kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

 

 

9. Hukuk Dairesi 2001/14228 E., 2001/17344 K.

ALT İŞVEREN

ASIL İŞVEREN

İHALE SÖZLEŞMELERİ

İSDEMİR

MUVAZAA

TAŞERON

TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİNDEN YARARLANMA

“İçtihat Metni”

T.C
Y A R G I T A Y
9.Hukuk Dairesi


ESAS NO : 2001/14228
KARAR NO : 2001/17344

YARGITAY KARARI


Davacı, gerçekte davalı İsdemir işçisi olduğu halde, muvazaalı olarak hazırlanan iş
yapım sözleşmeleriyle iş alan taşeron firma işçisi gibi gösterildiğini, sendika üyeliğinin
davalı işverene bildirilmesine rağmen toplu iş sözleşmesinden yararlandırılmadığını ileri
sürerek toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan alacak istekleriyle bu davayı açmıştır.
Davalı işveren ise, Kurumdan emekli olanların yerine kadro verilmediğini, bu sebeple
gerekli yerlerden izinler alınarak işgücü açığının taşeron firmalardan hizmet alımı suretiyle
karşılanmaya çalışıldığını, işçilere karşı sorumluluklarının 1475 Sayılı İş Kanununun 1/son
maddesi çerçevesinde olduğunu, ancak tarafı olduğu toplu iş sözleşmesinden taşeron işçilerin
yararlanmasının sözkonusu olamayacağını savunmuştur.
Mahkemece; ihale sözleşmeleriyle ekleri olan özel şartnameler getirilmiş, taşeron
firmaların ticaret sicil kayıtları ile vergi kayıtları ilgili yerlerden sorulmuş, işyerinde keşif
yapılarak bilirkişi raporları alınmış ve toplanan delillerin değerlendirilmesi sonucunda
davacının gerçekde davalı İsdemir ‘in işçisi olduğu ve taşeron ile muvazaalı olarak ihale
sözleşmelerinin yapıldığı gerekçesiyle dava konusu isteklerin kısmen kabulüne karar
verilmiştir.
Dosya içindeki bilgi ve belgelere göre, davacı işçi, İsdemir’in asli ve sürekli işlerinde
kadrolu işçilerle birlikte yanyana çalışmaktadır.Esasen işletmenin tüm birimlerinde, emekli
olan işçilerden dolayı işgücü ihtiyacının ortaya çıktığı ve bu sebeple de taşeron aracılığıyla
çalıştırılan işçilerin işyerinin her biriminde görev aldıkları anlaşılmaktadır.15.10.l995 gün ve
22434 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 12.10.1995 tarih ve 95/7375 sayılı kararnamenin eki
mahiyetindeki Kararın 4. maddesinde kamu iktisadi teşebbüsleri ile bağlı ortaklıkların
-2-

kadroları dondurulmuştur.Aynı kararın geçici 1. maddesine görede Hazine Müsteşarlığı ile
Devlet Personel Dairesi Başkanlığının uygun görüşleri alınarak taşeron aracılığıyla personel
çalıştırılabileceği öngörülmüştür.Davalı işveren tarafından bu yönde gerekli izinlerin alındığı
anlaşılmakta olup, işyerinin ihtiyacı olan işgücü açığının karşılanması için bu yola gidildiği de
açıkça ortadadır.
Davalı İsdemir, açılacak olan ihaleyle çalıştırılacak işçilerin sayısını ve niteliklerini
belirlemekte ve işçi ücretleri esas alınarak keşif bedelleri hazırlanmaktadır.İhaleye katılan
firmalar %25 olan müteahhit karı’ndan indirim yapılmak suretiyle teklifte
bulunmaktadırlar.Bu şekilde taşeron firmalar her yıl değiştiği halde işçiler ara vermeksizin
çalışmayı sürdürmekte, ihaleyi kazanan hiçbir firma kendi işçileriyle gelmediği gibi ihale
süresinin bitiminde de işçiler taşeron tarafından götürülmemektedirler.
Ticaret sicil kayıtlarından anlaşılacağı üzere, taşeron firmaların faaliyet alanları
arasında demir çelik işi ile ilgili bir iştigal alanı bulunmamaktadır.Yine milyarlarca liralık
ihaleler aldıkları halde sermayeleri çok düşük olup, vergi kayıtlarına göre de bazen çok az
vergi verdikleri, bazen de hiç vergi tahakkukunun yapılmadığı anlaşılmaktadır.Bu firmaların
kadrolarında daimi olarak demir çelik işinden anlayan yönetici konumunda kişilerin
bulunmadığı da ortadadır.Nitekim davacı işçinin işyerindeki çalışmalarıyla ilgili kontrol
işlemleri davalı İsdemir elemanlarınca yapılmakta, işyerinde müteahhitin bu işle
görevlendirilen bir elemanı bulunmamaktadır.Özel şartnamenin 6. maddesinde de işin
kontrolünün İsdemirce yapılacağı yazılıdır.
Her işveren gibi kamu kuruluşları da işyerinde görülen kimi işlerin veya işletmenin bir
bölümünün başka işverenlere devredebilirler.Ancak böyle bir durumda, işçi çalıştıran
işverenin, emir ve talimat verme hakkı tamamen kendisine aittir.Dosyada bulunan ihale
sözleşmeleriyle eki mahiyetindeki özel şartname incelendiğinde, taşerona bağlı işçilerin işe
alınması, çalıştırılmaları, izinlerinin verilmesi, görev yerlerinin değiştirilmesi ve işten
çıkarılması gibi yetkilerin belli bir yöntem dahilinde İsdemir’ e ait olduğu
anlaşılmaktadır.Yine gerektiğinde davalı işverence taşeron işçilerinin sayısının %30 oranında
azaltılmasını isteyebileceği de, şartnamede yazılıdır.Anılan özel şartnamede yapılacak işlerle
ilgili olarak malzemenin müteahhit tarafından temin edileceği, şayet bu yapılmazsa İsdemir’
ce verileceği yazılı olmakla birlikte; her iki taraf tanıkları da müteahhitin böyle bir malzeme
getirmesine gerek olmadığını, davalı kuruluşun büyük bir entegre tesis olduğunu ve bulunan
malzemelerin kullanıldığını açıklamışlardır.
Ayrıca belirtmek gerekir ki, mahkemece davalıya ait işyerinde keşif yapılmış alınan
heyet raporuyla taşeron işçileri ile kadrolu işçilerin aynı ortamda birlikte çalıştıkları, bu
çalışmaları kontrol eden müteahhit firma elemanının bulunmadığı, görevlendirmenin İsdemir’
in elemanlarınca yapıldığı işe ilk alınmada iş başvurusunun dahi davalıya yapıldığı,
müteahhitin işçi alınması ve çıkarılması konularında hiçbir yetkilerinin bulunmadığı, bazı
işçilerin davalı İsdemir’ce kurs ve eğitime tabi tutulmuş oldukları tespit olunmuş, mahkemece
duruşmada dinlenen taraf tanıkları da, bu olguları doğrulayan anlatımlarda bulunmuşlardır.
Bundan başka davalı tarafından düzenlenen çok sayıda iş bitirme belgesinde yapılan
işin adı “işçilik hizmeti temini” olarak gösterilmiştir ki, yapılan bütün bu açıklamalara göre
işletmenin işgücü açığının hizmet alım sözleşmeleri yapılarak giderilmeye çalışıldığı
anlaşılmaktadır.Bununla beraber işin bir bölümünün devri ya da belli bir işin gördürülmesi
şeklinde gerçek bir ihaleden söz edilmesi olanağı bulunmamaktadır.Yapılan bu uygulamanın,
davalı işverenin muvazaalı yoldan işçi istihdamını sağlamaya yönelik olduğu açık seçik
ortadadır.Böyle olunca hizmet akdi ile çalıştırdığı iddia edilen işverenin, alt işveren değil,
davalı adına hareket eden bir kişi konumunda olduğu ve davalının da gerçek işveren sayılması
gerektiği düşünülmelidir.Yerel mahkemece bu somut olayda davalının gerçek işveren olduğu,
-3-

yapılan ihale sözleşmelerinin muvazaaya dayandığı sonucuna varılması isabetlidir.
Ne var ki; bilirkişinin hesap raporunu düzenlemesinden sonra, davalı tarafça bu rapora
hesaplamalar yönünden ayrıntılı biçimde itirazda bulunulduğu halde, mahkemece bu konu
üzerinde durulmuş değildir.Hükme esas alınan bilirkişi raporu, yapılan bazı hesaplamalar
yönünden varsayıma dayalıdır.Bu bakımdan davacı işçinin çalıştığı günler ile çalışma şeklinin
belirlenebilmesi bakımından bu konu ile ilgili işyeri defter ve kayıtları getirtilmeli ve
gerekirse bilirkişiden ek rapor alınmak suretiyle davalı vekilinin hesaplamalar yönünden
rapora itirazları da değerlendirilerek, alacaklar belirlenmelidir.Mahkemece eksik inceleme ile
karar verilmesi hatalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA, davalı yararına takdir edilen 97.500.000 TL duruşma avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 6.11.2001 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

Başkan Üye Üye Üye Üye
E.A.Özkul O.G.Çankaya E.Doğu U.Öztürk M.Kılıçoğlu
(M) (M)



KARŞI OY : Davalıya ait işyeri Ülkemizin en büyük entegre demir çelik işletmesi olup, 10 bin civarında işçi istihdam edildiği, işçilerin çoğunluğunun davalının kadrolu işçileri olduğu, işyerini çeşitli ünitelerin de çok sayıda değişik taşerona ihale suretiyle muhtelif işlerin verildiği taşeronlara ait işlerde de taşeron işçilerinin çalıştığı anlaşılmaktadır.
Davacı taşeronluk sözleşmelerinin muvazaalı olduğunu, bu nedenle hizmet aktinin davalı ile kurulduğunu iddia ederek davalının taraf olduğu TİS’den yararlandırılarak işçilik alacaklarını talep etmiş mahkemece istek doğrultusunda hüküm kurulmuştur.
Davalı bir kamu kuruluşudur.Hükümetlere, bu kuruluşlarla ilgili olarak düzenleme yetkisi veren yasa ve kanun gücündeki kararnameler gereği, Bakanlar Kurulu ve bakanlıklarca alınan kararlara göre düzenleme yapmak zorundadır.Bu cümleden olarak 27.5.1984 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 17.4.1984 gün 84/7958 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu kapsamındaki kuruluşların yapacağı hizmet ve taşıma işleri ihalelerinde uygulayacakları genel ve ortak esasları belirleyen tip şartname yayınlanmış, Maliye Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun Hükmündeki 31.12.1983 gün ve 178 sayılı kararname ve bu kararnamenin bazı maddelerini değiştiren 20.8.1993 gün ve 193 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname ile değişen 10/f maddesi bakanlığa kamu istihdam politikasını düzenlemek, bu hususlarda tüm kamu kurum ve kuruluşları için düzenlemeler yapmak ve tedbirleri almak yetkisi verilmiş, bu yetkilere dayanarak örnek ihale şartnameleri yayınlanmış, 15.10.1995 günlü Resmi Gazetede yayınlanan 12.10.1995 gün, 95/7375 sayılı kararnamenin eki kararının 4. maddesinde Kamu İktisadi Teşekkülü ile bağlı ortaklıkların kadroları dondurulmuş, aynı kararın geçici 1. maddesine göre de Hazine Müsteşarlığı ile Devlet Personel Başkanlığının uygun görüşleri alınarak taşeron aracılığı ile personel çalıştırılacağı öngörülmüştür.
Davalı gerek bu neden ve gerekse tekniğin ilerlemesi, görülen işin büyüklüğü ve işlerdeki uzmanlık zorunlulukları gibi nedenlerle bazı işleri alt işverenlere vermek üzere anılan bu yasal düzenlemelere uygun olarak 2886 sayılı yasaya göre ihale açmış, ihale sonucu en uygun teklifi veren lehine ihale gerçekleşmiştir.

-4-
Yasal şekilde ihaleyi alan firma ile ilgili belgeler yeterli görülerek ihale gerçekleştirilmiştir.
İşi alan firmaların ticaret odalarına ve vergi dairelerine kayıtlı olduğu ihaleye girme şartlarını taşıdıkları anlaşılmaktadır.Firmaların ana sözleşmelerinden iştigal konularının çok geniş kapsamlı olduğu bilinen bir gerçektir.İhaleyi alan firmaların ana sözleşmeleri, ihale konusu işleri kapsamasa da Ticaret Kanunu düzenlemesine göre sözleşmeler ve yaptıkları işlemler geçerli sayılmaktadır.Firmaların kuruluş sermayeleri, yeterlilik belgeleri olduğu sürece sonuca etkili olmayıp, ihale edilecek işe göre çok büyük oranlarda teminatlar alınmaktadır.
Davacıyı işe alan, ücretini, sosyal haklarını, sigorta primlerini ödeyen, çalıştıran, kendi işyerinden işe giriş ve prim bildirgesi veren ihaleyi alan dava dışı alt işverendir.Bu alt işverenlerin işçi temin eden aracı kurumlarla karıştırılmaması gerekir.
Davalı asıl işveren 1475 sayılı yasanın 1/son maddesine göre işçi alacaklarından sorumludur, ancak sorumluluğu dava dışı alt işverenin sorumluluğu ile sınırlıdır.Davalı asıl işverenle ihale ile iş alan alt işveren arasında düzenlenen sözleşmeye ve ekli şartnameye göre işe alınacak ve çalıştırılacak işçilerle ilgili, işyerinin ve işin ve işçilerin yasal haklarının güvencesini sağlamak için konulan maddelerdeki düzenlemeler asıl işverenin alt işverenle birlikte sorumluluğunun sonucu olup alt işverenin işverenlik yetkilerini ve sorumluluklarını ortadan kaldıran düzenlemeler değildir.Sözleşme ve eki şartnamedeki maddelerin birçoğu kamu kuruluşlarında yaptırılacak işlerde çalışma şartlarına dair 94 sayılı Uluslar arası Çalışma Sözleşmesinin uygulanmasını sağlamak için 1.11.1988 gün ve 19975 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Bakanlar Kurulu ile tespit edilen esaslara göre belirlendiği anlaşılmaktadır.
İhale bedeli yapılacak işe göre belirlenmiştir.İşverenin ihale bedelini belirlemek için yaptığı analiz çalışmalarından hareketle ihalenin muvazaalı olduğu sonucuna varılamaz.
Alt işverenler (taşeronlar) değiştiği halde aynı işçilerin yeni alt işveren yanında çalışmalarını önleyen yasal bir düzenleme mevcut olmadığı gibi böyle bir çalışma şeklinden hareketle alt işverenlik sözleşmesinin muvazaalı olduğu kabul edilemez.Bir önceki alt işveren, işçilerinin hizmet akitlerini sona erdirip işçilerin alacakları tasfiye ettikten sonra işyerini yeni alt işverene işçisiz olarak teslim etmişse sorun doğmayacaktır.Yeni alt işverenin, hizmet akitleri ve işçi alacakları bir önceki alt işverence tasfiye edilen işçileri yeni bir hizmet akdi ile işe almasını da muvazaa olarak değerlendirmek mümkün değildir.Eğer bir önceki alt işveren işçilerinin hizmet akitlerini sona erdirmeden işyerinden ayrılmış ve yeni alt işveren bu işçileri çalıştırmayı sürdürmüşse alt işverenler arasında işyeri devri söz konusu olduğundan yeni alt işveren 1475 sayılı Yasanın 14/2 ve 53 maddeleri gereğince sorumlu olduğu gibi, işyerinin devri aktif ve pasifleri ile birlikte ise Borçlar Kanununun 179. maddesi gereği de sorumluluğu söz konusudur.Yasalarla düzenlenen ve işverenler arasındaki işyeri devri müessesesini yok sayarak alt işverenle asıl işveren arasında ki sözleşmenin muvazaalı olduğu sonucuna varılması doğru bulunmamıştır.
Alt işverene ihale ile verilen işin temizlik, tahmil, taşıma ve yemek işleri gibi yardımcı işler olması da zorunlu değildir.Çalışma hayatında ki ve teknolojideki hızlı gelişmeler yeni çalışma türleri ve şartları yaratmış, bunun sonucu yardımcı işler dışındaki işlerin de alt işverenlere verilebileceği kabul edilmektedir.Özellikle gelişmiş ülkelerde bu türlü uygulamalar yaygındır.Ülkemiz mevzuatına göre alt işverenin üstlenebileceği işler geçici nitelikte olabileceği, gibi devamlılık gösteren işlerde olabilir.Alt işverenin asıl işverene ait işyerinde asıl iş veya yardımcı iş niteliğinde her türlü işi üstlenmesini engelleyen yasal bir düzenlemede yoktur.Bu nedenle alt işverene ihale ile verilen işin özelliğinden hareketle muvazaa değerlendirmesi yapılması da yerinde görülmemiştir.

-5-
İşin asıl işverenin işyerinde yapılmış olması da muvazaa iddiasının kabulünün delili olamaz.Zira doktrinde de benimsendiği gibi alt işverenler (taşeronlar); bir işverenden belirli bir işin bir bölümünde ve eklentilerinde iş alan ve işçilerini o işyerinde ve eklentilerinde çalıştıran, üstlendikleri işi ister asıl işverenin işyerinde, ister başka yerlerde yapıyor olsunlar bu işlerde kendi adlarına işçi çalıştıran ve bu nedenle işveren sıfatına sahip olan kimselerdir.Aldıkları işleri asıl işverene ait işyerinde yapıyor olmaları halinde, bu yerler alt işverenler yönünden de işyeri anlamını taşımaktadır.Bu gibi durumlarda fiziki olarak tek olan yerler hukuki bakımdan hem asıl işverenin hem de alt işverenin işyeridir.Asıl işverenle alt işveren arasında ki ilişki; istisna, taşıma, kira ve vekalet akdine dayanabilir.
Alt işveren (taşeron) işçilerinin asıl işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden, asıl işverenle aralarında hizmet akdi bulunmadığı için yararlanmasının mümkün olmadığı Yargıtay’ca istikrarlı şekilde kabul edilmektedir.Esasen anılan sözleşmeden taşeron işçileri yararlanabilecekleri kabul edilseydi dava konumuzda olduğu gibi muvazaa iddiasında bulunulmasına gerek kalmayacaktı.Davacının yararlanmak istediği asıl işveren davalının taraf olduğu TİS nin tarafı yetkili işçi sendikasının belirlenmesi safhasında taşeron işçileri ve bu arada davacı çalışan işçi sayısı içersine alınmamıştır. Taşeron işçileri yetki çoğunluk tespitinde nazara alınsaydı taraf işçi sendikasının yetki alabileceği şüpheli kalmaktadır.Yetki tespitinde taşeron işçisi sayılan ve nazara alınmayan bir işçinin asıl işverenin taraf olduğu TİS’den taşeronluk sözleşmesinin muvazaalı olduğu gerekçesi ile yararlanmak istemesi ve yararlandırılması da büyük bir çelişkidir.
Dosya içerisine delil olarak sunulan aynı işyeri ile ilgili alt işverenin, davalı asıl işveren aleyhine taşeronluk sözleşmesinden doğan alacaklar ile ilgili olarak açtığı alacak davasında, mahalli mahkeme ve Yargıtay 15. Hukuk Dairesince verilen kararda taşeronluk sözleşmesinin geçerli olduğunun kabul edilmesi gerçeği karşısında da dava konumuz taşeronluk sözleşmesinin muvazaalı olduğu kabul edilemez.
Tüm açıklanan bu nedenler ve dosya içeriğine göre taşeron sözleşmesinin muvazaalı olduğunu kabul etmek mümkün değildir.Davacı, taşeron, (alt işveren) işçisi olup davalı asıl işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden yararlanamaz.Davalı asıl işverenin sorumluluğu 1475 sayılı yasanın 1/son maddesi ile sınırlıdır.Kararın bu yönden de bozulması görüşünde olduğumdan daire çoğunluğu Onama kararına bu sebeple katılamıyorum.




Üye
O.G.Çankaya


KARŞI OY: Mahkeme, davalı ile taşeronlar arasında imzalanmış bulunan sözleşmelerin muvazaalı olduğu gibi, uygulamanın kanuna karşı hile teşkil ettiği ve bu sözleşmelerin geçersiz olduğunu kabul ederek davacı işçinin İSDEMİR işçisi olduğunu kabul etmek suretiyle işyerinde uygulanmakta olan Toplu İş Sözleşmesinden davacının faydalanması gerektiğine karar vermiştir.
Muvazaa; tarafların aralarında hukuki bir sonuç meydana getirecek bir muamele yapmak iradeleri bulunmadığı halde, üçüncü kişilere karşı ve onları aldatmak amacıyle yapmış göründükleri bir anlaşmadır. Bu tanımlamadan anlaşılacağı şekilde tarafların başkalarını aldatmak amacıyla yaptıkları zahiri, yani görünürdeki işlem kural olarak geçerlilik taşımadığı açıktır. Bu durumda davalı kurum ile taşeronların üçüncü kişileri aldatma amacıyla hareket edip etmediklerinin tartışılması gerekir. Bir kamu kuruluşu niteliği taşıyan davalı
-6-
işverenin muvazaalı hareket ettiğini ileri sürmek mümkün değildir. Şöyle ki davalı işveren şirkete ait işyerinde onbine yakın işçinin çalıştığı ancak zaman içerisinde çeşitli nedenlerle bu sayının azaldığı, buna karşılık yapılacak işlerin devam ettiği ve bu işleri yapmak için kadrolu işçi alımının durdurulduğu, buna karşılık Bakanlar Kurulunun 12.10.1995 gün ve 1995/7375 sayılı kararnamenin eki kararının geçici 1. maddesinde Kamu İktisadi Teşekkülü ile bağlı ortaklıkların Hazine Müsteşarlığı ile Devlet Personel Başkanlığının uygun görüşleri alınarak taşeron aracılığı ile personel çalıştırılabileceği kabul edildiği, davalının da gerekli izinleri almak suretiyle taşeron olarak adlandırılan kişi ve firmalarla ihale yönetimiyle anlaşmaya vardığı görülmektedir.
Yukarıda belirtildiği gibi muvazaa üçüncü kişileri aldatmak amacıyla yapılmış bir anlaşmadır. Ancak burada davalının üçüncü kişileri aldatmak gibi bir iradesi bulunmamaktadır. Ayriyeten yerden taşeronda bu amaçla anlaşmaya dahil olmamaktadır. Davalı işveren kuruluş işçi ihtiyacı nedeniyle ve Devletten aldığı emir ve talimatla bu şekilde sözleşmeler yapmak durumunda bırakılmıştır. O halde baştan itibaren davalı kuruluş muvazaalı hareket de bulunduğu şeklinde ithamda bulunmak gerçeklerle bağdaşmaz. Özelleştirme politikalarının sonucu işyerlerine kadrolu işçiler alınmamaktadır. Devlet bu yolu kapatıp, işlerin bir bölümünün başka işverenler ve onların işçileriyle yerine getirilmesini benimsemiş ve davalı da bu yöne gitmiştir. Davalı kurum işyerinde ki işlerin bir bölümünü taşeron işçileri ile yürütmeye başlamış ve bu amaçla 2886 sayılı yasaya göre ihale açmış ve en uygun teklif verene iş verilmiştir. Davalı kurum, gazete ilanları ile duyuru yapıp, firmaların daha önceki iş bitirim belgeleri, karnelerini talep etmiş ve kendilerinden teminat mektupları almıştır. Yine kurum firmaların vergi borcu olup olmadığını inceleme konusu da yapmıştır. İhalelerin yasalara aykırı olduğu da iddia edilmemektedir. Davalı kurum Devletten izin alarak ve ihale yasasına aynen uymak suretiyle işlem yapmasına karşılık muvazaa yaptığı ileri sürülmektedir. Yeniden tekrarlamak gerekirse, şartname ve sözleşmeler yasa ve diğer mevzuata uygun olarak düzenlenmiş olup, yüklenici tarafından resmi makamlardan alınan belgelerin gerçek dışı oldukları iddia edilmediği gibi, davalı kurum resmi makamlarca alınan kayıt ve belgeleri incelemek ve değerlendirmek suretiyle firmaları ihaleye kabul etmiştir. Firmalarının mali durumları davalı kurumu ilgilendirecek konulardan bulunmamaktadır. Çünkü gerekli teminatlar alınmak suretiyle iş verilmiştir. Nitekim Çalışma Genel Müdürlüğünün Özelleştirme İdaresi Başkanlığına gönderdiği 7.5.1999 gün ve 5320 sayılı yazıda “...İskenderun Demir ve Çelik AŞ. Genel Müdürlüğünün 1475 sayılı İş Kanununun 1 ve 29. maddelerinden doğan sorumluluğu gereğince, 1999 yılı işleri için düzenlenen sözleşmelerle getirdiği alt işverenlerin çalıştırdıkları işçilerin kanundan ve sözleşmelerden doğan her türlü alacakları ile kıdem tazminatı alacaklarını güvence altına almaya yönelik düzenlemeler de iş mevzuatı hükümlerine aykırılık bulunmamaktadır...” denilmekte olup, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı taşeronlarla davalı arasında asıl işveren- alt işveren ilişkisi olduğunu tesbit etmişdir. Konunun çalışan işçi yönünden de incelenmesi gerekir. İşçi taşeron ile hizmet sözleşmesi yapmakta olup, ücretleri bordro ile taşeronca ödenmekte, vizite ve izin kağıtları taşerona ait büroda tanzim edilmekte olup, işçi sigortalı işe giriş bildirgesini imzalarken taşeronun işçisi olduğunu bilerek kabul etmekte ve primleri taşeron tarafından yatırılmaktadır. İşyerinde taşeronun kontrol görevlilerinin bulunduğu da tanıklarca ifade edilmiştir. İşyerinde yeterli kadrolu işçi bulunmadığı için işin bir bölümünün taşeron ve onun işçileri tarafından yerine getirildiği anlaşılmaktadır. İşçiler taşeron işçileridir. Kurumla bir ilgileri bulunmamaktadır. Kurum Devletin üst makamlarından aldığı talimat ve izinle yasal işlemler yapmıştır. Kurumu muvazaalı işlemin tarafı sayarsak ona talimat veren makamları da bu işlemin kapsamı içerisine almak gibi kabul edilemeyecek bir durum ortaya çıkmaktadır. Ayrıca onanan mahkeme kararıyla binlerce işçi Devlet Kurumunun işçisi statüsüne sokulmakta olup, iş mahkemelerinin sonucu bu şekilde ortaya çıkacak bir karar vermek gibi
-7-
yetkileri de bulunmamaktadır. Dairemizce bir başka kamu kurumu için verilmiş olan ve konusu bu davanın bir benzeri olan karar görüşümüz gibi bozulmuş olup, Hukuk Genel Kurulu da muvazaaya dayanan mahkeme direnme kararını bozmuştur. Yine Yargıtay 15. Hukuk Dairesince verilen bir çok karar da davalı ile taşeronlar arasında ki sözleşmelerin geçerli bir sözleşme olduğu kabul edilerek taşeronla kurum arasında çıkan anlaşmazlıklar bu sözleşme hükümleri çerçevesinde çözüme kavuşturulmuş olup, bu durum dahi muvazaa iddiasının ne derecede dayanaktan yoksun olduğunu ortaya koymaktadır.
Tüm bu anlatımlar karşısında, taşeron sözleşmeleri yasal olup muvazaalı olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Davacı, alt işveren (taşeron) işçisi olup, davalının taraf olduğu Toplu İş Sözleşmesinden yararlanamaz. Bu nedenlerle yasalara ve gerçek durumla bağdaşmayan mahkeme kararının bozulması gerektiği görüşündeyim.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA