kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa        Forum        Hakkımızda        İletişim        Arama Yardımı

 

 

 

 

 

 

Ceza Genel Kurulu 2006/3-258 E., 2006/262 K.

CEZAYA EHLİYET VE BUNU KALDIRAN VEYA HAFİFLETEN SEBEPLER

LEHE OLAN HÜKÜMLERİN UYGULANMASINDA USUL

ZAMAN BAKIMINDAN UYGULAMA

“İçtihat Metni”

Sanık hakkında 6831 sayılı Yasaya aykırı davranmak suçundan yapılan yargılama sonunda; sanık H... K...’ın beraatına ilişkin F... Sulh Ceza Mahkemesince verilen 26.07.2001 gün ve 1644/743 sayılı hükmün katılan idare vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; Yargıtay 3. Ceza Dairesince yapılan inceleme sonucunda 03.07.2002 gün ve 8186/8654 sayı ile;

”..Davanın dayanağını oluşturan suç saptama tutanağından sanığın patlıcan ektiği 338 metrekarelik tarlanın 3411 v e 2061 O.T. sınır noktaları arasında orman tahdidi içerisinde kaldığının yazılı bulunmasına, sanığın suç tutanağında alınan beyanında, duruşmadaki sorgusunda ve keşifte dava konusu yeri kullandığını açıkça ikrar etmiş olmasına ve mahallinde yapılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporlarında suç yerinin kesinleşmiş orman kadastrosu sınırları içinde bulunduğunun belirtilmesine göre sanığın sübut bulan eyleminin 6831 sayılı Yasanın 93/2. maddesindeki suçu oluşturduğu gözetilmeyerek yazılı gerekçe ile beraatına karar verilmesi...BOZULMASINA…..” karar verilmiştir.

Bozmaya uyma kararı veren F... Sulh Ceza Mahkemesince 19.12.2002 gün ve 1235/1867 sayı ile;

”..Suç tarihinde, sanığın F... ilçesi Ç... Köyü Çingengediği mevkiinde Güneydağ serisi 147 nolu bölme içerisinde kesinleşmiş orman tahdit sınırları içerisinde kalan 378 metrekarelik devlet ormanını sürüp ekmek suretiyle işgal ederek kullandığı, sanığın eyleminin 6831 sayılı Yasanın 93/2. maddesindeki suçu oluşturduğu..” biçimindeki kabulle, sanığın 6831 sayılı Yasanın 93/2 ve 765 sayılı Yasanın 59. maddesi gereğince 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, bu cezanın 647 sayılı Yasanın 4. maddesi gereğince günlüğü 3.042.000 liradan 912.600.000 lira ağır para cezasına çevrilerek, 647 sayılı Yasanın 6. maddesi gereğince ertelenmesine, tazminat ve ağaçlandırma giderine ilişkin talebin reddine, avukatlık ücretine ve yargılama giderine” hükmedilmiştir.

İkinci hükmün müdahil vekili tarafından temyizi üzerine; Yargıtay 3. Ceza Dairesince 23.12.2004 gün ve 4960/13742 sayı ile;

”Gereği görüşülüp düşünüldü:

Yerinde görülmeyen sair itirazların reddine; Ancak,

1-Sanığın sabıka kaydında ana adının yanlış yazıldığı cihetle nüfus kaydına uygun sabıka kaydı getirtilmeden yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,

2-Hüküm tarihi itibarıyla geçerli bulunan avukatlık asgari ücret tarifesine aykırı olarak maktu vekalet ücretinin eksik tayini,

Bozmayı gerektirmiş,..olduğundan..hükmün…BOZULMASINA” karar verilmiştir.

Özel Dairenin ikinci bozma kararına da uyan F... Sulh Ceza Mahkemesince 07.06.2005 gün ve 164/741 sayı ile;

”..sanığın 6831 sayılı Yasanın 93/2 ve 765 sayılı yasanın 59. maddeleri gereğince 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hapis cezasının 647 sayılı Yasanın 4. maddesi gereğince günlüğü 3 YTL den 900 YTL adli para cezasına çevrilerek, 647 sayılı Yasanın 6. maddesi uyarınca teciline, tazminat ve ağaçlandırma gideri talebinin reddine, avukatlık ücretine ve yargılama giderlerine” karar verilmiştir.

Bu hükmün müdahil vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 3. Ceza Dairesince 18.09.2006 gün ve 3966/6597 sayı ile;

”Gereği görüşülüp düşünüldü:

5237 sayılı Yasanın 7. maddesinde “zaman bakımından uygulama” 5252 sayılı Yasanın 9. maddesinde ise, “lehe olan hükümlerin uygulanmasında usul” kurallarının düzenlenmesi, ayrıca 5252 sayılı Yasanın 12. maddesi ile 765 sayılı Yasanın yürürlükten kaldırılması, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Kanunların hükümden sonra 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunması karşısında;

5237 sayılı Yasanın 7. ve genel hükümleri ile 5252 sayılı Yasanın 9. maddeleri uyarınca, sanığın hukuki durumunun 5271 sayılı Yasa hükümleri de nazara alınarak yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması….” Gerekçesiyle, hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Özel Dairenin bu kararına karşı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 08.11.2006 tarih ve 2006/189573 sayı ile;

”Yerel mahkeme hükmü 07.06.2005 tarihinde tesis edilmiş olup bozma ilamında belirtilen yasal düzenlemeler bu tarih itibarıyla yürürlükte bulunduğundan, Özel Dairece, hükmün esası incelenerek, yeni yasal düzenlemelerin sanığın hukuki durumunu etkileyip etkilemediği belirlenip varsa hukuka aykırılıklar saptanarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yasal düzenlemelerin hükümden sonra yürürlüğe girdiğinden bahisle sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi zorunluluğu gözetilerek sair yönleri incelenmeksizin hükmün bozulmasına karar verilmesi yerinde görülmemiştir.

Kaldı ki; sanığa yüklenen suç özel ceza yasası olan 6831 sayılı Yasanın 93/2. maddesi kapsamında kalan devlet ormanlık sahasını işgal ve faydalanma suçu olup 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Yasa ve 5271 sayılı Yasa sanık lehine yeni bir düzenleme getirmemiştir. Ayrıca, kabul ve uygulanan yasa maddeleri sanık lehine bulunduğundan, 5237 sayılı Yasanın 7. ve 5252 sayılı Yasanın 9/3. maddeleri uyarınca mahkemenin gerekçeli kararında önceki ve sonraki yasaları ayrı ayrı uygulayarak ortaya çıkan sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle lehe olan yasayı belirleyip kararda göstermemesi de sonuca etkili değildir.

Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.12.2005 gün ve 2005/3-164- 2005/168 sayılı kararında da 01.06.2005 tarihinden önce verilen bir hükümde yeni yasal düzenlemelerde sanık lehine hüküm bulunmadığı takdirde hükmün esasının incelenmesi gerektiği belirtilmiştir.

Somut olayımızda; hüküm tarihi itibarıyla yeni yasal düzenlemeler yürürlükte bulunduğundan ve sanık lehine yeni bir hüküm getirmediğinden, sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesine gerek bulunmamakta, hükmün esasına girilerek incelenmesi ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği düşünülmektedir.” Şeklindeki açıklamalara dayanmak suretiyle; “Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 18.09.2006 gün ve 2006/3966-6597 sayılı kararının kaldırılmasına, dosyanın esastan incelenmek üzere Özel Dairesine gönderilmesine karar verilmesi..” talebiyle itiraz yasa yoluna başvurulmuştur.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Görüldüğü gibi Yargıtay 3. Ceza Dairesi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık; Özel Dairece; 07.06.2005 tarihli hükmün, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, hüküm tarihinde yürürlükte oldukları anlaşılan yasalara göre mahallinde yeniden değerlendirme yapılabilmesi için bozulup bozulamayacağına ve 5237 sayılı Yasa ile 5271 sayılı Yasanın özel bir yasa olan 6831 sayılı Yasada yer alan işgal ve faydalanma suçu açısından sanık lehine yeni bir düzenleme getirip getirmediğine ilişkindir.

Dosya incelendiğinde;

12.07.2000 tarihinde Çingengediği Mevkiinde tahdit sınırlarını öğrenmek için ölçüm yapan orman muhafaza memurları, sanığın tarlasına bitişik olan 338 metrekarelik alanı da patlıcan tarlası olarak kullandığını tespit etmişler ve suç tutanağı düzenlemişlerdir. Sanığın atılı suçu işlediği, suç tutanağı başta olmak üzere, dosyada bulunan keşif ve bilirkişi raporu ile sanığın ikrarından açıkça anlaşılmaktadır. Esas ile ilgili olarak; Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Yukarıda da belirtildiği gibi ihtilaf iki noktada ortaya çıkmaktadır. Bu konulara yönelecek olursak;

01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan, 5237 sayılı Yasanın 7. maddesi zaman bakımından uygulamayı, 5252 sayılı Yasanın 9. maddesi ise lehe olan hükümlerin uygulanmasındaki usulü düzenlemiştir.

Bunlara göre; 01.06.2005 tarihinden sonra kurulacak hükümlerde lehe yasanın belirlenmesi ve hangi yasa lehe ise sanık hakkında o yasa gereğince hüküm kurulması zorunludur.

Yerel Mahkemenin temyiz davasına konu edilen hükmü 07.06.2005 tarihlidir. Bu kararda hangi yasanın lehe olduğunun açıkça tartışılmamış olması, başlı başına bir eksiklik olmakla birlikte, kararın verilmesi sırasında 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan yasaların mahkemece göz önünde bulundurulmadığını göstermez. Nitekim; Özel Daire Kararının ilk paragrafının son cümlesinde açıkça; “….5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Kanunların hükümden sonra 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunması karşısında..” ifadelerinin kullanılmış olması, Özel Dairenin de böyle bir ihtimali düşünmediğini açıkça ortaya koymaktadır. Özel Daire bozma kararına gerekçe olarak; “yasal değişikliklerin hükümden sonra yapılmış olmasını” göstermektedir. Oysa hüküm tarihi yasal değişikliklerin yapılmasından sonraki bir tarihtir. Bu durumda; hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren ve sanık lehine değişiklikler yapan yeni yasalar bulunmadığına göre; sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi için hükmün bozulmasına da gerek yoktur.

Diğer yandan; 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Yasa ve 5271 sayılı Yasanın, özel bir yasa olan 6831 sayılı Yasada yer alan işgal ve faydalanma suçu açısından sanık lehine yeni bir düzenleme getirip getirmediği konusu üzerinde durmak gerekir. Yine, mahkemenin gerekçeli kararında önceki ve sonraki yasaların ayrı ayrı uygulanıp, çıkan sonuçların birbiriyle karşılaştırılmamış olmasının somut olayda hukuka aykırılık oluşturup oluşturmayacağı tartışılmalıdır.

Her iki konuyu münhasıran somut olaya ilişkin olarak birlikte ele alacak olursak;

Sanık hakkında uygulanabilecek yasa maddelerine bakıldığında; yeni sistemde 6831 sayılı Yasada değişiklik yapan herhangi bir hükmün bulunmadığı görülmektedir. Bununla birlikte, 6831 sayılı Yasa hükümleri yanında; 01.06.2005 tarihinden önce yürürlükte olan mevzuata göre hüküm kurulduğunda, 765 sayılı Yasanın 59. maddesi ile 647 sayılı Yasanın 4,5,6. maddelerinin uygulanma olasılığı bulunmaktadır. 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren mevzuta göre ise; 5237 sayılı Yasanın 62. maddesi uygulanabilecek, bunun yanında, ortaya çıkan ceza, ya 50. maddedeki tedbirlerden birine çevrilebilecek ya da 51. madde gereğince ertelenebilecektir. Ayrıca, hapis cezası 50. maddedeki tedbirlerden birine çevrilmez ise 53. madde gereğince hak yoksunluklarına hükmedilmesi gerekecektir. Şu durumda, tüm bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde; her iki sistemde hesaplanabilecek hapis cezası miktarının aynı olduğu, buna karşılık, hapis cezasının hem para cezasına çevrilip, hem de ertelenmesine olanak sağlayan, aynı zamanda hak yoksunluğu içermeyen eski sistemin, bu suç açısından yeni sistemden daha lehe hükümler içerdiği açıkça görülmektedir. Somut uygulamada, sanık hakkında 6831 sayılı Yasa gereğince belirlenen cezadan 765 sayılı Yasanın 59. maddesi gereğince indirim yapıldığı, bulunan hapis cezasının 647 sayılı Yasanın 4. maddesi gereğince paraya çevrildiği ve aynı Yasanın 6. maddesi uyarınca ertelendiği, dolayısıyla lehe olan tüm müesseselerin uygulandığı da düşünüldüğünde; genel olarak normlar mukayesesi anlamında olmasa da, bu suçla ilgili olmak üzere, yeni sistemde yer alan düzenlemelerin sanık lehine olmadıkları anlaşılmaktadır. Buna bağlı olarak; lehe yasanın belirlenmesi sırasında; her iki sistemdeki yasalar açısından kurulabilecek hükümler ayrı ayrı belirlenip karşılaştırılmamış ise de, eski sistemde yer alan yasalar uyarınca hüküm kurulması sanığın açıkça lehine olduğundan bu husus sonuca etkili değildir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım Genel Kurul Üyelerince; “Kararda geçen “hükümden sonra” ibaresinin hükme sehven yazılmış olduğu, bunun dışında kararda herhangi bir isabetsizliğin bulunmadığı, nitekim; 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren yasalarla, 6831 sayılı Yasanın değişikliğe uğramamış olmasına rağmen, temel ceza yasalarının ve suç teorisinin büyük ölçüde değiştirildiği, yeni düzenlemelerden özel yasaların da etkilendiği, somut olayda; yeni yasaların hüküm tarihinden önce yürürlüğe girmiş oldukları anlaşılmakla birlikte, hükmün kurulması sırasında bu değişikliklerin hakim tarafından nazara alındığının ve hakimin bu hususa ilişkin takdirinin dosyaya yansıtılmadığı, bunun gibi, uygulama yapılırken hangi ölçütlerin baz alındığının da karardan anlaşılamadığı; ayrıca, lehe durumun tespiti açısından karşılaştırma yapılması bir zorunluluk olmakla birlikte, bu zorunluluğa uyulmadığı; bütün bunların dışında, kararda denetime açık hukuka uygun bir gerekçenin bulunmadığı belirtilmek ve bu yönleriyle usule aykırı olan yerel mahkeme hükmünün Özel Daire tarafından bozulmasında bir isabetsizlik olmadığı” vurgulanmak suretiyle itirazın reddi yönünde oy kullanılmıştır.

Bu açıklamalara göre; 01.06.2005 tarihinden önce yürürlükte olan mevzuatın açıkça sanığın lehine olduğu anlaşılan olayda; hüküm tarihi itibarıyla yeni yasal düzenlemelerin yürürlükte olması nedeniyle, Özel Dairece; kurulmuş olan hükmün esasıyla ilgili bir karar verilmesi gerekirken; hükmün, sanığın hukuki durumunun yeni yasal düzenlemeler çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi için bozulmuş olması usule ve hukuka aykırı bulunduğundan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulü ile Yargıtay 3. Ceza Dairesi Kararının bu sebeplerle bozulması gerekir.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;

1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2-Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 18.09.2006 gün ve 3966-6597 sayılı kararının KALDIRILMASINA,

3-Dosyanın yeniden karar verilmesi için Yargıtay 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine 21.11.2006 günü oyçokluğu ile karar verildi.

 

 

 

Temyiz Dilekçesi Hazırlama (Hukuk)          Temyiz Dilekçesi Hazırlama (Ceza)          İstatistikler

 

Yargılama Giderleri Hesaplama          Avukatlık Ücreti Hesaplama

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA