kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa        Forum        Hakkımızda        İletişim        Arama Yardımı

 

 

 

 

 

 

8. Ceza Dairesi 2010/8-51 E., 2010/162 K.

BİLEŞİK SUÇ

FİKRÎ İÇTİMA

HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI

KAST

SUÇLARIN İÇTİMAI

ZİNCİRLEME SUÇ

“İçtihat Metni”

Sanık A... A...’ın, mağdur S... C...’ı silahla kasten yaralama suçundan 765 sayılı TCY’nın 456/1, 457/1, 281, 59 ve 647 sayılı Yasanın 4. maddesi uyarınca 2563 YTL adli para; korku, kaygı veya panik yaratacak şekilde ateş ederek genel güvenliği tehlikeye sokma suçundan 5237 sayılı TCY’nın 170/1-c, 266 ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 2 ay 20 gün hapis, cezalarıyla cezalandırılmasına; sanık S... A...’ın, mağdurlar H...Ç... ve H...Ç...’i silahla kasten yaralama suçlarından 765 sayılı TCY’nın 456/1, 457/1, 59, 647 sayılı Yasanın 4 ve 765 sayılı TCY’nın 72. maddeleri uyarınca iki kez olmak üzere toplam 4400 YTL adli para, korku, kaygı veya panik yaratacak şekilde ateş ederek genel güvenliği tehlikeye sokma suçundan ise 5237 sayılı TCY’nın 170/1-c ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezalarıyla cezalandırılmalarına ilişkin, Mardin 2. Asliye Ceza Mahkemesince 15.05.2007 gün ve 13-192 sayı ile verilen hüküm, her iki sanık tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 24.12.2009 gün ve 13178-16607 sayı ile;

”…II- Sanık A... A... ‘a gönüllü köy koruyucusu olması sebebiyle verilen silahı, işlemiş olduğu korku, kaygı veya panik yaratacak biçimde silahla ateş etme suçunda kullanmasından dolayı hakkında 5237 sayılı TCK’nun 266. maddesinin uygulanamayacağının gözetilmemesi,

III- Sanık S... A...hakkında; kasten yaralama ve korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme suçlarından açılan davada, 765 sayılı TCK’nun 264/7. madde ve fıkrasındaki ‘…eylem başka bir suç oluştursa bile…’ şeklindeki düzenleme nedeniyle, suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK’na göre sanığın eyleminin hem korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme hem de kasten yaralama suçunu oluşturacağı, ancak anılan düzenlemeye 5237 sayılı TCK’nun 170/1-c madde ve fıkrasında yer verilmemesi karşısında, aynı Yasanın 44. maddesinde düzenlenen fikri içtima kuralı uyarınca en ağır cezayı gerektiren fiilden hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, her iki suçtan hüküm kurulması,

IV- Hükümden sonra yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanunun 562. maddesiyle değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231. maddesindeki koşulların varlığı halinde, sanık B... Ç... hakkında 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan, sanık A... A...hakkında kasten yaralama suçundan hükmün açıklanmasının geri bırakılması yönünde mahkemesince değerlendirme yapılması zorunluluğu…” nedenleriyle, IV nolu bozma nedeni yönünden sair yönleri incelenmeksizin,

Daire Üyesi H. M...; “Sanık (köy korucusu) A... kaleşnikofla, sanık S... av tüfeği ile akşam saatlerinde yerleşik yerde halkta korku, kaygı veya panik yaratabilecek şekilde çok sayıda ateş etmeleri ve bu silahlardan çıkan kurşunların mağdurlara da isabet edip onların yaralanmalarına yol açtığı olayda; sanıkların eylemleri bağımsız suçlar olarak mı kabul edilecek, yoksa fikri içtima kuralı uyarınca, bu suçlar için gösterilen en ağır ceza mı uygulanacaktır.

Konunun açıklığa kavuşması bakımından, önce kast kavramının incelenmesi ve sonrasında da eylemin hangi suçu veya suçları oluşturduğu, dolayısıyla fikri içtima hususunun irdelenmesi gerekmektedir. O halde ‘kast’ın ne olduğuna bakmak gerekirse;

5237 sayılı TCK’nun 21/1 maddesinde; kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi şeklinde tanımlanmaktadır. Kastın varlığı için hareketten doğacak sonucun bilinmesiyle birlikte istenmesi de gerekir. Fail belli bir sonucu gerçekleştirmek üzere hareket ederken bunun yanında başka sonuçların meydana gelebileceğini göze almışsa ve bu sonuçlar da gerçekleşmişse failin bu sonuçlar açısından da kasten hareket ettiği kabul edilir.

Fikri içtima hususunun irdelenmesine gelince;

5237 sayılı TCK’nun 44. maddesinde ‘işlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır’ Bu kuralın uygulanabilmesi için işlenen bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşması gerekir. Failin işlediği bir fiil olacak, bu fiille birden fazla fakat birbirinden farklı suç işlenecek ve fail hakkında bu suçlar için gösterilen en ağır ceza uygulanacaktır. Fiil ise hareketten başka sonucu da kapsar. Buradaki fiilin tekliğinden ‘hareket’ unsuru değil, hareket ile ondan doğan neticeyi ve hareket ile netice arasındaki nedensellik bağını anlamak gerekir. Yapılan bir hareket dış dünyada aynı anda birden çok maddi sonucun doğmasına neden olmuşsa, eylemin hukuken tek sayılmasına olanak yoktur. Bir fiilden söz edebilmek için dış alemdeki değişikliğin tek olması, aynı zamanda meydana gelmesi gerekir. Bu nedenle hareketin tek olup olmadığını belirlemede dış dünyaya yansıyan sonuç sayısı önemlidir. Ancak sonuç tek ise ve bu tek sonuç aynı anda farklı suç tanımlarını ihlal ediyorsa fikri içtima hükmü uygulanarak faile sadece en ağır ceza verilir. Buna karşılık hareket tek olmakla birlikte, dış dünyaya yansıyan maddi sonuç sayısı birden çok ise, bunların ayrı ayrı cezalandırılması gerekir. Bir başka deyişle fiil, dış alemdeki değişiklik olduğuna göre, fiilin esas kısmını netice oluşturur. Fikri içtimaın söz konusu olabilmesi için öncelikle bu neticenin tek olması gerekir. Dış alemdeki değişikliğin birden fazla olması halinde fikri içtima kuralı uygulanamayacaktır.

Bu açıklama çerçevesinde somut olay incelendiğinde;

Olay günü akşam saatlerinde B... Ç... ve aile fertlerinin A... A...evine doğru geldikleri, a...aile fertlerinin evlerinin terasında, Ç... ailesi fertlerinin ise yerde aşağıda oldukları, taraflar arasında önce tartışma yaşandığı, sonrasında sanık (köy korucusu) A... kaleşnikof silah ile diğer sanık S... da av tüfeği ile hedef gözetmeksizin Ç... ailesi fertlerinin üzerine doğru çok sayıda ateş ettikleri, bunun sonucunda Ç... ailesinden Selahaddin, H...ve Handan’ın hayati tehlike geçirmeksizin 15 er gün iş ve gücünden kalacak şekilde yaralandıkları;

Sanık A... eylemine uyan 765 sayılı TCK’nun 456/1, 457/1, 281 maddeleri uyarınca mağdur sayısınca,

Sanık S... eylemine uyan 765 sayılı TCK’nun 456/1, 457/1 maddeleri uyarınca mağdur sayısınca,

Yine sanıklar A... ve S... kendi evlerinin de bulunduğu meskun mahalde, akşam saatlerinde halkta korku, kaygı veya panik yaratabilecek şekilde çok sayıda olmak üzere silahla ateş ettikleri;

Sanık A... gerçekleşen eyleminin 765 sayılı TCK’nun 264/7 ve 281 maddeleri uyarınca,

Sanık S... eyleminin ise 765 sayılı TCK’nun 264/7 maddelerine uyduğundan söz edilerek haklarında kamu davası açılmıştır.

Yapılan yargılama sonucunda, mahkemece; her iki sanığın kendi evlerinin de bulunduğu meskun mahalde, akşam saatlerinde halkta korku, kaygı veya panik yaratabilecek şekilde çok sayıda olmak üzere silahla ateş etmeleri eylemi, genel güvenliği kasten tehlikeye sokmak suçunu oluşturacağından ve lehe yasa değerlendirilmesi de yapılarak 5237 sayılı TCK’nun 170/1-c madde fıkrası bendi gereğince,

Mağdurlar H...ve H...hakkında düzenlenen ilk raporlarda yaralanmalarının saçma tanesinden kaynaklandığının bildirildiği, bu nedenle her iki mağdurun S... tüfekle ateş etmesi sonucu yaralandıkları kabul edilip; lehe yasa değerlendirilmesi de yapılarak;

Sanık S... 765 sayılı TCK’nun 456/1 (2 kez), 457/1 (2 kez) maddeleri uyarınca olmak üzere,

Yine sanık A... kaleşnikofla (korucu tüfeği) ateş etmesi sonucu mağdur Selahaddin yaralandığından, lehe yasa değerlendirilmesi de yapıldıktan sonra 765 sayılı TCK’nun 456/1, 457/1, 281 maddeleri uyarınca sanığın fiilinin yaralama suçunu oluşturacağı kabul edilerek cezalandırılması yoluna gidilerek sanıklar hakkında her bir suçtan ayrı ayrı hüküm kurulmuştur.

Bu oluş itibariyle; yukarıda belirtildiği üzere sanıkların dış dünyaya yansıyan fiili birden fazla olup farklı suçları oluşturmaktadır. Olayda farklı neviden fikri içtima kuralının uygulanması koşulları bulunmamaktadır. Çoğunluk görüşüne göre, 5237 sayılı TCK’nun 170/1-c madde fıkrası bendinde; 765 sayılı TCK’nun 264/7 madde fıkrasında olduğu gibi ‘eylem başka bir suç oluştursa bile…’ (genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan dolayı) ayrıca ceza verileceğine ilişkin bir düzenleme bulunmamasına dayanmakta ise de, ceza verilmeyeceğine yönelik bir sınırlamada bulunmamaktadır. Kanun koyucu bazı suçlar bakımından farklı neviden fikri içtimaın varlığına rağmen, yasada en ağır cezayı gerektiren suçun cezasının belli bir oranda arttırılmasını düzenleyebilirdi. Örneklemek gerekirse; 5237 sayılı TCK’nun 297/1 madde fıkrası 2. cümlesinde ‘… Bu suçun konusunu oluşturan eşyanın temin edilmesi veya bulundurulması ayrı bir suç oluşturduğu takdirde, fikri içtima hükümlerine göre belirlenecek ceza yarı oranında arttırılır’ biçiminde düzenlemeye yer vermiştir. Kanun koyucu isteseydi genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçu bakımından da buna benzer bir düzenleme getirebilirdi. 5237 sayılı Yasanın sistemi kaç tane fiil, o kadar suç fikrini benimsemiştir. Yerel mahkemenin fiili vasıflandırması ve ulaştığı sonuç isabetli olup, bu yolda verilen mahkûmiyet kararının oluşa ve yasaya uygun bulunduğu düşüncesinde olduğumdan, sayın çoğunluğun farklı neviden fikri içtima kuralının uygulanması gerektiği yönündeki 3 nolu bozma görüşüne katılmıyorum” yönündeki karşı oyuyla, oyçokluğuyla bozulmuştur.

Yargıtay C.Başsavcılığınca 01.03.2010 gün ve 38135 sayı ile;

”İtiraza konu uyuşmazlık sanıklar A... A...ve S... A...’ın yaralama suçlarının olası kastla işlenmesi, somut olayın özelliklerine göre fikri içtima kurallarının uygulanmaması gerekliliği ve Yüksek Dairenin kabulüne göre ilamın 3. fıkrasında sanık S... A...hakkında fikri içtima kurallarının uygulanması gerekliliğinin bu sanıkla aynı konumda olan sanık A... Alkan’a uygulanmaması yönlerinde toplanmaktadır.

1-) Ç... ailesinden T...’la, A... ailesinden E...’ın evliliklerindeki geçimsizlik nedeniyle, E...’ın ağabeyi olan A... A...evine gittiği ve orada kalmaya başladığı, olay günü gelinlerini alıp evine geri götürmek amacıyla Ç... ailesinden 7-8 kişinin A... evine doğru geldikleri, a...ailesinin evlerinin terasında, Ç... ailesinden kişilerin ise sokakta oldukları sırada, a...ailesinden gönüllü köy korucusu A... kaleşnikof silah ile diğer sanık S... da av tüfeği ile önce korkutmak ve olayın büyümesini engellemek amacıyla havaya doğru birkaç el, daha sonra da hedef gözetmeksizin Ç... aile fertlerinin üzerine ve yere doğru çok sayıda ateş ettikleri, bunun sonucunda yerden seken kurşun ve saçma taneleri ile Ç... ailesinden S..., H...ve Handan’ın hayati tehlike geçirmeksizin 15 er gün iş ve gücünden kalacak şekilde yaralandıkları olayda;

Sanıkların, ellerindeki silahlarla etkili mesafeden mağdurların bulunduğu tarafa doğru ateş ettikleri ve mağdurların isabet alıp yaralanabileceklerini öngörecek durumda oldukları, eylemlerinin olası kastla yaralama suçunu oluşturacağı ve sanık S... A...’ın 765 sayılı TCK’nun 456/1, 457/1, 59. maddeleri uygulaması uyarınca lehine olmamakla beraber sanık A... A...5237 sayılı TCK’nun 86/1-3-e, 21/2, 62. maddeleri uygulamasında indirim oranının takdirine göre lehe yasa değerlendirilmesi de yapılarak 765 sayılı TCK’nun 456/1, 457/1, 281 maddeleri ile karşılaştırılması ve buna göre uygulama yapılmasının gerekliliği,

2-) Yüksek Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin söz konusu bozma ilamının 3. fıkrasında; sanık S... A...hakkında; kasten yaralama ve korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme suçlarından açılan davada, 765 sayılı TCK’nun 264/7. madde ve fıkrasındaki ‘…eylem başka bir suç oluştursa bile …’ şeklindeki düzenleme nedeniyle, suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK’na göre sanığın eyleminin hem korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme hem de kasten yaralama suçunu oluşturacağı, ancak anılan düzenlemeye 5237 sayılı TCK.nun 170/1-c madde ve fıkrasında yer verilmemesi karşısında, aynı Yasanın 44. maddesinde düzenlenen fikri içtima kuralı uyarınca en ağır cezayı gerektiren fiilden hüküm kurulması gerekliliği hüküm altına alınmıştır.

5237 sayılı TCK’nun 44. maddesinde fikri içtima düzenlenmekte ve ‘işlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır’ denmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken, işlenen bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasıdır. Eylem tek olacak, ancak bu eylemle birden fazla fakat birbirinden farklı suç işlenecek ve fail hakkında bu suçlar için gösterilen en ağır ceza uygulanacaktır.

5237 sayılı TCK’nun suçların içtimai bakımından gerçek içtima kurallarını benimsediği, suç oluşturan kaç eylem varsa o kadar suç ve kaç suç varsa o kadar ceza vardır ilkesi doğrultusunda düzenlendiği anlaşılmaktadır. Fiil, suçun maddi unsurudur. İçinde hareket, netice ve hareketle netice arasındaki nedensellik bağını barındırır. Hareket, yasanın suç saydığı neticeye sebebiyet veren insan işi olarak tanımlanabilir. Netice ise dış alemdeki değişikliktir. Bir hareket ile dış alemde aynı anda birden çok maddi sonucun doğmasına neden olunmuşsa, artık hukuken eylemin tek sayılması olanaklı değildir. Ancak sonuç tek ise ve bu tek sonuç aynı anda farklı suç tanımlarını ihlal ediyorsa fikri içtima hükmü uygulanarak faile en ağır ceza verilir. Buna karşılık hareket tek olmakla birlikte, dış dünyaya yansıyan maddi sonuç sayısı birden çok ise, bunların ayrı ayrı cezalandırılması gerekir. Bir başka deyişle fiil, dış alemdeki değişiklik olduğuna göre, fiilin esas kısmını netice oluşturur. Dış alemdeki değişikliğin birden fazla olması halinde fikri içtima kuralı artık uygulanamayacaktır.

Bu ilkeler ışığında somut olay incelendiğinde; sanık S... A...ve diğer sanık A... A...önce Ç... ailesini olay yerinden uzaklaştırmak amacıyla birkaç el havaya ateş ettikten sonra hedef gözetmeksizin Ç... ailesinden bireylerin üzerine ve yere doğru çok sayıda ateş ettikleri ve artık burada tek eylemden söz edilemeyeceği, aksine dış aleme yansıyan eylemlerinin birden fazla olup farklı suçları oluşturdukları görülmektedir.

5237 sayılı TCK’nun 170/1. maddesinin c bendinde; 765 sayılı TCK’nun 264/7 maddesinde olduğu gibi ‘eylem başka bir suç oluştursa bile..’ şeklindeki düzenlemeye 5237 sayılı TCK’nun 170/1-c madde ve fıkrasında yer verilmemiş olmakla beraber, ceza verilmeyeceğine yönelik bir düzenleme de yer almamaktadır.

Yüksek Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin emsal kararlarında, düğünde havaya ateş etmeye hazırlanırken silahın ateş alması sonucu bir mağdurun yaralanması veya hem silahla tehdit hem de korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla bir veya iki defa ateş etme suçlarında yerinde ve oturmuş uygulamasıyla 5237 sayılı TCK’nun 44. maddesinde düzenlenen fikri içtima kuralı uyarınca en ağır cezayı gerektiren fiilden hüküm kurulması gerektiği belirtilmektedir. Ancak Yargıtay Ceza Genel Kurulunun kararlarında da görüleceği gibi, ‘fiil, dış alemdeki değişiklik olduğuna göre, fiilin esas kısmını netice oluşturur. Şu halde, fikri içtimanın bulunabilmesi için, her şeyden önce bu neticenin tek olması gerekir’ denmektedir. Bu kararı da birlikte değerlendirdiğimizde somut olayda sanıkların hem havaya doğru hem de mağdurların üzerine doğru hedef gözetmeksizin çok sayıda atış yaptıkları, bunun sonucunda da 3 mağdurun yaralandığı ve artık eylemin dış alemdeki neticeleri itibarıyla tek sayılamayacağı aşikardır. Eğer fail, ikinci neticeyi de öngörmüş ve göze almış ise bu ikinci neticeden dolayı ayrıca, olası kasta dayanan sorumluluğu mevcuttur.

Bu nedenlerle sanık S... A...’ın mağdur sayısınca kasten yaralama ve halkta korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme suçlarından ayrı ayrı cezalandırılmasına karar verilmesi gerekliliği,

3-) Yine Yüksek Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin söz konusu bozma ilamının 3. fıkrasında; sanık S... A...’ın; kasten yaralama ve korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme suçlarından açılan davada, 5237 sayılı TCK’nun 44. maddesinde düzenlenen fikri içtima kuralı uyarınca en ağır cezayı gerektiren fiilden hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, her iki suçtan hüküm kurulması gerekçesiyle bozulmasına hükmedildiği ve bu kabule göre, diğer sanık A... A...hakkında da aynı suçlardan kamu davası açıldığı ve hem kasten yaralama, hem de korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme suçlarından cezalandırılmasına karar verildiği halde ilamda bu sanığa yer verilmeyerek sadece sanık S... A...hakkında bozma yapılması” gerekçeleriyle itiraz yasa yoluna başvurularak, Özel Daire kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bu nedenlerle bozulmasına karar verilmesi isteminde bulunulmuştur.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

İtirazının kapsamına göre, sanıklar A... A...ve S... A...hakkında verilmiş olan mahkûmiyet hükümlerine hasren yapılan incelemede:

17.06.2004 tarihinde, ailevi bir ilişki nedeniyle, gönüllü köy korucusu olan sanık A... A...kaleşnikof tüfekle, sanık S... A...’ın ise av tüfeğiyle çok sayıda ateş etmek suretiyle mağdurlar B... Ç..., S... C..., H...Ç... ve H...Ç...’i yaraladıkları hususunda kuşku bulunmayan olayda, Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında ortaya çıkan uyuşmazlık, sanıkların eylemlerinin doğrudan kastla yaralama suçunu mu, yoksa olası kastla yaralama suçunu mu oluşturacağı ile yaralama ve korku, kaygı veya panik yaratacak şekilde ateş etmek suretiyle genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçları yönünden fikri içtimanın söz konusu olup olmayacağının belirlenmesine ilişkindir.

Dosya incelendiğinde;

17.06.2004 tarihinde saat 20.50 sıralarında, polis memurlarınca yoğun şekilde silah seslerinin duyulması üzerine olay yerine hareket edildiğinde, polislerin geldiği yöne doğru kaçmaya çalışan 4-5 kişinin üzerine evin çatısından yoğun şekilde ateş edildiğinin görüldüğü,

Ateş eden şahısları etkisiz hale getirmek için ev tarafına gidilmesi üzerine, ateş eden şahıs ve yanındakilerin terastan aşağıya inerek kaçmaya çalıştıkları,

Gönüllü köy korucusu olan A...’e 09.04.2002 tarihli senetle teslim edilmiş olan 71 C 3172 numaralı kaleşnikof tüfek elinde bulunan S... A...’dan bu silahı vermesinin istendiği, vermek istememesi üzerine ise zorla yere yatırılarak alındığı,

Kaleşnikof tüfeğin içerisinde 28 adet mermi bulunduğunun tespit edildiği,

S...’dan başka, olaya karıştıkları düşünülen A..., A... ve M... isimli şahısların da yakalandıkları,

Açılan ateş sonucu yaralanan 3 kişinin hastaneye ulaştırıldığı,

Yapılan incelemede, evin önündeki toprak yol üzerinde 6 adet 7.62 mm. çapında kaleşnikof boş kovanı, 1 adet kaleşnikof dolu mermisi; ateş edilen evin karşı tarafındaki dere yatağının içerisinde 16 adet, bu dere yatağının yanındaki asfalt zeminde 5 adet, bu bölgedeki toprak yol üzerinden de 1 adet 7.62 mm. çapında boş kaleşnikof kovanı bulunduğu,

Olaydan sonra, 17.06.2004 tarihinde saat 23.00 sıralarında A... A...evinde yapılan arama sırasında, avcı yeleğinde 17 adet 7.62 mm. çapında boş kaleşnikof kovanı, 30 adet 12 lik av tüfeği fişeği ve 1 adet üzerinde Esenkurup yazılı olan tek kırma av tüfeğinin elde edildiği,

Hastanedeki yakınlarının yanında bulunan B... Ç...’in üzerinden eşi B... Ç...’e ait olan ve içerisinde 10 adet 9 mm. çaplı mermi bulunan bir adet ruhsatlı 14’lü tabancanın ele geçirildiği,

Ekspertiz raporlarına göre; olaydan sonra A... Alkan’dan konutta bulundurma ruhsatlı 9 mm. tabanca ve B... Ç...’ten ele geçirilen B... Ç...’e ait ruhsatlı 9 mm. tabancaların sağlam oldukları ancak, bunların olayda kullanıldıklarına ilişkin delil bulunmadığı, buna karşılık S... A...’dan elde edilen, A... Alkan’a ait kaleşnikof tüfeğin sağlam olduğu, çeşitli yerlerden elde edilen toplam 45 adet kovanın da bu silahtan atıldığı,

Emniyet Genel Müdürlüğü Kayseri Kriminal Polis Laboratuvarları Dairesi Başkanlığı’nın 04.08.2004 gün ve 347 sayılı raporuna göre; Aldulkadir Alkan’a ait sol ve sağ el avuç içi svaplarında belirgin şekilde, sol ve sağ el üstü svaplarında zayıf olarak, S... Alkan’a ait svapların tamamında ise zayıf olarak atış artıklarından olan antimon maddesine rastlandığı,

Diğer yandan olay sırasında;

S... Ceylan’ın, hayati tehlike geçirmeyip 15 gün iş ve gücünden kalacak ve basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde, sağ ayak baldırından ve sağ kol biseps üzerinden kurşun yarası ile; H...Ç...’in hayati tehlike geçirmeyip 15 gün iş ve gücünden kalacak ve basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde sırtından 1-2 adet yüzeysel sıyrıkla ve bacak üst kısımdan ise saçma tanesi ile; H...Ç...’in hayati tehlike geçirmeyip 15 gün iş ve gücünden kalacak ve basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek biçimde sırt bölgesinden ve sağ üst koldan saçma tanesi ile yaralandıkları, B... Ç...’in ise sol yanağında basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte yüzeysel sıyrık bulunduğu,

Bu mağdurlardan, S... Ceylan’ın, 28.07.2004 tarihli dilekçesinde, ben bir taş veya kurşun parçası ile ayağımdan tesadüfen yaralandım, aramızda herhangi bir sorun yoktur, şikayetçi değilim dediği,

Mahkemece olay saatine ve gününe uygun koşullarda yapılan 09.02.2005 tarihli keşifte; müştekilerin, olay günü evin tam önündeki aydınlatma lambasının yanmadığını söyledikleri, buna rağmen ateş edilen terastan bakıldığında mağdurların bulunduklarını söyledikleri yerdeki kişilerin yüzlerinin net olarak seçilememekle birlikte mevcudiyetlerinin görüldüğü, evin önünden bakıldığında ise şahıslarının yüzlerinin net olarak seçilebildiğinin gözlemlendiği,

Keşif sonunda bilirkişi polis memuru tarafından düzenlenen raporda da; olay yerinin meskun mahal olduğu, yakınında başka evlerin bulunduğu, olay günü evin girişini aydınlatan sokak lambasının yanmadığı, A... mağdurlara ilk ateş ettiği sırada terastaki A... ile alt tarafta merdiven önündeki mağdurlar arasındaki mesafenin 14.40 metre olduğu, bu mesafeden mağdurların yüzlerinin seçilebildiği, ateş etmeye başlandıktan sonra mağdurların kaçmaya başladıkları, en son ateşin kesildiği sırada mağdurların evin merdivenlerine olan uzaklıklarının 50 metre olduğu, kovanların bulunduğu yerler dikkate alındığında, kaleşnikofla ateş edilen yerin evin terası değil evin önündeki yolun üzeri olduğu, zira terastan ateş edilmesi durumunda maksimum 1,5 ila 4 metre arasındaki bir uzaklığa kadar fırlayan kovanların bulundukları 10.25 metre mesafeye düşmelerinin mümkün olmadığı, dolayısıyla burası ile ateşin kesildiği sırada mağdurların bulunduğu yer arasındaki mesafenin 50 metre olduğu, arada engel bulunmadığı, 50 metrelik uzaklığın tesir mesafesi 30 metre olan tüfek ve tabancanın tesir mesafesi dışında fakat 400 metre olan kaleşnikof tüfeğin etki mesafesi içerisinde bulunduğu, saptamalarına yer verildiği,

Sanık A... A...kolluktaki 18.06.2004 tarihli savunmasında; “…Benim küçük kızkardeşim E... 20 ay kadar önce T...Ç... ile evlendi, bu evliliklerinden 10 aylık bir erkek çocukları bulunmaktadır. Eniştem T...Ç...’in babası B... Ç..., benim babamın öz halasının oğludur, buradan da bir akrabalığımız vardır. Kız kardeşim evlendiği ilk zamanlarda eşi ile aralarında bir sorun yoktu, ancak sonraları yani çocukları olduktan sonra hem eşi ile hem de eşinin ailesi ile aralarında sorunlar olmaya başladığını kız kardeşimin söylemesi üzerine öğrendim, zaten arasıra kızkardeşimi ziyarete gittiğim zamanlarda da bana söylüyordu. Son olarak 15 gün kadar önce kız kardeşim eşi ve ailesi ile aralarında tartışma olduğunu söyleyerek çocuğu ile benim evime geldi, o günün gecesi eşi T...Ç... benim evime geldi ve aramızda konuştuk, eşini sevdiğini söyleyerek tekrar alıp kendi evlerine götürdü. Ben bu hafta pazartesi günü kızkardeşimi telefonla aradım, akşam ailem ile geleceğimi söyledim ve akşam kızkardeşimin evine gittiğim zaman eniştem T...Ç...’in evde olmadığını görmem üzerine kız kardeşime kocasının nerede olduğunu sorduğum zaman kız kardeşim de bana sizleri görmek istemediğini söyleyerek evden ayrılıp gitti dedi. Hatta artık kocasının ve ailesinin baskılarına ve hakaretlerine dayanamadığını ve ayrılmak istediğini söyleyerek baba evine dönmek istediğini söyledi. Ben de madem sen böyle istiyorsun gel gidelim dedim ve çocuğu da alarak kendi evime döndük. Aradan biraz zaman geçtikten sonra eniştem T...Ç... telefonla beni aradı ve bana madem kızkardeşini götürdün niye çocuğu bırakmadın dedi, ben de çocuğun küçük olduğu için tek başına evde kalamayacağını o sebeple evde bırakmadığımı, hem annesinin çocuğunu aldığını söyledim, aradan biraz zaman geçtikten sonra bu sefer eniştemin babası B... Ç... aradı ve niye çocuğu götürdün diye sordu, ben de gelin çocuğu alın dedim. Bir müddet sonra çocuğu almak üzere eniştemin annesi B... ve kızkardeşi Ö... benim evime geldiler, kız kardeşim küçük çocuğunu bunlara verdi, aralarında herhangi bir konuşma olmadı. Bugün, yani 17.06.2004 günü saat: 11.00 sıralarında eniştemin amcası M... Ç... beni işyeri telefonumdan aradı ve bana saat: 15.00 sıralarına kadar kızkardeşim E...’ı kocasının evine götürmemi, götürmediğim takdirde beni öldüreceğini söyledi. Olay bu şekilde olmaz aile arasına büyükler girsin onlar bu işi düzgün bir şekilde tatlıya bağlasın dedim. Aynı gün saat: 19.30 sıralarında eniştemin kardeşi T... aradı ve bana ‘yengemi eve gönder yoksa ya ben seni ya da sen beni öldüreceksin, bunu yapmayan şerefsizdir’ dedi ve telefonu kapattı. Aradan 10 dakika geçmişti ki, bu sefer eniştemin babası B... Ç... telefonla aradı ve bana ‘E...’ı evine getir’ dedi. Ben de bunun üzerine kendisine E...’nın kendilerini artık istemediğini, bu sebeple kızkardeşimi göndermeyeceğimi söyledim. Bu telefon görüşmesinden yaklaşık yarım saat kadar sonra evimin dışarısında bağırma sesleri gelmeye başladı. Dışarıya çıktığım zaman eniştem T..., kardeşi H..., amcası M... ve babası B...’yi gördüm. Bunlardan B...ve M...’un ellerinde silah olduğunu ve ateş ettiklerini gördüm, ancak nereye doğru ateş ettiklerini görmedim. Ben de korkutmak için daha önceden gönüllü köy korucusu olduğum için Mardin İl Jandarma Komutanlığı tarafından bana verilen kaleşnikof tüfeği aldım ve evimin terasına çıktım, oradan yere doğru korkutmak için ateş etmeye başladım, ancak kaç el ateş ettiğimi bilmiyorum. Ayrıca ateş ettiğim zaman herhangi bir kimseyi vurmadım. Daha sonra olay yerine görevli polisler geldiler ve bizleri alarak Emniyet Müdürlüğüne getirdiler. Ben tüm bu olaylardan dolayı evime baskına gelen ve silahla ateş ederek bana ve aileme hakaret ve tehdit eden M..., B..., H..., T...ile B... ve Ö... isimli şahıslardan davacıyım” derken, Cumhuriyet savcısı önündeki aynı tarihli (avukatlı) savunmasında; “telefon görüşmesinden yaklaşık yarım saat sonra evimin kapısında inin aşağıya diye bir ses duydum, dışarı çıkıp baktığımda evin dış kapısının dışında H..., T...ve B...’yi gördüm, arkadan da katılanlar geliyordu, teşhis edemediğim başka kişiler de vardı. M...’un da sesini duydum ancak kendisini net göremedim, evin kapısında B...yanında bulunan silahla havaya doğru ateş etti, bunun üzerine ben de kaleşnikof marka silahımı alarak önce havaya, sonra Ç...lerin bulunduğu yöne doğru ancak yere ateş ettim, benim ateş ettiğim yerin 5 metre kadar ilerisindeydiler, yaralananlar yerden seken kurşunlarla yaralanmış olabilirler, silah sesinden sonra kardeşim S... ve amcam A... dışarı çıktılar, onların elinde bir şey yoktu, beni engellemeye çalıştılar, E... ve M... E... ise sonra geldi. Ben B...’nin 7-8 el ateş ettiğini gördüm. Ayrıca Ç...lerden bir kişinin daha ateş ettiğini gördüm, ben ateş ederken 20-30 metre mesafe vardı, ben öldürmek için ateş etmedim, öldürmek için ateş etseydim, hepsini vururdum. Benden başka ateş eden olmadı, olay bittikten sonra S... silahı elimden almıştı, bu nedenle zaptetme tutanağında silahın ondan alındığı yazılıdır. Ben önce tek tek ateş ediyordum, Ç...ler olay yerinden uzaklaşmadıkları için tüfeği seriye alarak ateş etmeye başladım, kaç el ateş ettiğimi bilmiyorum, evde bulunan boş kovanlar bu olayla ilgili değildir, gönüllü köy korucusu olduğum için bunları jandarmaya iade etmek için saklıyorum” dedikten sonra, sulh ceza mahkemesi hakimi huzurundaki savunmasında; “amacım sadece bize yapılan saldırıyı püskürtmek ve onları korkutmaktı”, mahkemedeki 21.09.2004 tarihli savunmasında; aynı şeyleri tekrar etmekle birlikte, “5 el ateş edildiğini duydum ancak karşı taraftan kimin ateş ettiğini görmedim”, mahkemece yapılan keşifteki 09.02.2005 tarihli savunmasında ise, “Olay günü müştekilerin merdiven altındaki boşlukta olduklarını ve geldiklerini görünce önce 3 el havaya doğru ateş ettim, daha sonra yere merdivenlerin dibine doğru ateş ettim. Geri kaçtılar, iyice uzaklaştıklarında yere doğru terastan birkaç el ateş ettim. Yüzleri tam seçilmese de tam olarak görülüyorlardı, bu nedenle onlara isabet etmeyecek şekilde ateş ettim, yanımda S... vardı, ben müştekilerden kimin ateş ettiğini görmedim ama dışarı çıktığımda ateş ediyorlardı” dediği ve bahsettiği yerleri gösterdiği,

Sanık S... A...’ın kolluktaki 18.06.2004 tarihli savunmasında; “…Kızkardeşim E..., T...Ç...’le evliydi. Ancak geçen pazartesi günü yani 3 gün önce eşi ve eşinin ailesi ile aralarında geçimsizlik olduğundan çocuğunu alarak abim A... evine geldi. Dün yani 17.06.2004 günü akşam bizim evde bulunduğumuz sırada hem kızkardeşimin eşi hem de kayınbabası abimin evini telefonla arayarak tehdit ettiler. Saat: 19.30 sıralarında bizler abimin evinde oturduğumuz esnada dışarıdan bağırma sesleri ile birlikte silah sesleri duymamamız üzerine dışarıya çıkıp baktığımda, eniştem T..., kardeşi H..., amcası M... ve babası B...’yi gördüm. Bunlardan B... ve M...’un ellerinde silah olduğunu ve silahla ateş ettiklerini gördüm, ancak nereye doğru ateş ettiklerini görmedim. Bunun üzerine abim gönüllü köy korucusu olduğu için Mardin İl Jandarma Komutanlığı tarafından verilen kaleşnikof tüfeği aldı ve evin terasına çıktı, oradan yere doğru korkutmak için ateş etmeye başladı, ancak kaç el ateş ettiğini bilmiyorum, ayrıca ateş ettiği zaman herhangi bir kimseyi vurup vurmadığını bilmiyorum. Yalnız bu olayda yaralanan şahıslar büyük bir ihtimalle abiminin bu şahısları korkutmak için yere doğru ateş ettiği zaman seken mermilerden yaralanmış olabilir, daha sonra olay yerine görevli polisler geldiler ve abimin elinde bulunan silahı ben alarak emniyet görevlilerine teslim ettim ve bizleri alarak Emniyet Müdürlüğüne getirdiler” derken, Cumhuriyet savcısı önündeki aynı tarihli savunmasında; “Seslenmeleri üzerine dışarı çıktık, beş el silah sesi duydum. Ancak karanlık olduğu için kimin ateş ettiğini görmedim. M...’u ateş ederken görmedim. B...’nin elinde biri ruhsatlı, diğeri ruhsatsız iki tabanca vardı. Kovanlar yere düşmesin diye dolaplı silah kullanıyor olabilir. Benim yanımda A..., annem ve A... vardı. Diğer kardeşlerim sonradan geldiler. Ç...ler ile bizim evin arası 5 km. dir. Ben silahla ateş etmedim. A... ateş ettiğinde ona yere ateş etmesini söylüyordum. Sonra ağabeyimden kaleşnikofu aldım, polisler beni gördü, ellerini kaldır diyerek, silahı aldılar” dedikten sonra, sulh ceza mahkemesi hakimi huzurundaki sorgusunda ve mahkemedeki 21.09.2004 tarihli savunmasında, bu savunmasını tekrar ettiği, mahkemece yapılan keşifteki 09.02.2005 tarihli savunmasında ise, A... keşifteki beyanını aynen tekrar ettiğini söylediği ve “ben olay günü evimin terasından A... ateş ederken gördüm, bu sırada merdivenin dibinde B...ve M... yukarıya A... evine doğru ateş ediyorlardı” dediği,

Mağdure H...Ç...’in kolluktaki 17.06.2004 tarihli ifadesinde; “15.06.2004 günü biz evde otururken ağabeyim T...Ç... gelerek eşiyle tartıştığını söyleyerek, tekrar dışarı çıktı. Daha sonra yengem E... Ç...’in ağabeyi A... A...gelerek kardeşini alıp gitti. Bizden de bugün yengemi getirmek için onların evlerine dayım, H...ağabeyim ve T...ağabeyim birlikte gitti. Aşağıda bekleyip yengemin gelmesini istedik. Onlar da vermediler ve tartışma çıktı. Üzerimize evlerinin damından Emin A..., A... A..., M... A..., S... A...ve E... a...pompali tüfek, kaleşnikof ve tabanca ile ateş açtılar yaralandık. Yere düşmemize rağmen üzerimize ateş etmeye devam ettiler, şikayetçiyim” derken, mahkemedeki 21.09.2004 tarihli ifadesinde; “ben sadece A... kaleşnikofla ateş ederken gördüm, diğerleri yanındaydılar ama ateş etmiyorlardı. A... terasta idi biz de hemen onun altında yerde idik. Ayak ucuma ateş ederken, yerden seken kurşun bana geldi, şikayetçi değilim” mahkemece yapılan 09.02.2005 tarihli keşifte ise, “…Terastan A... ateş ettiğini gördüm, sonra polisler gelene kadar ateş etmeye devam edildi” diyerek, ateşin kesildiği sırada bulundukları yeri gösterdiği ve şikayetçi olmadığını söylediği,

Mağdur H...Ç...’in kolluktaki 17.06.2004 tarihli ifadesinde; “17.06.2004 tarihinden iki gün önce ağabeyim T...Ç...’in eşi E... Ç...’in ağabeyi olan A... A...alıp kendi evlerine götürmüştü. Biz de bugün A... evine telefon açtık ve yengemizi istedik, onlar da gelin alın dediler, 13 numaralı evin yakınına gittiğimizde silahlarla ateş açtılar, ben de bu esnada sırtımdan ve kolumdan yaralandım. Damdan bize ateş eden şahıslardan A..., M..., S..., E...’ın ellerinde silahlar vardı, hangisinin elinde hangi silahın olduğunu tam olarak göremedim. Şikayetçiyim” derken, mahkemedeki 21.09.2004 tarihli ifadesinde; “Ben olay yerinde A... ve S... terastan ateş ettiğini gördüm, biz ise yolun üzerinde idik, 30-35 metre gerideydik, ateş edilince geri çekildik, şahıslar yere doğru ateş ediyorlardı, zaten isteselerdi hepimizi öldürürlerdi, ben saçma ile yaralandım, tüfekle kim ateş etti bilmiyorum, şikayetçi değilim”, mahkemece yapılan 09.02.2005 tarihli keşifte, “…evin teras kısmından bir kişinin ateş etmekte olduğunu gördüm, bu kişi A...’di. Silah sesini duyunca geriye doğru kaçmaya başladık” diyerek, ateş edilmeye başlandığında bulundukları yeri ve silah seslerinin kesildiği sırada bulundukları yeri gösterdiği,

Mağdur S... Ceylan’ın kolluktaki 17.06.2004 tarihli ifadesinde; “Bugün saat 20.45 sıralarında yeğenlerim H..., T..., H...ve babaları B...ile birlikte Turan’ın karısı E...’ı getirmek için gittik. Aşağıda bekleyip gelmesini söyledik. Tartışma çıktı, vermek istemediler ve üzerimize evlerinin damından M..., A..., S... Emin, E... kaleşnikof, pompalı tüfek ve tabanca ile ateş açarak bizi yaraladılar. Şikayetçiyim” derken, Cumhuriyet savcısı önündeki aynı tarihli ifadesinde; “ben olay yerine sonradan geldim, o sırada bize ateş ettikleri mesafe 50 metre idi, ben ateş edenleri görmedim” mahkemece yapılan 09.02.2005 tarihli keşifte ise, “…A... evine doğru yürürken silah sesleri başladı, bunun üzerine kaçmaya çalışırken bacağımdan yaralandım, arkamızdan ateş etmeye devam edildi…” diyerek, ateşin kesildiği yeri gösterdiği ve şikayetçi olmadığını ifade ettiği,

Kendisi de sanık olarak yargılanan ancak hakkındaki hüküm incelemeye konu edilmeyen mağdur B... Ç...’in kolluktaki 18.06.2004 tarihli savunmasında; “…Oğlum olan T...akrabamız H... A...’ ın kızı E... ile yaklaşık iki yıldır resmi nikahlı evlidir. Bu evlilikten bir erkek çocukları vardır. Oğlum bizden ayrı olarak Mardin İlinde ikamet etmektedir. Tarihten üç gün önce yani 14.06.2004 günü gelinimin annesi Emine, erkek kardeşi A... ve A...’ in eşi S..., oğlumun evde olmadığı sırada evine gelerek gelinim E...’ı ve çocuğunu alarak kendi evlerine götürmüşler, oğlum bu durumu aynı gün saat 17.30 sıralarında bana söyledi, ben de oğluma sakin olmasını ve kendileri ile görüşüp konuyu tatlıya bağlayacağımı söyledim. 17.06.2004 günü saat 19.30 sıralarında oğlumun kayınbiraderi A...’e telefon açtım, kendisine durumu anlattım müsadeleri varsa evine gelip anlaşalım dedim, kendisi bana evine gelebileceğimi söyledi, ben de eşim ile birlikte aynı gün saat 20.00 sıralarında evimden çıkarak yaya olarak A...’ in evinin bulunduğu eski değirmenin yanına doğru gitmeye başladık, ben ve eşim gidiyorduk, oğlum Turan’a bizi takip etmemesini söyledim, bahse konu adrese 100 metre yaklaştığımızda A... evinin çatısından ateş edilmeye başlandı, ben ateş etmemelerini söyledim, ama hala ateş ediliyordu, ben ve eşim kendimizi korumaya çalıştık, oğlum T...bizi takip etmiş o da silah sesini duyunca olay yerine geldi, diğer çocuklarım H..., H...ve kayınbiraderim S... de olay yerine geldi, onların üzerine de ateş ediliyordu, biz kendimizi korumaya çalıştık, ben ve yanımda bulunanlar karşı tarafa ateş etmedi, benim üzerimde silah yoktu, ruhsatlı tabancam evdeydi, daha sonra öğrendiğime göre eşim evden çıkarken başkası alıp olay çıkarmasın diye bu tabancayı kendi üzerine almış, üzerimize ateş edilmesi neticesi H..., H...ve S... değişik yerlerinden yaralandılar, daha sonra polisler geldi. Bu sırada da üzerimize ateş ediliyordu, polis olaya müdahale edince ateşe son verildi, yaralıları hastaneye gönderdiler. Bize ateş eden şahıslar A... A..., Emin a...ve S... A...idi. Ben bu şahısların ellerindeki silahı gördüm, bu silahlar uzun namlulu silah idi, diğer şahıslar E... ve M... a...da bana ana avrat küfür ediyorlardı. Bütün bu olaylara sebep Emine Alkan’dır. Bizim aramızda her hangi bir sorun bulunmamaktadır. Ben Emine’den bu olaylara sebep olduğu için, diğer şahıslar A..., Emin ve S...’dan üzerimize ateş ettikleri için, E..., M... ve A...’den ise bana küfür ettikleri için şikayetçiyim” derken, Cumhuriyet savcısı önündeki aynı tarihli savunmasında; “bize toplam 4-5 silahla ateş edildi, aydınlık olduğu için ateş edenleri gördüm, olay yerinde pompalı tüfek, MP 5 ve tabanca da vardı. Bize A..., M... E... ve S... ateş ettiler. Benim tabancam olayda kullanılmamıştır” sulh ceza hakimi huzurundaki 18.06.2004 tarihli savunmasında; “bize, eve 50 metre kala ateş edilmeye başlandı, ben olay esnasında yerden seken bir kurşun veya kurşun parçasının yüzüme isabet etmesi nedeniyle yaralandım, tam olarak bilmiyorum ancak taş da çarpmış olabilir, olayda yaralanan diğer şahıslar ise bize ateş edildiğini duyduktan sonra olay yerine gelen kişilerdir. Bize ateş edenler, S..., A... ve M... idi. Uzun namlulu silahlarla ve olayın bitimine yakın tabanca ile ateş edildi” mahkemede 21.09.2004 tarihinde verdiği ifadede, “biz daha evin avlusuna girmeden, yolda dururken A... evinden bize doğru iki şarjör dolusu ateş edildi, ateş edenler evin avlusunda bulunan A... ve S... idi. A... elinde kaleşnikof, Seyihhan’ın elinde ise av tüfeği vardı, benim gördüğüm her ikisi de ayağımıza doğru ateş ediyorlardı. Aramızda yaklaşık 50 metre vardı. Onlar ateş edince biz tahminen 50-100 metre çekildik. İsteselerdi bizi öldürürlerdi, yere ayağımıza doğru ateş ettiler.Başka ateş eden olmadı. Biz akrabayız barıştık, şikayetçi değilim. Bu ifadem doğrudur”, mahkemece yapılan 09.02.2005 tarihli keşifte ise, “Biz gösterdiğim noktaya geldiğimizde A... evinin terasından ateş edildi, ateş edeni tanıdım A...’di. Daha sonra gösterdiğim noktaya gelinceye kadar ateş etmeye devam olundu. A... yanında S... da vardı ancak o ateş etmiyordu” dediği,

Kendisi de sanık olarak yargılanan ancak hakkındaki hüküm incelemeye konu edilmeyen B... Ç...’in kolluk tarafından 18.06.2004 tarihinde alınan savunmasında; “Oğlum T...yaklaşık iki yıldır akrabamız olan E... ile evlidir, bu evlilikten bir çocuğu bulunmaktadır, oğlum bizden ayrı evde yaşamaktadır, tarihten yaklaşık üç gün önce 14.06.2004 günü oğlum evde yokken E...’ın annesi Emine, abisi A... ve eşi Sultan gelerek E...’ı ve çocuğunu alarak kendi evlerine götürmüşler, oğlum bu olayı aynı gün bize iletti, eşim de oğluma sakin olmasını bu olayı halledeceğini söyledi. 17.06.2004 günü saat 19.30 sıralarında eşim, A... ile telefonla görüştü, evine gelip bu konuyı halletmek istediğini söyledi. A... de gelebileceğimizi söyledi. Bunun üzerine, aynı gün saat 20.00 sıralarında eşim ile birlikte çocuklarım T...ve H...ile birlikte yaya olarak A... evine doğru gitmeye başladık, A... evine yaklaştığımızda üzerimize evin çatısından ateş edilmeye başlandı. A..., S... ve Emin ellerindeki silahlarla bizi taradılar, biz de kendimizi korumak için evin balkonunun saçağının altına girdik, silah seslerinin duyulması üzerine kızım ve kardeşim S... de olay yerine gelmiş, ateş sonucu oğlum H..., kızım H...ve kardeşim S... yaralandı, ateşin devam ettiği sırada polisler geldi, olaya el koyarak bizi aldılar, üzerimize ateş eden şahıslardan A... elinde kaleşnikof, S... elinde pompalı, Emin’in elinde tabanca vardı. Bu silahlar ile üzerimize ateş ettiler, ben bu olaylar olduktan sonra eşim emekli bekçi olduğu için adına ruhsatlı silahı aklıma geldi, hemen yalnız başıma eve gittim, eşimin silahını olayın büyümemesi için üzerime aldım, tekrar olayın olduğu yere gittim yaralı çocuklarımı polisler hastaneye götürdükleri sırada ben de ekip otosuna bindim ancak kendimden geçmiş durumdaydım, çocuklarımı acil serviste yoğun bakıma aldılar, bende servisin dışındaki sandalyeye oturdum, silah sol koltuk altında bulunuyordu, polisler bu durumdan şüphe ettiler. Hastanede görevli bir hemşire çağırarak benim üzerimi aratmaya çalışırken üzerimdeki silahı çıkarıp verdim. Benim oğlum ile gelinim arasında her hangi bir problem bulunmamaktadır. Yalnız A... ile eşi sürekli oğluma durumu iyi olduğu için kız kardeşini sürekli gezdirmesini, iyi bakmasını, bir dediğini iki etmemesini söylüyorlar, bu yüzden ara sıra tartışma çıkıyor ben üzerimize ateş eden şahıslardan davacı ve şikayetçiyim” derken, Cumhuriyet savcısı önündeki aynı tarihli ifadesinde, “biz gider gitmez hemen ateş etmeye başladılar, A... tara dedi, bunun üzerine A..., S..., M... E... ve E... üzerime ateş etti. Olay yerinde 4 tane silah vardı. Bize ateş ettiklerinde vuruş mesafesinde idik” mahkemedeki 21.09.2004 tarihli ifadesinde; “eve 15-20 metre yaklaşmıştık ki, A... kaleşnikofla S... ise av tüfeği ile yere doğru ateş etmeye başladılar, biz bu sırada geriye doğru kaçmaya başladık, benim hatırladığım kadarıyla yaralananlar yerden seken saçmalarla yaralandılar, başka kimsede silah yoktu, bu ifadem doğrudur” mahkemece yapılan keşifte 09.02.2005 tarihinde verdiği ifadede ise; “Biz gösterdiğim noktaya geldiğimizde A... terastan ateş etmeye başladı, biz de geriye doğru kaçtık” dediği,

Sanık olarak yargılandıktan sonra beraat eden ve hakkındaki hüküm incelemeye konu edilmeyen, sanıkların amcası A... Alkan’ın kolluktaki 18.06.2004 tarihli savunmasında; “Evimde yemek yiyordum. Dışarıdan bağırma sesleri ile birlikte silah sesleri duymam üzerine dışarıya çıktım. Yeğenim A... evinin önünde B..., M..., T...ve H...’ı gördüm, bunlardan hem M..., hem de B...’nin ellerinde tabanca vardı ve A... evine doğru ateş ederken gördüm. Bu sırada yeğenim A... evinin terasından yere doğru kaleşnikof tüfekle ateş ettiğini gördüm, hemen A...’ in yanına gittim ve ateş etmemesini söyledim, bu sırada ben herhangi bir kimsenin vurulduğunu görmedim, olayların nasıl geliştiğini bilmiyorum, benim herhangi bir kimseden şikayetim yoktur” derken, Cumhuriyet savcısı önündeki aynı tarihli savunmasında; “ben silah sesini duyup dışarı çıktığımda, M... ve B...’nin ellerinde bulunan siyah renkli tabancalarla A... evine doğru ateş ettiklerini gördüm, tahminen 7 el ateş ettiler, daha sonra A... de kaleşnikofunu alarak önce seride, daha sonra tek tek Ç... ailesine doğru ateş etti, tahminen 50 el ateş etmiştir. Ben A...’e kişileri öldürmemesi yönünde telkinde bulundum. Başka talimat vermedim” mahkemedeki 21.09.2004 tarihli ifadesinde ise, “B...ara sokakta tabanca ile ateş etti, sonra A... kaleşle evin önüne çıkarak 2 el havaya doğru ateş etti, sonra terasa geçerek seri halde 5-10 elden fazla müştekilerin bulunduğu yere doğru namlu ucu yere gelecek şekilde ateş ediyordu, bu sırada A... yolun üzerindeydi, A... ateş edince müştekiler geriye doğru çekilmeye başladılar, başka insanlar da vardı, kalabalıktı” şeklinde beyanda bulunduğu,

Tanık T...Ç...’in kolluktaki 18.06.2004 tarihli ifadesinde; “Ben E... ile yaklaşık iki yıldır resmi nikahlı olarak evliyim, bu evlilikten bir çocuğumuz bulunmaktadır, tarihten yaklaşık üç gün önce yani 13.06.2004 günü ben evde yokken kayınbiraderim A..., annesi Emine ve A... eşi Sultan evime gelerek eşim E... ve 11 aylık çocuğumu alıp kendi evlerine götürmüşler. Ben evime aynı gün saat 22.30 sıralarında döndüm, evde kimse yoktu, A...’e telefon açtım, eşimi neden götürdüğünü sordum, bana açıklama yapacağına hakaret etti, hemen telefonu kapatarak aynı gün babama haber verdim, durumu anlattım, babam bana sakin olmamı, bu konuyu A... ile konuşacağını söyledi. Onların asıl amacı beni ailemden koparmaktır. 17.06.2004 günü saat 20.30 sıralarında babam A... ile telefonla görüştü, babama gelinini almasını söyledi, babam da bu niyete göre annem ile birlikte A... evine doğru yaya olarak gittiler. Ben herhangi bir şey olur diye babamdan habersiz kendilerini takip ettim. A... evinin bulunduğu Kayacan Mahallesi eski değirmen yanına geldiklerinde, babama hakaret etmeye, çatıdan ateş etmeye başladılar. Ben de silah sesini duyunca babamın yanına gittim, peşimden kardeşlerim H...ve H...geldiler. Bu şahıslar hala üzerimize ateş ediyorlardı, dayım S... bizi olay yerinden uzaklaştırmaya çalışıyordu, bu esnada kendisi de yaralandı, kardeşim H...ve H...da yaralandılar. Daha sonra polisler geldi, olaya müdahale ettiler, bize ateş eden şahıslar A..., Emin ve S... idi. Bu şahıslardan A... elinde kaleşnikof marka silah, Emin’de pompalı tüfek, S...’da MP-5 marka silahlar vardı. Bu silahlarla üzerimize ateş ediyorlardı, amcaları A... tarayın dedi, ben ve diğer kardeşlerim karşı tarafa ateş etmedik, üzerimizde de silah bulunmuyordu, şikayetçiyim” derken, Cumhuriyet savcısı önündeki aynı tarihli ifadesinde; “damın üzerinde A..., S..., A..., E..., M... E..., Ahmet M... vardı, A... tarayın diye komut verdi, bunun üzerine S... elinde bulunan tüfekle, A... kaleşnikofla, M... E... de tabanca ile bize doğru ateş etti” mahkemedeki 21.09.2004 tarihli ifadesinde ise; “bizi görür görmez A... bize ateş etmeye başladı, ben başka kimseyi ateş ederken görmedim, (soruldu) doğrudur, S... da av tüfeği ile ateş etti” diye söylediği,

Olayların kendisi yüzünden çıktığı ifade edilen ve sanıkların kardeşi olan E... Ç...’in kolluktaki 18.06.2004 tarihli ifadesinde; “Ben yaklaşık 2 yıl kadar önce babamın halasının torunu olan T...isimli şahısla kendi rızamla evlendim. Bu evliliğimizden 10 aylık bir erkek çocuğumuz vardır. T...’la evliliğimizin ilk aylarında aramızda herhangi bir sorun yoktu ancak çocuğumuz olduktan sonra T...’la aramızda ufak tefek tartışmalar olmaya başladı. Bu tartışmalarımın sebebi ise, benim eşimin ailesinin, kendi öz aileme sürekli olarak hakaret etmesi, küçümsemesi ve ailemin kendi evime ve kayın pederlerimin evine gelmemesini istemesi, hatta benim kendi annemlere dahi gitmemi istememeleri, gittiğim zaman ise neden gittin diye benimle tartışıp aileme hakaret etmeleridir. Bu durum sürekli oluyordu. Ben bunlara dayanamadığımdan 15 gün kadar önce çocuğumu alarak abim A... evine geldim. Benim geldiğim günün gecesi saat: 23.00 sıralarında eşim T...abimin evine geldi, abimle konuştular ve tekrar eşimle beraber evimize gittik, 3 gün önce yine abim A... beni aradı ve akşam misafirliğe geleceğini söyledi, ben de bu durumu eşim Turan’a söylediğim zaman eşim bana eğer onlar eve geliyorsa ben onları görmek istemiyorum diyerek evden gitti. O gün akşam abim eşi ve çocukları evime geldiler, bu sırada eşim evde yoktu, abim bana eşimin nerede olduğunu sordu, ben de eşimin bana söylediği gibi abime sizleri görmek istemediğini söyleyerek evden ayılıp gitti dedim. Hatta eşim ve ailesinin benim aileme sürekli olarak hakaret ve küfür ettiklerini söylediğim zaman abim bana, bacım sen bilirsin kararını ver dedi, ben de tamam artık tahammül edemiyorum dedim ve çocuğumu alarak abimler ile birlikte abimin evine gittik. Aradan 10 dakika geçtikten sonra eşim, abim A... evini telefonla aradı ve abime madem kız kardeşini götürdün niye çocuğu evde bırakmadın dedi, abim de eşime, çocuk küçük nasıl evde bırakayım dedi, istiyorsan gel çocuğunu al dedi. Daha sonra eşim tekrar aradı ve yine çocuğu bırakmamızı istedi. Abim eşime yine gel al dedi, daha sonra eşimin babası yani kayın pederim aradı o da çocuğu eve getirin dedi. Aynı gece şu an tam olarak saatini hatırlamıyorum, kaynanam B... ve görümcem Ö... abimin evine geldiler ve bizden çocuğumu istediler, ben de artık T...’la olan evliliğimizi bitirmek istediğimden çocuğumuzu verdim. Bugün, yani 17.06.2004 günü saat: 19.30 sıralarında küçük kaynım T..., abimin evini telefonla aramış ve abime beni kocamın evine tekrar göndermediği takdirde abimi öldüreceğini söylemiş, bunları abim söyledi, aradan iki dakika geçtikten sonra bu sefer eşim T...aramış ve abime yine aynı şekilde beni göndermediği takdirde öldüreceğini söylemiş, yine aradan iki dakika geçtikten sonra bu sefer kayınpederim B...telefon açtı ve o da aynı şekilde gelinini eve göndermediği takdirde gelip kendisinin alacağını, hatta abimi öldüreceğini dahi söylemiş, bunu abim anlattı, aradan yarım saat kadar geçmişti ki bizler ağabeyimin evinde oturduğumuz esnada dışarıdan bağırma ve silah sesleri duydum, bunun üzerine dışarıya çıktığım zaman eşim T..., kayınpederim B..., kayınpederimin kardeşi M..., kayınlarım H...ve T...’ı gördüm. Bunlardan kayınpederim B...ve kayınpederimin kardeşi M...’un elinde silah, ateş ederken gördüm. Bunun üzerine abim A... gönüllü köy korucusu olduğundan kendisine verilen kaleşnikof tüfeğini alıp evinin terasına çıktı kayınpederimi korkutmak için yere doğru ateş etmeye başladı, bu sırada 155 polis imdat telefonu aradım ve durumu bildirdim, hemen olay yerine gelip bu olaya müdahale ettiler. Tüm bu olaylar olduğu zaman ben herhangi bir kimsenin vurulduğunu görmedim. Daha sonrada bu konuyla ilgili olarak ifade vermek için Emniyet Müdürlüğüne geldim” dediği,

Zabıt mümzilerinden, Ş... K..., C... B... ve R... A... olayın bitmesinden sonra geldiklerini belirtirlerken, Y... Ç...’nin 15.09.2005 tarihli ifadesinde; “Şahısların Meydanbaşı Mahallesindeki kavşak kısmından aşağıya inen yolda yürüdüklerini gördük. Bir süre sonra bu istikametten önce bağırma sesleri, daha sonra ise birkaç el silah sesi geldi. Müdahale için aracımız ile o istikamete gittik. İlk önce uzun namlulu kaleşnikof ile tek tek 2-3 el ateş edildi, daha sonra o tarafa gittiğimizde evin damından bir kişi ateş ediyordu. Hava karardığından yüzünü tam olarak göremedim. Bu sırada yüzünü göremediğim iki şahıs ile birlikte ateş eden şahıs aşağıya indi. Biz şahsa ateş etmeyi kesmesini söyledik. Ateş eden şahıs defolun çekin gidin diye bağırıyordu. Evin önünde 5-10 metre ilerisinde bulunan birkaç kişi koşarak evden uzaklaşmaya başladılar. Ateş ederken kaleşnikoflu şahıs hedef almıyordu. Zira mermiler damın çatısından dik olarak aşağı iniyordu ve yerdeki şahıslar kaçmaya devam ettikleri halde, mermiler aynı yere düşüyordu. Hedef alarak ateş etmedi. Ateş ederken de sizi öldüreceğim dediğini duymadım. Ben başka ateş eden kişi görmedim” diye söylediği,

Anlaşılmakta olup; incelenmekte olan somut olayda Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken iki uyuşmazlık bulunmaktadır:

Bunlardan ilki, sanıklar A... ve S... eylemleri sonunda meydana gelen “yaralanmaların” doğrudan kastla mı yoksa olası kastla mı oluşturulduğuna ilişkindir:

5237 sayılı Yasanın 21. maddesinin 1. fıkrasının ikinci cümlesinde, doğrudan kast; “suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi” şeklinde tanımlanmış, 2. fıkrasında ise; “Kişinin suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır” denilmek suretiyle “olası kast” tanımına yer verilmiştir.

Doğrudan kast, failin hareketinin yasal tipi gerçekleştireceğini bilmesi ve istemesini gerektirir, ancak failin hareketiyle hedeflediği doğrudan sonuçların yanısıra, hareketinin zorunlu sonuçları ya da kaçınılmaz yan sonuçlar da, açık bir isteme olamasa dahi doğrudan kast kapsamında değerlendirilmelidir.

Olası kastın Yasanın 21. maddesinin 2. fıkrasında; “öngörmesine rağmen, fiili işlemesi” şeklinde tanımlanarak, başkaca ayırıcı bir unsura yer verilmemesi, olası kast ile 5237 sayılı Yasanın 22. maddesinin 2. fıkrasında; “Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır” şeklinde tanımlanan bilinçli taksirle karıştırılacağı hususu öğretide dile getirilmiş, yasa koyucu da, madde metninde yer vermediği “kabullenme” ölçüsüne, madde gerekçesinde; “Olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir.” şeklinde açıklamak suretiyle, olası kastı bilinçli taksirden ayıracak ölçüyü ortaya koymuştur.

Görüldüğü gibi, kastın bir türü olarak tanımlanmasına karşın, olası kast bilinçli taksire daha yakın olup, her somut olayda, bilinçli taksirle de karıştırılma olasılığı bulunmaktadır. Her iki kusurluluk şekli arasındaki ayırıcı ölçüleri, yargısal kararlar ve bilimsel görüşlerden de yararlanmak suretiyle şu şekilde belirlemek mümkündür:

Gerek olası kastta gerekse bilinçi taksirde, sonuç fail tarafından öngörülmektedir.

Bilinçi taksirde, öngörülen ve gerçekleşen netice istenmemekte, olası kastta ise istenmemesine rağmen fail tarafından kabullenilmektedir. Olası kastta fail, öngördüğü sonucun meydana gelmesini kabullenip, sonucun meydana gelmemesi için herhangi bir önlem almazken, bilinçli taksirde fail neticeyi öngermesine rağmen, şansa veya başka etkenlere hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek, öngörülen sonucun gerçekleşmeyeceği inancıyla hareket etmektedir.

Oluşu hususunda bir uyuşmazlık bulunmayan somut olay bu açıklamalar kapsamında değerlendirildiğinde; sanık A... evinin terasından kaleşnikof tüfekle yaklaşık 45 el, onun yanında bulunan sanık S... ise av tüfeği ile birden çok yaklaşık 14 metre mesafede bulunan mağdurlar B..., H..., H...ve S...’in bulundukları ve daha sonra da kaçtıkları yöne doğru ateş ettiklerinde bir kuşku bulunmamasına rağmen, sürekli olarak tesir mesafesi içerisinde bulunan mağdurlardan hiçbirisinde kaleşnikof mermisi veya tüfek saçmasının doğrudan isabeti sonucu oluşmuş ciddi bir yaralanmanın olmaması karşısında, mağdurların özellikle mahkeme aşamasındaki ifadeleri başta olmak üzere dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; sanıkların mağdurları doğrudan hedef aldıklarına ilişkin yeterli kanıtın bulunmadığı, buna göre mağdurların, kaleşnikof mermisinin veya tüfek saçmasının sekme veya diğer etkenlerle kendilerine isabeti sonucu yaralandıklarının kabulünün gerektiği,

Aksi halde, “yaralama ve öldürme doğrudan kastıyla” kaleşnikof tüfekle 45 el, av tüfeğiyle de birden çok kez ateş edilmesi halinde belirlenen mesafede toplu halde bulunan mağdurların tamamının ağır şekilde yaralanmaları veya ölümlerin olabileceği,

Atış mesafesi, kullanılan silahların niteliği, yaralanmaların derecesi, tanık anlatımları ve dosyadaki kanıtlar birlikte değerlendirildiğinde, mağdurları korkutarak olay yerinden kaçırmak gayesiyle hareket eden sanıkların, ateş esnasında, mağdurlardan herhangi birisini veya mağdurların içinde bulunduğu grubu hedef almadıkları, öldürme veya yaralama kastı ile hareket etmedikleri, ancak etkili mesafeden ellerindeki elverişli silahlarla mağdurların bulunduğu yöne doğru ateş etmeleri sonucunda, mermilerin sekmesi veya başka etkenlerle topluluk halinde bulunan mağdurların vurulabileceklerini öngördükleri, buna rağmen birçok kez ateş etmek suretiyle, öngördükleri sonucu kabullendikleri ve bunun sonucunda da dört mağdurun yaralandığı olayda, her iki sanık açısından da kendi yaraladığı her bir mağdura karşı “olası kastla yaralama” suçunun oluştuğu kabul edilmelidir.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının belirtilen yöne ilişkin itirazının kabulüyle, bozma kararına bu hususun da eklenmesine karar verilmelidir.

İkinci uyuşmazlık nedeni ise; sanıklar A... A...ve S... A...’ın, hem kişilerde korku, kaygı veya panik yaratacak şekilde genel güvenliği kasten tehlikeye sokma hem de olası kastla yaralama suçunu oluşturan eylemleri açısından, 5237 sayılı TCY’nın 44. maddesinde düzenlenmiş bulunan farklı nev’iden fikri içtima hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağına ilişkindir:

5237 sayılı TCY’na hakim olan ilke gerçek içtima olduğundan, bunun sonucu olarak, “kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar cezanın” söz konusu olacağıdır, nitekim bu husus Adalet Komisyonu raporunda da; “Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır’ şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır” şeklinde ifade edilmiştir Bu kuralın istisnalarına ise, 5237 sayılı TCY’nın “suçların içtimaı” bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir.

765 sayılı TCY’da, aynı nev’iden fikri içtima ile farklı nev’iden fikri içtima tek madde halinde ve Yasanın 79. maddesinde düzenlenmiş iken, 5237 sayılı TCY’nda bu iki hal birbirinden ayrılarak, aynı nev’iden fikri içtima, zincirleme suçun düzenlendiği 43. maddenin 2. fıkrasında, farklı nev’iden fikri içtima ise Yasanın 44. maddesinde düzenlenmiştir.

5237 sayılı TCY’nın “Zincirleme Suç” başlıklı 43. maddesinin 2. fıkrasında; “Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır” denilmek suretiyle zincirleme suçtan farklı bir müessese olan aynı nev’iden fikri içtima düzenlenmiş, tek fiil (hareket) ile aynı suçun birden fazla kişiye karşı işlenmesi durumunda, hareketin sayısı nedeniyle, fail hakkında bir cezaya hükmolunacağı, ancak bu cezanın TCY’nın 43/1. maddesine göre artırılacağı öngörülmüştür.

TCY’nın 43. maddesinin 3. fıkrasında ise; “Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz” hükmüne yer verilmek suretiyle, bu suçlarda zincirleme suç hükümleri ile aynı nev’iden fikri içtima kuralının uygulanmayacağı, dolayısıyla sayılan bu suçlarda, failin mağdur sayısınca ayrı ayrı cezalandırılacağı kabul edilmiştir.

Yine 5237 TCY’nda yaptırıma bağlanan bazı suçlarda, özel olarak aynı nev’iden fikri içtima hükmüne yer verilmesi suretiyle, bu suçlarda ayrıca TCY’nın 43/2. maddesi uyarınca cezanın arttırılamayacağı esası benimsenmiştir. Örneğin; belirsiz sayıda kişilerin sağlığını bozmak amacıyla ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişli olacak surette, radyasyona tabi tutulması halinde, radyasyon yayma suçunun temel şekline nazaran daha ağır ceza öngörülmüştür (TCY’nın 172/2. md.).

Bu açıklamalar kapsamında aynı nev’iden fikri içtimaının koşullarını, hareket ya da fiilin hukuksal anlamda tek olması, tek fiille birden fazla aynı suçun işlenmiş olması, suç mağdurlarının farklı olması, işlenen suçun gerek 5237 sayılı TCY’nın 43. maddesinin 3. fıkrasında belirtilen suçlardan olmaması, suç tipinde özel olarak aynı nev’iden fikri içtima hükmüne yer verilmemesi şeklinde belirlemek mümkündür.

Gerek 5237 sayılı TCY’nın 44. maddesinde gerekse 43. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen ve uyuşmazlığın çözümünde anahtar rol oynayacak “bir fiil”, “tek fiil” ifadesi ile kast edilen hususun ne olduğunu açıklamadan önce, farklı neviden fikri içtima kurumunun değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.

Farklı neviden fikri içtima 5237 sayılı Yasanın 44. maddesinde; “ (1) İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiş olup, hükmün uygulanabilmesi için işlenen bir fiille birden fazla farklı suçun oluşması gerekmektedir.

Yasa koyucu, işlediği bir fiille birden fazla farklı suçu işleyen failin, fiilindeki teklik nedeniyle en ağır ceza ile cezalandırılmasını yeterli görmüş, bu şekilde “non bis in idem” kuralı gereğince bir fiilden dolayı kişinin birden fazla cezalandırılmasının da önüne geçilmesini amaçlamış, “erime sistemi”ni benimsemek suretiyle, bu suçlardan en ağırının cezasının verilmesi ile yetinilmesini tercih etmiştir.

”Tek fiil” veya “bir fiil”den ne anlaşılması gerektiğine gelince, doğal anlamda gerçekleştirilen her bedeni hareket ayrı bir hareketi oluşturmakta ise de, hukuki anlamda hareketin tekliği ile ifade edilmek istenen husus, doğal anlamda birden fazla hareket bulunsa dahi, bu hareketlerin, hukuki nedenlerden dolayı değerlendirmede birlik oluşturması suretiyle tek hareket kabulüdür. Fikri içtimada da, fiil ya da hareketin tekliği, doğal anlamda değil hukuksal anlamda tekliği ifade etmektedir. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de, ortaya konulan bu davranışlar suçun yasal tanımında yer alan hukuksal anlamdaki “tek bir fiili” oluşturmaktadır. (M... Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 2. Bası, Ankara, 2009, s.448 vd.)

5237 sayılı TCY’nın genel hükümleri arasında yer alan fikri içtima kuralları koşullarının bulunması halinde kural olarak her suç için uygulanabilir ise de, yasa koyucunun açıkca istisna öngördüğü hallerde bu kuralın uygulanması olanağı bulunmamaktadır. Nitekim, Ceza infaz kurumunda silah veya uyuşturucu bulundurulması eylemleri ile ilgili 297/1, 174, 188 ve 191. maddelerde, en ağır cezayı gerektiren suçun cezası verildikten sonra ayrıca bu cezadan bir miktar artırım yapılması tercih edilmiş, 212. maddede, sahte resmi veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması halinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunacağı belirtilerek, açıkca fikri içtima hükümlerinin uygulanması engellenmiştir.

Görüldüğü gibi, yasal istisnalar dışında, hukuki anlamda tek bir fiille birden fazla farklı suçun işlenmesi halinde, bu suçlardan en ağır cezayı gerektirenin cezasına hükmolunması yasa gereği olup, suçların olası kastla veya doğrudan kastla işlenmiş olması da varılan bu sonucu değiştirmeyecektir.

Bu genel açıklamalar doğrultusunda, korku, kaygı veya panik yaratacak şekilde ateş etmek suretiyle genel güvenliği tehlikeye sokma suçuna gelince, benzer suç tipinin düzenlendiği 765 sayılı TCY’nın 264/7. maddesinde “…eylem başka bir suçu oluştursa bile…” ifadesine yer verilmiş olması nedeniyle, aynı eylemle başka bir suçun oluşması halinde, her suçtan ayrı ayrı cezalandırma sistemi getirilerek, bu suç bağlamında “fikri içtima” kurallarının uygulanması engellenmiş ise de, 5237 sayılı TCY’nın aynı suçu düzenleyen 170. maddesinde böyle bir ifadeye yer verilmemiş, dolayısıyla da, fikri içtima uygulaması açısından herhangi bir istisna getirilmemiştir.

Nitekim Ceza Genel Kurulunun 26.12.2006 gün ve 317/319 sayılı kararında da; “…5237 sayılı TCY’nın 170. maddesinde, 765 sayılı TCY’nın 264/7. maddesindeki düzenlemeden farklı biçimde eylemin bir başka suçu oluşturması halinde ayrıca cezalandırılacağına ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir. O halde, eylemin aynı zamanda bir başka suçu da oluşturması halinde 5237 sayılı TCY’nın 44. maddesi uyarınca en ağır cezayı gerektiren suçtan cezalandırılması söz konusu olur” denilmek suretiyle, 5237 sayılı TCY’nın 170. maddesi bağlamında aynı Yasanın 44. maddesinde düzenlenen farklı nevi’den fikri içtima kurallarının uygulanmasının olanaklı olduğu, duraksamaya meydan verilmeyecek bir biçimde ortaya konulmuştur.

Somut olayda; mağdurları korkutarak oradan uzaklaştırmak için onların grup halinde bulundukları bölgeye doğru, birden çok kez ateş eden sanıkların “ateş etme” eylemlerinin hukuki anlamda tek fiil sayılması gerektiğinde ve bu suretle, tek olan eylem sonunda hem her bir mağdura karşı olası kastla yaralama suçunun, hem de genel güvenliği tehlikeye sokma suçunun meydana geldiğinde kuşku bulunmadığından, sanıklar hakkında 5237 sayılı TCY’nın 44. maddesi uygulanması ve meydana gelen suçların en ağırından ceza verilmesi gerekmektedir.

Diğer yönden, sanıkların önce havaya, sonra yere ateş etmiş olması da, fiilin tekliği konusunda varılan bu sonucu değiştirmemekte, faillerin başlangıçtan beri mağdurlara ateş etme eylemlerinde, aynı kasıtla hareket etmeleri, kasıtlarının değiştiğini gösteren hiç bir bilgi ve belgenin bulunmaması, mağdurlara doğrudan ateş etmemek suretiyle, başlangıçtaki kasıtların değişmediğini göstermeleri, sanıkların eylemlerinin olası kasıtla yaralama suçunu oluşturduğuna ilişkin varılan sonuç da, fiilin tekliğini ve tek fiille yasanın birden fazla hükmünün ihlal edildiğini, hiç bir duraksamaya yer vermeyecek şekilde ortaya koymaktadır.

Ayrıca, sanık S... hukuki anlamda tek sayılan “birden fazla ateş etme” eylemi sonucunda, birden çok kişinin “olası kastla” yaralanmış olması nedeniyle, 5237 sayılı TCY’nın 43/2. maddesindeki “aynı nev’iden fikri içtimaı” hükümlerinin uygulanması gerektiği de ileri sürülebilirse de, 43. maddenin 3. fıkrası uyarınca “kasten yaralama” suçları açısından “aynı nev’iden fikri içtima” hükümlerinin uygulanma olanağı bulunmadığından, bu açık yasal düzenleme uyarınca gerçek içtima kuralları uyarınca olası kastla yaralanan her bir mağdur yönünden ayrıca hüküm verilmesi gerekmektedir.

Bu itibarla; (III) nolu bozma nedeni ile ilgili olarak, Özel Daire Kararının isabetli bulunması nedeniyle, bahsedilen konuya ilişen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazın reddine karar verilmesi gerekmektedir.

Bununla birlikte; her ne kadar Özel Daire bozma kararının (IV) numaralı paragrafında, Ceza Genel Kurulu kararlarına da uygun olarak, sanık A... hakkında “kasten yaralama” suçundan verilmiş bulunan hükmün, 5271 sayılı CYY’nın 231. maddesi uyarınca değerlendirme yapılması için “sair yönleri incelenmeksizin” bozulmasına karar verilmiş ise de; sanık A... açısından da bir fiille işlediği birden fazla suç nedeniyle fikri içtima hükümlerinin uygulanmasının gerekmesi nedeniyle, (IV) nolu bozma nedeninin kaldırılmasına, (III) nolu bozma nedeninin ise itirazda da belirtildiği gibi sanık A... kapsayacak şekilde genişletilme

 

8. Ceza Dairesi 2010/8-110 E., 2010/161 K.

BİLEŞİK SUÇ

FİKRÎ İÇTİMA

KİŞİYİ HÜRRİYETİNDEN YOKSUN KILMA

ZİNCİRLEME SUÇ

“İçtihat Metni”

Sanıklar M... T... , O... Ç... ve O... B... ‘nun, cebir kullanmak suretiyle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan, 5237 sayılı TCY’nın 37/1 maddesi yollamasıyla aynı Yasanın 109/2, 3-b ve 62. maddeleri uyarınca, mağdur adedince 4’er kez ayrı ayrı 3 yıl 4’er ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, haklarında aynı Yasanın 53 ve 63. maddelerinin uygulanmasına,

Sanıklar Mehmet Tosun, O... Ç...ve O... B...’nun, geceleyin cebir kullanmak suretiyle konut dokunulmazlığını ihlal suçundan 5237 sayılı TCY’nın 116/4, 119/1-c ve 62. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 2 yıl 1’er ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, haklarında aynı Yasanın 53 ve 63. maddelerinin uygulanmasına,

Sanıklar M... T... , O... Ç... ve O... B... ‘nun, mala zarar verme suçundan cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davasının şikayetçinin sanıklar hakkındaki şikayetinden vazgeçmesi nedeniyle 5237 sayılı TCY’nın 73/4 ve 5271 sayılı CYY’nın 223/8. maddesi uyarınca düşmesine,

Sanıklar tarafından gerçekleştirilen kasten yaralama eylemlerinin, 5237 sayılı TCY’nın 86/2. maddesi kapsamından basit yaralama niteliğinde olması ve bu eylemlerin, cebir kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçunun unsuru olması nedeniyle, kasten yaralama suçundan açılan kamu davalarında 5237 sayılı TCY’nın 109/6. maddesi de nazara alınarak karar verilmesine yer olmadığına,

Sanıklara verilen cezanın miktarı, tutuklulukta geçirdikleri süre, isnat olunan suçların niteliği ve cezanın miktarı nazara alındığında kaçma olasılıkları da nazara alınarak ayrı ayrı hükmen tutuklanmalarına ilişkin, Ünye Asliye Ceza Mahkemesince verilen 04.05.2009 gün ve 141-348 sayılı hüküm, sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 25.12.2009 gün ve 14088-16644 sayı ile; tüm temyiz itirazların reddiyle tebliğnameye aykırı olarak onanmıştır.

Yargıtay C.Başsavcılığınca 29.04.2010 gün ve 86447 sayı ile;

”İtiraz, sanıkların mağdurlar C... A... , A... G... ve O... K... ‘ın hürriyeti tahdit suçlamasından kurulu mahkûmiyet hükümlerinin onanması kararına yönelik bulunmaktadır.

Anayasamızda güvence altına alınmış olan kişi özgürlüğünün her türlü saldırıdan korunmasına yönelik önlemler alınması devlete düşen ödevlerin başında gelmektedir. Korunan hukuki yarar özgürlüğün ihlalidir. Özgürlük maddi olmayan bir menfaattir. Geleneksel doktrine göre özgürlük kalınan yeri seçme, istediği yerde kalıp istediği yere gitme ve hareket serbestisidir. Anayasamız 19. maddesi ile kişi özgürlüğü güvence altına almıştır.

Mülga 765 s.TCK 179 ve yürürlükteki 5237 s.TCK 109. maddeleri anayasanın tanıdığı özgürlük (hürriyet) hakkının ihlalini cezai yaptırıma bağlamıştır.

765 sayılı mülga TCK’nun 179. maddesi, kişi hürriyetine yapılan saldırıları yaptırıma bağlamıştır. Ancak, toplumların dinamik yapısı gereği, değişen ve gelişen sosyal-ekonomik koşullar karşısında, statik niteliğe sahip normlar, zamanla yeni ihtiyaçlara uygun şekilde değiştirilebilmektedir. Değişimde amaç, bireylerin en doğal hakkı olan kişi hürriyetini korumada etkinliği sağlamaktır.

YTCK 109. maddede yer alan düzenlemenin, ETCK 179. maddede yer alan düzenleme ile suçun unsurları ve suç tipi yönünden aynı oluşu nedeniyle, 765 sayılı TCK döneminde geliştirilen içtihatların halen güncelliğini koruduğu araştırmacıların eserlerinde yazılıdır.

Hürriyeti tahdit suçunun gerçekleşmesi bakımından mağdurun önemli bir tehlikeye maruz kalmadan bir yerden çıkmasının imkansızlığı yeterlidir.

Manevi unsur, başkasının hürriyetini gayri meşru olarak mahrum etmeyi isteme ve bilmeyi içeren kasttır.

Bu suçun kast türü geçmişte çok tartışılmıştır. Doktrinde bir kısım yazarlar, mağdurun kişisel hürriyetini kısıtlamaya yönelik hareketleri gerçekleştirmeyi isteme ve bilmeyi içeren genel kastı yeterli görmüşlerdir. Alman, Avusturya ve İsviçre hukukunda da, bu görüş kabul edilmektedir. (Ö... , A... ; Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 4. Bası, İstanbul, 1994, s.31.) Buna karşılık farklı fikirde olan yazarlara göre ise, bu suç yönünden genel kast yeterli değildir. Özel kast gereklidir. Bu görüşte olanlara göre, failin kişisel hürriyeti mahrum etme amacı ve niyetiyle harekete geçmesi söz konusu olmalıdır.

Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulu 26/06/1995 tarih 8/195-225 sayılı kararında ‘hürriyeti sınırlama suçunun oluşması için, failde yoğunlaşmış ve tasarlanmış bilinçli özgürlüğü kısıtlama özel kastının bulunması gerektiğine’,(YAŞAR, Osman; Uygulamada ve Öğretide Hürriyet Aleyhinde İşlenen Suçlar, Seçkin Yayınevi, Ankara 2002, s.79) 16/02/1981 tarih 8-385/44 sayılı kararında da ‘hareket serbestisini daraltma, yoğunlaşmış özel kastının bilincinden ve gereğinden değil, tasarlanmış ve sürekli dövme ve yaralama eyleminin gelişmesinden oluşmuştur. Eylem yaralama suçu niteliğindedir’ (Y... , O..., Age, s.92) şeklinde aldığı kararlarla atılı suçta kastın en azından hürriyeti tahdit suçuna yönelmesi ya da dönüşmesi gerektiği fikrine varmıştır.

Yine Yüksek Yargıtay 8. C.D. 10/07/1995 tarih 1995/6153-1 1055 sayılı kararında ‘sanık S.K.’nın diğer eylemlerine maruz kalan müştekiyi teskin, olayın heyecanını yatıştırmak amacıyla otomobiline bindirip eve götürerek kısa bir süre evde alıkoyması ve bu arada etkili eylemin izlerini tedavi ve temizleme gibi işlemleri takiben karakola götürmesi biçiminde tezahür eden eyleminde hürriyeti daraltma suçunun özel nitelikli yoğunlaşmış doğrudan kast unsuru bulunmadığı, eylemin bütün haliyle memura görevi sırasında cebir ve şiddet göstererek mukavemet olduğu...’ (Aktaran, M... , İ...; G... , M...; Türk Ceza Kanunu Özel Hükümler-2, Adil Yayınevi, Ankara, s.1328) kararına varmıştır.

Görüldüğü gibi Yüksek Yargıtay’ımız içtihatlarıyla atılı suçta özel kast arayanların fikrine katılmadığı gibi, genel kastın ise yoğunlaşmış, tasarlanmış, bilinçli olarak bu suça yönelmesini aramaktadır. Yine darp etme amacıyla ve darp süresince alıkoymayı hürriyeti tahdit suçu olarak kabul etmemektedir.

Atıf yaptığımız kitabında uygulayıcı yazar, ‘failin mağduru bulunduğu yerde dövüp yaralaması eyleminde özgürlükten yoksun bırakma suçu söz konusu olmaz ise de, failin mağduru bulunduğu yerden zorla alıp başka bir yere götürerek yaralama eyleminde hem yaralama hem de özgürlükten yoksun bırakma suçu oluştuğunun kabulü gerekir’ (Y..., O...; Age, s.73) düşüncesine yer vermiştir. Bu düşünüş Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun sanığın kastının hürriyeti tahdit suçuna yönelik olması veya dönüşmesi fikriyle de uyumludur.

Yukarıda kast unsuru açıklamasında değinildiği gibi, ‘failin mağduru bulunduğu yerde dövüp yaralaması eyleminde özgürlükten yoksun bırakma suçu söz konusu olmaz’, aksi düşünüşte her darp eyleminde hürriyeti tahditin şeklen mevcut olduğunu söylemek mümkündür. Yüksek Yargıtay 8. C.D.’nin 10/07/1995 tarih 1995/6153-11055 sayılı yukarıda ayrıntısına yer verilen kararı da bu doğrultudadır.

Hürriyeti tahdit suçunda müteselsillik (zincirleme suç): Bir görüşe göre, birden çok kişinin hürriyeti mahrum edilirse, aynı birbirine bağlı hareket olsa da, teselsül imkânı olmadığından, müteselsil suç değil, gerçek içtima söz konusu olur. Diğer bir görüşe göre ise, fail hürriyetten mahrumiyet fiilini, birden çok kişiye karşı aynı suç işleme kararıyla gerçekleştirdiği takdirde müteselsil (zincirleme) suç olur. (C... , E...; Kişisel Özgürlüğü Sınırlama Cürmü, İÜHFM, C.XLI, S. 1-2, S.65; ARTUK, Hürriyeti Tahdit Cürmü, H... K... E... ‘e A..., İstanbul, 1996, s.79; A...-G...-YENİDÜNYA, Ceza Özel Hükümler, Ankara, 2000, s.172; TEZCAN/ERDEM, s.19, 29; G... R..., Hürriyeti Tahdit Suçları, Adalet Yayınevi, Ankara, 2002, s.138.; P..., A...; H..., M..., TCK Yorumu, C.1., s.905, TEZCAN/ERDEM/ÖNOK Ceza Özel Hukuku, s.360) Atıfta belirttiğimiz tüm düşünürler gibi, biz de bu düşüncedeyiz. Ayrıca, TCK 43/son maddesinde müteselsilliğin uygulanamayacağı suçlar sınırlı sayıda sayılmış olup, sayılı suçlar arasında hürriyeti tahdit suç tipi yoktur. Zira bu suçun nakil aracının (örneğin uçağın) kaçırılması suretiyle işlenmesi halinde YTCK 223/4 madde ve fıkrası uyarınca hürriyetin sınırlandırılması dolayısıyla fail ayrıca cezalandırılacaktır. Bu halde 300 yolculu uçağın kaçırılması halinde failin 300 kez hürriyeti tahdit suçundan cezalandırılacağı düşünülemez. Bir kez kurulacak hüküm TCK 43/2 maddesiyle arttırılacaktır. Veya yağma amacıyla mağazaya giren sanıklara, içerideki müşteriler ve işyeri sahiplerinin hürriyetini tahdit ettiğinden bahisle kişi sayısınca ceza verileceği düşünülürse, sanıkların eylemlerini devam ettirirken mağazaya girmeye devam eden her müşteri sayısınca suçun oluşmaya devam ettiği sonucuna varılmak gerekir ki, böyle bir uygulama yoktur.

İtalyan Yargıtay’ı ‘bir hapishanedeki mahpuslar tarafından cezaevi görevlilerinin hapsi halinde, aynı suç işleme düşüncesiyle kanunun aynı düzenlemesinin çok defa ihlal edilmesi dolayısıyla suçta teselsül oluştuğu kanaatine’ varmıştır. ( MANTOVANİ s. 363’den, Aktaran G..., R...; a.g.e., s.139)

Hürriyetten mahrumiyetin süresi: kişisel hürriyetten mahrumiyet kavramı, anlık olmayan bir süreyi zorunlu olarak içerir, hukuken kabul edilebilecek bir zaman süresince fiilin sürmesini gerektirir. Bu suç, failin eyleminin korunan hukuki yararı bir süre hukuka aykırı olarak ihlal edip devam ettirmesini ve sonucun birden sona ermeyip, zaman içinde sürmesi nedeniyle mütemadi bir suçtur. Failin mağdurun hürriyetini beş on dakika için de olsa kısıtladığını bilmesi ve istemesi halinde bu suçun meydana geldiğini kabul etmek gerekir. (ERMAN/ÖZEK; Kişilere Karşı, s.130) Sürenin hem fail, hem mağdur açısından kişiyi hürriyetinden mahrum bırakma niteliğini taşıyıp taşımadığının hâkim tarafından tespiti gerekir. Esasen bu sürenin mutlak olarak belirlenmesi kabul edilemez. (CİVOLI, S.226 (Aktaran GÜLŞEN, Recep; a.g.e., s.58)

Hürriyetten yoksun kılma kısa veya uzun bir süre devam edebilir. Sürenin kısa veya uzun olmasının suça etkisi yoktur. Ancak anlık ve çok kısa süreli olarak, örneğin kişinin kolundan tutulması bu suçu oluşturmaz. Sürenin çok kısa olup olmadığı somut olayın özelliklerine ve kanıt durumuna göre hâkim tarafından değerlendirilecektir. Kişiyi özgürlüğünden yoksun kılmanın uzun veya kısa süreli olmasının önemi yoksa da sınırlamanın belli bir süre devam etmesi, yani önemli olması gerekir. (TEZCAN/ERDEM/ÖNOK Ceza Özel Hukuku, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2007, s.347; ve aynı düşünüşteki diğer düşünürler için bakınız s.347, dipnot 155) Bu suç temadi eden suçlardan olup, mağdurun ölümü, üçüncü kişinin müdahalesi veya mağdurun kaçması ile son bulabilir.

İtiraza konu olayımızda; mağdurların tesirden uzak samimi anlatımları, tanık İdris’in tesirden uzak samimi bulunan kolluk anlatımı, sanıkların savunmaları ve tüm dosya kapsamında mevcut bilgi ve belgelere göre; sanıkların başlangıçtaki kasıtlarının mağdurların biri veya bir kısmını darp etmeye yöneldiği açıktır. Ancak dışarıda mağdurları bekleyen sanıklar mağdurların gelmemesi üzerine, mağdurlara ait konuta kapıyı kırmak suretiyle zorla girmişlerdir. Yüksek Dairemizin kabulü ve onamasına göre sanıklar geceleyin konut dokunulmazlığını ihlal etmişlerdir. (Sanıkların dairesince onanan bu eylemleri itiraza konu edilmemiştir). Zorla girdikleri evde mağdurları bekleyen sanıklar eve ilk gelen mağdur Bayram’ı darp etmeye başlamışlardır. Bir süre darp ettikten sonra bir gün önceki kavgaya karışanın mağdur B...olmadığını anlamaları ile evde oturan diğer mağdur C...’i telefonla çağırtmışlardır. Mağdur C... gelene kadar sanıkların Bayram’ı bekletmeleri Bayram’a yönelik hürriyeti tahdit suçunu oluşturur. (Dairesince onanan hükmün bu kısmı da itiraza konu edilmemiştir.) Ancak çağrılan mağdur C...... yanında mağdur A... ile birlikte aynı anda eve gelmişlerdir. Bu iki mağdur eve girdiklerinde darp edilmeye başlanmışlardır. Ve darp edilirken mağdur O... telefonla çağrılmıştır. O... gelene kadar bu iki mağdur darp edilmeye devam edilmiştir. Adı geçen mağdurların tesirden uzak samimi kolluk beyanlarından anlaşıldığı gibi 4. mağdur O... eve geldiği esnada bu iki mağdur darp edilmektedir, mağdur O... eve girdiğinde sanıklar bu mağdurları darp etmeyi bırakıp, mağdur O... ı darp etmeye başlamışlardır. Mağdur O... darp edilirken de tanık gelmiştir. Bu kabule göre mağdurlar C... ve A...’ın mağdur O... gelene kadar bekletilmesi hürriyeti tahdit olarak kabul edilebilir. Ancak bu iki mağdura yönelen eylemde sanıkların kasıtları aynı olup, hareketler aynı anda, aynı yerde başlamış ve bitmiştir. Bu nedenle bu iki mağdura yönelen sanıkların eylemleri TCK 43/2 anlamında müteselsil kabul edilmelidir. Mağdur O... ise eve girer girmez darp edilmeye başlanmış ve peşinden darp edilirken tanık olaya müdahale etmiş eylem bitmiştir. Sanıkların bu mağdura yönelik darp eylemleri mağdurların ve tanığın tesirden uzak samimi ve sanıkların tevil yollu anlatımıyla henüz hürriyeti tahdit boyutuna ulaşmamıştır.

Bu itibarla;

l) Sanıkların mağdurlar C... A...ve A... G...’e yönelik eylemlerinin TCK 43/2 maddesi uygulamasıyla müteselsil hürriyeti tahdit suçunu oluşturduğu ve YTCK 109/2-3b, 43/2, 62, 53/l. maddeleriyle bu mağdurlar yönünden bir kez hürriyeti tahditten hüküm kurulması gerekirken mağdur sayısınca iki kez cezalandırılması,

2) Sanıkların başlangıçtaki kasıtları, mağdurların tesirden uzak samimi kolluk beyanları ve tanığın tesirden uzak samimi kolluk beyanına göre mağdur O...’a yönelen sanıkların eylemlerinin yaralama boyutunu aşmadığının gözetilmemesi,

Usul ve yasalara aykırı görülerek hükmün bu yönleriyle bozulması gerekirken, Yüksek Dairenin aksi yöndeki kararı usul ve yasalara aykırı görülmüştür” gerekçeleriyle itiraz yasa yoluna başvurularak, Yargıtay 8 Ceza Dairesinin 25.12.2009 gün ve 14088-16644 sayılı kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün, sanıkların mağdurlar C... A..., A... G...ve O... K...’a yönelik hürriyeti kısıtlama suçları yönünden bozulmasına karar verilmesi talep olunmuştur.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;

1- Sanıkların mağdur C... A... ve A... G...’e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma eylemlerinde 5237 sayılı TCY’nın 43/2. maddesinin uygulanma olanağı bulunup bulunmadığı,

2- Sanıkların O... K... ‘a yönelik eylemlerinin yaralama suçunu mu, yoksa kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu mu oluşturacağı,

Noktalarında toplanmaktadır.

Uyuşmazlıklarla ilgili konularda karar verilebilmesi için, öncelikle dosyadaki tüm bilgi belgelerin incelenmesi, bilahare kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun yapısı ve bu suçta 5237 sayılı TCY’nın 43/2. maddesinin uygulanma olanağının bulunup, bulunmadığı değerlendirilmelidir.

Dosyanın incelenmesinde;

12.02.2009 günü saat 23.30’da kolluk memurları tarafından düzenlenen ve kolluk memurları ile sanıklar ve şikayetçilerin imzalarını taşıyan olay tutanağında;

12.02.2009 günü saat:22.25 sıralarında haber merkezinin Kaledere Mahallesi Yenice Sokak No: 17 Kat: l sayılı bina önünde kavga olduğunu anons etmesi üzerine;

7538 ve 7586 kod nolu ekipler olarak bahse konu adrese intikal edildiği, bina girişinde kalabalık bir grubun olduğunun görüldüğü, yanlarına gidilip sorulduğunda, B... Ü... adlı şahsın, 155 Polis imdat hattını aradığını, ihbarda geçen evde yalnız oturduğunu, saat:20.30 sıralarında evine gittiğini, eve çıktığında kapının kırılmış ve açık olduğunu gördüğünü, içeriye girdiğinde kendilerini daha önceden hiç görmediği ve tanımadığı üç şahsın evinin içerisinde olduğunu, hiçbir şey söylemeden şahıslardan birinin elindeki beysbol sopasıyla diğerlerinin de yumruklarıyla darp ettiklerini, şahıslardan birinin elinde paslı görünümlü bir tabancanın olduğunu, kendisine doğrulttuğunu ve bu şahsın O... Ç...olduğunu, darp olayı devam ettiği esnada B... Ü...’in arkadaşları olan A... G... ve C...... A’in evine geldiğini, bu iki arkadaşını da aynı şekilde darp ettiklerini, içlerindeki şahıslardan birinin telefon ile diğer arkadaşı, O... Karaman’ı aradığını, O...’ın, kısa bir süre sonra gelmesinin akabinde eve girer girmez bu şahsın da darp edildiğini beyan ettiği, yüz kısımlarında darp izleri ve kan lekeleri olduğu görülen şahısların gerekli tedavi ve doktor raporlarının alınması amacıyla Ünye Devlet Hastanesine sevk edildikleri, bu sırada B... Ü...’in beyanında bahsettiği kişiler olan, M... T... , O... Ç... ve O... B... adlı şahısların yasal hakları anlatılarak polis merkezine davet edildiği, olayda adı geçen bütün şahısların davete uydukları, olayda kullanıldığı iddia edilen beysbol sopasının olay mahallinde ve yakınlarında araştırmalara rağmen bulunamadığı, yapılan üst aramada suçta kullanıldığı ifade edilen tabancanın da bulunamadığı, olay yerinin muhafaza altına alınarak gerekli inceleme ve tespitlerin yapılabilmesi için olay yeri inceleme memurunun intikal ettirildiği bilgisine yer verilmiş,

13.02.2009 tarihli olay yeri inceleme raporunda ise;

Bahse konu olayın üç katlı binanın birinci katındaki dairede meydana gelmiş olduğu, üç katlı binanın cümle giriş kapısı olan demir kapının kahve renkli buzlu camının sağ alt köşesinden el girecek kadar kırık olduğu, kapı önünde ve içerisinde kırık cam parçalarının bulunduğu, kırılan bu yerden el uzatılarak cümle giriş kapısının açılabildiği, olayın meydana geldiği dairenin giriş kapısının ahşap kapı olduğu, kapı üzerinde anahtar deliğinin hemen üst tarafında kilit yuvasının kırık ve kapı kilit dilinin dışarıda çıkık vaziyette olduğu, bu haliyle kapının kilitli olduğunun anlaşıldığı, daire kapısı üzerinde sert ve sivri uçlu bir alet ile meydana gelmiş herhangi bir zorlama iz ve emare bulunmadığı, kapı üzerinde görülen hasarın kapının dışından kuvvet uygulanarak meydana gelmiş olabileceği, daire içerisine girildiğinde dairenin iki oda, mutfak, banyo ve wc den ibaret olduğu, daire giriş kapısına göre sağ tarafta kalan ve oturma odası olarak kullanıldığı anlaşılan oda içerisinde bulunan 72 ekran televizyonun sehpasının üzerinde değil, sağ tarafında yerde görüldüğü, televizyonun camında çatlakların, çerçeve kısmının sağ üst ve alt köşelerinin ise kırılmış olduğu, anılan oda içerisindeki zigon sehpanın üzerinde sapı kırık vaziyette küçük boy çay demlenen çaydanlığın görüldüğü, yine oda içerisinde sobanın önünde soba borularını temizlemek için kullanılan bir ucu yuvarlak ince çelikten yapılmış bir aparatın görüldüğü, sobanın arkasında ve televizyonun düştüğü yerin arkasında bir adet miller ibareli bira şişesinin ve bir adet Binboa Votka ibareli votka şişesinin olduğu,

Yapılan parmak izi araştırmalarında mukayeseye elverişli parmak izi bulunamadığı, olayda kullanıldığı iddia edilen soba borularını temizleme aparatı ile bira ve votka şişesinin muhafaza altına alındığı, olay yerinin krokisi tanzim edilip, fotoğrafları çekilerek inceleme işlemine son verildiği, belirtilmiştir.

Beyanları saptanan mağdurlar;

B... Ü..., kollukta 13.02.2009 günü saat 01.20’de saptanan beyanında; 12.02.2009 günü saat: 20.30 sıralarında işten çıkarak ikametime gittim, anahtarım ile kapıyı açacağım sırada kilidin kırık olduğunu ve kapının hafif açık olduğunu görünce kapıyı itekleyerek içeriye girdim, O... B..., elinde soba karıştırdığım demir tel ile oda içerisinde dolaşıyor, isimlerini daha sonradan M... T...ve O... Ç...olarak öğrendiğim şahıslar da, koltuğa oturmuş bira ve votka içiyorlardı, beni görünce hoş geldin diyerek, evde oturup oturmadığımı sordular, kendilerine evde oturduğumu söylediğimde, bana vurmaya başladılar, bir müddet beni dövdükten sonra, Ozan bana, dün akşam evin önünde tartışma olduğunu, kendisinin bir milyar ceza aldığını, benim o saatte nerede olduğumu sordu, dışarıda olduğumu söylememe rağmen ikna olmayıp sürekli sopa ve demirle dövmeye devam ettiler, Ozan elindeki telle bana vurmaya devam edince, yeter diyerek üzerlerine hücum ettim, O.... belinden paslı uzun dokuzlu silahı çıkarttı, M... O... ‘a, beni göstererek at ben senin için gider yatarım diye bağırdı, O... da durun kendisini bir dinleyelim dedi, dün akşamki olayda benim olup olmadığımı öğrenmek için olaya karışan birisini çağırıp benimle yüzleştirdiler, bu şahıs benim olay esnasında olmadığımı söyleyince, tamam sen suçsuzsun diyerek benden özür dilediler, O... teşhis ettirdikleri şahsı tekrar çağırıp, elindeki silahı bu şahsa verdi, kapıda karşı koyan olursa indir diye söyleyip aşağıya gönderdi, yanımda kimin kaldığını sordular, bende yanımda yeğenim C... A...’in kaldığını söyledim, C...’i aramamı söyleyince aradım, ancak kendisine ulaşamadım, bir müddet sonra C... beni arayınca eve gelmesini söyledim, C... yanında arkadaşı A... G... ile geldi, içeriye girer girmez, M... O... ve O...ellerinde bulunan sopa ve tel ile saldırıp darp etmeye başladılar, bir müddet darp ettikten sonra mısırcı O...’ın kim olduğunu sordular, C... de abim olur dedi, O..., cep telefonumdan numarasını alarak, O... K...’ı arayıp telefonu C...’e verdi, C... de O... abi burada üç kişi var, seni soruyorlar diyerek isimlerini söyledi, daha sonra telefonu Olgun aldı, Bayram’ın evine gelmesini söyleyip telefonu kapattı, bir müddet sonra O... eve geldiğinde aynı şekilde ellerinde bulunan sopa ve demirle saldırarak onu da darp etmeye başladılar, bu sırada içeriye sima olarak tanıdığım İdris isimli şahıs girdi, O...’ı bırakmalarını söyledi, aralarında tartışma çıktı, tartışma esnasında O...oradan kaçtı, O... içeriye gelerek adamı kaçırdınız diye bağırıp oda içerisinde bulunan bana ait 72 LCD ekran televizyona tekme atarak kırdı daha sonra tamam gidelim diyerek evden çıktı, bende 155’i aradım.

Kırılan televizyonumu 620 TL’ye yeni almıştım, ayrıca kırılan demlik, kapı ve ikametimin içerisindeki eşyaların (halı-koltuk) kirlenmesinden dolayı toplam olarak 2000 TL. zararım vardır, O...’ın elindeki silahı tekrar görsem teşhis ederim, yine olay yerinde beni yüzleştirdikleri şahıs da 25/26 yaşlarında, 1.80 boylarında, 80/90 kg, sarışın kumral, kirli sakallı, üzerinde sadece mont gördüğüm bir şahıstı ve bu şahsı tekrar görsem tanırım, olay esnasında beni darp ettikleri sırada kendimi korumak için bu şahıslara tekme attım ancak attığım tekmenin kime geldiğini görmedim, ikametime zorla girerek zarar veren ve beni darp eden O... B..., M... T...ve O... Ç...isimli şahıslardan ve tanımadığım meçhul şahıstan davacı ve şikâyetçiyim uzlaşmayı kabul etmiyorum, şeklinde beyanda bulunmuş,

C.savcılığında saptanan beyanında da; emniyette verdiğim ifademi tekrar ederim, olay anında şüpheliler beni yaklaşık 30 dk kadar evimde zorla tuttular, ben ellerinden kaçmaya çalıştığımda darp ettiler, O...’un elinde silahı vardı, evden çıkmak istedim fakat çıkamadım, uzun müddet dayak yedikten sonra olayla ilgim olmadığı anlaşılınca, yanında kalanı ara diye söylediler, bende yeğenim C... ‘i aradım ancak ulaşamadım, daha sonra C...... beni aradı, onlara eve gelin dedim, telefonda durumu anlatamadım, beni öldüreceklerinden korktum, C... ile A... sonradan eve geldiler, diğer olaylar anlattığım şekilde gerçekleşti, daha sonra da O... telefonla onlar çağırdı. Olaydan sonra şahıslar evi terk edince polisi aradım, durumu anlattım, tanık İdris’i tanımıyorum, ancak olay anında birisi geldi, O...’ı bırakın diye şüphelilere söyledi, tanıkla konuştukları sırada O... kaçtı, bunun üzerine Olgun televizyonu tekmeledi ve evden ayrıldılar, şüphelilerden şikâyetçiyim, demiş,

Duruşmada ise; Olgun uzun süreden beri arkadaşım olur, işyerinde zaman zaman canlı müzik yaptığım olmuştur, olay meydana gelmeden önce çocuğum olduğu için eşimi Terme’de annesinin yanına bıraktım, Ozan’ın dükkânı ile benim dükkânım yan yanadır. Ozan’ı da daha önceden tanırım, ben eşimi kayınvalidemin yanına bıraktığım için olay meydana gelmeden önce evde anahtarımı unuttum, eve girmek için apartman giriş kapısındaki camı kırdım, daha sonra da dairemin bulunduğu kapıya omuzla vurarak kırıp içeri girdim, olayın meydana geldiği sırada diğer müştekilerle evin önünde bulunuyordum, Olgun’a rastladım, Olgun’a selam vereceğim sırada Ozan’la, O... arasında bir tartışma yaşandı, Mehmet de bana havalı şekilde konuşmaya başladı, Mehmet’e bir tokat attım, karşılıklı olarak birbirimize vurmaya başladık, bu olaya çok içerledim, daha önceden kapıyı kırdığım için kapıyı elimle açıp Olgun’a “gel benim evime gidelim” dedim, çünkü ben Olgun’un samimiyetini inanıyordum, benim eski arkadaşımdı, Olgun benimle eve geldi, Olgun’la tartışmaya başladık, birbirimizi itip kaktık, bu sırada televizyon yere düştü, ben Olgun’u evde koltuğa oturttum, diğer şikayetçiler C...... , O..., A... ve diğer sanıkları eve çağırdım, kendileriyle neden böyle yaptıkları konusunda konuşurken içeriye İdris geldi, bizi kavga etti zannetti, ayırmaya çalıştı, ancak biz o anda kavga etmiyorduk, kavga bitmişti, ben sinirlerime hâkim olamadığım için 155’i aradım, sanıklar da evden ayrılıp, gittiler, sanıklardan şikayetçi değilim, olay nedeniyle zararım yoktur, şikayetimden vazgeçiyorum, davaya da katılmak istemiyorum, şeklinde beyanda bulunmuş,

Hazırlık beyanları okunup çelişki nedeniyle sorulduğunda; benim şu andaki ifadelerim doğrudur, Olgun benim samimi ve iyi bir arkadaşım olduğu için kendisinin bana karşı saygısızca tavırlarına mukabil bu şekilde şikâyette bulundum, şu anda anlattığım hususlar doğrudur, şu andaki ifadelerim doğrudur, gerçek ifademe dönüyorum, şu andaki ifadelerim gerçektir, demiştir.

Mağdur C...... A, kollukta 13.02.2009 günü saat 02.30’da saptanan beyanında; 12.02.2009 günü saat 09.30 sıralarında Çınarlık Mahallesi civarında arkadaşım olan A... G... ile birlikte geziyorduk, telefonumu açtığımda, cevapsız arama gördüm, arayan arkadaşım olan B... Ü...’di, kendisini aradım, hemen evime gelin dedi, A... ile birlikte hemen Bayram’ın evine gittik, içeri girdiğimizde Bayram, yanında daha önceden tanımadığım ve isimlerini polis merkezinde öğrendiğim, Mehmet Tosun, O... B... ve O... Ç...birlikte oturmuş alkol alıyorlardı, içeriye girdiğimizde Mehmet bize, siz kimsiniz, girin içeri oturun bakalım dedi, Ozan elinde bulunan ağaç sopa ile sağ koluma ve yüz kısmıma vurdu, daha sonra M... T...eline aldığı sopa ile kafama vurdu, olayı anlamaya çalışırken, içeriye O... Karaman girdi, O...’a da her hangi bir şey söylemeden üçü saldırdı, O...’ı darp ettikten kısa bir süre sonra içeriye mahalleden arkadaşım olan İdris Karayiğit geldi, O...’a saldıran bu üç şahsı tutmaya çalıştı, İdris içeri girdiğinde Olgun odada bulunan televizyona tekme ile vurarak kırdı. O... bu sırada kaçtı, içeride bizleri darp eden şahıslarla birlikte dışarı çıktık, Mehmet Tosun, O... Ç...ve O... B... olay yerinden hızlı bir şekilde uzaklaştılar, bizde polisi arayarak yardım istedik. M... T...ve O... B... isimli şahıslardan davacı ve şikâyetçiyim uzlaşmayı kabul etmiyorum. Olgun bana her hangi bir darp girişiminde bulunmadı, kendisinden her hangi bir şikâyetim yoktur. Bayram’a tabanca çekildiğini görmedim, demiş,

Duruşmada ise; şikâyetçilerden B... Ü...’in beyanları doğrudur, olay şikâyetçi Bayram’ın anlattığı şekilde gerçekleşmiştir, Bayram’ın evinin önünde dururken O... ile Ozan arasında bir tartışma yaşandı, daha sonra tartışmaya bizde dâhil olduk, Bayram’la, Olgun, Bayram’ın evine çıktılar, bizi de çağırdılar, evde çıkan kavga ve tartışma sırasında, Bayram’a ait televizyon yere düştü, kırıldı, biz tartışırken İdris Karayiğit geldi, bizi ayırdı, daha sonra sanıklar evden çıkıp gittiler, olay nedeniyle sanıklardan şikâyetçi değilim, tüm sanıklar bana vurdular, olay karşılıklı olarak gerçekleşti, şeklinde beyanda bulunmuş,

Önceki beyanıyla çelişki nedeniyle sorulduğunda, hazırlıkta sanıklara sinirli olduğum için bu şekilde ifade verdim, şu andaki ifadem doğrudur, sanıklardan şikâyetçi ve davacı değilim, davaya da katılmak istemiyorum demiştir.

Mağdur A... G..., kollukta, 13.02.2009 günü saat 01.25’de saptanan beyanında; 12.02.2009 günü saat 09.30 sıralarında Çınarlık Mahallesi civarında idim, arkadaşım B... Ü... telefon açmış, fakat telefonum kapalı olduğu için ulaşamamış, telefonumu açtığımda cevapsız arama olduğunu ve arayanın B...olduğunu gördüm, Bayram’ı aradım, çabuk benim evime gelin dedi, arkadaşım olan C...... A ile birlikte gittik, içeride B...ve isimlerini polis merkezinde öğrendiğim, Mehmet Tosun, O... B... ve O... Ç...vardı, B...darp edilmiş durumda idi. Olgun ve yanındakiler bize, içeri girin oturun dediler, Ozan, sizin yüzünüzden bir milyar ceza yedik kim ödeyecek bu cezayı dedi, içeride bulunan Mehmet elinde bulunan ağaç sopa ile sağ koluma vurdu, C...... ‘e de vurdu, anlamaya çalışıyorduk ki, içeriye O... Karaman geldi, O... içeri girer girmez ona da saldırdılar, bizleri darp ettikleri esnada içeriye arkadaşım İdris Karayiğit geldi, şahısları engellemeye çalıştı, bu esnada O... kaçtı, Olgun İdris’in içeriye girmesi ile televizyona tekme atarak kırdı, beraberce odadan çıktılar ve ayrıldılar, onların gitmesine müteakip bizde dışarı çıktık polisi arayıp yardım istedik. M... T...ve O... B... isimli şahısların bana her hangi bir müdahalesi olmadı, bu şahısların O...’a ellerinde bulunan şişe ve odun parçası ile vurduklarını gördüm, demiş,

C.savcılığında da, kolluk beyanının doğru olduğunu söylemiştir.

Duruşmada ise; olayın meydana geldiği 13.02.2009 tarihinde B... Ü... bana mesaj attı, eve gelmemi istedi, bende arkadaşım C...... A ile Bayram’ın evine gittim, eve gittiğimde saat 20.30-21.00 sıraları idi. Olgun ve B...kendi aralarında konuşuyorlardı, ancak ne konuştuklarını bilmiyorum, diğer sanıklar apartmanın giriş kapısında bekliyorlardı. Bu şahıslar bana ve yanımda bulunan C...... ‘e birşey söylemediler, C...... ile birlikte eve girdik, huzurda bulunan sanıklar ne beni nede şikâyetçileri dövmediler. Bana kimse vurmadı, ben birşey olacağından korktuğum için İdris gelmeden olay yerinden kaçtım, şikâyetçi O...’ın evde olup olmadığını hatırlamıyorum, İdris’in eve gelip gelmediğini bilmiyorum, şeklinde beyanda bulunmuş,

Hazırlık beyanı okunup sorulduğunda; korktuğu için bu şekilde ifade verdiğini, ancak şu andaki ifadelerinin doğru olduğunu söylemiş,

Neden korktuğuna ilişkin soruya ise cevap vermemiştir.

Mağdur O... Karaman, kollukta 13.02.2009 günü saat 00.55 saptanan beyanında; 12.02.2009 günü saat 20.30 sıralarında kahvehanede oturuyordum. C...... A telefon açtı, şu anda B... Ü...’in evinde olduğunu yanına gelmemi söyledi, daha sonra arkadaşım O... Ç...telefonu aldı, hemen Bayram’ın evine gelmem gerektiğini söyledi, ne oluyor dediğimde gel görüşelim dedi. Kahvehaneden ayrılarak Bayram’ın evine gittim, içeri girdiğimde, O... B... kafa atmaya çalıştı, Olgun elinde bir demirle sol yüz kısmıma, kafama ve ellerime vurdu, içeri girdiğimde C...... ve B...darp edilmiş bir vaziyette idiler. M... T...da elindeki sopa ile vurdu, ne olduğunu anlamaya çalışıyordum, Ozan, elindeki ağaç sopa ile yüzüme vurdu, Olgun, sana bir milyar cezayı ödettireceğim diye söyledi. Bir milyar ceza meselesi ise dün akşam saatlerinde O... B...’nun işletmesini yaptığı internet cafe önünde bir tartışma olmuş, bu yüzden polis memurları bu internet cafeye cezai işlem uygulamış, daha sonra içeri İdris Karayiğit geldi, Olgun’u ve yanında bulunan Mehmet ile Ozan’ı tuttu, İdris içeri girer girmez bana vurmaktan vazgeçtiler, Olgun oda içerisinde bulunan televizyona tekme ile atarak kırdı, ben odadan dışarı kaçtım, olay yerinden ayrılıp polisi aradım. İçeride benden sonra neler yaşandığını görmedim demiş,

C.savcılığında da, kolluk beyanının doğru olduğunu söylemiş,

Duruşmada ise; hazırlık ifadelerim tamamen yanlıştır, ifademi düzeltmek istiyorum, olay diğer şikâyetçilerin anlattığı şekilde gerçekleşmiştir, sanıklar bizi zorla evde tutmamışlardır, aramızda tartışma yaşanmıştır, tartışma sırasında kavga ettik, karşılıklı olarak birbirimize vurduk, ben bu olay nedeniyle kimseden şikâyetçi değilim, sanıklar bizi zorla evde tutmamışlardır, ben Bayram’ın evine sonradan gelmedim, B...beni telefonla aradığında sanıklarla diğer şikâyetçiler evlerinin önünde sohbet ediyorlardı ve tartışıyorlardı, daha sonra Bayram’ın evine 15 dakika sonra geçtik, orada Bayram’la Olgun tartışıyordu, İdris’te eve geldi, araya girip bizi ayırdı, sanıklar alkollü idiler, sanıklar İdris geldikten sonra evden ayrıldılar şeklinde beyanda bulunmuş,

Önceki beyanlarıyla çelişki nedeniyle sorulduğunda, sanıklardan Ozan’la Mehmet’i sevmediğim için hazırlıkta bu şekilde ifade verdim demiştir.

Sanık Olgun Çelik, kollukta 13.02.2009 günü saat 03.00’da saptanan beyanında; 12.02.2009 günü akşam saatlerinde Kaledere Mahallesi Yenice Sokak üzerinde arkadaşım O... B...’na ait internet kafenin yan tarafında bulunan boş büroda Ozan ve M... T...ile birlikte alkol alıp sohbet ediyorduk, bir müddet sonra birlikte dışarıya çıktığımızda, aynı sokak üzerinde ismini daha sonra B... Ü... olarak öğrendiğim kişinin, iki arkadaşı ile evlerine girdiklerini gördüm, yanlarından geçerken Ozan kendilerine dün akşamki kavganın ne olduğunu sordu, bu şahıslardan birisi “size ne lan a.... koyduğumun oğulları” diye küfür edip, Mehmet’e tekme ve yumrukla saldırınca birbirimize girdik. Bayram’ın yukarıya doğru kaçtığını görünce, bende peşinden koşarak gittim, birinci katta bulunan eve, açık olan kapıdan içeriye girdim, neden kaçtığını sordum, aramızda tartışma çıktı, kendisine birkaç tokat attım, B...da bana vurmaya çalıştı, ancak ben darba maruz kalmadım, daha sonra sinirlenerek televizyona tekme attım, tekmenin etkisi ile televizyon yere düştü, daha sonra sakinleşip Bayram’dan özür dileyerek kırdığım televizyonun yenisini kendisine iade edeceğimi söyledim, bu esnada Mehmet ve Ozan, Bayram’ın yanında gördüğüm iki şahıs ile birlikte geldiler, aramızda bir tartışma yaşandı, bu konuyu daha sonra görüşürüz diyerek evden ayrılırken, İdris Karayiğit geldi, buradan meydana gelip dolaştıktan sonra aynı yere geldiğimizde, polisler bizi alıp merkeze getirdiler,

Ben Bayram’ın peşinden çıktığımda kapı açıktı, ancak kapının kırık olup olmadığını bilmiyorum, bulundurma ruhsatlı Kırıkkale marka tabancam vardır, bu silahımın süresi 27.09.2007 tarihinde son bulduğundan üzerimde taşımam söz konusu değildir. Olay anında üzerimde başka da bir silah yoktu, olay sırasında üç kişi idik, suçlamayı kabul etmiyorum, demiş,

C.savcılığı, sulh ceza mahkemesi ve duruşmada da benzer şekilde savunma yapmıştır.

Sanık Mehmet Tosun, kollukta 13.02.2009 günü saat 04.49’da saptanan beyanında;12.02.2009 günü akşam saatlerinde arkadaşım olan O... B...’nun işletmiş olduğu Kaledere Mahallesi Yenice Sokak içerisinde bulunan internet cafenin yan tarafında bulunan bürosunda bir miktar alkol aldık. Ben alkolü biraz fazla kaçırmışım. Bir müddet sonra yanımda bulunan arkadaşlarım O... B... ve O... Ç...ile birlikte dışarı çıktık, dışarıda daha önceden Olgun ve Ozan’ın kavga ettiği şahıslar olduğunu söylediği ve isimlerini polis merkezinde öğrendiğim B... Ü..., O... Karaman ve A... G... isimli şahısları gördük, önümüzden geçiyorlardı. Arkadaşım Ozan bu şahıslara ne yaptınız siz burada, sizin yüzünüzden az daha ceza yiyordum dedi, bunun üzerine bir tanesi bize hitaben “s..tir git a…na koduğumun çocukları” şeklinde hakaret etti, alkolün etkisi ile kimin küfür ettiğini fark edemedim, arkamı döndüğümde sağ elime bir tekme atıldı, sonra yüzüme doğru bir yumruk salladılar, arkam dönük olduğu için kimin vurduğunu göremedim, döndüğümde bu şahıslar ile kavga etmeye başladık. Biz kavga ederken ismini sonradan B...olarak öğrendiğim şahıs olay yerinden kaçtı, Ozan ile birlikte diğer iki şahısla kavga ediyorduk. Bu arada bizim kavga ettiğimiz şahıslarda olay yerinden kaçtılar, ben alkolün etkisi ile kimle kavga ettiğimi bilmiyorum, hava da karanlıktı göremedim. Bizde bu şahısların peşinden koştuk ve daha önce hiç gitmediğim ve görmediğim bir eve girdik, içeri girerken kapılar açıktı, fakat kapıların durumu hakkında her hangi bir bilgim yoktur, aşırı alkollü olduğum için fark edemedim, içeri girdiğimizde oda içerisinde bulunan B...ve yanında bulunan diğer şahıslar ile arkadaşım Olgun’la aralarında başlayan kavga bitmiş çıkmak üzere idiler, içeride kavga olayı yaşanmadı, içeride her hangi bir darp’a maruz kalmadım, içeri girdiğimde oda içerisinde televizyon kırılmıştı. Oda içerisinde veya dışarıda her hangi bir silah çekme olayı olmadı, böyle bir olay görmedim. Bir müddet sonra ismini İdris olarak bildiğim ve sadece merhabam olan şahıs geldi, bizleri ve içeride bulunan diğer şahısları ayırdı, dışarı çıkarttı, arkadaşlarım ile beraber dışarı çıktık, diğer şahıslar ise oda içerisinde kaldılar, olay yerinden ayrıldık, çarşı merkezinde arkadaşlarım ile gezdiğimiz esnada polis memurları hakkımızda ihbar olduğunu ve polis merkezine kadar gelmemiz gerektiğini söylediler, bunun üzerine polis merkezine geldik, demiş,

C.savcılığı, sulh ceza mahkemesi ve duruşmada da benzer şekilde savunma yapmıştır.

Sanık O... B..., kollukta 13.02.2009 günü saat 04.00’da saptanan beyanında; 12.02.2009 günü işletmekte olduğum internet cafenin bitişiğinde bulunan büromda alkol aldık, daha sonra arkadaşlarım ile dışarı çıktık. Dün akşam saatlerinde iş yerimin önünde bir kavga yaşanmıştı, bu kavgadan dolayı kavga eden şahıslar her hangi bir şikâyette bulunmadılar. Bu kavgaya karışanların isimlerini polis merkezinde öğrendiğim O... Karaman, A... G... ve B... Ü...’di, arkadaşlarım M... T...ve O... Ç...ile birlikte bu şahıslara neden beklediklerini, sizin yüzünüzden “ceza yiyorum, burada kavga ediyorsunuz, polis benim iş yerime ceza kesiyor” dediğim esnada O..., “size ne lan a..na koduğumun çocukları” şeklinde hakaret etti, Mehmet’e yumrukla vurdu, Mehmet de O...’a karşılık verdi, aramızda kavga oldu, bu esnada B...olay yerinden kaçtı, biz diğer şahıslarla münakaşa ederken, Olgun, Bayram’ın peşinden koştu, kavga esnasında A... çeneme eli ile vurdu, diğer iki şahısta yukarıya kaçınca, onların peşinden koştuk içeri girdik. Ben içeri girdiğimde, içeride Bayram, Olgun, Mehmet ve O... ağız münakaşası yapıyorlardı, televizyon kırılmıştı, televizyonun nasıl kırıldığını görmedim, içeride her hangi bir darp olayına maruz kalmadım ve kimseyi de darp etmedim. Bir müddet sonra içeri İdris Karayiğit geldi, bizleri ayırdı, olay yerinden arkadaşlarım Mehmet ve Olgun ile birlikte aşağı indik, kavga ettiğimiz şahıslar ise yukarıda kaldılar demiş,

C.savcılığı, sulh ceza mahkemesi ve duruşmada da benzer şekilde savunma yapmıştır.

Tanık İdris Karayiğit, kollukta 13.02.2009 günü saat 00.25’da saptanan beyanında; 12.02.2009 günü akşam üstü mahallede Yenice Sokak üzerinde O... B...’na ait internet kafe karşısında arkadaşlar ile sohbet ederken, Ozan alkollü bir şekilde yanımıza geldi, “onları bekliyorum” diyerek aynı sokak üzerinde bulunan 17 numaralı evi gösterdi, kimi beklediği konusunda bir fikrim yoktu, içimizden birisi kendisine ya sana saldırırlarsa dediğinde “silahım var birde kurşunum var” dedi, konuyu değiştirip başka bir sohbet konusu açtık, bir müddet sonra da oradan ayrıldık, aynı gün saat 22.30 da aynı sokaktan geçerken ses duydum, sese kulak verdiğimde “yapmayın etmeyin” diye bağıran sesin tanıdık olduğunu anlayıp, sesin geldiği 17 numaralı binanın birinci katına kadar çıktım, içeriden de halen “yapma abi” diye bağırma sesleri geliyordu, kilit kısmı kırık kapıyı itekleyince açıldı, içeriye girerek sağ tarafta bulunan odadan seslerin geldiğini duyup bu kapıyı açtığımda, içeride O... Karaman isimli arkadaşımın kanepe üzerinde ellerini yüzünü korumak için siper etmiş bir şekilde durduğunu, yine oda içerisinde B... Ü..., C...... A ve A... G... isimli şahısların da kanepede dayak yemiş bir şekilde korkulu bir halde ellerini yüzlerine kapatmış bir şekilde oturduklarını, O... Ç...isimli şahsın da elinde bulunan ağaç beysbol sopası ile O...’a vurduğunu, O... B...’nun da elinde çanta ile geride kanepenin arkasında durduğunu, M... T...isimli şahsın ise elinde çaydanlık ile O...’a vurduğunu gördüm, Mehmet beni görünce elindeki çaydanlığı bırakarak beni odadan dışarıya çıkarmaya çalıştı, Olgun’un elinden sopayı aldığım sırada, Ozan, Bayram’ın yüzünden bir milyar ceza yediğini söyledi, daha sonra Olgun oda içerisinde bulunan televizyona tekme atarak yuvarladı, bu esnada M... T...benim yakama sarılınca içeride bulunan O... ve diğer şahıslar odadan çıkıp kaçtılar, bende Mehmet’i itekleyip elinden aldığım beysbol sopası ile oradan uzaklaştım, ayrıldığımda Olgun, Ozan ve Mehmet’de oradan kaçtılar, elimdeki sopayı daha sonra tam olarak bilmediğim bir sokak içerisinde attım, bu olay esnasında M... T...ile O... Ç...alkollüydüler, daha sonra gelerek polise bilgi verdik, Ozan silahım var dediğinde bize silah göstermedi, bu nedenle gerçekten silahı olup olmadığını bilmiyorum, şeklinde beyanda bulunmuş,

Duruşmada ise; sanıklarla şikayetçileri daha önceden tanırım, olay tarihinde sanıklarla şikayetçileri B...Urer’in evinin önünde konuşurlarken gördüm, bir süre sonra birbirlerinin ardı sıra Bayram’ın evine çıktılar, bende peşlerinden çıktım, aralarında yüksek sesle konuştukları için kavga ettiklerini sandım, içeride şakalaşıyorlarmış, ben de kavga ediyorlar sanıp, sanıklarla şikayetçileri ayırdım, daha sonra evden çıktım demiş,

Önceki beyanı okunup çelişki nedeniyle sorulduğunda; hazırlıkta niçin böyle bir ifade verdiğini ve sebebini bilmediğini söylemiştir.

Savunma tanıklarından;

Fatih Koç; Bizim O... B...’nun cafesinin arkasında kahvehanemiz vardır. Olay tarihinde kahvehanede bulunduğum sırada sokakta bir tartışma duydum, tartışma sırasında birbirlerine bağırdıklarını duydum, vurduklarını görmedim. Bu olay ne zaman oldu tam tarihini hatırlayamıyorum. Akşam 20:00 sularında bu olayın olduğunu düşünüyorum. Karşı taraftaki şahıslardan sadece O...’ı tanıyorum, başka kimseyi tanımıyorum. O... ve Ozan’ı tartışırken gördüm. Diğerlerini tanımadığım için bilmiyorum. Başkaca bir bilgim yoktur. Bu olayın üzerinden yaklaşık 2-2,5 ay geçmiştir. Bu olayın olduğu tarihten bir gün öncede O... B...’nun cafesinin önünde kavga olayı oldu. Kavgaya O...’ın karıştığını gördüm ancak diğer şahısları tanımadığım için kimin kime vurduğunu ve nasıl vurduğunu görmedim, kavganın neden çıktığı ve nasıl olduğuna ilişkin de bir bilgim yoktur,

Murat Öztürk; Olay tarihinde arkadaşım Fatih Koç ile sanık Ozan’ın internet cafesinin olduğu yere yakın bir kahveye oyun oynamak için gittik, günlerden çarşambaydı, yaklaşık iki ay kadar oldu, saat 20-21:00 sıralarında arkadaşlarla oyun oynarken toplu bir grup geldi. O... B...’nun internet cafesinin önüne aralarında tartışıyorlardı. Sonradan olay yerine polisler geldi. Biz kavga ve tartışma olurken kahvehaneden hiç kalkmadık, oyun oynadığımız masadan baktık. Fatih’le aynı masada karşılıklı oyun oynuyorduk. Olay yeri çok kalabalıktı kimin kime vurduğunu ve kimin kime ne dediğini görmedim duymadım. Benim bu olayla ilgili başka bir görgüm bilgim yoktur,

Metin Öztürk; Tam tarihini hatırlamıyorum ancak gece saat 22:00 sularında bir ses duydum, dışarı çıktığımda sanık Ozan’ın cafesinin önünde bir kalabalık gördüm. Benim dükkânım Ozan’ın dükkânının hemen yakınındadır, ben berberlik yaparım, dışarıya çıkıp baktığımda Ozan’ın dükkanının önünde üç dört kişi tartışıyorlardı, bu şahısları tanımıyorum. Tartışan grup bir süre sonra yirmibeş otuz kişi oldu. Daha sonra birbirlerine girdiler. Kavganın içinde sanıkların hiç biri yoktu. Ben şikâyetçileri tanımadığım için onlarında kavgaya karışıp karışmadıklarını bilemiyorum. Kavga bu şekilde bir süre devam ettikten sonra olay yerine polisler geldi, kavga ayrıldı, Ozan kavga eden şahıslara benim dükkânımın önünde kavga etmeyin şeklinde uyarıda bulunuyordu, kavga eden kişiler de birbirlerine karşılıklı küfürler ediyorlardı. Ozan bu kavgaya dâhil olmadı, kavgayı ayırmaya çalışıyordu. Kavga eden grubun bir kısmı Ozan’ın cafesinin içine kaçtılar. Ben sadece bu olayı gördüm başka bir olay görmedim, tam tarihini hatırlayamıyorum ancak Ocak ayı olduğunu düşünüyorum. Ozan’ın dükkânında bir şey kırılmadı ancak olay yerinde bulunan bir taksiye biri tekme attı ve taksinin dikiz aynası kırıldı,

Murat Bilge; Ünye İlçesinde taksicilik yaparım. Olayın meydana geldiği tarihte benim arabam olay yerine yakın bir yerde park halindeydi. Burada kavga eden şahıslar benim aracımın dikiz aynasını kırmışlar, kırılma olayını ve kavgayı görmedim. Daha sonra Ozan’ın dükkânına gittim, içerisi bayağı kalabalıktı, polislerde vardı, tek tanıdığım Ozan olduğu için Ozan’a aynayı kimin kırdığını sordum, O da bilmediğini söyleyerek, ertesi gün gel aynanın parasını benden al dedi. Ben de ertesi gün Ozan’ın dükkânına gittim ve kırılan aynanın parasını Ozan’dan aldım,

Şeklinde beyanda bulunmuşlardır.

Gözaltı takip formlarına göre, sanıklar Mehmet Tosun, O... B... ve Olgun Çelik’in, 12.02.2009 günü saat 23.45’de, konut dokunulmazlığını ihlal ve kasten yaralama suçlarından gözaltına alındığı,

Yakalama ve gözaltına alma formlarına göre, Olgun Çelik’in 12.02.2009 günü saat 23.15’de, O... B...’un 23.45’de, Mehmet Tosun’un ise 23.15’de yakalandıkları anlaşılmaktadır.

Mağdurlar hakkında düzenlenen 12.2.2009 tarihli raporlarda;

Mağdur O... Karaman, mağdur C...... A, mağdur B... Ü... ve mağdur A... G...’ün vücutlarının muhtelif yerlerinde yaralar olduğu ve bu yaraların BTM ile giderilebileceği belirtilmiştir.

Sanıklar hakkında düzenlenen 13.02.2009 tarihli adli raporlarda;

Olgun Çelik’in, vücudunda herhangi bir darp ve cebir izine rastlanmadığı, 217 promil alkollü olduğu,

Mehmet Tosun’un, kafasındaki şişlik nedeniyle BTM ile giderilebilecek şekilde yaralandığı,

O... B...’nun ise, 170 promil alkollü olduğu, omzunda hafif hassasiyet olduğu BTM ile giderilebilecek şekilde yaralandığı,

Bilgilerine yer verilmiştir.

Uyuşmazlık konuları hakkında karar verilebilmesi için öncelikle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun yapısının incelenmesinde zorunluluk bulunmaktadır.

Her ne kadar Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kapsamına göre 1. uyuşmazlık nedeni, sanıkların mağdurlar C...... A ve A... G...’e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma eylemlerinde 5237 sayılı TCY’nın 43/2. maddesinin uygulanma olanağı bulunup bulunmadığına ilişkin ise de, öncelikle sabit olan eylemin hangi suçu oluşturduğu ve bu suç tipine göre somut olayda 5237 sayılı TCY’nın 43/2. maddesinin uygulanma koşullarının bulunup, bulunmadığı değerlendirilmesi gerekmektedir.

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, 5237 sayılı TCY’nın, İkinci Kitap, Hürriyete Karşı Suçlar’a ilişkin Yedinci Bölüm’de 109. maddesinde düzenlenmiştir. 765 sayılı TCY’nın, 179, 180, 181, 182, 429, 430 ve 431. maddelerinde düzenlenmiş bulunan suçlar, benzer bir biçimde 5237 sayılı TCY’nın 109. maddesinde yaptırıma bağlanmıştır. Altı fıkra halinde düzenlenen maddenin birinci fıkrasında, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel şekli, ikinci fıkrasında, suçun cebir, tehdit veya hile ile işlenmesi nitelikli hal olarak, üçüncü fıkrasında ise, altı bend halinde, suçun silahla, birden fazla kişi ile birlikte, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanmak suretiyle, üstsoy, altsoy veya eşe karşı, çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi nitelikli haller olarak yaptırıma bağlanmış, dördüncü fıkrasında, suçun netice sebebiyle ağırlaşmış haline, beşinci fıkrasında, cinsel amaçla işlenen özgürlüğü kısıtlama suçuna yer verilmiş, altıncı fıkrasında ise, suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun sonucu itibariyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi halinde, ayrıca bu suça ilişkin hükümlerin de uygulanacağı belirtilmiştir.

Maddenin birinci fıkrası; “Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye ....cezası verilir” hükmünü taşımaktadır.

Bu suç ile cezalandırılmak istenen husus, bireylerin hareket özgürlüğünün hukuka aykırı biçimde kaldırılması, kısıtlanmasıdır. Nitekim bu husus madde gerekçesinde de, “bu suç ile korunan hukuki değer, kişilerin kendi arzusu ve iradesi çerçevesinde hareket edebilme hürriyetidir” şeklinde belirtilmiştir. Suçun maddi unsuru, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasıdır. Bu fiil, failin doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanılarak gerçekleştirilebilir. Sonuç ise, mağdurun hareket etme ya da yer değiştirme özgürlüğünün kaldırılması biçiminde kendini gösterir. Serbest hareketli bir suç olduğundan, maddi anlamda özgürlüğün kaldırılması sonucunu doğurabilecek her türlü hareket ile işlenebilir.

Özgürlüğün sınırlandırıldığı yer başlı başına suçun gerçekleşmesi bakımından önemsizdir; gerçekten failin ya da mağdurun veya başkalarının mülkiyetinde olması; açık ya da kapalı bulunması; üzüntü verici ya da tedavi edici (curativo) veya şeref kırıcı vb. nitelikli bir yer olması arasında herhangi bir fark yoktur. Menkul yer olabilir; gemi, otomobil vb. olabilir. Sözgelimi, mağdurun kapatıldığı yerden kurtulması için yüksek pencerelerden atlamasının, gece bekçisinin gözetiminden ayrılmasının, saldırgan köpeklerden kurtulmasının ya da edebe aykırı bir kılıkta uzaklaşmasının zorunluluğunun söz konusu bulunduğu hallerde olduğu gibi. (Erol Cihan, Kişisel Özgürlüğü Sınırlama Cürmü, İÜHFM, 1975, sy. 57)

Öte yandan, özgürlüğü sınırlama süresi konusunda TCY’da herhangi bir açıklama bulunmamaktadır. Ancak, kişisel özgürlükten yoksun bırakma kavramı, anlık olmayan bir süreyi zorunlu olarak içerir ve fiil ile sonucun hukuken kabul edilebilecek bir zaman müddetince sürmesini gerektirir. Bu bakımdan, her olayda sürenin, hem fail hem mağdur açısından kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakma niteliğini taşıyıp taşımadığının, hareketin ağırlığı, önemi ve ciddiyeti ile birlikte hâkim tarafından değerlendirilerek belirlenmesi gerekir.

Özgürlüğü sınırlama suçunun manevi unsuru ise, failin, mağduru kişisel özgürlüğünden yoksun bırakmaya yönelik hareketleri gerçekleştirmeyi istemesini ve bilmesini içeren genel kasttır. Yasanın metninden ve ruhundan da anlaşılacağı üzere, suçun oluşumu için özel kast (saik) aranmaz. Bu görüş öğretide (Erman-Özek, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, İst-1994, sy. 130, Prof. Dr. A... Önder, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 4. Bası, İst-1994, sy.31, Prof. Dr. Durmuş Tezcan - Doç. Dr. Mustafa Ruhan Erdem - Yrd. Doç. Dr. Murat Önok, Teorik-Pratik Ceza Hukuku, Ankara-2008, sy. 363 vd., Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk, Prof. Dr. Ahmet Gökcen, Doç.Dr. A.Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara-2010, sy. 275 vd., Dr. R... G..., Hürriyeti Tahdit Suçları, Ankara-2002, sy. 87) ve yargısal kararlarda da (CGK’nun 03.12.2002 gün ve 288-419, 23.01.2007 gün ve 275-9 sayılı kararları) benimsenmiştir.

Esasen kural olarak, failin suç saydığı bir sonucu bilmesi, istemesi ve bu suretle harekette bulunması, kastın varlığı açısından yeterlidir. Ayrıca, sonucun yasaya veya hukuka aykırı olduğunu bilme şartı aranmaz. Ancak, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçu bakımından yasamız, eylemin “hukuka aykırı” işlenmesini şart koştuğundan, failin bu şekilde hareket ettiğini bilmesini ve istemesini aramaktadır. Bu durumda, failin, işlediği fiilin hukuka aykırılık bilincine de sahip olması gerekmektedir. Hâkim, suçun manevi unsuruna dâhil olan “hukuka aykırılık bilinci”ni elbette araştıracaktır.

Yasanın hukuka aykırılık şartını failin iradesi ile ilgili olarak açık bir şekilde aradığı bu gibi hallerde, failin, fiilin gayrımeşru olduğunu bilmesi, kast kavramı içine girer. (Pisapia’ya atfen Dr. R... G..., Hürriyeti Tahdit Suçları, 2002, sy. 89) Başka bir deyişle, manevi unsur, yani kusurluluk, hukuka özel aykırılığı kapsamına alır.

Fakat, hukuka aykırılık bilinci özel kasıtla karıştırılmamalıdır. Fail, suç tipinin objektif unsurlarını bilerek ve isteyerek gerçekleştirdiği halde, eylemde hukuka aykırılık bilincinin bulunmaması nedeniyle, kastının varlığı kabul edilemese dahi, bu durum suçun özel kasıtla işlenebileceği anlamını taşımaz. (Prof. Dr. A... Önder, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 4. Bası, İst.-1994, sy. 32)

Bu suç tipi ile zincirleme suç ilişkisine gelince;

5237 sayılı TCY’nın 43/3. maddesinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanamayacağı suçlar arasında aynı Yasanın 109. maddesinde düzenlenen kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçuna yer verilmemiş olduğundan, koşulları bulunduğunda, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçu yönünden de 5237 sayılı Yasanın 43/1-2 maddelerinin uygulanmasına yasal engel bulunmamaktadır.

Aynı mağdurun, değişik zamanlarda, aynı suç işleme kararıyla hürriyetinden yoksun bırakılması halinde 5237 sayılı TCY’nın 43. maddesinin 1. fıkrası, failin aynı suç işleme kararının icrası düşüncesiyle, tek bir fiille birden fazla kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakması halinde ise aynı maddenin 2. fıkrası uygulama olanağı bulunacaktır. Örneğin, bir odada bulunanların üzerine kapının kilitlenmesi suretiyle suçun işlenmesi, bir otobüsün hareket halinde iken durdurulması suretiyle yolcuların özgürlüğünün kısıtlanması, bir uçağın kaçırılması, hallerinde somut olayın gerçekleşme biçimi de nazara alınarak, 43. maddenin 2. fıkrası uygulanabilecektir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Sanıklar O... B..., O... Ç...ve M… T…’un, olaydan bir gün önce O... B...’na ait internet cafenin önünde meydana gelen olaydan sorumlu tuttukları mağdurlara ders vermek amacıyla, mağdur B... Ü...’in evde olmadığı bir sırada geceleyin mağdurun rızasına aykırı olarak evinin kapı kilidini kırarak içeriye girip, mağdur Bayram’ı beklemeye başladıkları, mağdur B…’ın saat 20:30 sularında eve gelmesi üzerine hep birlikte mağduru darp ettikleri, yaralamanın konut içinde gerçekleşmesi nedeniyle bu eylemlerin devamı süresince gerçekleştirilen fiiller, doğal olarak mağdurun direncini yok ederek, bir yere gitmek veya bir yerde kalmak özgürlüğünü sınırlandırmış ise de, yaralama suçu esnasındaki bu davranışlarda, sanıkların mağdurların özgürlüklerini daralttıkları bilinç ve iradesiyle hareket ettikleri kabul edilemez, ancak, mağdur Bayram’ın bir gün önce gerçekleşen olayın faili olmadığının anlaşılması üzerine, bir gün önceki olayda bulunduğuna inanılan mağdur C...... A’in, mağdur B... Ü...’e telefonla aratılarak, gelmesinin istenmesi, mağdur C...... ‘e ulaşılamaması nedeniyle, mağdur B... Ü...’in evden ayrılmasına engel olunması, bilahare telefonunda cevapsız arama gören mağdur C...... ‘in, B... Ü...’i araması üzerine, mağdur Bayram’ın sanıklardan korkarak gerçek durumu, C...... ‘e söylemeksizin eve gelmesini istemesi ve bu sırada da mağdur Bayram’ın özgürlüğünün rızasına aykırı olarak sanıklar tarafından kısıtlanması, bu mağdur açısından kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçunu oluşturmaktadır. Karşılıklı telefon irtibatından bir süre sonra mağdur C...... ‘in, yanında arkadaşı olan ve olayla ilgisi bulunmayan A... G...’le birlikte olay yerine gelmesi üzerine, sanıkların her iki mağdura saldırıp ellerindeki sopa ve telle yaralamaları, bu esnada her üç mağdurun evde tutulması, bir süre sonra mısırcı O... kim diyerek kardeşi C...... ‘e, mağdur O...’a telefon ettirilerek O...’ın gelmesinin istenmesi, O... gelinceye kadar olayla ilgisi bulunmayan mağdur Ayhan’ın da, özgürlüğünün kısıtlanması olguları birlikte değerlendirildiğinde, bu mağdurlara karşı gerçekleştirilen yaralama ve akabinde diğer mağdur O... gelinceye kadar evde tutulmaları eylemlerinin 5237 sayılı TCY’nın 109/2-3-b maddesinde yaptırıma bağlanan özgürlüğü kısıtlama suçunu oluşturduğu, 5237 sayılı TCY’nın 43/2. maddesinin uygulanabilmesi için tek bir fiille aynı suçun birden fazla mağdura karşı işlenmesi gerektiği, gerek mağdur C...... ‘e gerekse olaydan habersiz olarak konuta gelen mağdur Ayhan’a yönelik hareketlerin tek fiil kapsamında değerlendirilemeyeceği, bu itibarla Yargıtay C.Başsavcılığının, sanıkların mağdur C...... A ve A... G...’e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma eylemlerinde 5237 sayılı TCY’nın 43/2. maddesinin uygulanması gerektiğine ilişkin itiraz nedeninin yerinde olmadığı ve reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Kurul Üyesi Yargıtay C.Başsavcılığı itirazında ileri sürülen nedenlerle, Kurul Üyesi O.Y...ise, her üç mağdura yönelik hürriyetten yoksun bırakılma suçlarında, 5237 sayılı TCY’nın 43/2. maddesi ile uygulama yapılarak, sanıkların yalnızca bir kez cezalandırılması gerektiği görüşüyle itirazın kabulü yönünde karşı oy kullanmışlardır.

Diğer itiraz nedenine gelince;

Mağdur O...’ın telefonla aranması ve O...’ın eve gelmesi üzerine, sanıklar O... B..., M…T… ve O... Ç...tarafından, silahtan sayılan sopalarla darp edilerek, BTM ile giderilebilecek şekilde yaralandığı, dışarıdan sesler duyan tanık İdris Karayiğit’in içeriye girmesi ile de, sanıkların bu mağdura karşı eylemlerinin sonlandığı, bu şekilde gerçekleşen olayda, özgürlüğü sınırlama süresi konusunda TCY’da herhangi bir açıklama bulunmamakta ise de, kişisel özgürlükten yoksun bırakma kavramı, anlık olmayan bir süreyi zorunlu olarak içerdiğinden, fiil ile sonucun hukuken kabul edilebilecek bir zaman müddetince sürmesi gerekmektedir. Somut olayda, mağdurun eve gelişi ile kendisine karşı yaralama fiilleri arasında geçen zaman süreci tam olarak saptanamamış, sanıkların mağduru özgürlüğünden yoksun bırakma bilinç ve iradesiyle hareket ettikleri hususu da, bu suç yönünden yapılan soruşturmanın yetersizliği nedeniyle kuşkulu kalmıştır. Kuşku sanık lehine yorumlanır ilkesi uyarınca, var olan kuşkunun sanıklar lehine yorumlanması ile bu mağdura yönelik eylemlerin yaralama boyutunu aşıp, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçu aşamasına ulaşmadığının kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. Bu itibarla itiraz nedeni yerinde olup, kabulüne karar verilmelidir.

Bu itiraz nedeni yönünden ise, üç Kurul Üyesi yerel mahkeme hükmünün isabetli olduğu gerekçeleriyle, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının reddi yönünde oy kullanmıştır.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının,

a) Mağdurlar C...... A ve A... G...’e yönelik eylemler yönünden REDDİNE,

b) Mağdur O... Karaman’a yönelik eylemler yönünden ise KABÜLÜNE,

2- Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 25.12.2009 gün ve 14088-16644 sayılı onama kararının, sanıkların mağdur O... Karaman’a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden KALDIRILMASINA,

3- Ünye Asliye Ceza Mahkemesinin 04.05.2009 gün ve 141-348 sayılı hükmünün, sanıkların mağdur O... Kahraman’a yönelik eylemlerinin, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçunu oluşturmayıp, yaralama suçunu oluşturması nedeniyle BOZULMASINA,

4- Dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, 29.06.2010 günü yapılan müzakerede her iki itiraz nedeni yönünden de oyçokluğuyla karar verildi.

 

 

 

 

 

Yargılama Giderleri Hesaplama        Avukatlık Ücreti Hesaplama        Temyiz Dilekçesi Hazırlama (Ceza)        İstatistikler

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA