kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa        Forum        Hakkımızda        İletişim        Arama Yardımı

 

 

 

 

 

 

Ceza Genel Kurulu 2007/3-167 E., 2007/222 K.

ETKİLİ EYLEM

“İçtihat Metni”

Sanık Y.... K.....hakkında etkili eylem suçundan açılan kamu davasının 5271 sayılı CYY’nın 254. maddesi yollamasıyla 5237 sayılı TCY’nın 73/8. maddesi uyarınca düşürülmesine ilişkin Silopi Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 18.04.2006 gün ve 226-1493 sayılı hükmün üst Şırnak Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesi 18.04.2007 gün ve 1510-3521 sayılı kararında; “5271 sayılı CMK.nun 291/2. maddesine göre Üst C. Savcısının yokluğunda verilen kararı öğrenme (görüldü) tarihinden itibaren (7) gün içinde temyiz ettiği, bu itibarla temyiz isteğinin süresinde olduğu” saptamasına yer vermek suretiyle hükmü üç değişik nedenden dolayı bozmuştur.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 01.07.2007 gün ve 325444 sayılı itiraznamesinde özetle; 469 sayılı Yasanın yürürlükten kaldırılması nedeniyle, ağır ceza mahkemesi bulunan yerlerdeki C.savcılarının mülhakat asliye ceza mahkemesi kararlarını hangi süre içinde temyiz edebileceğini doğrudan düzenleyen bir yasa normunun kalmadığını, öte yandan 5271 sayılı CYY’nın 260. maddesinde ağır ceza Cumhuriyet savcılarına mülhakat asliye ceza mahkemesi kararlarına karşı yasa yoluna başvurma yetkisinin tanınmış olması karşısında, bu yetkinin varlığı hususunda bir kuşku bulunmadığını, temyiz süresi bakımından ise bir hukuki boşluk doğduğunu ve bunun kıyas yoluyla giderilmesi gerektiğini, ancak 5320 sayılı Yasanın 8. maddesindeki düzenleme ve bölge adliye mahkemelerinin henüz göreve başlamaması nedeniyle 5271 sayılı CYY’nın istinafa ve temyize ilişkin hükümlerinin de bu aşamada uygulanamayacağını, o nedenle bu Yasanın 291. maddesinin de kıyaslamada dikkate alınamayacağını, 1412 sayılı CYUY’nın, üst C.savcılarının mülhakat sulh ceza mahkemesi kararlarını tefhimden itibaren bir ay içinde temyiz edebileceklerine ilişkin bulunan ve halen yürürlükte olan 310/3. maddesi hükmünün, mülhakat asliye ceza mahkemesi kararları bakımından da kıyasen uygulanması gerektiğini, bu nedenle, üst C.savcısının Silopi Asliye Ceza Mahkemesinin 18.04.2006 tarihli kararına karşı 1412 sayılı CYUY’nın 310/3. maddesinde öngörülen bir aylık yasal süreden sonra 28.06.2006 tarihinde yaptığı başvurunun reddi gerekirken temyiz isteğinin süresinde olduğu kabul edilerek temyiz incelemesi yapılmasının isabetli bulunmadığını, belirterek itiraz etmiş ve Özel Daire kararının kaldırılmasını istemiştir.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

İncelenen olayda;
Silopi Asliye Ceza Mahkemesinin, sanık hakkında etkili eylem suçundan açılan kamu davasının uzlaşma nedeniyle düşürülmesine ilişkin olarak verdiği 18.04.2006 günlü hüküm, kararın gönderildiği üst Şırnak C.savcısı tarafından kararın üzerine “28.06.2006, temyizen görüldü” yazılarak aynı tarihte temyiz edilmiş, Özel Daire, “üst C.savcısının yokluğunda verilen mülhakat asliye ceza mahkemesi kararına yönelik başvurusunun 5271 sayılı CYY’nın 291/2. maddesinde öngörülen öğrenme tarihinden başlayan yedi günlük sürede yapıldığı, bu nedenle temyiz isteminin süresinde olduğu” saptamasına yer vermek suretiyle gerçekleştirdiği inceleme sonunda hükmü üç değişik nedenden bozmuştur.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise, üst C.savcısının mülhakat asliye ceza mahkemesi kararına yönelik başvurusunu, 1412 sayılı CYUY’nın 310. maddesinin 3. fıkrasında düzenlenen ve tefhimden başlayan bir aylık sürenin geçmesinden sonra gerçekleştirmesi nedeniyle temyiz isteminin reddi gerektiğini belirterek itiraz etmiştir.

Çözümü gereken hukuki uyuşmazlık, ağır ceza mahkemesi bulunan yerlerdeki Cumhuriyet savcılarının, bu mahkemenin yargı çevresi içindeki asliye ceza mahkemelerinden verilen kararları hangi süre içinde temyiz edebileceklerine ilişkindir.

Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından, ağır ceza mahkemesi bulunan yerlerdeki Cumhuriyet savcılarının mülhakat ceza mahkemesi kararlarını temyiz etmelerine olanak sağlayan yasal düzenlemelerin geçmişten itibaren geçirdiği evrelerin incelenmesi ve mevcut yasal düzenleme ortaya konularak, açıklanan hususta ortaya çıkan hukuki boşluğun kıyas suretiyle giderilmesi gerekir.

1926 yılında 765 sayılı Türk Ceza Yasasının kabulünden sonra savcılık örgütünün oluşumunda da değişikliğe gidilmesi ihtiyacı hissedilmiş, aynı yıl içinde yürürlüğe konulan 825 sayılı Türk Ceza Kanununun Mevkii Mer’iyete Vaz’ına Müteallik Kanunun 28. maddesiyle, 469 sayılı Mehakim’i Şer’iyenin İlgasına ve Mehakimin Teşkilatına Ait Ahkâmı Muaddil Yasanın 5. maddesi değiştirilmiştir. Sözü edilen 5. maddenin birinci fıkrasında; her asliye mahkemesi nezdinde bir savcılık örgütü kurulması hükme bağlanmış, ikinci fıkrasında; ağır ceza mahkemesi bulunan yerlerdeki savcının, bu mahkemenin yargı yetkisi dahilindeki asliye ve sulh mahkemelerinden verilen kararlara karşı otuz gün içinde itiraz ve temyiz yetkisinin bulunduğu belirtilmiş, 3. fıkrasında ise, bu savcıların, kendi merkezlerindeki mahkemelerden verilen kararlara karşı temyize başvurma sürelerinin, “kanunen belli olan süre” olduğu ifade edilmiştir.

Ceza mahkemelerinden verilen hükümlerin temyiz koşulları ve süresi, 1929 yılında yürürlüğe giren 1412 sayılı Ceza Muhakemesi Usulü Yasası’nda yeniden belirlenmiş ve 310. maddenin birinci fıkrasında, temyiz isteminin hükmün tefhiminden itibaren bir hafta içinde yapılabileceği, üçüncü fıkrasında ise, sulh mahkemelerinin temyizi mümkün kararlarının yargı çevresi içinde bulundukları asliye ve ağır ceza mahkemeleri nezdindeki Cumhuriyet savcıları tarafından tefhim tarihinden itibaren bir ay içinde temyiz edilebileceği hükme bağlanmıştır.
Görüldüğü üzere, 469 sayılı Yasanın değişik 5. maddesinde otuz günlük temyiz süresinin tebliğden mi yoksa tefhimden mi başlayacağı açıkça belirtilmemiş, Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası’nda da sadece ağır ceza Cumhuriyet savcılarının sulh ceza mahkemesi kararlarını temyiz süresi ile bu sürenin başlangıç tarihi düzenlenmiştir. Bu nedenle başlangıçta, üst Cumhuriyet savcılarının mülhakat asliye ceza mahkemesi kararlarına yönelik otuz günlük temyiz süresinin hangi tarihten itibaren başlayacağı yolunda bazı görüş ayrılıkları ortaya çıkmış ise de, çeşitli yargısal kararlarda vurgulandığı ve uygulamada da benimsendiği üzere bu sorun, sulh ceza mahkemeleri ile paralellik sağlanabilmesi için, mülhakat asliye ceza mahkemesi kararlarına yönelik temyiz süresinin başlangıcı bakımından da tefhim tarihinin esas alınması suretiyle çözüme kavuşturulmuştur.

Bu yasal düzenlemelerin yürürlükte bulunduğu dönemde, ağır ceza mahkemesi nezdinde görevli Cumhuriyet savcılarının;

A) Gerek ağır ceza merkezindeki gerekse mülhakattaki sulh ceza mahkemesi kararlarını CYUY’nın 310/son maddesi uyarınca tefhimden itibaren bir ay,

B) Ağır ceza merkezinde bulunan asliye ceza mahkemesi kararlarını CYUY’nın 310/1. maddesi uyarınca tefhimden itibaren bir hafta,

C) Mülhakat asliye ceza mahkemesi kararlarını ise 469 sayılı Yasanın 5/2. maddesi gereğince otuz gün içinde temyiz edebilecekleri görüşü benimsenmiştir.

Uygulama bu doğrultuda sürdürülürken, ceza yargılaması yönteminde değişiklik yapılması ve istinafın da içinde yer aldığı bir sistemin hayata geçirilmesi amacıyla, hemen tümü 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren bir çok yasal düzenleme gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda, bir yandan 469 ve 825 sayılı Yasalar ile 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası yürürlükten kaldırılırken, bir yandan da 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Yasa ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Yasası yürürlüğe girmiştir. Ancak o tarih itibariyle ve halen, istinaf denetimini gerçekleştirecek olan bölge adliye mahkemelerinin kuruluşu tamamlanamamıştır. Dolayısıyla, Yasanın istinafa ilişkin hükümlerinin bu aşamada uygulanması olanağı bulunmamaktadır. Öte yandan, bu yeni yasanın temyize ilişkin kuralları da, istinaf denetiminin var olduğu ve bölge adliye mahkemelerinin işlevini sürdürdüğü bir sistem öngörülerek düzenlenmiştir. O nedenle, istinaf denetiminin bulunmadığı bir sistemin işleyişini sağlaması ve ihtiyaçlarını bütünüyle karşılaması mümkün değildir.

Nitekim, yasakoyucu da bu durumu dikkate alarak, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Yasa’nın 8. maddesinde, bölge adliye mahkemelerinin Resmi Gazete’de ilan edilecek olan göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası’nın 322. maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere 305 ila 326. maddelerinin uygulanacağını hükme bağlamıştır.

Özetle ifade etmek gerekirse, bu yasal düzenlemelerden sonra, Yargıtay’ın denetim görevinin bulunduğu yasa yollarından, olağanüstü nitelikteki itiraz ve hükmün yasa yararına bozulmasına ilişkin başvurularda 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Yasası’nın, olağan yasa yolu olan temyizde ise, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası’nın 305 ila 326. madde hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.

Ağır ceza Cumhuriyet savcılarının, mülhakat asliye ceza mahkemesi kararlarına yönelik temyiz yetkilerini bu yasal değişikliklerden sonra değerlendirecek olursak: 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Yasası’nın halen yürürlükte bulunan ve yasa yoluna başvurma hakkını düzenleyen 260. maddesinde, ağır ceza mahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcılarının yargı çevresindeki asliye ve sulh ceza mahkemelerinin kararlarına karşı yasa yoluna başvurabilme haklarının bulunduğu belirtilmektedir. Kuşkusuz bu ifade temyiz hakkını da kapsamaktadır. Ancak, mülhakat asliye ceza mahkemesi kararlarının üst savcılarca temyizine ilişkin süreyi düzenleyen 469 sayılı Yasa yürürlükten kaldırılmıştır. 1412 sayılı Yasanın halen uygulanması gereken maddelerinde de, münhasıran bu hususu düzenleyen bir hüküm mevcut değildir. Bu durumda, üst savcıların mevcut temyiz haklarını hangi süre içinde kullanabilecekleri ve bunun başlangıcı saptanırken kıyasa başvurulmalı ve bu husustaki mevcut hukuki boşluk, yürürlükteki hukuk düzeninin bütünlüğü içerisinde en ziyade benzeyen hukuk kuralı bulunup uygulanarak doldurulmalıdır.

Hemen belirtilmelidir ki, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Yasası’nın istinaf başvurusunun süresini belirleyen 273. ve temyiz süresini düzenleyen 291. maddeleri, 5320 sayılı Yasanın 8. maddesinde öngörülen hususun tahakkuk etmemesi, başka deyişle bölge adliye mahkemelerinin göreve başladığının resmen ilan edilmemesi nedeniyle henüz uygulanma yeteneği kazanamadığı için, kıyaslamada da dikkate alınamaz. Aksi düşüncenin kabulü, yasa koyucunun açık bir irade sergileyerek henüz uygulanmasını murat etmediği bir yasa normunun kıyas yoluyla ve dolaylı biçimde uygulanması anlamına gelecektir. Bu durumda sorun, yürürlükteki mevzuatımızda üst C.savcısının, mülhakat ceza mahkemesi kararlarına yönelik temyiz süresini düzenleyen ve uygulama yeteneği bulunan tek kural olan, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası’nın “temyiz talebi ve süresi” başlıklı 310. maddesi kıyasen uygulanarak çözümlenmelidir. Bu maddenin birinci fıkrasında, temyiz süresinin tefhimle başlayacağı ve yedi gün olduğu belirtilerek genel kural vurgulanmıştır.

Ancak, ağır ceza Cumhuriyet savcılarının duruşmasına iştirak etmediği mülhakat sulh ceza mahkemesi kararlarını bu süre içinde temyiz etmeleri çoğu kere mümkün olamayacağı için, bunlar yönünden özel bir prensip benimsenerek daha uzun bir süre öngörülmüş, bu nedenle maddenin üçüncü fıkrasında, bu kararların tefhimden itibaren bir ay içinde temyiz edilebileceği hükme bağlanmıştır. O halde, bölge adliye mahkemelerinin göreve başladığının resmen ilan edilmesinden önceki evrede aleyhine temyiz yoluna başvurulan kararlar söz konusu olduğunda, diğer bir ifadeyle 1412 sayılı CYUY’nın 305 ila 326. maddelerinin uygulanması gereken hallerde, üst C.savcılarının mülhakat asliye ceza mahkemesi kararlarına yönelik temyiz süreleri de bu Yasanın 310. maddesinin 3. fıkrası kıyasen uygulanmak suretiyle saptanmalıdır. Bu çözüm tarzı, kıyas ilkelerine uygunluğunun yanısıra, mülhakat mahkemeleri arasında temyiz süresi bakımından ortaya çıkan farklılığı da engelleyecektir.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulü ile Özel Daire kararının kaldırılmasına, Şırnak Cumhuriyet savcısının mülhakat Silopi Asliye Ceza Mahkemesi kararına karşı CYUY’nın 310. maddesinin 3. fıkrasında öngörülen ve tefhimden başlayan bir aylık sürenin geçmesinden sonra gerçekleştirdiği temyiz isteminin reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Üyelerinden Osman Yaşar; “Bilindiği gibi, istinaf mahkemeleri göreve başlamadığından, 5271 sayılı CMK.nun 291. maddesi yürürlüğe girmemiştir. Halen 1412 sayılı CMUK.nun 310. maddesi yürürlüğünü sürdürmektedir. Bu maddenin 3. fıkrasına göre sulh ceza mahkemelerinin kararlarına yönelik C.savcılarının temyiz süreleri tefhimden itibaren bir aydır. Bu konuda duraksama yoktur. Tartışılarak çözümlenmesi gereken sorunu, üst C.savcılarının asliye ceza mahkemesi kararlarına karşı temyiz sürelerinin tebliğinden itibaren bir hafta mı yoksa tefhimden itibaren başlayarak bir ay mı olduğu hususu oluşturmaktadır.

Geçmişte bu konuyu düzenleyen 825 sayılı Yasanın 5. maddesinin yürürlükten kaldırılması nedeniyle yasal boşluk oluştuğu ve bu boşluğun da kıyas yoluyla doldurulması gerektiği öne sürülmektedir. Saygı duyulmakla birlikte, bize göre yasal boşluk bulunmadığından, bu görüşe katılmamız mümkün olamamaktadır.

1412 sayılı CMUK. 310. maddesinin birinci fıkrasında; temyiz talebinin hükmün tefhiminden itibaren bir hafta içinde yapılması öngörülmüştür. Ancak bu maddenin ikinci fıkrasında, ‘hüküm tefhimi sanığın yokluğunda olmuşsa, bu süre tebliğ tarihinden başlar’ denilerek sadece sanıkla ilgili tebliğe ve temyizin başlamasına yer verilmiş ve üst C.savcılarının asliye ceza mahkemesinin kararlarına yönelik temyiz hakkının bulunup bulunmadığına ve temyiz süresinin tefhimden mi yoksa tebliğden mi başlayacağı hususlarına değinilmemiştir. Fakat bu boşluğu CMK.nun 35, 38 ve 260. maddelerinin doldurduğu açıkça görülmektedir.

5271 sayılı CMK.nun 260. maddesinde C.savcılarının, ağır ceza mahkemesinin yargı çevresindeki asliye ceza mahkemelerinin kararlarına karşı kanun yollarına bşavurabilecekleri belirtilmiştir. Kanun yolu temyizi de içermektedir. Yine 5271 sayılı CMK.nun 35. maddesinde, “aleyhinde kanun yollarına başvurulabilecek mahkeme kararlarının hazır bulunmayan ilgilisine tebliğ olunacağı öngörülmüştür. C.savcısının da bu ilgili kavramına girdiği açıktır. CMK.nun 38. maddesinde ise C.savcısına yapılan tebliğin, evrakının aslının verilmesi suretiyle olacağı belirtilmiştir. Söz konusu edilen CMK.nun 35, 38 ve 260. maddeleri temyiz, istinaf ve itiraz olmak üzere, tüm kanun yollarına uygulanması gereken genel maddelerdir. Elbette yalnızca temyizle ilgili olan özel nitelikteki CMK.nun 291. maddesi yürürlükte olsaydı, öncelikle bu maddenin uygulanması ve genel maddelerin ise, yardımcı hüküm olarak kalan başlukları doldurması gerekecekti. Ancak halen özel madde yürürlüğe girmediğinden, genel maddelerin uygulanması zorunluluğu bulunmaktadır. Sonuç olarak, CMUK.nun 310. maddesinin üst C.savcılarının, asliye ceza mahkemesi kararlarına yönelik temyizin sürelerine ilişkin bu eksikliği, CMK.nun 35 ve 260. maddeleri gidermiş olmaktadır.

Üst C.savcılarının temyizleri ile ilgili çok açık hükümler taşıyan ve ancak yürürlüğe girmemiş olan CMK.nun 291. maddesi bir tarafa, halen yürürlükte olan CMUK.nun 310/1, CMK.nun 35 ve 260. maddelerini karşı tarafa koymak suretiyle aşağıda bulunduğu gibi bir karşılaştırma tablosu yaptığımızda, söz ve anlam olarak aynı hükümlere yer verdiklerini görürüz.

KARŞILAŞTIRMA TABLOSU

Yürürlükteki Yasa Maddeleri

İstinafla Birlikte Yürürlüğe Girecek Yasa Maddeleri

1412 CMUK. 310/1. Temyiz talebi hükmün tefhiminden bir hafta içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt katibine yapılacak beyanla olur, beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hakime tasdik ettirilir.

CMK. 291/1. Temyiz istemi, hükmün açıklanmasından itibaren yedi gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt katibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılır; beyan tutanağa geçirilir ve hakime onaylattırılır.

CMK. 260. Hakim ve mahkeme kararlarına karşı C.savcısı ....... için kanun yolları açıktır...... Ağır ceza mahkemelerinde bulunan C.savcıları, ağır ceza mahkemesinin yargı çevresindeki asliye ve sulh ceza mahkemelerinin ........ kararlarına karşı kanun yollarına başvurabilir.

CMK. 35................. aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek hakim veya mahkeme kararları hazır bulunmayan ilgilisine tebliğ olunur.

CMK. 291/2. Hüküm temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa, süre tebliğ tarihinden başlar.

CMK. 38. Cumhuriyet Başsavcılığına yapılan tebligat, tebliği gereken evrakın aslının verilmesi suretiyle olur. Tebliğ ile süre işlemeye başlıyorsa verildiği gün, C.Başsavcılığı tarafından evrakın aslına yazılır.

Temyiz süresi 291. maddede yedi gün, halen yürürlükteki maddelerde ise bir haftadır. Her ikisine göre de üst C.savcısının temyiz hakkı vardır ve yokluktaki kararların kendilerine tebliği öngörülmüştür. Her ne kadar CMK.nun 291/2. maddesinde ‘sürenin tebliğ tarihinden başlayacağına’ ilişkin hüküm, yürürlükteki maddelerde yer almamış ise de, CMK.nun 35. maddesinde yokluktaki kararların tebliğ edileceğinin öngörülmesi karşısında, sürenin tebliğle başlamasının doğal bir sonuç olacağı, bunun açıkça belirtilmemesinin bir eksiklik sayılmayacağını kabul etmemiz gerekir. Bunun dışında yürürlükteki maddeler ile yürürlüğe girecek madde arasında bir farklılık yoktur. Kanaatimizce konuyu böylesine açıkça düzenleyen yasa hükümleri yürürlükte dururken ve bu maddeleri etkisiz hale getirecek ya da ortadan kaldıracak tersine bir hüküm olmadığı halde, bunlar yok sayılarak kıyas yoluna başvurulması hukuka uygun olmamıştır.

Yinelemek gerekirse kıyasa ihtiyaç yoktur. Ancak bir an için gerektiği kabul edilse dahi uygun bir kıyaslama da yapılmamıştır. C.savcısı, sulh ceza mahkemesindeki duruşmalara katılmamaktadır. Bu bakımdan, asliye ceza mahkemesi kararını temyiz eden üst C.savcısını, yine o mahkemenin duruşma savcısıyla kıyaslamak gerekirdi. Duruşma savcısı yüzüne verilen kararı bir hafta içinde temyiz ettiğine göre, üst C.savcısının da öğrenme tarihinden itibaren hükmü bir hafta içinde temyiz etmesi çok daha yerinde olurdu. Kaldı ki, CMK.nun da tarafların eşitliği öngörülmüştür. Sanığa, katılana ve duruşma savcısına tanınan bir haftalık sürenin, üst C.savcısına tebliğ tarihinden itibaren verilmesiyle tarafların eşitliği kuralına uygun bir kıyaslama yapılmış olurdu. Oysa C.savcısının duruşmalara katılması açısından birbirine benzemeyen sulh ile asliye mahkemesi arasında kıyaslama yoluna gidilmiştir.

Bu nedenlerle, Yüksek 3. Ceza Dairesinin üst C.savcıları yönünden tebliğden itibaren bir haftalık temyiz süresi öngören kararını yerinde bulduğumdan, Yüksek Ceza Genel Kurulu’nun sayın çoğunluğunun görüşüne katılmıyorum.” gerekçesiyle,
Diğer Üyeler ise; “Ağır ceza Cumhuriyet savcılarının mülhakat asliye ceza mahkemesi kararlarını tebliğden itibaren yedi gün içinde temyiz edebileceklerini, somut olayda üst C.savcısının süresi içinde temyiz isteminde bulunduğunu” belirterek, itirazın reddi gerektiği yolunda karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ :

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 18.04.2007 gün ve 1510-3521 sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3- Üst C.savcısının süresinden sonra gerçekleşen temyiz başvurusunun 1412 sayılı CYUY’nın 310 ve 317. maddeleri uyarınca REDDİNE,

4- Dosyanın incelenmeksizin mahalline iadesini temin için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.10.2007 günlü birinci müzakerede karar için gerekli yasal oyçoğunluğuna ulaşılamaması nedeniyle 06.11.2007 günü gerçekleştirilen ikinci müzakerede oyçokluğu ile karar verildi.

 

 

 

 

 

Yargılama Giderleri Hesaplama        Avukatlık Ücreti Hesaplama        Temyiz Dilekçesi Hazırlama (Ceza)        İstatistikler

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA