşturan “kişisel veri” kavramından, kişinin, yetkisiz üçüncü kişilerin bilgisine sunmadığı, istediğinde başka kişilere açıklayarak ancak sınırlı bir çevre ile paylaştığı nüfus bilgileri (T.C. kimlik numarası, adı, soyadı, doğum yeri ve tarihi, anne ve baba adı gibi), adli sicil kaydı, yerleşim yeri, eğitim durumu, mesleği, banka hesap bilgileri, telefon numarası, elektronik posta adresi, kan grubu, medeni hali, parmak izi, DNA'sı, saç, tükürük, tırnak gibi biyolojik örnekleri, cinsel ve ahlaki eğilimi, sağlık bilgileri, etnik kökeni, siyasi, felsefi ve dini görüşü, sendikal bağlantıları gibi kişinin kimliğini
belirleyen veya belirlenebilir kılan, kişiyi toplumda yer alan diğer bireylerden ayıran ve onun niteliklerini ortaya koymaya elverişli, gerçek kişiye ait her türlü bilginin anlaşılması gerekir. Herkes tarafından bilinen ve/veya kolaylıkla ulaşılması ve bilinmesi mümkün olan kişisel bilgiler de, yasal anlamda “kişisel veri” olarak kabul edilmekte ise de, anılan maddenin uygulama alanının amaçlanandan fazla genişletilerek, uygulamada belirsizlik ve hemen her eylemin suç oluşturması gibi olumsuz sonuçların doğmaması için, maddenin uygulamasında, somut olayın özellikleri dikkate alınarak titizlikle değerlendirme yapılması, olayda herhangi bir hukuk dalı tarafından kabul edilebilecek bir hukuka uygunluk nedeni veya bu kapsamda nazara alınabilecek bir hususun bulunup bulunmadığının saptanması ve sanığın eylemiyle hukuka aykırı hareket ettiğini bildiği ya da bilebilecek durumda olduğunun da ayrıca tespit edilmesi gerekir.
Bu bilgiler ışığında somut olayımız açısından, sanık tarafından oluşturulan sahte facebook profilinde, katılanın facebook profilinden elde edilen resimlerin yayınlanması eyleminin suç olarak kabul edilmesi halinde, eylemin kişisel verilerin kaydedilmesi suçunu değil, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunu oluşturabileceği, bahse konu resimlerin dosya kapsamında bulunmadığı,

ancak;
Sanığın kovuşturma aşamasında verdiği ifadesinde “Davaya konu fotoğrafları ben facebook isimli sosyal paylaşım sitesinden aldım. Ben bu sitede kendisi ile arkadaştım. Zaten bu fotoğrafları herkese açıktı, müştekinin benim elimde herhangi bir fotoğrafı yoktur.” şeklindeki savunması, katılanın kovuşturma aşamasında verdiği ifadesinde “benim fotoğraflarım arkadaşım olmayanlara engelliydi. Sadece bir tane profil fotoğrafım herkese açıktı. Sanık büyük ihtimalle o fotoğrafımı almış olabilir.” şeklindeki beyanı dikkate alındığında, bahse konu fotoğrafın, katılanın herkese açık profilinden elde edildiği, bu fotoğraflara kolaylıkla ulaşılabildiği, fotoğrafın özel hayata ilişkin olduğuna dair bir iddiada da bulunulmadığı dikkate alındığında, özel hayata ilişkin olmayan, herkese açık facebook profilinden kolaylıkla elde edilen fotoğrafların, ilgilinin isim ve soyismi kullanılmadan, sadece başka bir facebook profilinde yayınlanması eyleminin suç olarak kabul edilemeyeceği, bu eylemlerin yalnızca özel hukuk yaptırımlarına konu olabileceği göz önüne alındığında mahkemece sanık hakkında beraat kararı verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiş olup,


Yapılan yargılama sonunda yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması, gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, mahalli Cumhuriyet savcısının, atılı suçun unsurlarının oluştuğuna ve mahkumiyet istemine ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, beraate ilişkin hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA, 30.03.2016 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi



MUHALEFET ŞERHİ

Sanığın, "ukalacocuk" adıyla oluşturduğu facebook hesabından müştekinin facebook hesabına arkadaşlık teklifi gönderdiği, müştekinin arkadaşlık teklifini reddetmesi ve sanığı engellemesi üzerine, sanığın bu defa "Birol güven" adlı facebook hesabı oluşturduğu ve bu hesaba müştekinin facebook hesabındaki fotoğrafı alarak fotoğraf kısmına koyduğu, bunu arkadaşlarının haber vermesi üzerine, müştekinin facebook üzerinden yazdığı mesaj ile sanıktan fotoğrafı kaldırmasını istediği, dosya arasında bulunan facebook yazışma çıktılarından anlaşıldığı kadarıyla, müştekinin ısrarla fotoğrafını kaldırmasını ve kendisini rahat bırakmasını talep etmesine rağmen, sanığın fotoğrafı kaldırmayı reddedip, müştekiyi rahatsız etmeyi de sürdürdüğü anlaşılmaktadır.

Yerel mahkemece ve Dairemizce, sanığın, müştekinin fotoğrafını facebook hesabından yayınladığı kabul edilmektedir.
Yerel mahkeme "fotoğrafın kullanıldığı yerin ortak alan olduğunu, buradan alınmasının hukuka aykırı olmadığını, aynı zamanda kişisel verinin mahremiyetine ilişkin bilgi olduğunu, bu bilgilerin herkesin kolaylıkla elde edebileceği bir konumda bırakılması artık bu veriyi mahrem olmaktan çıkarır herkes için ulaşılabilir hale getirir." demektedir. Bu nedenle suçun oluşmadığına karar vermiştir.
Dairemiz çoğunluğu da; "bahse konu fotoğrafın, katılanın herkese açık profilinden elde edildiği, bu fotoğraflara kolaylıkla ulaşılabildiği, fotoğrafın özel hayata ilişkin olduğuna dair bir iddia da bulunmadığı dikkate alındığında, özel hayata ilişkin olmayan, herkese açık facebook profilinden kolaylıkla elde edilen fotoğrafların, ilgilinin isim ve soyismi kullanılmadan, sadece başka bir facebook profilinde yayınlaması eyleminin suç olarak kabul edilmeyeceği" gerekçesi ile beraat kararının onanmasına karar vermiştir.
Halbuki Dairemizin 15.02.2012 tarihli ilamı ve aynı olaya ilişkin Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2012/12-1510 Esas, 2014/331 karar nolu 17/06/2014 tarihli kararı ile vesikalık fotoğrafın internette yayınlanması TCK'nın 136/1. maddesine uyan kişisel verilerin yayılması suçu olarak kabul edilmiştir.

Fotoğrafın kişisel veri olduğunda tereddüt bulunmamaktadır. Çünkü fotoğraf kişi hakkında bir sayfada yapılacak anlatımı ve tarifi tek bir karede ifade edebilme özelliğine sahiptir. Kişisel Verilerin Korunması Kanun Tasarısının 3/1-d maddesinde "Kişisel veri; kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi, ifade eder." şeklinde tanımlanmaktadır. Uluslararası sözleşmelerde ve doktrinde de bu şekilde tanımlanmaktadır.

Kişisel verilerin yayılması suçunda, kişisel verinin nasıl elde edildiği değil, hukuka aykırı olarak yayılması önemlidir. Somut olayda, sanığın haklı ve hukuka uygun olarak müştekinin fotoğrafını yayınlaması söz konusu değildir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, sanığın TCK'nın 136/1. maddesi gereğince kişisel verileri yayma suçundan cezalandırılması gerektiğini düşündüğümden, çoğunluğun, yerel mahkemenin beraat kararının onanmasına ilişkin kararına katılmıyorum.




T.C
YARGITAY
CEZA GENEL KURULU
ESAS NO.2012/12-1510
KARAR NO.2014/331
KARAR TARİHİ.17/06/2014

KARARIN TAM METNİ.
viewtopic.php?f=194&t=45321




T.C.
YARGITAY
12. CEZA DAİRESİ
ESAS NO. 2015/13248
KARAR NO. 2017/3108
KARAR TARİHİ. 12.4.2017


BAŞKASINA AİT FACEBOOK PROFİLİNDEKİ KİŞİSEL VERİ NİTELİĞİNDEKİ RESMİ KULLANARAK YENİ BİR FACEBOOK HESABI AÇAN KİŞİ HAKKINDA," VERİLERİ HUKUKA AYKIRI OLARAK VERME VEYA ELE GEÇİRME" SUÇUNDAN MAHKUMİYET KARARI VERİLMESİ GEREKTİĞİ.


Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan sanığın mahkumiyetine dair hüküm, sanık tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : Oluşa ve dosya kapsamına göre; sanık ... ile katılan mağdur ...'ın bir müddet aynı kargo firmasına ait iş yerinde birlikte çalışmalarından dolayı birbirlerini tanıdıkları, sanığın iş yerinden ayrıldığı dönemde, profil resmi olarak sanığın resminin kullanıldığı ... adlı facebook hesabından, mağdurun facebook hesabına, “Selam Sultan Hanım, nasılsınız?” ve “İnsan bu kadar güzel olunca cevap vermiyor, haklısın da.” şeklinde 16.09.2013 tarihli iki mesaj gönderilmesini müteakip, mağdurun, iş yeri sahibi olan tanık Beşir'den sanığı telefonla arayıp, olayla ilgisinin bulunup bulunmadığını öğrenmesini istediği, mağdurun talebi doğrultusunda, 17.09.2013 günü saat 10.00 sularında, sanığı telefonla arayan tanık Beşir'in konuyu sanığa ilettiği ve sanığın ... adlı facebook hesabı ile bir ilgisinin bulunmadığını ifade ettiği; ancak, bu telefon görüşmesinden yaklaşık 2 saat sonra, ... adlı facebook hesabındaki sanığa ait profil resminin kaldırılıp, profile manzara resmi konulduğu ve aynı gün saat 13.00 sularında, mağdurun iş yerine giderek, onunla tartışan sanığın, ... adlı facebook hesabının sahibi olmadığını ve facebook adlı sosyal paylaşım sitesinde başkalarına ait resimlerle rahatlıkla sahte hesaplar açılabileceğini mağdura ispatlama saikiyle ve onun rızası olmaksızın mağdurun facebook profilindeki resmini kullanarak “Nesrin Hülya E.” adıyla yeni bir facebook hesabı açtığı olayda,

Mağdurun kişisel veri niteliğindeki resmini, hukuka uygunluk nedenlerinin bulunmaması sebebiyle hukuka aykırı olduğunda tereddüt bulunmayan bir yöntemle “Nesrin Hülya E.” adlı facebook hesabı üzerinden başkalarının görgüsüne sunan sanık hakkında, genel kastla işlenen verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan dolayı mahkumiyet kararı verilmesine dair yerel mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.

Bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın savunma hakkının kısıtlandığına, sübuta, delillerin takdirinde yanılgıya düşüldüğüne dair sair temyiz itirazlarının reddine,

ancak;
1- ) TCK'nın 136/1. maddesinde seçenek olarak adli para cezasına yer verilmediği ve sanığa hapis cezası hükmedildiği halde, temel ceza tayin edilirken, “takdiren takdiren para cezasının” ibarelerine de yer verilmesi,

2- ) Sanığa verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan dolayı TCK'nın 136/1. maddesi gereğince 1 yıl hapis cezası belirlendikten sonra, “Sanığın üzerine atılı hakaret suçunu alenen işlediği anlaşılmakla TCK'nın 125/4 maddesi uyarınca cezası 1/6 oranında artırılarak sanığın 10 Ay Hapis Cezası ile Cezalandırılmasına,” biçiminde, somut olayla ilgisi ve uygulama alanı bulunmayan TCK'nın 125/4. maddesinin tatbik edilmesi ve artırımdan söz edildiği halde hükmedilen temel cezada indirim yapılıp netice cezanın 10 ay hapis cezası olarak tayin edilmesi suretiyle hükmün karıştırılması,

3- ) TCK'nın 51/3. maddesi uyarınca, cezası ertelenen sanık hakkında, bir yıldan az, üç yıldan fazla olmamak üzere ve mahkum olunan ceza süresinden az olmayacak şekilde denetim süresi belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi ve TCK'nın 51/7. maddesi gereğince sanığın denetim süresi içerisinde kasten suç işlemesi durumunda ertelenen hapis cezasının kısmen veya tamamen infaz edileceğinin, aynı Kanun'un 51/8. maddesi gereğince denetim süresini iyi halli olarak geçirmesi durumunda cezasının infaz edilmiş sayılacağının kararda belirtilmemesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı olup, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerle 5320 Sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 12.04.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.




T.C.
YARGITAY
8. CEZA DAİRESİ
ESAS NO. 2016/12067
KARAR NO. 2017/6651
KARAR TARİHİ. 7.6.2017

>BANKA İSİMLERİ İLE SAHTE İNTERNET SİTE SAYFASI AÇIP, SAHTE E-MAİL OLUŞTURUP MÜŞTERİLERE GÖNDEREREK, MÜŞTERİLERİN ŞİFRELERİNİ KİŞİSEL BİLGİLERİNİ ELE GEÇİRİP DEPOLAMAK-DAVA ZAMAN AŞIMI NEDENİ İLE DÜŞME

5237/m.66/1-e,136,244/2


ÖZET : Sanıkların Akbank ile Finansbank AŞ. adlarına sahte internet siteleri oluşturup sahte site sayfası açarak katılan bankaların müşterilerine sahte e-mailler gönderilerek sahte oluşturulan internet sayfaları ile ilgili yanıltıcı bilgiler verilerek güncelleme VS adı altında kişisel bilgilerini ve şifrelerini girmelerini istedikleri, bilgisayar çıktısında liste halinde belirlenen birçok bankaların müşterisinin bu sahte e-maillere inanarak verilen kişisel bilgileri ve banka şifrelerini dosyası tefrik olunan suça sürüklenen çocuğun e- mail hesaplarında depolamaktan ibaret eylemlerinin TCK.nun 244/2 ve 136.maddeleri kapsamındaki suçları oluşturduğu ,sanıklara yüklenen suçların yasa maddelerinde öngörülen cezalarının türü ve üst sınırları itibariyle tabi oldukları 5237 Sayılı TCK.nun 66/1-e maddesinde belirlenen 8 yıllık dava zaman aşımının, zaman aşımını kesen son işlem olan sanıkların savunmalarının alındığı tarihler olan 17.09.2008 ve 27.05.2009 tarihlerinden temyiz inceleme tarihine kadar gerçekleştiği anlaşılmış olup, sanıklar hakkında açılan kamu davalarının gerçekleşen dava zaman aşımı sebebiyle düşürülmesine karar verilmiştir.

DAVA : Gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Katılanlar Akbank ile Finansbank adlarına vekillerinin temyiz istemlerinin bankalarına ait bilişim sistemlerine girip sahte internet siteleri oluşturmak ve bu suretle müşteri bilgilerini elde ederek kayıt etmek suçlarına yönelik olduğu anlaşılmakla,inceleme bu suçlarla sınırlı olarak yapılmıştır.

SONUÇ : Sanıkların Akbank ile Finansbank AŞ. adlarına sahte internet siteleri oluşturup sahte site sayfası açarak katılan bankaların müşterilerine sahte e-mailler gönderilerek sahte oluşturulan internet sayfaları ile ilgili yanıltıcı bilgiler verilerek güncelleme VS adı altında kişisel bilgilerini ve şifrelerini girmelerini istedikleri, bilgisayar çıktısında liste halinde belirlenen birçok bankaların müşterisinin bu sahte e-maillere inanarak verilen kişisel bilgileri ve banka şifrelerini dosyası tefrik olunan suça sürüklenen çocuğun e- mail hesaplarında depolamaktan ibaret eylemlerinin TCK.nun 244/2 ve 136.maddeleri kapsamındaki suçları oluşturduğu ,sanıklara yüklenen suçların yasa maddelerinde öngörülen cezalarının türü ve üst sınırları itibariyle tabi oldukları 5237 Sayılı TCK.nun 66/1-e maddesinde belirlenen 8 yıllık dava zamanaşımının, zamanaşımını kesen son işlem olan sanıkların savunmalarının alındığı tarihler olan 17.09.2008 ve 27.05.2009 tarihlerinden temyiz inceleme tarihine kadar gerçekleştiği anlaşılmış ve katılanlar vekillerinin temyiz itirazları bu sebeple yerinde görülmekle sair yönleri incelenmeyen hükümlerin 5320 Sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususta anılan Kanun'un 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak karar verilmesi mümkün olduğundan sanıklar hakkında açılan kamu davalarının gerçekleşen dava zamanaşımı sebebiyle 5237 Sayılı TCK.nun 66/1-e ve CMK.nun 223/8. maddeleri gözetilerek DÜŞÜRÜLMESİNE, 07.06.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.




T.C
YARGITAY
12. CEZA DAİRESİ
ESAS NO:2015/4006
KARAR NO:2015/18748
KARAR TARİHİ:02.12.2015



Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, mahalli Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Mahalli Cumhuriyet savcısının sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Belirli veya belirlenebilir bir kişiye ait her türlü bilginin, başkasına verilmesi, yayılması ya da ele geçirilmesi, TCK’nın 136/1. maddesinde “Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” başlığı altında suç olarak tanımlanmış olup, eylemin; kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak ya da belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle gerçekleşmesi hali, aynı Kanun’un 137. maddesinde cezada artırım nedeni olarak öngörülmüştür.

Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun maddi konusunu oluşturan “kişisel veri” kavramından, kişinin, yetkisiz üçüncü kişilerin bilgisine sunmadığı, istediğinde başka kişilere açıklayarak ancak sınırlı bir çevre ile paylaştığı nüfus bilgileri (T.C. kimlik numarası, adı, soyadı, doğum yeri ve tarihi, anne ve baba adı gibi), adli sicil kaydı, yerleşim yeri, eğitim durumu, mesleği, banka hesap bilgileri, telefon numarası, elektronik posta adresi, kan grubu, medeni hali, parmak izi, DNA’sı, saç, tükürük, tırnak gibi biyolojik örnekleri, cinsel ve ahlaki eğilimi, sağlık bilgileri, etnik kökeni, siyasi, felsefi ve dini görüşü, sendikal bağlantıları gibi kişinin kimliğini belirleyen veya belirlenebilir kılan, kişiyi toplumda yer alan diğer bireylerden ayıran ve onun niteliklerini ortaya koymaya elverişli, gerçek kişiye ait her türlü bilginin anlaşılması gerekir.

Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.06.2014 tarihli, 2012/12-1510 esas, 2014/331 sayılı kararında da vurgulandığı üzere; TCK’nın 135 ve 136. maddelerindeki kişisel verilerin korunmasına ilişkin düzenlemelerde sadece sır niteliğinde kişisel verilerin korunacağına ilişkin bir hükmün bulunmaması ve aksine 135. maddenin gerekçesinde gerçek kişiyle ilgili her türlü bilginin kişisel veri olarak kabul edilmesi gerektiğinin belirtilmesi karşısında, her türlü kişisel verinin hukuka aykırı olarak başkasına verilmesi, yayılması ve ele geçirilmesi fiilleri TCK’nın 136. maddesindeki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunu oluşturur. Bu nedenle herkes tarafından bilinen ve/veya kolaylıkla ulaşılması ve bilinmesi mümkün olan kişisel bilgiler de, yasal anlamda “kişisel veri” olarak kabul edilmektedir.

Ancak, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun uygulama alanının amaçlanandan fazla genişletilerek, uygulamada belirsizlik ve hemen her eylemin suç oluşturması gibi olumsuz sonuçların doğmaması için, somut olayın özellikleri dikkate alınarak titizlikle değerlendirme yapılması, olayda herhangi bir hukuk dalı tarafından kabul edilebilecek bir hukuka uygunluk nedeni veya bu kapsamda nazara alınabilecek bir hususun bulunup bulunmadığının saptanması ve sanığın eylemiyle hukuka aykırı hareket ettiğini bildiği ya da bilebilecek durumda olduğunun da ayrıca tespit edilmesi gerekir.

Bu açıklamalar ışığında incelenen dosya kapsamına ve ikrarı içeren savunmaya göre; sanık S.’ın, mağdur A. ile resmi nikahlı eşi olan tanık D.’nin birbirlerine gönderdikleri mesajları ve elektronik iletileri okuyup, her ikisi arasındaki duygusal yakınlaşmayı ve arkadaşlık ilişkisini öğrenmesi üzerine, mağdura tepki olarak, onun bilgisi ve rızası dışında, mağdurun adını ve soyadını taşıyan sahte facebook hesabı açıp, mağdurun günlük kıyafetleriyle poz vermiş şekilde çektirdiği bir resmini, bu hesapta yayımlaması şeklinde sübut bulan eyleminde, ad, soyad ve resim gibi mağdura ait kişisel verileri, hukuka uygunluk nedenlerinin bulunmaması nedeniyle hukuka aykırı olduğunda tereddüt bulunmayan bir yöntemle başkalarının görgüsüne sunmasından dolayı üzerine atılı TCK’nın 136/1. maddesinde tanımlanan verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun yasal unsurlarının oluştuğu gözetilmeden, internet ortamından temin edilip sahte facebook hesabına eklenen mağdura ait fotoğrafa herkesin kolaylıkla ulaşmasının mümkün olduğundan bahisle, yasal ve yeterli olmayan gerekçelere dayalı olarak sanık hakkında CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince beraat hükmü kurulması, kanuna aykırı,

Bozma nedenine göre de:
02.07.2012 tarihinde kabul edilip, 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un Geçici 1. maddesinin, “31/12/2011 tarihine kadar, basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup; temel şekli itibarıyla adlî para cezasını ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı; a) Soruşturma evresinde, 04/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesindeki şartlar aranmaksızın kamu davasının açılmasının ertelenmesine, b) Kovuşturma evresinde, kovuşturmanın ertelenmesine, c) Kesinleşmiş olan mahkûmiyet hükmünün infazının ertelenmesine, karar verilir.” hükmüne göre, TCK’nın 7/2. maddesi de gözetilerek, sanığın hukuki durumunun yeniden tayin ve takdirinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş olup, mahalli Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenlerle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 02.12.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


T.C.
YARGITAY
CEZA GENEL KURULU
ESAS NO: 2017/829
KARAR NO: 2017/363
KARAR TARİHİ: 04.07.2017


>VERİLERİ HUKUKA AYKIRI YAYMA--ADSL HATTI KULLANILARAK SUÇUN İŞLENDİĞİNİN BİLİRKİŞİ RAPORLARI İLE SABİT OLMASI KARŞISINDA EVİNE GELEN KATILAN TARAFINDAN KENDİSİNE KOMPLO KURULDUĞUNA DAİR SAVUNMASINA İTİBAR EDİLMEMESİ GEREKTİĞİ



ÖZET: Sanığın adına ve Antalya’da bulunan adresine kayıtlı ADSL hattı üzerinden 12.04.2007 tarihinde “88.226.178.19” IP numarası ile “www.temizhava.com” isimli arkadaşlık sitesine “canans” rumuzu kullanılarak oluşturulan profilde, katılanın rızası dışında telefon numarası ile gezip eğlenmeyi seven erkeklerle tanışmak istediği bilgisine yer verildiği, siteye giren kişilerce katılanın telefonuna çeşitli mesajlar gönderildiği olayda; katılanın, suçun Antalya ilinde işlenmesinden bir gün sonra Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığı’na bizzat şikâyette bulunarak sanığın kızı ile aralarında bulunan husumetten dolayı eylemi sanığın gerçekleştirdiğine dair beyanı; katılana ait telefon numarasının verildiği arkadaşlık sitesindeki üyelik işleminin sanığın adına kayıtlı ADSL hattını kullanan bilgisayar üzerinden gerçekleştirildiğine ilişkin bilirkişi raporu ile Yeni Medya Elektronik Yayıncılık ve Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi yazıları karşısında; sanığın, eylemin evlerine gelen katılan tarafından gerçekleştirildiği ve kendisine komplo kurulduğuna dair savunmalarının suçtan kurtulmaya yönelik olduğunun kabulü ile itibar edilemeyeceği cihetle, üzerine atılı verileri hukuka aykırı yayma suçunu işlediği kabul edilmelidir. Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün sanığın atılı suçtan mahkûmiyeti yerine beraatine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.


Verileri hukuka aykırı olarak yayma suçundan sanık …’nun beraatine ilişkin, Beykoz 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 21.04.2011 gün ve 347-380 sayılı hükmün, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Ceza Dairesince 18.11.2013 gün ve 33362-25776 sayı ile;

“…Dosya kapsamına göre; katılanın, 12.04.2007 tarihinde, bilgisi ve rızası dışında, adına bir arkadaşlık sitesinde üyelik işlemleri yapılarak profil oluşturulan sitede, kişisel bilgilerine yer verilip, oluşturulan profile cep telefonu numarasının yazıldığı ve bu profil üzerinden tanımadığı kişilerin kendisini telefonundan arayarak arkadaşlık isteğinde bulundukları iddiasını içeren şikayet dilekçesi üzerine başlatılan adli soruşturma kapsamında, arkadaşlık sitesinin sahibi olan şirketten gelen yazı içeriğine göre, katılanın kişisel bilgilerinin yer aldığı profilin 12.04.2007 tarihinde oluşturulup siteye üye yapıldığı, bu işlemin ise ‘88.226.178.19’ IP numaralı bilgisayar üzerinden gerçekleştirildiğinin bildirildiği, konuyla ilgili olarak, Türk Telekomünikasyon A.Ş.’den gelen yazıda ise, bildirilen IP numaralı bilgisayarın, sanığa ait ‘0242 349….’ telefon numaralı ADSL hattı üzerinden internet erişiminin gerçekleştirildiğinin bildirildiği, yargılama aşamasında aldırılan bilirkişi raporunun da bu yönde olduğu ve dosya kapsamına göre, taraflar arasında önceye dayalı husumet de bulunduğu halde, delillerin takdirinde hataya düşülerek, sanığın atılı suçtan mahkumiyeti yerine yazılı şekilde beraatine karar verilmesi…” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel mahkemece ise 06.03.2014 gün ve 681-101 sayı ile;


“Tüm dosya içeriği, bilirkişi raporu ve Yargıtay bozma ilamına karşı alınan beyanlar birlikte değerlendirildiğinde; katılan … Öztürk’e ait cep telefon numarasının ‘www.temizhava.com’ isimli internet sitesinde ‘canans’ rumuzlu bir kişiye aitmiş gibi yayınlandığı, bu işlemin sanık …’na ait 0242 349…. numaralı ev telefonuna bağlı ADSL hattı ile 88.226.178.19 IP nolu bilgisayar üzerinden gerçekleştirildiği, sanığın savunmasında bilgisayar kullanmayı bilmediğini ileri sürdüğü, tanık olarak beyanı alınan sanığın kızı …’nun da sanığın beyanını destekler mahiyette ifade verdiği, babasının aldığı bilgisayarı ağırlıklı olarak kendisinin kullandığını, diğer çocuklarının da kullandığını ifade ettiği, esasen tanık …’nun katılanın iddiasına göre katılanın eşi ile fiilen birlikte yaşayan kişi olduğu ve katılan ile husumetli olan kişinin, tanık … olduğu, katılan ile …’nun birçok davada karşı karşıya geldikleri, nitekim katılanın ifadesinden de anlaşılacağı üzere …’na attığı mesaj nedeniyle başka davada da karşı karşıya geldikleri, …’nun babası olan sanığa ait bilgisayarı ağırlıklı olarak kendisinin kullandığı ve babasının bilgisayar kullanmasını bilmediği yönündeki beyanı göz önüne alındığında, iddianamede zikredilen eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiği hususunda mahkememizde kuşku uyandığı, kuşkunun sanık lehine yorumlanması gerektiği kanısına varılarak sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği…” gerekçesi ile ilk hükümde direnilmesine karar verilmiştir.

Direnme hükmünün de katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 20.12.2014 gün ve 177027 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 gün ve 842-804 sayı ile; 6763 sayılı Kanunun 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanuna eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 24.05.2017 gün ve 63-4266 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.


TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI


Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı verileri hukuka aykırı olarak yayma suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.


İncelenen dosya kapsamından;

Sanığın adına ve Antalya’da bulunan adresine kayıtlı ADSL hattı üzerinden 12.04.2007 tarihinde “88.226.178.19” IP numarası ile “www.temizhava.com” isimli arkadaşlık sitesinde “canans” rumuzu kullanılarak oluşturulan profilde, katılanın telefon numarası ile gezip eğlenmeyi seven erkeklerle tanışmak istediği bilgisine yer verildiği, siteye giren kişilerce katılanın telefonuna çeşitli mesajlar gönderildiği,

Yeni Medya Elektronik Yayıncılığın 23.07.2008 tarihli yazısına göre; katılan adına oluşturulan profile 88.226.178.19 nolu IP ile giriş yapıldığı,

Türk Telekominikasyon Anonim Şirketinin 05.11.2008 tarihli yazısına göre; 88.226.178.19 nolu IP’nin, sanığın adına ve Antalya’da bulunan ikamet adresine kayıtlı ADSL hattı üzerinden kullanıldığı,
Bilgisayar mühendisi bilirkişi tarafından düzenlenen rapora göre; suça konu üyelik işleminin, sanığın ikamet ettiği adreste sanık adına kayıtlı ADSL hattını kullanan bilgisayar üzerinden gerçekleştirildiği, Anlaşılmaktadır.

Katılan … 13.04.2007 tarihinde Beykoz Cumhuriyet savcılığında; üzerine kayıtlı cep telefonu numarasının kimliği belirsiz kişi veya kişiler tarafından “www.temizhava.com” sitesine “canans” rumuzu ile aktarılmış olduğunu, siteden telefonunu bulan kişilerce rahatsız edildiğini, telefon numarasını siteye aktaran kişi ya da kişilerden şikâyetçi olduğunu,

Mahkemede; eşi Yaşar Nuri Öztürk’ün, tanık … ile 2006 yılından beri gayri resmi birliktelik yaşadığını, Şahane Sultan’ın babası olan sanık …’in Halkın Yükselişi Partisinde bir dönem MYK üyeliği yaptığını ve bu partiden Adana birinci sıra milletvekili adayı olduğunu, eşinin Şahane Sultan ile ilişkisini sürdürerek 2009 yılında da aleyhine boşanma davası açtığını,
Katılan vekili 30.05.2011 tarihli dilekçesinde; katılanın hiçbir şekilde sanığın evinde kalmadığını,

Tanık …; babası olan sanık …’nun bilgisayar kullanmayı bilmediğini, sanığın bilgisayarı çocuklarının kullanması için aldığını, ağırlıklı olarak da kendisinin kullandığını, bilgisayarı parti çalışmaları için gittiği yerlere de götürdüğünü, katılanın da parti genel başkanının hanımı olduğu için bu siyasi çalışmalara iştirak ettiğini, katılan ile aralarında çıkan siyasi gerginliğe katılanın eşi olan genel başkanın son verdiğini, parti çalışmalarının Antalya’da olduğu dönemlerde katılanın kendilerinde kaldığını, katılanın partinin internet ve tüm bilişim işlerinden sorumlu kurucu üyesi olması nedeni ile bilgisayar ortamında parti internet sitesine veri aktarıp aldığını, kendilerinde kaldığı günlerde bu bilgisayarı ve IP adreslerini kullanarak internete bağlandığını, modemin kablosuz ağ bağlantısı olması ve sonraki süreçte katılan ile aralarındaki gerginliğin devam etmesi de dikkate alındığında katılanın 500 metre gibi bir alandan ADSL hatlarına bağlanarak kendi IP adreslerini kullanıp kendi lehine delil yarattığını düşündüklerini, eğer bu işi kendisi veya babası yapmış olsa idi, evlerinden değil de internet cafeden yapacaklarını, katılanın komplo kurduğunu,
İfade etmişlerdir.

Sanık … kollukta; IP numarası tespit edilen diz üstü bilgisayarı 3-4 sene önce Halkın Yükselişi Partisi Başkanı Yaşar Nuri Öztürk’ün meclis danışmanı ve MYK üyesi olan kızı Şahane Sultan’a hediye ettiğini, kızının bu bilgisayarı çoğunlukla parti çalışmalarında kullandığını, kendisinin hiç kullanmadığını,

Mahkemede; katılan ile aralarında bir kısmı ceza bir kısmı da tazminat olmak üzere davalar olduğunu, bilgisayarı evdeki diğer bireylerin kullandığını, kendisinin ise kullanmayı bilmediğini, evindeki internet bağlantısının kablosuz olduğunu dolayısıyla evine 300 metre mesafede bulunan birinin bu hatta girerek kullanabileceğini, kocası ile evlerine gelen katılan tarafından dahi bu işin yapılmış olabileceğini,

14.02.2014 havale tarihli dilekçesinde; kızı Şahane ile Yaşar Nuri arasında ilişki olduğunu düşündüğü için katılanın kendisine iftira attığını, Savunmuştur.

TCK’nun “Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” başlıklı 136. maddesi; “(1) Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiş, suç tarihinden sonra 06.03.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanun ile suçun cezasının alt sınırı “iki yıla” çıkartılmıştır.

TCK’nun 136. maddesinde korunan hukuki değer genel olarak kişilerin özel hayatı ve hayatın gizli alanı, özelde ise kişisel verilerdir. Bu düzenlemeler ile tüm kişisel veriler koruma altına alındığından kişisel verilerin mutlaka gizli olması zorunlu değildir. Gizli olmayan ve herkes tarafından bilinen kişisel veriler de hukuka aykırı eylemlere karşı korunmalıdır. Zira kişisel verilerin korunmasına ilişkin suçlarda korunan hukuki değer “sır” olmayıp, verinin ilgilisi olan kişinin kişilik haklarıdır.(Murat Volkan Dülger, Bilişim Suçları ve İnternet İletişim Hukuku, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2014, 4. bası, s.579, 588-593)

TCK’nun 136. maddesindeki “verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” suçu, seçimlik hareketli bir suç olarak düzenlenmiştir. Hukuka aykırı olarak kişisel verilerin başkasına verilmesi, kişisel verilerin yayılması ve kişisel verilerin ele geçirilmesi şeklindeki seçimlik hareketlerin birinin gerçekleştirilmesiyle suç işlenmiş olacaktır.

“Kişisel verileri bir başkasına verme” seçimlik hareketinde, maddede geçen “başkası” gerçek bir kişi olabileceği gibi tüzel kişi de olabilecek, veriler bu kişilere elden, posta ya da internet üzerinden elektronik posta ile vb. şekillerde verilebilecektir. Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğünde “vermek”; “üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek, düşünce veya bilgi anlatan şeyleri başkalarına iletmek, bildirmek” şeklinde açıklanmıştır. Bu seçimlik harekette verilerin hukuka uygun ya da aykırı yöntemle elde edilmiş olmasının önemi bulunmamakta olup, önemli olan husus verme eyleminin hukuka aykırı olmasıdır.

“Kişisel verileri yayma” seçimlik hareketi de çeşitli şekillerde gerçekleştirilebilecektir. İnternet üzerindeki bir web sitesinde kişisel verileri yayınlamak, birçok kişiye elektronik posta ile ya da telefondan kısa mesajla göndermek, yazılı ya da görsel medyada yayınlamak gibi… Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğünde “yaymak”; “birçok kimseye duyurmak, çevreye dağılmasına sebep olmak” olarak açıklanmıştır.

[b]“Kişisel verilerin ele geçirilmesi”[/b] seçimlik hareketi ise; kişisel verilerin kayıtlı olduğu belgelerin alınması ya da kayıtlı olduğu bilişim sisteminden ele geçirilmesi vb… şekillerde gerçekleştirilebilecektir. Ele geçirme fiili, başkasının hakimiyeti altında bulunan bir kişisel verinin, failin hakimiyeti altına girmesi ile gerçekleşmiş olacaktır.
Bu suçta herhangi bir neticenin gerçekleşmesi aranmadığından maddede sayılan seçimlik hareketlerin yapılmasıyla suç oluşacaktır. Bu açıdan TCK’nun 136. maddesindeki “verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” soyut tehlike suçudur.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Sanığın adına ve Antalya’da bulunan adresine kayıtlı ADSL hattı üzerinden 12.04.2007 tarihinde “88.226.178.19” IP numarası ile “www.temizhava.com” isimli arkadaşlık sitesine “canans” rumuzu kullanılarak oluşturulan profilde, katılanın rızası dışında telefon numarası ile gezip eğlenmeyi seven erkeklerle tanışmak istediği bilgisine yer verildiği, siteye giren kişilerce katılanın telefonuna çeşitli mesajlar gönderildiği olayda;

Katılanın, suçun Antalya ilinde işlenmesinden bir gün sonra Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığına bizzat şikâyette bulunarak sanığın kızı ile aralarında bulunan husumetten dolayı eylemi sanığın gerçekleştirdiğine dair beyanı; katılana ait telefon numarasının verildiği arkadaşlık sitesindeki üyelik işleminin, sanığın adına kayıtlı ADSL hattını kullanan bilgisayar üzerinden gerçekleştirildiğine ilişkin bilirkişi raporu ile Yeni Medya Elektronik Yayıncılık ve Türk Telekominikasyon Anonim Şirketi yazıları karşısında; sanığın, eylemin evlerine gelen katılan tarafından gerçekleştirildiği ve kendisine komplo kurulduğuna dair savunmalarının suçtan kurtulmaya yönelik olduğunun kabulü ile itibar edilemeyeceği cihetle, üzerine atılı verileri hukuka aykırı yayma suçunu işlediği kabul edilmelidir.
Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün, sanığın atılı suçtan mahkûmiyeti yerine beraatine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.


SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Beykoz 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.03.2014 gün ve 681-101 sayılı direnme hükmünün, sanığın atılı suçtan mahkûmiyeti yerine beraatine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,

2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.07.2017 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.


HAYATTA KÜÇÜMSEME HİÇBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.

WWW.KARARARA.COM

Sonraki


  • POPULER KONULAR

Dön Türk Ceza Kanunu Şerhi