kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

 

 

Hukuk Genel Kurulu 2008/4-734 E., 2008/766 K.

ADLİ TIP GENEL KURUL KARARLARI

BİLİRKİŞİ

MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT

TRAFİK KAZASI

“İçtihat Metni”

Taraflar arasındaki “maddi ve manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; A... .. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce davanın reddine dair verilen 4.7.2006 gün ve 2005/222 E., 2006/206 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4.Hukuk Dairesi’nin 8.11.2007 gün ve 2006/13655-2007/13807 sayılı ilamıyla;(...Dava, trafik kazasından kaynaklanan yaralanma nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir.

Mahkemece istem reddedilmiş, karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı, davalının kullandığı araçla çarpması sonucu yaralandığını ve olayda davalının hızla gelerek çarptığından tam kusurlu olduğunu belirterek maddi ve manevi tazminat istemiştir. Davalı cevabında davacının özensiz bir şekilde yola fırladığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Hükme dayanak yapılan kusur raporlarında davacının kontrolsüz ve tedbirsiz olarak yola giriş yaparak olaya (%100) kusuru ile sebebiyet verdiği açıklanmıştır. Mahkemece davacının olayda tamamen kusurlu olduğu gerekçesiyle istem reddedilmiştir.
Dosya kapsamına göre davalı tehlikeli vasıta kullanmak suçundan ön ödemede bulunmuştur. Bu haliyle, dayalı olayda bir miktar kusurlu olduğunu kabul etmiştir. Olayın gelişimine göre davalının tamamen kusursuz kabul edilmesi doğru değildir. Şu durumda, mahkemece takdir edilecek kusur oranına göre bir miktar tazminata hükmedilmelidir.

Anılan yön gözetilmeden istemin tamamen reddi usul ve yasaya aykırı olup kararın bozulması gerekmiştir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN :Davacı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Davacı vekili 15.6.2005 tarihli dava dilekçesiyle; davalının 4.1.2005 günü, kullandığı otomobil ile davacıya %100 kusurlu olarak çarptığını, yaralanmasına neden olduğunu, davalı hakkında tehlikeli vasıta kullanmaktan soruşturma başlatıldığını, bir mağazada 700 YTL aylıkla çalışan davacının kaza nedeniyle işini bıraktığını, spor akademisine girecek olan davacının bu şansını da yitirdiğini, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000 YTL maddi ve 10.000 YTL manevi tazminatın davalıdan olay tarihinden itibaren banka reeskont faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı, davacının tam kusurlu olduğunu, kendi kusuruna dayanarak tazminat isteyemeyeceğini, kazanın olduğu yerin yaya trafiğine kapalı bulunduğunu, davacının yayaların geçmesi gerektiği yaya geçidinden geçmediğini, otobüsten iner inmez yola fırladığını, fren yapıp, korna çaldığını, iş gücü kaybının olmadığını, kendisi ile ilgilendiğini, maddi yardımda bulunduğunu, dizüstü bilgisayar istediklerini ve aldığını, maddi zararını karşıladıklarını, istenen tazminatın fahiş olduğunu, yapılan soruşturma neticesinde takipsizlik kararı verildiğini, davanın reddi gerektiğini cevaben bildirmiştir.

Mahalli Mahkemece deliller toplanmış, şahitler dinlenilmiş, dosyada önce bir makine mühendisinden rapor alınmış, davacının %100 kusurlu olduğu belirtilmiştir. Bununla yetinmeyen Yerel Mahkeme, Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinden rapor almış, bu Kurum’da davacının %100 kusurlu olduğunu saptamıştır.

Olayı değerlendiren Mahkeme davanın reddine karar vermiştir. Kararı davacı vekili temyiz etmiştir. Özel Daire; Yukarıya metni alınan bozma kararında olayı özetledikten sonra; “Dosya kapsamına göre davalı tehlikeli vasıta kullanmak suçundan ön ödemede bulunmuştur. Bu haliyle davalı olayda bir miktar kusurlu olduğunu kabul etmiştir. Olayın gelişimine göre davalının tamamen kusursuz kabul edilmesi doğru değildir. Şu durumda, mahkemece takdir edilecek kusur oranına göre bir miktar tazminata hükmedilmelidir.” gerekçesi ile hükmü bozmuştur. Yerel Mahkeme ilk kararında direnmiştir.

Uyuşmazlık; Ön ödemede bulunan davacının bir miktar kusurunu kabul etmiş sayılıp sayılmayacağı ve;

Olayın gelişimine göre davalının tamamen kusuruz kabul edilmesinin doğru olup olmadığı, mahkemece takdir edilecek kusur oranına göre bir miktar tazminata hükmedilip edilemeyeceği noktalarında toplanmaktadır.

Müzakereler sırasında, çoğunluğun görüşünün ön ödemede bulunulmasının bir miktar kusurun kabul edilmiş sayılmayacağı yönünde belirlenmesi karşısında, Özel Daire sözcüleri bu gerekçelerinden vaz geçmişler, çoğunluğun görüşünü benimsemişler ve bu husus uyuşmazlık konusu olmaktan çıkmıştır.

Geriye sadece; muhakeme sırasında alınan bilirkişi raporlarına karşın, hakimin bizzat şahsi bilgisi ile bir miktar kusuru kendisinin belirleyip belirleyemeyeceği noktası uyuşmazlık konusu olarak kalmıştır.

İşin esasına geçmeden önce; Yerel Mahkemenin direnme kararında bir nebze yer verdiği ve dosyaya davalı tarafından ibraz edildiği anlaşılan, resmi olmayan, tek taraflı alınan hukuki mütalaaya hiçbir şekilde değer verilemeyeceği hususunun vurgulanması gerekmiştir.

Bu görüş Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 7.3.2007 gün ve 2007/1-101 E., 107 sayılı Kararı ile de benimsenmiştir.
Müzakereler sırasında; Tüm konuşmacılar hakimin bilirkişi raporu ile bağlı olmadığını dile getirmişlerdir. Bu husus çok doğrudur. Ancak, hakim kendisini bilirkişi veya bilirkişi kurulu yerine koyamaz. Özel ve teknik bilgiyi gerektiren konularda şahsi bilgisi ile kusur belirleyemez. Bu görüşü Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2.4.1986 gün ve 1984/4-847 E, 1986/338 K; 8.11.1995 gün ve 1995/19-601 E, 938 K; 2.4.2003 gün ve 2003/4-185 E, 263 K; 7.3.2007 gün ve 2007/11-94 E, 113 K; 19.3.2008 gün ve 2008/11-262 E, 260 K; 14.5.2008 gün ve 2008/11-392 E, 377 sayılı kararları da doğrulamaktadır.
Hakim özel ve teknik bilgiyi gerektiren hallerde şahsi bilgisi ile kusur belirlemesi yapamayacağına göre, yeniden bilirkişi incelemesi yaptırması gerekecektir. Bu görüş de Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 8.12.2004 gün ve 2004/4-642 E, 648 K; 2.3.2005 gün ve 2005/11-81 E, 118 K; 30.1.2008 gün ve 2008/11-42 E, 45 K; 5.11.2008 gün ve 2008/4-655 E, 664 sayılı kararlarında vurgulanmıştır.

Ancak, davacı vekili, gerek Yerel Mahkemenin ilk verdiği kararı ve gerekse direnme kararını temyiz ederken, bilirkişi raporlarının yetersizliğinden bahsederek yeniden rapor alınması hususunu dile getirmediği gibi, Özel Dairede hiçbir şekilde yeniden bilirkişi incelemesi yapılması gerektiği yönünde bozma yapmamıştır. Zira, bozma kararında bilirkişi raporlarının yetersiz olduğunu açıklamamış, o raporları kabul etmiş, davacının kusurlu olduğunu benimsemiş ve hakime bütün bunlara rağmen bilirkişi yerine geçerek, bir miktar davalıya kusur ver diyerek bozma yapmıştır. O halde; bu somut olayda bilirkişi raporları kesinleşmiştir. Davalı yönünden raporlarda ki kusur oranı kazanılmış hak haline dönüşmüştür.

Bu görüşü Prof.Dr.Baki Kuru Hukuk Muhakemeleri Usulü isimli 1995 basım tarihli El Kitabının 837. sahifesininde “…Mahkeme, eski kararının kısmen onanan (bozma kararının kapsamı dışında kalan) bölümü üzerinde (usule ilişkin kazanılmış hak nedeniyle) yeni bir inceleme yapamaz…” demek suretiyle desteklemektedir.

Ayrıca; “…III-Usule ait müktesep hakkın diğer bir şekli de bazı konuların temyiz dairesinin bozma kararının şümulü dışında kalarak kesinleşmesi ile meydana gelen şeklidir…” açıklaması yapan İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 9.5.1960 tarih ve 1960/21 E, 9 sayılı kararı da doğrulamaktadır.

Bazı üyelerin görüşmeler sırasında yeniden bilirkişi incelemesi yapılması gerektiğini bildirmelerine karşın, çoğunluk yukarıda açıklanan nedenlerle yeniden bilirkişi incelemesi yapılması gerektiği görüşüne itibar etmemiştir.

Burada bir hususu daha açıklamak gerekmektedir. Özel Daire ve bu konu ile ilgili diğer Yargıtay Daireleri, ceza davası açılan hallerde, ceza davasında alınan kusur raporu ile karar verilip, karar kesinleşse dahi, bu raporun hukuk hakimini kusur yönünden bağlamayacağını içtihat etmektedirler ve bu konu Hukuk Genel Kurulunca da benimsenmektedir.

Örnek olarak; Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin 13.3.1980 gün ve 1980/1279 E, 3256 K; 4.4.1983 gün ve 1983/2980 E, 3596 K; 20.11.2000 gün ve 2000/7530 E, 10263 K; 3.4.2002 gün ve 2001/12922 E, 2002/4096 K; Yargıtay 17.Hukuk Dairesinin 4.7.2005 gün ve 2005/8185 E, 7316 K; 16.10.2006 gün ve 2006/4396 E, 7881 K; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.5.2004 gün ve 2004/4-290 E, 289 K; 14.12.2005 gün ve 2005/10-680 E, 733 sayılı kararlar gösterilebilir.

Tatbikat ceza davasındaki kusurun hukuk hakimini bağlamayacağını, hukuk hakiminin yeniden kusur incelemesi yaptırması gerektiğini içtihat ettiğine ve bilirkişi incelemesi yapılmasının gerektiğini vurguladığına göre, somut olayda Özel Dairenin hakimin bilirkişi heyeti yerine geçip kusur belirlemesi yapması gerektiğini ileri sürmesini benimsemek mümkün değildir.
Bilirkişi müessesi tenkit edilebilir. Verdikleri raporlar hukuki çerçevede yok sayılabilir. Ama o müessese kaldığı sürece yeniden rapor alınmasını gerektiren durumlarda, başka bir bilirkişi heyetinden rapor aldırılabilir. Yoksa hakim bilirkişi heyeti yerine geçirilemez. Özel ve teknik bilgiyi gerektiren durumlarda da şahsi bilgisine göre kusur belirlemesi sonucu karar vermesi istenilemez. Şimdiye kadarda hukuk dairelerinin tümü bilirkişi incelemesi yapılmasını icap ettiren hallerde bilirkişiden rapor alınmasının şart olduğunu içtihat etmişlerdir.

Yukarıdan beri açıklanan nedenlerle ve mahkeme kararında yer verilen gerekçelerle usul ve yasaya uygun bulunan mahalli mahkeme kararının onanması gerekmektedir.

SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan gerekçelerle ONANMASINA, gerekli temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 24.12.2008 gününde ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat isteminin reddine ilişkin yerel mahkeme hükmü Yüksek Hukuk Genel Kurulu çoğunluğunca onanmıştır.

Konunun önemi ve özelliği gereği olayın açıklanmasında yarar vardır. Davacının olayda tam kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

1- Maddi Olay:

Olay 04.01.2005 günü Ankara-Kavaklıdere, Kuğulu Parkın karşısında Atatürk Bulvarı üzerinde otobüs durağının olduğu yerde meydana gelmiştir. Davacı Melike Kaptanoğlu otobüsten inmiş, Karum İş Merkezindeki işyerine gitmek için diğer yolcularla birlikte karşıdan karşıya geçmek istemiştir. Durakta birkaç otobüsün yolcu indirdiği sırada otobüslerle aynı yönden gelen ve özel aracını kullanan davalı Elif Türkmen, duran otobüsleri sollar ve sol şeritten Çankaya’ya doğru kendi beyanına göre 40 km hızla, ancak iddiaya göre ise hızlı yoluna devam ederken duran otobüsün önünde yola çıkarak karşıdan karşıya geçmek isteyen davacıya çarparak yaralanmasına sebebiyet vermiştir. Çarpma sırasında davacının birkaç metre öteye fırlatıldığı ileri sürülmektedir.

Adli muayene raporunda; “…Sol medial malleol kırığı mevcut olup, ortopedik kliniği tarafından acil olarak ameliyata alındı. Diğer bulgular normaldir…” biçiminde geçici rapor verildiği yazılıdır.

İş güvenliği uzmanı makine mühendisi tarafından dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu verilen rapora göre; davacı % 100 kusurlu bulunmuştur.

Adli tıp kurumu Trafik İhtisas Dairesinin raporu da aynı doğrultudadır.

Her iki rapor; “Olay yerinde yaya geçidinin bulunmadığı, sağını, solunu kontrol etmeden otobüsün önünden kontrolsüz yola çıktığı, öncelikli geçişin davalıya ait olduğu, duraktaki otobüsler gittikten sonra geçiş yapması gerektiği, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 68.maddesinde yazılı kuralları bütünüyle ihlal ettiği, olay yerinde yaya geçidi, trafik ışığı ve görevli memurun olmadığı” gerekçelerine dayanmaktadır.

Kazanın meydana geldiği yer şehir içi ve çok şeritli beş ayrı yönden gelen yolların birleştiği bir kavşaktır. Şehir içindeki hız sınırı en fazla 50 km olup, davalı Elif bizzat kendi beyanıyla 40 km hızla kavşağa girdiğini bildirmektedir. Bu durum sabit olmasına karşı her iki raporda da bu husus değerlendirilmemiş, eleştirilmemiş, açıkça göz ardı edilmiştir. Trafiğin yoğun olduğu böyle bir kavşakta yayaların güvenli bir şekilde geçişlerini sağlayacak tedbirleri almayan (alt-üst geçit ya da zeminde yayaların geçişi için gerekli trafik işaretlerinin yapılması gibi) Ankara Büyükşehir Belediyesinin sorumluluğuna ise hiç değinilmemiştir.

Öte yandan dava dilekçesinde; davacının iki bacağında kırıklar bulunması nedeniyle platin takıldığı, 60 gün hastanede yattığı, uzun süre iki bacağında alçı bulunması nedeniyle koltuk değnekleriyle ayakta kaldığı ve yürüdüğü, hayatı boyunca bacaklarındaki platinleri taşımak zorunda kalacağı, bu hastalık ve sakatlık nedeniyle 700,00 YTL aylıkla çalıştığı işinden ayrılmak zorunda bırakıldığı, işe girme şansının kalmadığı, lise mezunu olduğu, atletizmde birçok ödülleri bulunduğu, Spor Akademisine girmeye hazırlandığı, ancak belirtilen rahatsızlığı nedeniyle atletizm dalında bunu gerçekleştiremediği açıklanmıştır.

2- Bozma Kararı:

Bozma kararında “…Dosya kapsamına göre davalı tehlikeli vasıta kullanmak suçundan ön ödemede bulunmuştur. Bu haliyle dayalı olayda bir miktar kusurlu olduğunu kabul etmiştir. Olayın gelişimine göre davalının tamamen kusursuz kabul edilmesi doğru değildir. Şu durumda mahkemece takdir edilecek kusur oranına göre bir miktar tazminatta hükmedilmelidir” denilmektedir.

Kusur oranının belirlenmesine önemli bir kanıt teşkil eden “Trafik Kazası Tespit Tutanağı” düzenlenmemiştir. Olay yerinde görevli mahkemece keşif de yapılmamıştır.

3-Olayın İrdelenmesi:

Trafik kazası; Kuğulu Parkın karşısında otobüs durağının olduğu yerde Atatürk Bulvarı, Paris, Cinnah, Protokol ve Polonya Caddelerinin birleştiği, trafiğin oldukça yoğun olduğu beşli kavşakta meydana gelmiştir. Gerçekten otobüs durağının olduğu yerde karşıdan karşıya geçiş için yaya geçidi ve işaretleri yoktur. Bazen 3-5 otobüsün ard arda durduğu böyle bir durakta yayaların karşıdan karşıya geçmemelerini düşünmek olanaksızdır. Çok şeritli yolların birleştiği bir kavşakta yayaların güvenli bir biçimde geçmelerini sağlamak için gerekli tedbirleri almamak ve çözüm yollarını düşünmemek sorumlu kurum ya da idare açısından başlı başına bir olay olarak değerlendirilmelidir. Bu durum can ve mal güvenliğine verilen değerin ve önemin ne düzeyde olduğunu göstermek bakımından yeterli bir olgudur ve oldukça düşündürücüdür.

Olay tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK.nun 119.maddesi uyarınca, tehlikeli vasıta kullanmaktan dolayı davalı hakkında savcılıkça çıkartılan ön ödeme uyarısında belirtilen para cezası davalı tarafından yatırıldığından hakkında kamu davası açılmamış ve böylece dosya kapatılmıştır.

Her şeyden önce TCK.nun 119.maddesi uyarınca yapılacak işlem, bir kusurun saptanmasına bağlı değildir. Ön ödeme uyarısında belirtilen para cezası verilen süre içerisinde yatırılmadığı takdirde açılacak davada mahkemece, para cezası oranında artırılarak hükmedilir. Burada da kusur esas alınmaz. Yani sözü edilen maddenin kusurla bir bağlantısı bulunmamaktadır. Bozma ilamının bu yöne ilişkin bölümü bu nedenle yerinde olduğu söylenemez.

Ne var ki, bozma kararının şu cümlesi çok önemlidir. “Olayın gelişimine göre davalının tamamen kusursuz olduğu kabul edilmesi doğru değildir” denildiğine göre araştırmaya yönelik bir bozmanın sevk edildiği ve bununla karara esas alınan raporların yetersiz olduğu vurgulanmaktadır. Buna bağlı olarak keşif dahil yapılacak araştırma ve inceleme sonucu mahkemece takdir edilecek kusur oranına göre bir miktar tazminata hükmedilmesine işaret edilmiştir. Buradaki kusur oranı bizzat mahkemece takdir edilecek kusur değildir. Yapılacak araştırma ve inceleme sonucu yine uzman bilirkişilerin raporuna dayalı olarak mahkemece benimsenecek kusur olacağında duraksamamak gerekir.

HUMK.nun 240.maddesinde; “Bu kanunun tayin ettiği haller müstesna olmak üzere, hakim ikame olunan delilleri serbestçe takdir eder”, aynı Kanunun 286.maddesinde ise; “Ehlivukufun rey ve mütalaaları hakimi takyit etmez” hükmüne yer verilmiştir.

2659 sayılı Adli Tıp Kanununun 23/C-III fıkrasında; “Adli Tıp Genel Kurul kararları nihai (kesin) olmakla beraber mahkemelerin delilleri serbestçe takdir hususundaki yetkilerini kısıtlamaz” denilmiştir.

Görüldüğü gibi, Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinin üzerinde yer alan ve itiraz merci olarak görev yapan Adli Tıp Genel Kurulu’nun kesin nitelikte olan kararları dahi mahkemeleri bağlamaz.

O halde, yasa koyucu tarafından hakime oldukça geniş anlamda takdir hakkı tanımasına karşın saptanan “Somut olayın özelliği ve gelişimi” göz ardı edilerek birbirini doğrulayan iki rapora dayanılarak hüküm verilmemelidir. Öncelikle keşif dahil her türlü araştırma ve inceleme mahkemece yapılmalıdır. Çünkü resmi bilirkişilik görev ve yetkisine sahip Adli Tıp Kurumu dışında aynı konuda rapor verebilecek uzman kurumlar olarak İstanbul Teknik Üniversitesi Trafik Kürsüsü ile Karayolları Genel Müdürlüğüne bağlı “Fen Heyeti” bulunmaktadır. Hakkın teslimi ve mağduriyetin önlenmesi için yukarıda belirlenen olgular karşısında mahkemece takdir hakkı bu yönde kullanılarak anılan kurumlardan kusura ilişkin rapor alındıktan sonra hükmünü vermesi gerekirdi. Zira, hak kaybı ve mağduriyet söz konusu ise, hakim birbirini doğrulayan raporlarla da bağlı değildir. Bu bakımdan çözüm yolu bulunan hallerde hakim takdir hakkını sonuna kadar kullanmalıdır. Aksi halde biçimsellik, somut olayda olduğu gibi hakkın özünü ortadan kaldırmaktadır.

Duran aracın arkasından veya önünden her zaman yola fırlayacak insanın bulunabileceği düşünülerek bu nedenle aracının hızını azaltarak ve korna çalarak yavaş bir şekilde geçiş yapması gereken davalının 40 km hızla çok yoğun olan bir kavşakta geçiş yapması onu hiç mi kusurlu göstermez? Bu durum 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 57/a bendine aykırı değil midir? Yine, yayaların güvenli geçişini sağlamak için gerekli tedbirleri almayan Ankara Büyükşehir Belediyesinin hiç mi olayda bir kusuru bulunmamaktadır?

Saptanan bu somut ve hukuki olgular karşısında direnme hükmünün bozulmasına karar verilmesi gerekirken Sayın Kurul çoğunluğunca onanması şeklinde gerçekleşen görüşlerine açıklanan nedenlerle katılmıyorum.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA