AKIL HASTALIĞI - TCK 32. Md. • kararara.com


Forum ana sayfa HUKUKİ PAYLAŞIM FORUMLARI Kanun Şerhleri Türk Ceza Kanunu Şerhi AKIL HASTALIĞI - TCK 32. Md.

AKIL HASTALIĞI - TCK 32. Md.

5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun madde sıralı, gerekçeli, açıklamalı ve içtihatlı şerhinden oluşan paylaşım forumu...

Mesaj 25 Ara 2012 17:31
admin Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 27544







Madde 32 - (1) Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur.

(2) Birinci fıkrada yazılı derecede olmamakla birlikte işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişiye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmibeş yıl, müebbet hapis cezası yerine yirmi yıl hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek ceza, altıda birden fazla olmamak üzere indirilebilir. Mahkûm olunan ceza, süresi aynı olmak koşuluyla, kısmen veya tamamen, akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri olarak da uygulanabilir.


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

Mesaj 26 Ara 2012 18:26
admin Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 27544



MADDE 32.– Kusur yeteneğini etkileyen bir neden olan akıl hastalı­ğının varlığı durumunda, kişi işlemiş bulunduğu fiilin anlam ve sonuçlarını algılayamamakta veya işlediği fiille ilgili olarak irade yeteneği önemli öl­çüde etkilenmektedir. Kişi bu durumda kusurlu olamayacağından, hakkında cezaya hükmedilemeyecektir. Ancak, fiili hukuka aykırı niteliğe sahip oldu­ğundan, kişi hakkında akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirlerine başvurula­caktır.
Ayrıca işaret etmek gerekir ki, akıl hastalığı kişinin işlediği her fiil açısından algılama veya irade yeteneği üzerinde etkili olmayabilir. Örneğin, kleptomani akıl hastası olan kişinin hafif değerdeki şeylere yönelik olarak işlediği hırsızlık suçu açısından irade yeteneğinin olmadığı söylenebilir. Ancak, bu kişinin kasten adam öldürme suçunu işlemesi durumunda, malûl olduğu akıl hastalığı bu fiille ilgili olarak algılama ya da irade yeteneğini etkilemez.
Kişinin akıl hastası olup olmadığının tespiti ile hastalığının algılama ve irade yeteneği üzerinde ne gibi etkilerinin olabileceğini, davranışlarını ne surette etkilediğini genel olarak belirleme, tıbbî bir konudur. Uzman bilirkişi bu hususu ortaya koyduktan sonra, akıl hastası olan kişinin somut olay açı­sından algılama veya irade yeteneğinin olup olmadığını, akıl hastalığının somut olay açısından kişinin bu yeteneklerini ne ölçüde etkilediğini normatif olarak belirleme görevi, hâkime aittir.
Hükûmet Tasarısında akıl hastalığı durumunda kişinin kusur yeteneği, akıl hastası hakkında uygulanacak tedbirler ve bunların usulü aynı maddede düzenlenerek, farklı konuları ilgilendiren hükümler tek bir madde içinde yer almaktaydı. Sistematik açıdan hatalı olan bu düzenleme değiştirilmiştir. Madde metninde sadece akıl hastalığının kusur yeteneğine etkisi düzenlen­miş; buna karşılık, akıl hastaları hakkında uygulanacak güvenlik tedbirleri­nin ilgili bölümde düzenlenmesi uygun bulunmuştur.


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

admin Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 27544



AÇIKLAMALAR :
Hükûmet Tasarısında akıl hastalığı durumunda kişinin kusur yeteneği, akıl hastası hakkında uygulanacak tedbirler ve bunların usulü aynı maddede düzenlenerek, farklı konuları ilgilendiren hükümler tek bir madde içinde yer almaktaydı. Sistematik açıdan hatalı olan bu düzenleme değiştirilmiştir. Madde metninde sadece akıl hastalığının kusur yeteneğine etkisi düzenlen¬miş; buna karşılık, akıl hastaları hakkında uygulanacak güvenlik tedbirleri¬nin ilgili bölümde düzenlenmesi uygun bulunmuştur.

Yeni Kanunda akıl hastalığı bakımından önemli çok önemli değişiklik bulunmaktadır. Yeni Kanunun sisteminde, ilk olarak akıl hastasının tehlike hali dikkate alınacaktır ve bunlar yüksek güvenlikli hastanelerde barındırılacaklardır. Burada 32. maddenin 2. fıkrasında bir düzenleme bulunmaktadır. Bilimsel verilere göre, bir kişi ya akıl hastasıdır, ya da değildir. Bu sistemde artık tam akıl hastası, kısmi akıl hastası diye bir ayrıma yer verilmemektedir. Dolayısı ile tam ve kısmı akıl hastası ayırımı kaldırılmıştır. Kişi akıl hastası sayılırsa bu kişi hakkında sadece buna ilişkin güvenlik tedbiri uygulanacak ve oradaki rejim uygulanacaktır. Maddenin 2. fıkrasında 1. fıkrada öngörülen derecede olmamakla birlikte işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişiye, maddede öngörüldüğü şekilde indirimli ceza verilecektir. Buradaki düzenleme, yürürlükteki Kanunun kısmi akıl hastalık kavramını muhafaza ettiği şeklinde değerlendirilmemelidir.

Tekrarlayacak olursak, 32. maddede tam akıl hastalığı veya kısmi akıl hastalığı ayrımı terkedilmiştir. Bu sistemde bir insanın akıl hastası olması başka şeydir, akıl hastalığının ceza hukuku sorumluluğu üzerindeki etkisi başka bir olaydır. Şimdi bunları birbirine karıştırmamak gerekmektedir. Kişi suç oluşturan fiili işlediği tarihte akıl hastasıdır, ama hangi akıl hastasıdır, bu noktada akıl hastalarının tam ve kısmi diye bir ayrıma tabi tutulmamaktadır. Ancak psikiyatri biliminin verileri çerçevesinde, bir kişinin fiili işlediği sırada şu veya bu akıl hastası olup olmadığını tespit etmek gerekmektedir. Bu husus bir bilirkişi marifetiyle tespit edilecektir. Bilirkişi bu konuda somut olayla, suçla bağlantılı olmak üzere genel psikiyatri biliminin verileri çerçevesinde önümüze bilgiler sunacaktır. Somut olay açısından mahkemenin yapacağı değerlendirme şu olmalıdır. Bir kusurlulukta iki temel unsur üzerinde durduk. Bunlardan bir tanesi algılama yeteneği yani bir kişinin işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını kavrayabilecek durumda olması; ikincisi ise kişinin işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını kavramakla beraber davranışlarını hukukun gereklerine göre yönlendirebilme yeteneğine sahip olmasıdır. Bazı durumlarda kişi gerçekleştirdiği davranışın hukuki anlam ve sonuçlarını kavramakla beraber davranışlarını hukukun gereklerine göre yönlendirme yeteneğinden yoksun olabilir. Örneğin, bir kleptomani akıl hastası hırsızlık konusu, ufak tefek eşyaya yönelik hırsızlık suçunu işleme açısından içinden gelen önüne geçemeyeceği bir dürtünün etkisiyle suç işlemektedir. Bu kişi gerçekleştirdiği fiilin anlam ve sonuçlarını kavramaktadır. Ama o ufak tefek şeyleri çalmakta, örneğin içtiği çay kaşığını aşırmaktan veyahut da bir marketten çikolata paketini aşırmaktan kendini alıkoyamamaktadır. Bir kişi algılama ve irade yeteneğine sahip olduğu takdirde, yani bu iki unsur bir arada bulunduğu takdirde kusurlu addedilmektedir. 32. maddenin 1. fıkrasında bu genel tespitler çerçevesinde işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiil ile ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilememektedir. Akıl hastalıkları psikozlar ve psikonevrozlar olarak bir ayrıma tabi tutulmaktadır. Özellikle psikonevroz hallerinde kişinin algılama yeteneği üzerinde herhangi bir ekti söz konusu değildir. Örneğin psikopati olayında psikopat olan bir kişi gerçekleştirdiği davranışın hukuki anlam ve sonuçlarını kavrayabilecek durumdadır. Ancak bu kişinin bu psikopati akıl hastalığı dolayısıyla davranışları üzerindeki yönlendirici yeteneği zayıflamaktadır. İşte bu gibi bazı hallerde de kişinin psikiyatri biliminin verileri çerçevesinde algılama yeteneği üzerindeki etkisi tam olarak belirlenemeyebilir. Bu gibi durumlarda algılama yeteneğinin önemli ölçüde etkilenmemiş olmasının kabul edildiği hallerde dahi kişiyi ceza hukuku bakımından sorumlu tutuyoruz. Yani akıl hastalığı ile sağlam kişi arasında tespit noktasından bir gri alan kalmaktadır. Bu gri alanda kişiye akıl hastasıdır diyebileceğimiz durumlar olduğu gibi, yok ya sapasağlam bir adam da diyebileceğimiz noktalar olabilir. Bu gibi durumlarda kişi hakkında ceza sorumluluğu yoluna gidilmektedir.

Eski TCK:da 46. madde de düzenlenmiştir.

Akıl hastalığı failin ceza sorumluğunu yani kusurluluğunu ortadan kaldıran bir durumdur.

Eski TCK:dan farklı olarak tam ve kısmi akıl hastalığı kaldırılmıştır.Yeni duruma göre kişi ya akıl hastasıdır, ya da değildir. Akıl hastası olmamakla birlikte işlediği fiil ile ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış kişi durumunda ise ceza sorumluluğu tamdır ancak cezasında indirim yapılarak hüküm verilecektir.

Ayrıca yeni düzenlemeye göre her akıl hastalığı failin her hareketindeki kusurunu ortadan kaldırmaz.

Örneğin; kleptoman küçük şeyler çaldığında onun kusur yeteneği yoktur, ancak aynı kişi kasten öldürme suçu işlediğinde ise akıl hastalığı tamdır.
Akıl hastalığı konusunda dünya sağlık örgütünün psikolojik hastalıklar ile nörolojik hastalıklar ayrımını kaldırmış olduğu, ruhsal bozukluk teriminin kullanılması gerektiği, oysa akıl hastalıkları ruhsal bozuklukların kişide bıraktığı tortunun yarattığı etkinin cezai sorumluluk açısından kriter olması gerektiği nedeniyle yasanın başlığına eleştiride bulunulmaktadır.

Örneğin; kapalı yerde kalma korkusu olan kişiyi kapattığımız zaman üstüne de kapıyı kilitlediğimizde kişi o kapıyı kıracaktır, hatta bu korku o kadar yoğundur ki kişi kendisini pencereden dahi atabilecektir. O durumda olan fail bu rahatsızlığı nedeni ile fiili işlediği zaman eski TCK, da 47. madde gereğince cezalandırılacak idi şimdi de 31/2 maddesi gereğince cezalandırılıp cezalandırılmayacağı konusunda tereddütler bulunmaktadır.
Oysa şimdi tam ve yarım akıl hastası gibi ayrım olmadığı için artık bu ruhsal bozukluğu somut olayda o kişinin davranışlarını yönlendirme yeteneğini yani kusurluluk üzerine etkisi ile ilgili kriter kullanılacaktır.

Kişinin hangi tür akıl hastası olduğu önemli değildir. Ya da ne kadar akıl hastası olduğu önemli değildir önemli olan o fiili işlerken davranışlarını yönlendirme yeteneğinin azalmış olup olmadığı azalmış ise bu azalmanın önemli derecede olup olmadığıdır.

Bu nedenle örnekteki olayda kişi dışarı çıkmak için kapıyı kırdığında mala zarar verme suçu o fiil yönünden oluşmayacaktır.

1-Eski TCK,da 47. maddeye göre cezalandırılabilen ancak indirim yapılan sanıkların durumu ne olacaktır?

TCK,da artık akıl hastası terimi vardır, bir kişi ya akıl hastasıdır ya da değildir. Ancak kişinin akıl hastası olması demek ceza sorumluluğu olmaz demek değildir.
2-Akıl hastası olan failin ceza sorumluluğu olacak mıdır?

Bu durum somut olaya göre değişebilecektir. Kleptomani örneğinde söylendiği gibi değerlendirme yapılmalıdır.

Ancak bazı akıl hastalıkları failin tüm fiillerinde ceza sorumluluğunu ortadan kaldırılabilir.

3-Fobik bozukluklarda failin bu nedenle önleyemediği duygusuyla yaptığı eylemler de sorumluluğu ne olacaktır?

Eskiden yarım akıl hastası gibi telakki edilen bu durumda şimdi şayet somut olayda o kişi önlemez dürtü ile hareket etti ise o olay için davranışlarını yönlendirme yeteneğini yitirmiştir, bu nedenle sadece o fiil yönünden ceza sorumluluğu hiç olmayabilecektir. Ancak ceza sorumluluğu davranışlarını yönlendirme yeteneğini sadece azaltmış ise indirimli olarak ceza verilebilecektir.

4-Davranışlarını yönlendirme yeteneği sadece azalmış olan (32/2) faile ceza verilmeyip sadece güvenlik tedbiri ile yetinilebilecek midir?
Mahkum olunan ceza,. süresi aynı olmak koşulu ile kısmen ya da tamamen akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri olarak da uygulanabilecektir, buna hakim karar verecektir. Yani ceza süresi yerine aynı süreyi kapsayacak güvenlik tedbiri uygulanabilecektir. 1. fıkradaki halde ise ceza hiçbir surette verilemeyecektir. Burada hakime seçimlik bir yetki tanınmıştır.

5-Davranışlarını yönlendirme yeteneğinin azalıp azalmadığını ya da önemli derecede olup olmadığına kim karar verecektir?

Kişinin akıl hastası olup olmadığına tabi ki tıp bilimi karar verecektir. Ancak kişinin akıl hastası olması demek mutlaka ceza sorumluluğunun kalkması demek olmayacaktır. Kişinin akıl hastası olduğu tıbben tespit edildikten sonra:
Yargılamayı yapan hakim şuna bakacaktır. Failin davranışlarını hukukun gereklerine göre yönlendirme yeteneği zayıflamış mıdır? Ya da zayıflamamış mıdır? İşte bu değerlendirmeye sadece hakim yapacaktır.

6-Failin nöbet şeklindeki rahatsızlıkları kusur yeteneğini etkileyecek midir?

Örneğin sara nöbeti olan kişinin fiili işlediği sırada bu nöbet halinde olduğu tespit edilirse davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli ölçüde azaldığına hükmedilebilecektir. Kişinin sadece sara hastası olması hukuki yönden bir kıymet ifade etmez zira kişinin sara nöbetinde ne zaman olup olmadığının tespit etmek zordur. Önemli olan fiili işlediği sırada bu rahatsızlığının kusur yeteneğine olan etkisidir. Kişinin sara hastası olup olmadığına ve fiil sırasında sara nöbeti geçirmiş olup olamayacağına tıp bilimi karar verdikten sonra bunun kusurluluğa olan etkisi konusunda hakim karar verecektir. Ancak hakim bu konuda tıbbın verilerinden veya bilirkişiliğinden istifade edecektir. Çünkü akıl hastalıklarından bazıları kişinin kusur yeteneğini her olay için ortadan kaldırıcı etki yapabilmektedir.

Şahsi kanaatime göre getirilen bu düzenleme adalet duygusuna daha uygundur. Zira ceza hukukunda kişinin sorumluluğunun mutlaka sadece akıl hastası olmasından veya akıl hastalığının niteliğinden doğmasından bir önemi yoktur.

Önemli olan husus kişinin fiili işlediği andaki kusur yeteneğidir. Bu nedenle kusur yeteneğini yani davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış kişiye hakim ceza verebileceği gibi güvenlik tedbiri de uygulayabilecektir. Önemli derecede azalma olduğu taktirde ise hakimin ceza verme yetkisi yoktur.

2.fıkrada hakime tanınan bu seçimlik yetki ile yönlendirme yeteneğinin derecesindeki azalmanın tayini ile ilgili ortaya çıkabilecek aksaklıkların önüne geçilmek istenmiştir, bu husus doğru bir düzenlemedir.

Kişinin önce akıl hastası olup olmadığı tespit edilecek,
Daha sonra ikinci bir değerlendirme ile olayın hakimi, failin fiilinin hukuki anlam ve sonuçlarını algılamasını yani davranışlarını yönlendirme yeteneğine sahip mi? Değil mi? Buna bakılacaktır.

Örneğin şizofreni kişinin bu yeteneğini tam olarak ortadan kaldırmaktadır. Önemli olan husus kişinin fiili işlediği anda davranışlarını yönlendirme yeteneğinin azalmış olmasıdır. Bu durumda da hakimin seçimlik taktir yetkisi bulunmaktadır.

7-Mukayeseli hukuktan örnek:
Alman ceza kanununda akıl hastalığı ruhi bozukluk olarak telakki edilmiş ve kusur ehliyetsizliği ve azalmış kusur ehliyeti olarak düzenlenmiştir.

Alman ceza kanununun 20.maddesinde:
• Hastalık teşkil eden ruhi bozukluktan
• Esaslı bir şuur bozukluğundan
• Veya akıl zayıflığından
• Başka bir anormal ruhi durumdan dolayı fiilin hukuka aykırılığını anlama ve bu anlayışa göre hareket etme kabiliyetine sahip bulunmayan kimse kusurlu hareket etmiş olmaz.

Alman ceza kanununun 21. maddesinde :

Failin, fiilin hukuka aykırılığını anlama veya bu anlayışa göre hareket etme ehliyeti 20. maddede gösterilen sebeplerle fiilin icrası sırasında önemli derecede azalmış ise ceza hafifletilir hükmü bulunmaktadır.

Görüldüğü gibi Alman hukukunda önemli derecede kusurluluğun azalması kusursuzluk sebebi değil indirim sebebi olarak düzenlenmiştir.
20. maddesinde sayılan hallerde ise kusursuzluk halleri düzenlenmiştir.

Bence Alman ceza hukukundaki düzenleme daha anlaşılabilir ve uygulamaya daha yatkın bir düzenlemedir.

Seminere katılan hocalarımızın bizlere beyan ettikleri gibi TCK.da genel hükümlerin ilk maddelerinde eleştirilebilecek aksaklıkların çok olmasının sebebi sanıyorum meclis komisyonlarındaki ilk başlarda hocalarımıza karşı yeterli güvenin teessüs etmemiş olmasıdır dersek abartma yapmış olmayız.


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

teoman Kullanıcı avatarı
Global Moderatör

Mesajlar: 18288


T.C
YARGITAY
3. CEZA DAİRESİ
ESAS NO. 2014/1023
KARAR NO. 2014/19893
KARAR TARİHİ. 21.5.2014


>CEZA EHLİYETİ-AKIL HASTALIĞI-ADLİ TIP RAPORU-SERBEST BIRAKMA KOŞULLARI


ÖZET: Akıl hastalığı sebebiyle ceza ehliyetin bulunmadığından bahisle hakkında ceza verilmesine yer olmadığına ve bir Akıl Sağlığı Hastanesinde kontrol ve tedavi altına alınmasına karar verilirken, “hakkında güvenlik tedbirine hükmedilmiş olan akıl hastası, yerleştirildiği kurumun sağlık kurulunca düzenlenen raporda toplum açısından tehlikeliliğinin ortadan kalktığının veya önemli ölçüde azaldığının belirlenmesi üzerine mahkemece serbest bırakılmasına” da karar verilmesi gerekir. Verilmemesi, mahallince karara eklenmesi mümkün görüldüğünden bozma nedeni olmadığı.

DAVA: Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak;
Gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Akıl hastalığı sebebiyle ceza ehliyetin bulunmadığından bahisle hakkında 5237 sayılı TCK’nin 32/1. maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına ve 57/1. maddesi gereğince bir Akıl Sağlığı Hastanesinde kontrol ve tedavi altına alınmasına karar verilirken, aynı yasanın 57/2. maddesi gereğince “hakkında güvenlik tedbirine hükmedilmiş olan akıl hastası, yerleştirildiği kurumun sağlık kurulunca düzenlenen raporda toplum açısından tehlikeliliğinin ortadan kalktığının veya önemli ölçüde azaldığının belirlenmesi üzerine mahkemece serbest bırakılmasına” dair kısmın yasal sorumluluk olması nedeniyle mahallince karara eklenmesi mümkün görüldüğünden bozma nedeni yapılmamıştır.

SONUÇ: Yapılan yargılamaya, toplanan ve karar yerinde açıklanan delillere, mahkemenin kovuşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, gösterilen gerekçeye ve uygulamaya göre sanık müdafiinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün istem gibi ONANMASINA, 21.05.2014 gününde oy birliğiyle karar verildi.


HAYATTA KÜÇÜMSEME HİÇBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.

WWW.KARARARA.COM

Özgür_DEMiR Kıdemli (***) Üye

Mesajlar: 2664


teoman yazdı:
T.C
YARGITAY
3. CEZA DAİRESİ
ESAS NO. 2014/1023
KARAR NO. 2014/19893
KARAR TARİHİ. 21.5.2014


>CEZA EHLİYETİ-AKIL HASTALIĞI-ADLİ TIP RAPORU-SERBEST BIRAKMA KOŞULLARI


ÖZET: Akıl hastalığı sebebiyle ceza ehliyetin bulunmadığından bahisle hakkında ceza verilmesine yer olmadığına ve bir Akıl Sağlığı Hastanesinde kontrol ve tedavi altına alınmasına karar verilirken, “hakkında güvenlik tedbirine hükmedilmiş olan akıl hastası, yerleştirildiği kurumun sağlık kurulunca düzenlenen raporda toplum açısından tehlikeliliğinin ortadan kalktığının veya önemli ölçüde azaldığının belirlenmesi üzerine mahkemece serbest bırakılmasına” da karar verilmesi gerekir. Verilmemesi, mahallince karara eklenmesi mümkün görüldüğünden bozma nedeni olmadığı.

DAVA: Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak;
Gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Akıl hastalığı sebebiyle ceza ehliyetin bulunmadığından bahisle hakkında 5237 sayılı TCK’nin 32/1. maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına ve 57/1. maddesi gereğince bir Akıl Sağlığı Hastanesinde kontrol ve tedavi altına alınmasına karar verilirken, aynı yasanın 57/2. maddesi gereğince “hakkında güvenlik tedbirine hükmedilmiş olan akıl hastası, yerleştirildiği kurumun sağlık kurulunca düzenlenen raporda toplum açısından tehlikeliliğinin ortadan kalktığının veya önemli ölçüde azaldığının belirlenmesi üzerine mahkemece serbest bırakılmasına” dair kısmın yasal sorumluluk olması nedeniyle mahallince karara eklenmesi mümkün görüldüğünden bozma nedeni yapılmamıştır.

SONUÇ: Yapılan yargılamaya, toplanan ve karar yerinde açıklanan delillere, mahkemenin kovuşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, gösterilen gerekçeye ve uygulamaya göre sanık müdafiinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün istem gibi ONANMASINA, 21.05.2014 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Karara eklenme nasıl olur? Yeni bir karar vererek mi?



Sonraki


  • POPULER KONULAR

Dön Türk Ceza Kanunu Şerhi