kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

YARGITAY
10. Ceza Dairesi 2007/24007 E.N , 2008/2808 K.N.

İlgili Kavramlar

ZAMAN BAKIMINDAN UYGULAMA
UYUŞTURUCU VEYA UYARICI MADDE İMAL VE TİCARETİ
SUÇ İŞLEMEK AMACIYLA ÖRGÜT KURMA

İçtihat Metni

Romanya'ya uyuşturucu madde ithal etmek suçundan Bükreş Ceza Mahkemesinin 11.03.2003 tarihli ve 257 sayılı kararı ile 14 yıl hapis cezasına hükümlü Mehmet ...'in cezasının Romanya'da infazı aşamasında, bakiye hürriyeti bağlayıcı cezasını Türkiye'de çekme isteği nedeniyle 3002 sayılı Türk Vatandaşları Hakkında Yabancı Ülke Mahkemelerinden ve Yabancılar Hakkında Türk Mahkemelerinden Verilen Ceza Mahkumiyetlerinin İnfazına Dair Kanun'un 4 ve 6. maddeleri kapsamında yapılan başvuru üzerine ANKARA 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 31.05.2005 gün ve 2005/1796 değişik iş sayılı kararı ile hükümlünün 765 sayılı TCK'nın 403/1-6-7, 59/2 ve 3002 sayılı Kanun'un 6. maddeleri uyarınca 14 yıl ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği; kararın infazı aşamasında, 5237 sayılı TCK'nın yürürlüğe girmesi nedeniyle lehe olan kanunun belirlenmesi yönünden C. Savcılığınca yapılan başvuru üzerine aynı Mahkemece 04.10.2006 gün ve 2005/1796 değişik iş sayılı ek kararı ile hükümlünün lehine olduğu gerekçesi ile 5237 sayılı TCK'nın 188/1-4, 62 ve 52. maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis ve 740.-YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, ek karara karşı Yüksek Adalet Bakanlığı'nın Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 13.03.2007 gün ve 13327 sayılı kanun yararına bozma talebi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 03.04.2007 gün ve 2007/54982 sayılı tebliğnamesi ekinde dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya ve ekleri incelendi.

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Kanun yararına bozma talebi ve tebliğnamede, " Dosya kapsamına göre, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 7/2, 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 9/3. maddesindeki "Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir." şeklindeki düzenleme ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.12.2005 tarihli ve 2005/3-162-173 sayılı kararına nazaran, lehe yasanın saptanıp uygulanması, herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmasını, kanıt toplanmasını, takdir hakkının kullanılmasını gerektiriyorsa ya da cezanın kişiselleştirilmesine ilişkin bir hükmün uygulanması olanağı sonraki yasa ile doğmuşsa, hükümde değişiklik yargılamasının duruşmalı yapılmasının zorunlu olduğu gözetilmeden evrak üzerinde karar verilmesinde,

Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 31.05.2005 gün ve 1796 değişik iş sayılı kararı ile hükümlü hakkında, teşekkül oluşturmak suretiyle uyuşturucu maddeleri Romanya'ya ithal etmek suçundan hüküm kurulmuş bulunmasına rağmen, uyarlama kararında suçun teşkil edilmiş bir örgüt tarafından işlenmesi halinde eylemi cezai yaptırıma bağlayan 5237 sayılı Kanun'un 188/5. maddesinin uygulanmamasında,

İsabet görülmemiştir." denilerek, anılan 04.10.2006 tarihli ek kararının bozulması istenmiştir.
3002 sayılı Türk Vatandaşları Hakkında Yabancı Ülke Mahkemelerinden ve Yabancılar Hakkında Türk Mahkemelerinden Verilen Ceza Mahkûmiyetlerinin İnfazına Dair Kanun'un amaç ve kapsamı, 1. maddesine göre, Türk vatandaşları hakkında yabancı mahkemelerden verilen ceza mahkumiyetlerinin Türkiye'de; yabancılar hakkında Türk mahkemelerinden verilen ceza mahkumiyetlerinin de hükümlünün uyruğu bulunduğu devlette yerine getirilmesine dair usul ve esasların düzenlenmesidir.

Aynı Kanun'un 6. maddesinde, "Yabancı mahkeme kararında sübutu kabul edilen suça, Türk kanunlarına göre verilmesi gereken ceza müeyyidesi veya bu suça en yakın ceza müeyyidesi tayin olunur. Bu suretle tayin edilen ceza miktarı yabancı mahkeme kararında tayin edilmiş ceza süresini geçemez. Fiil Türk hukukuna göre daha hafif cezayı gerektirdiği takdirde müeyyide buna göre tayin olunur." hükmü öngörülmektedir.

Bu hüküm uyarınca, yabancı mahkeme ceza ilamına Türkiye'de uygulanacak yaptırımın belirlenmesi konusunda karar vermeye yetkili mahkeme, yabancı mahkeme kararında "sübutu kabul edilen suçla" ve verilen sonuç ceza miktarıyla bağlı olup; sadece bu suça Türk kanunlarına göre verilmesi gereken yaptırımı belirleyecektir. Bu nedenle, ortada bir kovuşturma yargılaması bulunmadığından, herhangi bir araştırma ve inceleme yapılması, kanıt toplanması ya da takdir hakkının kullanılması söz konusu olmayıp, sadece yabancı mahkemenin sabit kabul ettiği suçun Türk kanunlarındaki müeyyidesi belirlenecektir. Dolayısıyla, anılan kanun uyarınca verilen yerine getirme kararları, olağan kovuşturma yargılaması sonucu verilen mahkûmiyet hükümlerinden farklı nitelikte olup, infaz aşamasında verilen ve infaz hukukuna ilişkin bir karar niteliğindedir.

3002 sayılı Kanun'un 6. maddesi uyarınca verilen kararların kesinleşmesinden sonra, yürürlüğe giren bir kanunla, aynı suça ilişkin öngörülen yaptırımın değişmesi durumunda, lehe olan kanunun belirlenmesi yönünden yapılan inceleme sonucu verilecek kararlar da aynı nitelikte olduğundan, kanıt toplanması, uyarlama yönünden herhangi bir inceleme ve araştırma yapılması, takdir hakkının kullanılması ve bu nedenle, hükümlü Türkiye'ye gelmiş olsa dahi duruşma açılması olanaklı değildir. Yabancı mahkeme ilamında sabit kabul edilen suça ilişkin yeni yasada belirtilen yaptırımın ne olduğu, yabancı mahkeme ilamındaki sabit kabul edilen eylemlere göre dosya üzerinde yapılacak inceleme ile belirlenecektir.

31.05.2005 tarihli ilk kararda, hükümlünün hakkında, teşekkül halinde uyuşturucu madde ithal etmek suçundan ceza yaptırımının belirlenmiş olması nedeniyle, 5237 sayılı TCK uyarınca yapılan uyarlama sonucunda, suçun, suç işlemek için oluşturulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesini yaptırıma bağlayan, 5237 sayılı TCK'nın 188. maddesinin (5). fıkrasının uygulanması gerektiği yönündeki bozma düşüncesi yönünden yapılan incelemede ise;

5237 sayılı TCK'nın 220. maddesinde düzenlenen "Suç işlemek için örgüt kurmak" suçunun işlendiğinin ve örgütün varlığının kabul edilebilmesi için; üye sayısının en az üç kişi olması, üyeler arasında soyut bir birleşme değil gevşek de olsa hiyerarşik bir ilişkinin bulunması, suç işlenmese bile suç işlemek amacı etrafında fiili bir birleşmenin olması, niteliği itibariyle devamlılık göstermesi gereklidir. Örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından, amaçlanan suçları işlemeye elverişli olması da aranmalıdır. Örgüt yapılanmasında işlenmesi amaçlanan suçların konu ve mağdur itibariyle somutlaştırılması mümkün, ancak zorunlu değildir. Soyut olarak sanık sayısının üç kişiden fazla olması örgütün varlığının kabulü için yeterli olmayıp bu durumda iştirak ilişkisinden söz edilebilir.

Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işleyen kişi, hem işlediği suçtan hem de örgüte üye olmak suçundan ayrı ayrı cezalandırılır.

Romanya Bükreş Ceza Mahkemesinin ilgili ilamında sabit kabul edilen suça ilişkin eylemlere bakıldığında; sanıkların örgüt oluşturmak için sayısal yeterlikte olduğu anlaşılmakta ise de, aralarında hiyerarşik ilişki ve suç işleme iradelerinde devamlılık saptanmadığı anlaşılmaktadır. Açıklanan durum karşısında hükümlü hakkında 5237 sayılı TCK'nin 220. maddesinin ve buna bağlı olarak aynı Kanunun 188/5.maddesinin uygulanmasının koşulları bulunmamaktadır.

Yukarıda belirtilen nedenlerle, kanun yararına bozma talebinde belirtilen düşünceler yerinde görülmediğinden talebin REDDİNE, dosyanın adı geçen Mahkemeye iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmesine, 21.02.2008 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA