kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

Ceza Genel Kurulu 2005/1-66 E., 2005/65 K.

AVUKATLIK ÜCRETİNİN KİME TAKTİR EDİLECEĞİ (VEKİLE Mİ YOKSA DAVANIN TARAFI OLAN ASİLE Mİ)

5663 S. KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KANUNUNDA ... [ Madde 1 ]

“ÖZET”

ÖZEL DAİRE İLE YEREL MAHKEME ARASINDAKİ UYUŞMAZLIK, TAKDİR OLUNAN AVUKATLIK ÜCRETİNİN VEKİL ADINA MI, YOKSA DAVANIN TARAFI OLAN ASİL ADINA MI HÜKMEDİLMESİ GEREKTİĞİ NOKTASINDA TOPLANMAKTADIR. 4667 SAYILI YASA İLE AVUKATLIK YASASI’NIN 164/SON MADDESİNDE GERÇEKLEŞTİRİLEN DEĞİŞİKLİK, YARGILAMA GİDERLERİNDEN SAYILAN VE DAVA SONUNDA TARİFE UYARINCA KARŞI TARAFA YÜKLENECEK OLAN AVUKATLIK ÜCRETİNİN, VEKİL LEHİNE DEĞİL, CEZA DAVASINDA TARAF OLAN VE KENDİLERİNİ VEKİLLE TEMSİL ETTİREN KATILAN, ŞAHSİ DAVACI VEYA SANIK LEHİNE HÜKMEDİLMESİ GEREKTİĞİ YOLUNDAKİ ÖNCEKİ KARARLAR VE İSTİKRARLI UYGULAMADAN DÖNÜLMESİNİ GEREKTİRMEMEKTEDİR.

“İçtihat Metni”

Sanıklardan H.... ve İ....nun beraatlerine, A...nin ise TCY.nın 452/1 ve 59. maddeleri uyarınca 6 yıl 8 ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına, 31. madde uyarınca sürekli olarak kamu hizmetlerinden yasaklanmasına, 33. madde gereğince hapis hali süresince yasal kısıtlılık altında bulundurulmasına, hakkında 40. maddenin uygulanması ve tutukluluk halinin devamına, 480.000.000 lira vekalet ücretinin sanıktan tahsili ile müdahile verilmesine ilişkin İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen, 27.11.2002 gün ve 366-393 sayılı hüküm, müdahil vekili, sanık müdafii ve C. Savcısı tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 31.3.2004 gün ve 2838-1115 sayı ile;

( ... a ) ... sanıklar H.... ve İ....’nin beraatlerine ilişkin hükümlerin onanmasına,

b ) Ancak; sanık A.... hakkında yapılan incelemede sair itirazlar yerinde değilse de;

1- İzmir Adli Tıp Kurumunun 27.08.2002 tarihli otopsi raporunda belirtildiği şekilde maktülün göğüs sağdaki ve solundaki kaburgalarda yaygın parçalı kınklar olduğu bunların hepsinin göğüs boşluğu içine girip ölümüne neden olduğu anlaşılmakla; TCK.nun 448, 59. maddeleri ile tecziyesi yerine yazılı şekilde hüküm kurulması,

2 ) 4667 sayılı Yasa ile değişik 1136 sayılı Yasanın 164/son maddesi uyarınca vekalet ücretinin müdahil vekili yerine müdahile verilmesi ... ) isabetsizliklerinden bozulmuştur.

Suç vasfı yönündeki bozma nedenine uyan Yerel Mahkeme, ( 2 ) nolu bozma nedenine karşı 20.9.2004 gün ve 307-279 sayı ile;

”Yargıtay 1. Ceza Dairesi 17.4.2003 gün ve 477/97 sayılı kararı ile mahkememizce verilen başka bir kararı avukatlık ücretinin vekile verilmesi isabetsizliğinden bozmuş, yine aynı Dairenin 9.7.2004 gün 4192-2771 sayılı kararında, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairece de benimsenen 20.4.2004 gün ve 47-101 sayılı kararı uyarınca vekalet ücretinin müdahiller yerine vekile verilmesi bozma nedeni sayılmıştır. Bozma ilamındaki bu neden Yargıtay 1. Ceza Dairesi ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarına da aykırıdır gerekçesiyle direnmiştir.

Re’sen temyize tabi olan bu hüküm de C. Savcısı ve sanık tarafından temyiz edilmekle dosya, Yargıtay C. Başsavcılığının, direnme yönünden onama, uyma yönünden ise eksik ceza tayin edilmesi isabetsizliğinden bozma istekli 5.1.2005 gün ve 223841 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca 1.3.2005 gün ve 1-18-22 sayı ile esas hakkında henüz inceleme yapılıp karar verilmeyen bir konuya bağlı ve ancak asıl uyuşmazlığın doğru olarak çözüldüğünün saptanması halinde incelenebilecek bir hususta, öncelikle Özel Dairece inceleme yapılıp, hükmün diğer yönlerinin isabetli olduğuna karar verildiğinde Ceza Genel Kurulunca vekalet ücreti konusunda inceleme yapılabileceğinden, dosyanın incelenmek üzere Yargıtay 1. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmiş,

Dosyanın gönderildiği Yargıtay 1. Ceza Dairesi;18.5.2005 gün ve 1146/1329 sayı ile;

( ... Sanık hakkında TCK.nun 448. maddesiyle verilen 24 yıl ağır hapis cezasına TCK.nun 59. maddesi uygulanıp ağır hapis cezası 1/6 oranında indirilirken 20 yıl yerine hesap hatası sonucu 18 yıl ağır hapis cezası tayini yasayı aykırı olup C. Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden CMUK.nun 322. maddesi gereğince yeniden yargılama yapılmadan bu yanlışlığın giderilmesi mümkün bulunduğundan TCK.nun 448 ve 59. maddeleri uygulanıp sonuç olarak sanığın 20 yıl ağır hapis cezası ile mahkumiyetine karar verilmek suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun olup re’ sen temyize tabi bulunan hükmün onanmasına ... ) karar verilerek dosya direnme yönünden incelenmek üzere, Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmekle, konu müzakere edilip, aşağıdaki karar verilmiştir.

KARAR :

Sanığın TCY.nın. 448 ve 59. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilen somut olayda, Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, takdir olunan avukatlık ücretinin vekil adına mı, yoksa davanın tarafı olan asil adına mı hükmedilmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.

Suçun sübutu, nitelendirilmesi ve yapılan uygulamada Özel Dairece düzelterek onanan husus dışında bir isabetsizlik bulunmadığından ve 5237 sayılı TCY ile 765 sayılı Yasa hükümlerinin somut olayda uygulanan ve uygulanması olanağı bulunan maddelerinin karşılaştırılmasında, 765 sayılı Yasa hükümlerinin sanık lehine olduğu saptandığından, uyuşmazlık konusunun değerlendirilmesine geçilmiştir.

Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 9.7.2002 gün ve 1-185-300, 20.4.2004 gün ve 1-47-101 sayılı kararlarında da açıklandığı üzere;

4467 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten önce Avukatlık Yasasının 163. maddesinde; “avukatlık ücreti, avukatın vekalet hizmetine karşılık olan meblağı ifade eder” şeklinde tanımlanmakta iken, 4667 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik sonrasında, ücret 164. maddenin birinci fıkrasında “avukatlık ücreti, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade eder” şeklinde tanımlanmıştır.

Avukatlık ücreti, avukatlık sözleşmesinden kaynaklanan avukatlık ücreti ve “Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine” göre karşı tarafa yüklenen avukatlık ücreti olarak ikiye ayrılır. Bunlardan ilki yargılama giderlerine dahil olmadığı halde, ikincisi bir çok yargısal kararda vurgulandığı üzere yargılama giderlerindendir. Bu nedenle, talep bulunmaksızın diğer yargılama giderleri gibi avukatlık ücretine de kendiliğinden hükmedilmesi gerekir. ( CGK, 5.14.1996 gün ve 86-91 )

Öte yandan, Ceza Genel Kurulunun 07.06.1971 gün ve 497-209, 07.02.1972 gün ve 447-72,24.02.1975 gün ve 37-32 sayılı kararlarında da belirtildiği gibi, dava sonunda “Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi” uyarınca karşı tarafa yüklenen avukatlık ücreti kişisel hak niteliğindedir. Bu yönü itibariyle de, ayrıca temyiz edilmediği sürece Yargıtay tarafından inceleme konusu yapılamaz. Yine sanık lehine vaki temyiz üzerine kararın bozulup yeniden hüküm kurulduğu hallerde, davaya katılan tarafın yeni hükmü vekalet ücreti yönünden temyiz etmesi durumunda, kazanılmış hak nedeniyle bu hususun bozma konusu yapılamayacağı da uygulamada yerleşmiş hususlardandır.

Sanığın mahkum olması halinde, ceza davalarında, vekaletnamesi bulunan bir avukatın hukuki yardımından yararlanan veya kendilerini vekille temsil ettiren katılan veya şahsi davacı lehine, “Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi”nin ikinci kısım ikinci bölümüne göre maktu vekalet ücreti ödenmesine karar verilir. Yine tazminata hükmedilmişse, tarifenin üçüncü kısmına göre nispi vekalet ücretine de hükmedilir. Ayrıca sanığın da vekaletnamesini haiz bir avukatının bulunması durumunda, manevi tazminatın reddedilen kısmı üzerinden sanık yararına da avukatlık ücretine hükmedilecektir.

Karşı tarafa yüklenecek olan avukatlık ücretinin kimin adına hükmedileceği sorununu inceleyecek olursak;

Ceza Genel Kurulumuzun 20.10.1975 gün ve 250-256 sayılı kararında, avukatlık ücretinin vekil olan avukat lehine değil, asil adına hükmedilmesi gerektiği belirtilmiş olup, gerek Hukuk Dairelerinin gerekse Yargıtay Ceza Dairelerinin bu doğrultudaki uygulamaları istikrarlı biçimde süregelmiştir.

Ancak, Avukatlık Yasasında 4667 sayılı Yasa ile yapılan yeni düzenleme sonrasında, karşı tarafa, dava sonunda yargılama gideri olarak yüklenecek avukatlık ücretinin vekile mi yoksa müvekkile mi hükmedilmesi gerektiği sorunu çeşitli yargısal kararlarda tartışılmaya başlanmıştır.

Avukatlık Yasasının 164. maddesinin son fıkrası 4667 sayılı Yasa ile değiştirilmeden önce: “Avukat ile iş sahibi arasında aksine yazılı sözleşme bulunmadıkça tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek avukatlık ücreti avukata aittir.” hükmünü taşımakta iken, bu hüküm 4667 sayılı Yasa ile; “Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti, avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez.” şeklinde değiştirilmiştir.

Görüleceği üzere, gerek önceki gerekse sonraki yasa metinlerinde, karşı tarafa yüklenecek ücretin, kimin adına hükmedileceğine ilişkin açık bir belirlemeye yer verilmemiştir. Her iki düzenleme vekil ile müvekkil arasında çıkacak ücret uyuşmazlıklarının çözümlenmesine ilişkin bulunmaktadır. 4667 sayılı Yasa ile Avukatlık Yasasının 163. maddesi değiştirilerek avukat ile iş sahibi arasındaki avukatlık sözleşmesinin yazılı olması şartı kaldırıldığından, buna paralel olarak 164. madde de değişiklik yapılarak “aksine yazılı sözleşme bulunmaması” koşulu madde metninden çıkartılmıştır. Esasen sözleşme özgürlüğü prensibi uyarınca, iş sahibi ile avukat isterlerse karşı tarafa yüklenen vekalet ücretinin iş sahibine ait olacağına ilişkin sözleşme de yapabilirler. Böyle bir sözleşmeyi yasaklayan herhangi bir yasal düzenleme de mevcut değildir. O halde, salt bu değişiklik nedeniyle gider olarak karşı tarafa yüklenecek olan avukatlık ücretinin vekil lehine hükmedilmesi gerektiğini söylemek olanaklı değildir.

Diğer yandan, karşı tarafa yüklenecek ücretin avukata değil, iş sahibi müvekkile hükmedilmesi gerektiğini gösteren bir başka husus 164/son maddenin ikinci cümlesinde yer alan “Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez” hükmüdür. Şayet, karşı tarafa yüklenecek olan avukatlık ücreti avukat adına hükmedilecek ise, bu ücretin zaten iş sahibinin borcu nedeniyle takas veya mahsup edilmesi ya da haczedilmesi mümkün olamayacaktır. Aksi bir yorum, bizi yasa koyucunun 164. maddesinin son fıkrasına ikinci cümleyi boş yere koyduğu sonucuna götürür. ( Murat Aydın, Avukatlık Ücreti, Ankara-2004, 2. Bası, s.252 )

Yine, ücretin asil adına hükmedilmesi gerektiğini gösteren bir başka yasal düzenleme de, Avukatlık Yasasının 163/3. maddesi olup, bu düzenleme 4667 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik sırasında da korunmuştur. Bu hüküm uyarınca bir ilamın cebri icra yolu ile infazına girişildiğinde, takip talebini alan icra müdürü ilamı inceleyerek, ilam bir avukatın takibi ile elde edilmiş, ancak iş sahibinin kendisi veya bu avukatın dışında bir başka avukat tarafından icraya konulmuşsa, masrafını takip talebinde bulunandan alarak ilamın icraya konulduğunu ilamda adı yazılı avukata bildirecek, bu bildirim yapılmadan icranın sonraki aşamalarına geçilmeyecektir. Bu düzenleme ile, avukatın ilama konu alacağını kolayca alması sağlanmak istenmektedir. Karşı tarafa yüklenen avukatlık ücreti avukat adına hükmedilecek ise bu kurala da gerek bulunmamaktadır. ( Murat Aydın, age, s.253 )

Kaldı ki, hükümlerin kimler tarafından temyiz edilebileceği usul yasasında gösterilmiştir. Avukatın hükmü ancak yetkili kılındığı takdirde ve vekili adına temyize yetkisi bulunduğu, oysa avukat lehine ücrete hükmedilmesi halinde, ücret alacağına ilişkin kısım kendisi yönünden bir hak veya olumsuzluk yaratmayacağı cihetle, ceza davalarında katılan, şahsi davacı ya da sanığın buna yönelik temyiz yetkisinin de ortadan kalkması sonucunun doğacağı, yine hükmü kendisi adına temyiz yetkisi bulunmayan vekilin bu hususu temyiz edemeyeceği, C.Savcılarının şahsi hakka ilişen konularda hükmü temyize yetkilerinin bulunmadığı, sanığın da hükmü kendi aleyhine temyiz edemeyeceği düşünülürse, yargılama giderlerinden sayılan ve hükmün bir parçasını oluşturan avukatlık ücretine eksik hükmedildiği hususunun temyiz incelemesine getirilmesine hukuki olanak kalmayacağı anlaşılmaktadır.

4667 sayılı Yasa ile Avukatlık Yasasının 164/son maddesinde gerçekleştirilen değişikliğin, yargılama giderlerinden sayılan ve dava sonunda tarife uyarınca karşı tarafa yüklenecek olan avukatlık ücretinin, vekil lehine değil, ceza davasında taraf olan ve kendilerini vekille temsil ettiren katılan, şahsi davacı veya sanık lehine hükmedilmesi gerektiği yolundaki önceki kararlar ve istikrarlı uygulamadan dönülmesini gerektirmemektedir.

Bu nedenle, esasıyla ilgili uyuşmazlık Özel Dairece incelenip, düzeltme nedeni dışında isabetli bulunan Yerel Mahkeme direnme hükmünün onanmasına karar verilmelidir.

SONUÇ :

Açıklanan nedenlerle;

1 ) Diğer yönleri Özel Dairece incelenen ve düzeltme nedeni dışında isabetli bulunan direnme hükmünün ONANMASINA,

2 ) Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 14.06.2005 günü yapılan müzakerede tebliğnamedeki isteme uygun olarak oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA