kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

Hukuk Genel Kurulu 2009/10-36 E., 2009/82 K.

İCRA TAKİBİNİN İPTALİ

KÖTÜNİYET TAZMİNATI

MENFİ TESPİT DAVASI

ÖDEME EMRİ

PRİMLERİN ÖDENMESİ

“İçtihat Metni”

Taraflar arasındaki “menfi tespit ve takibin iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 1. İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 27.12.2006 gün ve 2005/632-2006/799 sayılı kararın incelenmesinin davalı SGK (Devredilen SSK) vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 25.06.2007 gün ve 2007/5348-10677 sayılı ilamı ile;

(“...Davacı, 26.03.1996 tarihinde tescil edilen Anonim Şirketin kayden üyesi olup, kanunun aradığı üye sayısını tamamlamak için yönetim kurulu üyeliğinin bulunduğunu, şirketin leyh ve aleyhine hiçbir işlemde imzasının bulunmadığını, bu nedenle davalı kurum tarafından haline münasip evinin haczedildiğini öğrendiğini, taşınmazının haczinin mümkün bulunmadığını haczin kaldırılmasını, şirket yöneticiliğinin gerçek bir ortak niteliğinde bulunmaması ve borçluluk sıfatı bulunmadığından takip işleminin iptal ile kuruma borçlu bulunmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiş, mahkemece önceki bozma ilamına uyularak davacının borçlu bulunmadığının tespitine takibin iptaline, haczin fekkine karar verilmiştir.

Davacı iş bu davası ile usule aykırı olarak yapılan takibin iptalini ve kuruma prim borçlusu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkemenin bu iki ayrı talep yönünden inceleme yapması ve her bir uyuşmazlık yönünden ayrı ayrı karar vermesi gerektiği ve davacının şirket payını devralarak aynı zamanda yönetim kurulu üyesi olduğu tarihten, şirket ortaklığından ve yönetim kurulu üyeliğinden ayrıldığı tarihe kadar gerçekleşen dönemde söz konusu madde gereğince prim borçlarından sorumlu tutulabilmesi için, şirketin prim borçlarını tahakkuk ve tediye ile görevlendirilmiş olması gerektiği, takibin 6183 Sayılı Yasa hükümlerine uygun olarak yürütülüp yürütülmediği konusunda da; davacıya usulüne uygun olarak ödeme emri tebliğ edilmediğinden haciz işleminin tatbikinin yasal olmadığı, önceki bozma ilamında açıkça belirtilerek mahkemenin, takibin iptaline ilişkin kararının yerinde bulunduğu belirtilmiş olduğu halde, davalı kurumun icra takibinin iptaline yönelik temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Davacının üst düzey yönetici olmadığı ve bu nedenle şirketin prim borcundan sorumlu olmadığı yönündeki talep ve dava açısından ise, davanın kabulüne karar verilmiş olması, bozma gereğinin yerine getirilmemiş olması nedeniyle isabetli değildir. Şöyle ki; davacının yönetim kurulu üyesi olduğu ve şirketi temsil ve ilzam ile yetkili bulunduğu dönemde, yönetim kurulu üyeleri arasında yapılmış bir iş bölümünün varlığı da ortaya konulmadığına göre, davacının bu dönemde ödenmeyen prim borçlarından üst düzey yönetici olarak sorumlu olduğu kabul edilmeli ve bu çerçevede davanın reddine karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

0 halde, davalı kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...”) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davalı Kurum vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, Kurumca, dava dışı anonim şirketin prim borcundan dolayı davacı hakkında yapılan takibin iptali ile menfi tespit istemine ilişkindir.

Davacı vekili, davacının anonim şirket ile ilişkisinin sadece şirketin kuruluş aşamasında asgari üye sayısının tamamlanması için gerçekleştirilen ortaklık ve yönetim kurulu üyeliği olduğunu, şirketi borçlandıran ya da kazanç sağlayan belgelerde imzasının olmadığını, aksine bu sürede sigortalı işçi olarak çalıştığını beyanla takip işleminin iptali ile Kuruma borçlu bulunmadığının tespitini talep ve dava etmiştir.

Davalı Kurum vekili, anonim şirkette ortak ve yönetici olması nedeniyle davacının prim borcundan sorumlu olduğunu belirterek, davanın reddine ve % 10 kötüniyet tazminatına karar verilmesini cevaben bildirmiştir.

Yerel Mahkeme, ilk kararında davacının üst düzey yönetici olmaması nedeniyle davanın kabulüne karar vermiş, bu karar Özel Dairece; davacıya usulüne uygun olarak ödeme emri tebliğ edilmediğinden hakkında yapılan icra takibinin iptaline karar verilmesinin doğru olduğu ancak borçlu olmadığının tespiti talebi yönünden; davacının şirketin prim borçlarından sorumluluğu için borç tahakkuk döneminde prim borçlarını tahakkuk ve tediye ile görevlendirilmiş olması gerektiği ve bu hususun yeterince araştırılmış olmaması gerekçesiyle karar bozulmuştur. Yerel Mahkemece bozma kararı sonrası yapılan değerlendirmede; davacının prim borçlarının tahakkuk döneminde şirketin prim borçlarını tahakkuk ve tediye ile görevlendirilmemiş olması nedeniyle davanın kabulüne karar verilmiş; bu karar Özel Dairece, metni yukarıda bulunan ilamla bozulmuş; Yerel Mahkeme gerekçesini tekrar ederek ve davacının anonim şirkette şirketin işlerinin yönetiminde görevli başkan ve başkan vekili olmaması ve salt yönetim kurulu üyesi olması nedeniyle takip konusu prim borçlarından sorumlu tutulamayacağı açıklamalarıyla gerekçesini genişleterek önceki kararında direnmiştir.

Türk sosyal sigortalar sistemi, ağırlıklı olarak primli rejime dayanmaktadır. Kurumun sosyal sigorta yardımlarını sağlaması, en önemli gelir kaynağı olan sigorta primlerinin zamanında ve eksiksiz olarak ödenmesine bağlıdır.

506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 80. maddesi primlerin zamanında ve düzenli olarak tahsilini sağlamaya yöneliktir. Anılan madde uyarınca; işveren, bir ay içinde çalıştırdığı sigortalıların primlerine esas tutulacak kazançlar toplamı üzerinden bu Kanun gereğince hesaplanacak prim tutarlarını ücretlerinden kesmeye ve kendisine ait prim tutarlarını da bu miktara ekleyerek en geç ertesi ayın sonuna kadar Kuruma ödemeye mecburdur. Süresinde ödenmeyen prim ve diğer kamu alacakları 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uyarınca Kurumca tahsil edilecektir.

Sigorta primlerini haklı sebepleri olmaksızın, maddede belirtilen süre içerisinde tahakkuk ve tediye etmeyen kamu kurum ve kuruluşlarının tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri mesul muhasip, sayman ile tüzelkişiliği haiz diğer işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri kuruma karşı, işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur. Özel hukuk tüzel kişilerinin üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri; tüzel kişiyi üst düzeyde yöneten kimseyi ifade eder ve şirketin prim borcundan müteselsilen sorumludur. İşverenin prim borcundan ötürü, 506 sayılı Kanunun 80. maddesinde tanımlanan özel nitelikteki tüzel kişilerin üst düzeydeki yönetici ve yetkililerine işverenle birlikte müteselsil ödeme sorumluluğu getirilirken, primlerin tahsilinin güvence altına alınması ve prim ödeme işinin özendirilmesi sağlanmaya çalışılmıştır.

Öte yandan maddede açıkça, haklı sebepler olmaksızın deyimine de ver verilmiştir. Özel nitelikteki tüzel kişilerin üst düzey yönetici ve yetkilileri yönünden primlerin ödenememesi haklı bir neden sonucu ise prim borcundan ötürü şahsen sorumlu tutulamazlar. Diğer bir anlatımla şirketin prim borcundan müteselsilen sorumlu olan üst düzeydeki yönetici ve yetkilileri borcun haklı nedenle ödenemediği savunmasında bulunabilirler ve haklı nedenin varlığı halinde prim borcundan dolayı Kuruma karşı işverenle birlikte mütesesilen sorumlu tutulamazlar.

Bu husus Hukuk Genel Kurulunun 19.02.2003 gün ve 2003/10-75 E., 2003/82 sayılı kararında da benimsenmiştir.

Somut olayda; yönetim kurulunun 03.12.1996 günlü kararıyla davacının anonim şirketin yönetim kurulu üyeliğine geçici olarak ilk genel kurulun onayına sunulmak üzere seçilmesine karar verildiği, ana sözleşmenin 8. maddesi uyarınca yönetim kurulu üyelerinden herhangi ikisinin şirket ünvanı altına imzaları ile şirketi temsil ve ilzama yetkili kılındığı, 17.12.1997 günlü olağanüstü genel kurulda davacının üç yıl süre ile tekrar yönetim kurulu üyeliğine seçildiği, yönetim kurulunun 16.01.1998 günlü görev taksimi ile davacı dışındaki iki yönetim kurulu üyesinden birinin başkanlığa diğerinin ise başkan vekilliğine seçildiği, davacının sadece yönetim kurulu üyesi sıfatının bulunduğu, ayrıca şirketi temsil ve ilzama müşterek iki imza ile davacı dışındaki, başkan ve vekili olarak seçilen yönetim kurulu üyelerinin yetkili kılındığı, 29.08.2000 günlü genel kurulda davacının yönetim kuruluna seçilmediği anlaşılmaktadır.

Davalı kurumca, dava dışı anonim şirketin 1997/7-12. ayları ile 1998/1-10. ayları arasına ait dönemlere ilişkin prim borcundan dolayı şirket aleyhine 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca başlatılan icra takibinde 506 sayılı Kanunun 80. maddesi uyarınca davacının taşınmazına da haciz konulmuştur.

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanunun 55. maddesi uyarınca; davacı adına ödeme emri düzenlenmediği ve davacıya bir ödeme emri tebliğ edilmeden adına kayıtlı taşınmazına Kurum alacağından dolayı haciz şerhi işlenmesi yasal olmadığından yerel mahkemenin; davacı hakkındaki takibin iptaline ilişkin kararı Özel Dairece de isabetli bulunmakla kararın; takibin iptaline ilişkin kısmı kesinleşmiştir.

Davacının borçlu bulunmadığının tespiti talebi yönünden; 17.12.1997 tarihli genel kurulu sonrası dönemde davacı dışındaki iki yönetim kurulu üyesi, başkan ve başkan yardımcısı seçilerek müşterek imzaları ile şirketi temsil ve ilzama yetkili kılınmışlardır. Dolayısıyla bu dönem yönünden davacının şirketi temsil ve ilzam yetkisi bulunmamasının “haklı nedenler” kavramı içinde kabul edilmesi gerekir. 01-17.12.1997 tarihleri arasındaki sigortalı çalışmalara ait primlerin, 506 sayılı Kanunun 80. maddesi uyarınca 1997 yılı 12. ayına ait tüm sigortalı çalışmaların primleri ile birlikte 1998 yılı Ocak ayı içinde ödenmesi gerektiği hususu da gözönünde tutularak, davacı; şirketin 1997/12. ay ile 1998/1-10. aylara ait prim borçlarından üst düzeydeki yöneticisi veya yetkilisi olarak sorumlu tutulamaz.

Ne var ki, davacı 17.12.1997 tarihli genel kurul toplantısı öncesinde prim borçlusu şirketi yönetim kurulu üyesi olarak iki imza ile temsil ve ilzama yetkili bulunduğundan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 319. maddesi uyarınca, 30.11.1997 tarihine kadar gerçekleşen sigortalı çalışmalardan doğan 1997/7-11. aylara ait prim borçlarından dolayı şirketle birlikte müteselsil sorumluluğu bulunmaktadır.

Yerel Mahkemece açıklanan gereklilikler yerine getirilmeksizin direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı, açıklanan bu değişik gerekçeyle bozulmalıdır.

SONUÇ: Davalı Kurum vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 18.02.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA