kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa        Forum        Hakkımızda        İletişim        Arama Yardımı

 

 

 

 

 

 

YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu 2011/13-604 E.N , 2011/713 K.N.

İlgili Kavramlar

BORÇLARIN İFASI
BORÇLU OLMADIĞININ TEPİTİ
MENFİ TESPİT DAVASI

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki "menfi tespit" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 1.Tüketici Mahkemesi'nce davanın kabulüne, tazminat isteminin reddine dair verilen 11.06.2008 gün ve 2007/7 E.,2008/277 K. sayılı kararın incelenmesi taraf vekillerince istenilmesi üzerine, Yargıtay 13.Hukuk Dairesinin 30.09.2010 gün ve 2010/4000-12433 K. sayılı ilamı ile;

("…Davacı, davalı bankadan araç kredisi kullandırıldığını ancak ödeme planına göre ödeme yapmaması nedeniyle kredi hesabının kat edilerek tüm borcu ferileriyle ödemesinin talep edildiği ancak ödememesi nedeniyle icra takibi başlatıldığını bildirerek, borçlu olmadığının tesbiti ve icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.

Davalı cevap dilekçesi sunmamıştır.

Mahkemece, davanın kabulüne, asıl alacak üzerinden %40 kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiş,hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.

Davacı banka ile davalı arasında imzalanan 07.07.2005 tarihli araç kredisi sözleşmesi ile 20.000 TL kredi kullandırılmış, bu kredinin 36 ayda geri ödenmesi kararlaştırılmıştır. Davalı, 18.08.2005 tarihinden başlayan geri ödeme planına uymayarak sırasıyla 18.12.2005, 18.01.2006 tarihli taksitleri ödemediği için davalı banka tarafından çıkarılan 08.02.2006 tarihli ihtarda ödenmeyen bu iki taksidin 7 gün içinde gecikme faizi ile ödenmesi aksi halde tüm kredi borcunun muaaccel olacağı hususu ihtar edilmiş, bu ihtarı davacı 14.02.2006 tarihinde tebliğ aldığı halde ödemeyerek 22.02.2006 tarihi itibarıyla tüm kredi alacağı muaacel olduktan sonra gönderdiği 15.02.2006 tarihli ihtarla tüm kredi borcu ve ferilerinin derhal ödenmesi aksi halde yasal yollara başvurulacağı bildirilmiştir. Davalı tarafça ödeme yapılmaması üzerine 18.09.2001 tarihinde icra takibi başlatılmıştır. Taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 10.maddesinde özetle müşterinin bu sözleşmede belirtilen ödemelerini taahhüt ettiği şekilde ödememesi halinde bakiye borcun ifasını talep edebilmesi için en az iki taksit ödemede temerrüde düşmesi gerektiği ve bankanın birbirini izleyen en az iki taksidi ödemede temerrüde düşen müşteriye en az 1 hafta süre vererek muacceliyet uyarısında bulunacağı, bu takdirde müşterinin muaccel borcu ve ferilerini ödemeyi taahhüt ve kabul edeceği kararlaştırılmıştır.4822 sayılı kanun ile değişik 4077 sayılı kanunun 10.maddesinde "…Kredi veren, taksitlerden birinin veya birkaçının ödenmemesi halinde kalan borcun tümünün ifasını talep etme hakkını saklı tutmuşsa, bu hak; ancak kredi verenin bütün edimlerini ifa etmiş olması durumunda ve tüketicinin birbirini izleyen en az iki taksidi ödemede temerrüde düşmesi halinde kullanılabilir. Ancak kredi verenin bu hakkını kullanabilmesi için en az bir hafta süre vererek muacceliyet uyarısında bulunması gerekir. Buna göre davacının birbirini izleyen en az iki taksidi ödemede temerrüde düşmüş olduğu da tartışmasız olduğuna göre davalı bankanın kredi sözleşmesinin 10.maddesinde saklı tuttuğu hakkını kullanabilmesi için 4077 sayılı kanunun 10.maddesi hükmüne göre birbirini izleyen en az iki taksidin belirlenerek ödenmesi, aksi halde bakiye tüm taksitlerin muaccel olacağı uyarısını taşıyan ve 7 gün süreli ihtarname gönderilmesi gerekir.Davalı bankanın 08.02.2006 tarihli ihtarı az yukarıda izah edilen hükümlere uygun olarak çıkartılmış olup bu ihtarın tebliği ve 7 günlük süre sonunda davacının 22.02.2006 tarihi itibarıyla tüm kredi borcu muaaccel hale gelmiştir. Muacceliyet şartı oluştuktan sonra ,davalı bankanın tüm borcun derhal ödenmesi aksi halde takip yapılacağına ilişkin ikinci ihtarda da 7 günlük süre verilmesi mecburiyeti yoktur. Mahkemece ikinci ihtarda da 7 günlük süre verilmemesi nedeniyle 4077 SK nun 10.maddesinde belirtilen muaaceliyet şartının oluşmadığına ve davalının tüm kredi borcu ve ferileri için takip yapamayacağına ilişkin gerekçe ile davanın reddi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir..." )

gerekçesiyle, bozma sebebine göre tarafların sair temyiz itirazları incelenmeksizin davalı yararına bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davalı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkin olup; icra takibinden sonra açılmıştır.

Mahkemece, borçlunun temerrüdünün dava tarihinde oluşması nedeniyle, bu tarihten sonraki tahsilatların 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)'nun 84.maddesi hükmü gözetilerek borç miktarının tespit edilmesine ilişkin bilirkişi raporlarının, denetime uygun ve hüküm oluşturmaya yeterli olduğu, gerekçesiyle davacının icra takibinden sonra yapmış olduğu ödemeler neticesinde icra takip dosyasında davalı bankaya borçlu bulunmadığının tespiti ile icra inkar (kötüniyet) tazminatı taleplerinin reddine karar verilmiştir.

Taraf vekillerinin temyizi üzerine Özel Dairece, yukarıda başlık bölümünde belirtilen gerekçe ile karar bozulmuştur.
Yerel Mahkemece önceki gerekçeler yanında, davanın itirazın iptali davası olmadığı, davanın reddine karar verilmediği, davacının borçlu olmadığının tespitine karar verildiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; eldeki davanın menfi tespit istemiyle açılmış olmasına göre bozma ilamındaki davaya ilişkin niteleme ve buna bağlı açıklamaların maddi hataya dayalı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Hemen belirtmelidir ki, bozma ilamında "mahkemece davanın reddinin usul ve yasaya aykırı olduğu", "davalının cevap dilekçesi sunmadığı" ve "icra takip tarihinin 18.09.2001 olduğu" belirtilmiş ise de bu saptamalar dosya içindeki bilgiler ile örtüşmemektedir.

Dosya kapsamına göre:

Davalı cevap dilekçesi sunmuş olup; mahkemece, dava reddedilmemiş, dava tarihi itibariyle temerrüt oluşacağından davanın kabulü ile davacının borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir. Öte yandan, davacı tarafından 07.07.2005 tarihli "Taşıt Kredisi ve Rehin Sözleşmesi" nedeniyle ödenmediği iddia edilen taksitler nedeniyle 18.09.2006 tarihinde takip başlatılmıştır.
Şu hale göre, bozma ilamının maddi hataya dayalı olduğu belirgindir.

Bilindiği üzere, usul kuralları (görev konusu, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hata) kamu düzeni ile doğrudan bağlantılı olup, taraflar yararına usulü kazanılmış hak oluşturmamaktadır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 23.01.2002 gün ve 2001/1-1010 E.-2002/1 K.; 12.07.2006 gün ve 2006/4-519 E.-527 K. sayılı ilamları; Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü-2001 Baskı, cilt 5, sayfa 4771 vd.).

Maddi hataya dayalı bu bozma karşısında, mahkemenin bozmaya konu kararının Özel Dairece inceleme konusu yapılmadığı ve dolayısıyla bu bozma nedeniyle oluşmuş bir kazanılmış haktan söz edilemeyeceği de açıktır.

Hal böyle olunca, maddi hata nedeniyle incelenmediği anlaşılan mahkemenin ilk hükmüne yönelik taraf vekillerinin temyiz istemlerinin incelenmesi görevi Hukuk Genel Kurulu'na değil, Özel Daireye aittir.

Bu nedenle; özel dairesince maddi hataya dayalı bozma kararının kaldırılması ve taraf vekillerinin mahkemenin 11.06.2008 gün ve 2007/7 E.,2008/277 K. sayılı ilk kararına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için, dosyanın dairesine gönderilmesi gerekir.

S O N U Ç : Açıklanan gerekçeyle, Özel Dairenin 30.09.2010 gün 2010/4000-12433 sayılı bozma ilamının kaldırılmasına taraf vekillerinin, maddi hata nedeniyle incelenmemiş olan tüm temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 13.HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 30.11.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

 

 

 

 

Yargılama Giderleri Hesaplama        Avukatlık Ücreti Hesaplama        Temyiz Dilekçesi Hazırlama (Ceza)        İstatistikler

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA