kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

 

 

YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu 2010/1-701 E.N , 2011/130 K.N.

İlgili Kavramlar

TAPU İPTALİ VE TESCİL
TENKİS

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki "Tapu iptali ve tescil,tenkis" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bolu Asliye 2.Hukuk Mahkemesinin davanın kısmen kabulüne dair verilen 06.05.2009 gün ve 2000/102 E-2009/125 K. Sayılı kararın incelenmesi davacılar vekili ile davalılar vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 1.Hukuk Dairesinin 08.12.2009 gün ve 2009/8379-12697 sayılı ilamı ile;

("...Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı taktirde tenkis isteğine ilişkindir.

Mahkemece, tenkis isteği yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; miras bırakanın çekişme konusu 12, 292 ve 297 parsel sayılı taşınmazları 11.11.1982 tarihli akitle satış yoluyla davalı N...'e; yine 116, 451, 140 parseller ile 141 parsel sayılı taşınmazın 4/5 payını 20.02.1990 tarihli akitle rücu şartlı hibe suretiyle davalı N...'e, onun da anılan dört parça taşınmazı 18.09.1995 tarihli akitle satışlar davalı H...'a, yine 9, 122 ve 290 parsel sayılı taşınmazları 01.02.1994 tarihli akitle ölünceye kadar bakma koşuluyla davalı H...'a, onun da, aynı taşınmazları 07.01.1997 tarihli akitle davalı R...'ya yine satış suretiyle temlik ettiği anlaşılmaktadır.

Davacılar, anılan temliklerin mirasçıdan mal kaçırmak ve saklı paylarının ihlal etmek amacıyla yapıldığını ileri sürerek eldeki davayı açmışlar ise de, mahkemece muris muvazaası iddiası yönünden bir araştırma ve inceleme yapılmadan tenkis isteği bakımından hüküm kurulmuş, ne var ki, muris muvazaasına yönelik istek bakımından davacılar tarafından bir temyiz itirazında da bulunulmamıştır.

Dosya kapsamı ile, çekişmeye konu edilen 205 ada 9, 122 ve 290 parsel sayılı taşınmazların davalı H...'a ölünceye kadar bakma akdi ile temlik edildiği kayden sabittir.

Hemen belirtilmelidir ki; ölünceye kadar bakıp gözetmek sözleşmesi basitçe taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen, bazı yönleri itibarıyla talih ve tesadüfe, ayrıca şekle bağlı bir sözleşme şeklinde tanımlanabilir. Nitekim, söz konusu sözleşme B.K.nun 511.maddesinde, "kaydı hayat ile bakma mukavelesi, akitlerden birinin diğerine ölünceye kadar bakmak ve onu görüp gözetmek şartıyla bir mamelek yahut bazı malların temlikini iltizam etmesinden ibaret olan bir akit" olarak tarif edilmiştir.

Anılan yasanın bu ve devamı maddelerinin açık hükümlerin de belirtildiği gibi ölünceye kadar bakım sözleşmesi ile, bakım alacaklısı sözleşmeye konu olan mamelek veya bazı mallarının mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme, bakım borçlusu da kural olarak bakım alacaklısını kendi ailesi içerisine alıp, ona özenle ölünceye kadar bakıp gözetmek yükümlülüğü altına girer.

Bilindiği üzere; bakım borçlusunun bakıp gözetmek yükümlülüğü, aksi kararlaştırılmadığı sürece bakım alacaklısını ailesi içerisine alıp, ikametini temin etme yanında, besleme giydirme hastalığında hekime götürüp, gerekli ihtimamı gösterme, manevi yönden her türlü yardım ve desteği sağlama gibi ödevleri de içerisine alır. Kuşkusuz bakım borçlusu yükümlülüklerini yerine getirirken, aldığı malların kıymetine, bakım alacaklısının önceden sahip olduğu içtimai mevkiine ve hakkaniyet kurallarına göre hareket etmek zorundadır. Öte yandan, yükümlülüklerin yerine getirilmemesinin sonuçları BK.nun 517.maddesinde açıklanmış sözleşmeden doğan ödevlere aykırılık yüzünden ilişki çekilmez olmuşsa, ya da başka önemli nedenlerle ilişkinin sürdürülmesi aşırı ölçüde güçleşmiş veya olanaksız hale gelmişse taraflardan herbirinin tek yanlı olarak sözleşmeyi fesh etme, verdiği şeyi geri alma hatta karşı tarafın kusurlu olması halinde tazminat isteme hakkı tanınmıştır.

O halde, yükümlülüklerini yerine getirmeyen bakım borçlusuna karşı bakım alacaklısı her zaman fesih hakkını kullanabilmekte, fesih geçmişe etkili (makable şamil) olmak üzere sözleşmeyi sona erdirdiğinden verdiği şeyi de geri isteyebilmektedir.

Somut olaya gelince; dosya kapsamı, tanık beyanları ile davalılardan H... ile annesi olan davalı N...'in tarafların miras bırakanı İbrahim ile yaşadıkları, yaşam süresi içerisinde onun maddi ve manevi her türlü ihtiyacını giderdikleri ve son zamanlarında yatalak olan murise karşı bakım görevinin yerine getirildiği görülmektedir.

Kaldı ki, bakım alacaklısı muris İbrahim'in sağlığında akitten kaynaklanan bakım borcunun yerine getirilmediğine dair bir dava açılmadığı gibi bir iddianın da sebk etmediği açıktır.

Bu durum karşısında, anılan üç parça taşınmazın temlikinin ivaz karşılığı olduğu gözetildiğinde tenkis hükümlerini tabi olmayacağı da tartışmasızdır. Vurgulamak gerekir ki, miras bırakanın ölüme bağlı tasarrufları ile (vasiyetname ve miras mukavelesi) sağlar arası (hibe) gibi tasarrufları tenkise tabidir.

O halde, 205 ada 9, 122 ve 290 parsel sayılı taşınmazlar bakımından tenkis isteğinin kabul edilmiş olması doğru değildir.

Öte yandan; her ne kadar 12, 292 ve 297 parsel sayılı taşınmazlar davalı N...'e satış suretiyle temlik edilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme sonucunda miras bırakanın gerçek iradesinin satış olmayıp mirasçıdan mal kaçırma amacını taşıdığı, bir başka ifadeyle yapılan temlikin bağış amaçlı olduğu saptandığına göre tenkise tabi olacağında kuşku yoktur.

Diğer taraftan, 116, 151, 140 parseller ile 141 parsel sayılı taşınmazın 4/5 payının davalı N...'e rücu koşuluyla bağışlandığı ve onun tarafından da davalı H...'a satış suretiyle temlik edildiği gözetildiğinde bu taşınmazların da saklı payı zedeleme kastının ispatı halinde tenkise tabi olacağı açıktır.

Ayrıca, dosya kapsamı ile miras bırakanın dava dışı 95 parsel sayılı taşınmazı 03.05.1989 tarihinde davacı N.. T...'a satış suretiyle temlikinin bedelsiz olduğunun kanıtlanamadığı da anlaşılmaktadır.

Buna karşın, 95 parsel sayılı taşınmaz bakımından yapılan temlik nedeniyle davacı N...'in saklı payını aldığının kabulü doğru değildir.

Bu açıklamalar ve ortaya konulan ilke ve somut olgular karşısında tenkis hesabının da değişeceği kuşkusuzdur.

Kabul tarzı itibariyle de, davalılar tercih haklarını Türk Medeni Yasasının 564. maddesi hükmü uyarınca ayın olarak verme şeklinde kullandıkları ve, mahkemece sabit tenkis oranına göre davacıların saklı payı oranında iptal ve tescile karar verilmiş olması da doğru değildir. Zira, davalılar tercihlerini ayın yönünde kullandıklarına göre, taşınmazların mülkiyetinin davacılara bırakılması ve davacıların davalılara bedel ödemesi yasal koşul olduğu halde mahkemece bu hususta yanılgıya düşülerek yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir.

Bilindiği üzere; tenkis (indirim) davası, miras bırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlar arası kazandırmaların (tebberru) yasal sınıra çekilmesini amaçlayan, öncesine etkili, yenilik doğurucu (inşai) davalardandır. Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul;miras bırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Saklı payların zedelendiğinden söz edilmesi ise kazandırma konusu tereke ile kazandırma (temlik) dışı terekenin tümü ile bilinmesiyle mümkündür.Tereke miras bırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu mameleki kıymetler ile, iadeye ve tenkise tabi olarak yaptığı kazandırmalardır. Bunlar terekenin aktifini oluşturur. Miras bırakanın borçları, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin bir aylık iaşe, terekenin defterinin tutulması, mühürlenmesi, cenaze masrafları gibi giderler de pasifidir. Aktiften belirtilen borçların indirilmesi net terekeyi oluşturur. Tereke bu şekilde tesbit edildikten sonra mirasın açıldığı tarihteki fiyatlara göre değerlendirilmesi yapılarak parasal olarak miktarının tesbiti gerekir. (MK.565) Miras bırakanın Medeni Kanunun 564. maddesinde belirlenen saklı paya tecavüz edip etmediği bulunan bu rakam üzerinden hesaplanır. Tasarruf oranı aşılmış ise tasarrufun niteliğine göre icap ederse kazandırma işleminde saklı payları zedeleme kastının bulunup bulunmadığı objektif (nesnel) ve subjektif (öznel) unsurlar dikkate alınarak belilenmelidir. Zira tasarruf oranını aşan her kazandırmada saklı payları zedeleme kastının varlığından söz edilemez.

Mutlak olarak tenkise tabi tasarruflarda (ölüme bağlı tasarruflar veya Medeni Kanunun 565.maddesinin 1,2 ve 3 bentlerinde gösterilenler) veya saklı payın ihlal kastının varlığı kesin olarak anlaşılan diğerlerinde özellikle muayyen mal hakkında tenkis uygulanırken Medeni Kanunun 570. maddesindeki sıralamaya dikkat etmek davalı mahfuz hisseli mirasçılardan ise aynı kanunun 561. maddesinde yer alan mahfuz hisseden fazla olarak alınanla sorumluluk ilkesini gözetmek, dava konusu olup olmadığına bakılmayarak önce ölüme bağlı tasarruflarla davacının saklı payını tamamlamak, sonra sağlar arası tasarrufları dikkate almak gerekir. Bu işlem sırasında dava edilmeyen kişi veya tasarrufların tenkisi gerekeceği sonucu çıkarsa davacının onlardaki hakkını dava etmemesinin davalıyı etkilemeyeceği ve birden çok kişiye yapılan teberru tenkise tabi olursa 563. maddede yer alan, alınanla mütenasip sorumluluk kuralı gözetilmelidir.

Davalıya yapılan tasarrufun tenkisine sıra geldiği takdirde tasarrufun tümünün değeri ile davalıya yapılan fazla teberru arasında kurulan oranda (SABİT TENKİS ORANI) tasarrufa konu malın paylaşılmasının mümkün olup olamayacağı (MK.564) araştırılmalıdır. Bu araştırma sonunda tasarrufa konu mal sabit tenkis oranında bölünebilirse bu kısımların bağımsız bölüm halinde taraflar adına tesciline karar verilmelidir.

Tasarrufa konu malın sabit tenkis oranında bölünmezliği ortaya çıktığı takdirde sözü geçen 564. maddedeki tercih hakkı gündeme gelecektir. Böyle bir durum ortaya çıkmadan davalının tercih hakkı doğmadan davalının tercihinin kullanması söz konusu olamaz. Daha önce bir tercihten söz edilmişse sonuç doğurmaz. O zaman davalıdan tercihi sorulmak ve 11.11.1994 günlü 4/4 sayılı içtihadı birleştirme kararı uyarınca sür'atle dava konusu olup sabit tenkis oranına göre bölünemeyen malın, tercih hakkının kullanıldığı gündeki fiatlara göre değeri belirlenmeli ve bu değerin sabit tenkis oranıyla çarpımından bulunacak NAKTİN ödetilmesine karar verilmelidir.

Hal böyle olunca; yukarıda değinilen ilkeler gözetilmek suretiyle bir araştırma, inceleme ve değerlendirme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir. Tarafların temyiz itirazları yerindedir...")
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDENLER : Davacılar vekili ve davalılar vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa tenkis isteğine ilişkindir.

Davacılar vekili miras bırakanlarının maliki olduğu 12,122,140,141(4/5 payı), 290,292,297,116,451 ve 205 ada 9 parsel sayılı taşınmazlarının, bir kısmını satış, bir kısmını ölünceye dek bakma akdi ve hibe ile davalılara mal kaçırmak amacıyla temlik ettiğini, miras bırakanın başkaca malı olmayıp tüm mal varlığını davalılara aktarmasını haklı kılacak hiçbir nedenin bulunmadığını, bakıma muhtaç olmadığını, satış sureti ile devrettiği taşınmazların gerçekte bağışlandığını, temliklerin hepsinin muvazaalı olması nedeniyle geçersiz olduğunu ileri sürerek, tapu iptali ile tescil, olmazsa tenkis isteminde bulunmuştur.

Mahkemece, alınan tenkis raporları doğrultusunda davacı N... yönünden saklı payının ihlal edilmediği gerekçesi ile davanın reddine; diğer davacılar yönünden ise davanın kabulü ile pay olarak tapu iptal tescil kararı verilmiştir.
Özel Dairece yukarıda açıklanan gerekçelerle hüküm bozulmuş; Yerel Mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.

Dosya içeriğindeki belgelerden; miras bırakanın çekişme konusu 12, 292 ve 297 parsel sayılı taşınmazları 11.11.1982 tarihli akitle satış yoluyla davalı kızı N...'e; yine 116, 451, 140 parseller ile 141 parsel sayılı taşınmazın 4/5 payını 20.02.1990 tarihli akitle rücu şartlı hibe suretiyle davalı N...'e, O'nun da anılan dört parça taşınmazı 18.09.1995 tarihli akitle davalı oğlu H...'a satış suretiyle; yine 9, 122 ve 290 parsel sayılı taşınmazları ise 01.02.1994 tarihli akitle ölünceye kadar bakma koşuluyla davalı H...'a, O'nun da, aynı taşınmazları 07.01.1997 tarihli akitle davalı eşi R...'ya satış suretiyle temlik ettiği anlaşılmaktadır.

İlk olarak, bozma ilamında da değinildiği üzere davacılardan N.. T...'a dava dışı 95 parsel sayılı taşınmazın miras bırakan tarafından 3.5.1989 tarihinde satış suretiyle temlik edildiği ve onun tarafından da dava dışı İbrahim Sucu'ya 27.11.1998 tarihinde satıldığı belirgindir. Her ne kadar alınan bilirkişi raporunda anılan parselin satışı nedeniyle davacı N...'in saklı payına herhangi bir el atma olmadığı tenkis isteyemeyeceği görüşü üzerine mahkemece davacı N... yönünden davanın reddine karar verilmişse de, davacının taşınmazı bedelsiz aldığı kanıtlanmış değildir. Öyleyse Mahkemece anılan davacının talepleri irdelenerek olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi gerekirken, davasının reddi doğru değildir.

Öte yandan, bir kısım davacılar her ne kadar başlangıçta muris muvazaası hukuksal nedenine de dayanarak tapu iptal ve tescil istemişlerse de, mahkemeye sundukları 13.04.2009 havale tarihli ıslah dilekçesi ile taleplerini tenkise çevirmişlerdir.

Bilindiği üzere, saklı paylarının değerini alamayan mirasçıların miras bırakanlarının, mirastan tasarruf edebileceği kısmı aşan yani saklı paylarına yaptığı tecavüzü ortadan kaldırmak ve geri alınmasını sağlamak için açtıkları davalar öğretide tenkis(İndirim) davaları olarak adlandırılmakta olup; tenkis davaları, özünde geçerli olan işlemler için açılabilir. Yani geçerli olmayan işlemlerde tenkis uygulanamaz.

Eldeki davada davacılar gerek satış suretiyle temlik edilen 12, 292 ve 297 parsel sayılı taşınmazların, gerekse ölünceye kadar bakma koşulu ile temlik edilen taşınmazların miras bırakan tarafından mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak temlik edildiğini ileri sürdüklerine göre, muvazaa iddiasının özünde temliklerin geçerli olmadığı iddiası vardır. Öncelikle satış suretiyle gerçekleştirilen temlik işlE...in muvazaalı olduğu, yani geçersizliği iddia edildiğine göre tenkise konu olamayacaktır. Zaten satış işlemin geçerli olması halinde de, ivazlı işlem olacağından yine tenkise tabi olamayacaktır.

Ölünceye kadar bakma akdi ile temlike konu edilen 9,122 ve 290 parsel sayılı taşınmazlara ilişkin yapılan temliklerin de muvazaalı olduğu, geçersiz olduğu ileri sürüldüğünden tenkise konu edilemez. Kaldı ki, dosya içeriği ve toplanan delillere göre bakım koşulu gerçekleştiğinden ve miras bırakan tarafından bakım borcunun yerine getirilmediğine dair sağlığında bir çekişme de yaratılmadığına göre, temlik ivaz karşılığı yapılmış olduğundan, tenkise tabi olmayacaktır.

Öyleyse geçersiz olmayan ve bir ivaz karşılığı yapıldığı belirlenen ölünceye kadar bakma akdi ile temlik edilen 9,122,290 nolu parseller ile satış suretiyle temlik edilen taşınmazlar yönünden bir kısım davacıların taleplerini tenkis olarak ıslah etmeleri nedeniyle muvazaa incelemesine de girilemeyeceğinden ve ivazlı işlemlerde tenkis uygulanamayacağından 12,292 ve 297 nolu parseller yönünden davanın reddi gerekir.

Çekişme konusu edilen 116,451,140 ve 141 parsel sayılı taşınmazın 4/5 payı yönünden ise, davalı N...'e rücu koşuluyla bağışlandığı ve onun tarafından da davalı H...'a satış suretiyle temlik edildiği gözetildiğinde bu taşınmazların da saklı payı zedeleme kastının ispatı halinde tenkise tabi olacağı açıktır.

O halde, bir kısım davacıların tenkise yönelik talepleri dava konusu edilen hibeye konu taşınmazlar yönünden araştırılmalıdır.

Hemen belirtilmelidir ki, dosya içerisindeki veraset ilamından miras bırakanın 04.12.1999 tarihinde vefat ettiği anlaşıldığına göre, eldeki davada ölüm tarihinde yürürlükte olan 743 Sayılı Türk Kanunu Medenisindeki tenkis hükümlerinin uygulanacağı açıktır.

Bunun yanı sıra, davalılar her ne kadar ilk cevap dilekçelerinde tercih haklarını mal olarak değil de, para olarak kullanacaklarını belirtmişlerse de; gerek 26.10.2005 tarihli celsede gerekse 07.11.2007 tarihli celsedeki beyanlarında tercih haklarını mal olarak kullanacaklarını, para ödeyecek durumları olmadığını bildirmişlerdir. Öyleyse Yerel Mahkemece tenkis incelemesi yapılırken davalıların bu istekleri göz önünde bulundurulmalıdır.

Bu durumda yerel mahkemece yapılacak iş;
1-Davacılardan N.. T...'ın dava dışı 95 parsel sayılı taşınmazı bedelsiz aldığı kanıtlanamadığından, talepleri konusunda olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi,

2-Davalılardan H...'a temlik edilen ölünceye kadar bakma akdine konu 9,122 ve 290 parsel sayılı taşınmazların temlikinin ivaz karşılığı olduğu anlaşıldığından, çekişmeli parseller yönünden tenkis isteğinin reddine karar verilmesi,

3-Davalı N...'e satılan 12,292 ve 297 parsellere ilişkin tenkis isteğinin de yukarıda açıklanan gerekçelerle reddine karar verilmesi,

4-Davalı N...'e hibe edilen ve O'nun tarafından diğer davalı H...'a satış suretiyle temlik edilen 116,451,140,141 parsel (4/5 payı) sayılı taşınmazlar yönünden ise tenkis incelemesi yapılarak olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi gerekir.

Açıklanan nedenlerle, Yerel Mahkemenin direnme kararı usul ve yasaya aykırı olup; direnme kararının bu değişik gerekçeyle bozulması gerekir.
S O N U Ç : Taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçelerle, H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 13.4.2011 gününde, oybirliği ile karar verildi.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA