kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

 

 

YARGITAY

10.Hukuk Dairesi

Esas                   Karar

2010/12447        2011/13260

KONU: İcra Takibinin İptali İstemi, Dava Açmakta Hukuki Yarar Bulunması Gerektiği… (6100 s. HMK 114. md.)

 

Dava; davalı Kurum işleminin yasal olmadığının ve Kuruma borçlu olunmadığının, maaş üzerine konulan haczin kaldırılması gerektiğinin tespiti ile icra takibi ve ödeme emrinin iptali istemlerine ilişkindir.

   Mahkemece, uyulan bozma ilamı sonrasında davanın kabulüne karar verilmiştir.

   Hükmün, davalı SGK Başkanlığı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

   1-) Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalı Kurum vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

    2-) Davalı Kuruma olan sigorta primi ve ferileri borcuna ilişkin olarak hakkında borç tahakkuk işlemi gerçekleştilen dava dışı anonim şirkete karşı çeşitli icra takipleri başlatılıp, bu takipler kapsamında ödeme emirleri gönderildiği, anılan şirketin temsil ve ilzamla yetkilendirilmiş yönetim kurulu üyesi konumunda yer alan davacı hakkında ise ayrıca herhangi bir takip açılmaksızın ve ödeme emri düzenlenmeksizin, söz konusu şirketin 2000/6-12. dönemine ait sigorta prim borcu yönünden 24.03.2003 günü haciz bildirisi hazırlandığı, sonrasında 18.06.2003 tarihli başka haciz bildirisinin davacının belediye başkanı olarak görev yaptığı Belediye Başkanlığı'na gönderilip maaşına haciz konulmasının istenildiği, 27.06.2003 günü Kuruma başvuran davacının maaşına konulan haczin kaldırılması talebinin reddedilmesi üzerine işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

   Davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanunun “Primlerin ödenmesi” başlığını taşıyan 80'inci maddesinin on ikinci fıkrasında; sigorta primlerini haklı sebepleri olmaksızın, maddede belirtilen süre içerisinde tahakkuk ve tediye etmeyen kamu kurum ve kuruluşların tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlilerinin, sorumlu muhasip, sayman ile tüzel kişiliğe sahip diğer işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkililerinin Kuruma karşı, işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları hüküm altına alınmıştır. Diğer taraftan; 6183  sayılı  Amme   Alacaklarının   Tahsil  Usulü   Hakkında    Kanunun   “Kanuni temsilcilerin sorumluluğu” başlıklı mükerrer 35'inci maddesinde, tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan oluşumların mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan kamu alacaklarının, yasal temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan oluşumu idare edenlerin kişisel mal varlıklarından, bu Kanun hükümlerine göre tahsil edileceği, tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmalarının, yasal temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmayacağı belirtilmiş, “Ödeme emri” başlığını taşıyan 55'inci maddesinde, kamu alacağını vadesinde ödemeyenlere, yedi gün içerisinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları gereğinin ödeme emri ile tebliğ olunacağı açıklanmış, “Ödeme emrine itiraz” başlıklı 58'inci maddesinde, kendisine ödeme emri tebliğ olunan kişinin, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği ya da zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içerisinde mahkemeye itirazda bulunabileceği bildirilmiş, “Haciz varakası” başlığını taşıyan 64'üncü maddesinde, haciz işlemlerinin, tahsil dairelerince düzenlenen ve alacaklı kamu idaresinin, mahalli en büyük memuru veya tevkil edeceği memur tarafından onaylanan haciz varakalarına dayanılarak yapılacağı hüküm altına alınmış, “Üçüncü şahıslardaki menkul malların, alacak ve hakların haczi” başlıklı 79'uncu maddesinde, hamiline yazılı olmayan veya cirosu kabil senede dayanmayan alacaklar ile maaş, ücret, kira vesaire gibi her türlü hakların ve fiilen tutanak düzenlemek suretiyle haczi kabil olmayan üçüncü kişilerdeki taşınır malların haczinin, borçlu veya zilyed olan ya da alacak ve hakları ödemesi gereken gerçek/tüzel kişi ve kurumlara haciz keyfiyetinin tebliği suretiyle yapılacağı yönünde düzenleme yapılmıştır.

 Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; öncelikle belirtilmelidir ki, 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 114'üncü maddesinde, davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması dava koşulu olarak belirtilmiş, kanun koyucu tarafından kabul edilen madde gerekçesinde; burada sözü edilen hukuki yarardan amacın, davacının subjektif hakkına hukuki korunma sağlanması konusunda mahkemeye başvurmasında hali hazırda hukuken korunmaya değer bir yararının bulunması olduğu, başka bir anlatımla, hakkına kavuşmak için, hali hazırda mahkeme kararına gereksinim duyan bir konumda yer almayan davacının hukuki yararının bulunduğundan söz edilemeyeceği açıklanmış olup, Kurum tarafından davacı hakkında icra takibi yapılmadığı ve ödeme emri düzenlenmediği dikkate alındığında, özellikle, 506 sayılı Kanunun 80'inci maddesinin on ikinci fıkrasında düzenlenen borçluların sigorta prim ve ferilerinden teselsül hükümlerine göre sorumululuğu, takip hukuku anlam ve kapsamında anlaşılamayacağından, söz konusu takip ve ödeme emrinin iptali istemi yönünden dava açılmasında herhangi bir hukuki yararın söz konusu olmadığı belirgin bulunduğu gibi, ayrıca, haciz bildirisi ile kamu alacağının tahsili koşullarının gerçekleşmediği de açıktır.    Borçlu olunmadığının tespiti talebine ilişkin olarak; hakkında icra takibi yapılmayıp ödeme emri düzenlenmeyen kişiler tarafından hukuki yararı bulunmak koşuluyla bu tür ve nitelikte dava açılabileceği olanaklı ise de, şu aşama itibarıyla davacının yasal mevzuat kapsamında dava dışı anonim şirketin sigorta prim ve ferilerine ilişkin borcundan dolayı sorumluluğunun bulunup bulunmadığı, yöntemince araştırma ve irdeleme yapıldıktan sonra ortaya çıkacağından, menfi tespit talebi kabul edilip, davacının Kuruma borçlu olmadığının tespitine karar verilemez.

 

    Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu, dava konusu istemlerin aynen hüküm altına alınması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

 

    O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

 

  S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 06.10.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

       Başkan                           Üye                    Üye             Üye                    Üye

 

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA