kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
BAHÇELİ - TÜRKİYE


İçtihat Metni

BAHÇELİ - TÜRKİYE

2. DAİRE

(Başvuru no. 35257/04)

KARAR

KARAR TARİHİ:6 Ekim 2009

İşbu karar AİHS'nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL

T.C. vatandaşı Murat Bahçeli ("başvuran") tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 31 Ağustos 2004 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme'nin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapılan 35257/04 numaralı başvuru sonucu bu dava görülmektedir.

Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından K.T. Sürek tarafından temsil edilmiştir.

OLAYLAR

I. DAVANIN KOŞULLARI

Başvuran 1976 doğumludur ve İstanbul'da ikamet etmektedir.

20 Ağustos 1996 tarihinde, başvuran, DHKP-C (Devrimci Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi) isimli yasadışı örgüte üye olmak , yardım ve yataklık yapmak şüphesiyle yakalanmış ve gözaltına alınmıştır.

3 Eylül 1996 tarihinde başvuran tutuklanmıştır.

6 Aralık 1996 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, diğer kişilerle birlikte başvuran hakkında eski Ceza Kanunu'nun 168/1 maddesi uyarınca yasadışı örgüte üyelik suçlamasıyla bir iddianame sunmuştur.

20 Mayıs 2002 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranı ülke topraklarının bir kısmını bölmek amacı taşıyan faaliyetler yürütmekten dolayı suçlu bulmuştur. Başvuran ölüm cezasına çarptırılmış; bu ceza daha sonra müebbet hapis cezasına çevrilmiştir.

30 Eylül 2003 tarihinde, Yargıtay, başvuranın Ceza Kanunu'nun hangi maddesi uyarınca suçlu bulunduğunu belirtmediği gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur. Yargıtay başvuranın, 6 Aralık 1996 tarihli iddianamede yer almayan bir olaydan kanuna uygun olmayan şekilde sorumlu tutulduğunu tespit etmiştir.

30 Haziran 2004 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanan 16 Haziran 2004 tarihli 5190 sayılı Kanun uyarınca Devlet Güvenlik Mahkemeleri kaldırılmıştır. Bu nedenle, başvuran hakkındaki dava, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmiştir.

31 Mart 2006 tarihinde başvuran serbest bırakılmıştır.

Dava dosyasındaki bilgilere göre, dava İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önünde halen devam etmektedir.

HUKUK

I. AİHS'NİN 5/3 VE 6/1 MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, AİHS'nin 5/3 maddesi uyarınca tutukluluk süresinin aşırı olduğu konusunda şikayetçi olmuştur. Ayrıca, AİHS'nin 6/1 maddesi uyarınca, hakkındaki cezai kovuşturmanın makul bir süre içinde tamamlanmadığını iddia etmiştir.

AİHM, başvuranın tutukluluk süresinin gözaltına alındığı 20 Ağustos 1996 tarihinde başladığını ve ilk derece mahkemesi tarafından mahkumiyet kararının verildiği 20 Mayıs 2002 tarihine kadar devam ettiğini kaydetmiştir. Bu tarihten Yargıtay'ın mahkumiyet kararını bozduğu 30 Eylül 2003 tarihine kadar, AİHS'nin 5/1(a) maddesi anlamında "yetkili mahkeme tarafından mahkum edilmesi üzerine" hapsedilmiştir (bkz., Solmaz - Türkiye, no. 27561/02). Ancak, başvuran 30 Eylül 2003 tarihinden serbest bırakıldığı 31 Mart 2006 tarihine kadar AİHS'nin 5/3 maddesi çerçevesinde yine tutuklu bulundurulmuştur. AİHM, başvuranın, bu şekilde, toplamda sekiz yıl üç ay süreyle tutuklu kaldığını gözlemlemiştir.

AİHM, dava süresine ilişkin olarak, ilgili sürenin başvuranın yakalanmasıyla 20 Ağustos 1996 tarihinde başladığını ve bugüne kadar taraflarca sunulduğu şekliyle dava dosyasındaki bilgilere göre İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önünde halen devam etmekte olduğunu gözlemlemiştir. Dolayısıyla, söz konusu süre, halihazırda, iki aşamalı yargılamada on üç yıl bir aydan fazla sürmüştür.

A. Kabuledilebilirliğe ilişkin

Hükümet, AİHM'den, AİHS'nin 35/1 maddesi uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması gerekçesiyle başvuruyu reddetmesi talebinde bulunmuştur. AİHM'nin Köse - Türkiye (no. 50177/99, 2 Mayıs 2006) başvurusundaki kararına atıfta bulunan Hükümet, başvuranın, eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 298. maddesi uyarınca tutukluluğunun devamı haline itirazda bulunmadığını ileri sürmüştür. Hükümet ayrıca, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önünde cezai kovuşturmanın devam etmesi nedeniyle iç hukuk yollarının tüketilmediğini iddia etmiştir.

Hükümet, başvuranın AİHS'nin 5/3 maddesinin ihlali sonucu mağdur olduğunu iddia edemeyeceğini; zira, tutuklu olarak geçirdiği sürenin neticede kendisine verilen toplam cezadan düşüleceğini belirtmiştir.

Hükümet, son olarak, başvuranın AİHS'nin 35/1 maddesinde ortaya konan altı ay kuralına uymadığını iddia etmiştir. Hükümet'in görüşü, iddia konusu AİHS ihlallerine ilişkin etkili iç hukuk yollarının mevcut olmadığını değerlendiren başvuranın AİHM başvurusunu daha erken yapmış olması gerektiği yönündedir..

Hükümet'in iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin itirazı hususunda, AİHM, geçmiş davalarda benzer itirazları incelemiş ve reddetmiş olduğunu kaydetmiştir (bkz., bilhassa, Koşti ve Diğerleri - Türkiye, no. 74321/01, 3 Mayıs 2007; Mehmet Şah Çelik - Türkiye, no. 48545/99, 24 Temmuz 2007; Tamamboğa ve Gül - Türkiye, no. 1636/02, 29 Kasım 2007; Ertürk - Türkiye, no. 15259/02, 12 Nisan 2005; Tutar - Türkiye, no. 11798/03, 10 Ekim 2006). AİHM, somut davada, içtihadından sapmasını gerektirecek özel bir durum görmemiştir. Bu nedenle, Hükümet'in bu konudaki itirazını reddetmiştir.

AİHM, başvuranın mağdur konumuna ilişkin olarak, geçmiş davalarda savunmacı Hükümet tarafından öne sürülen benzer iddiaları incelemiş olduğunu kaydetmiştir (bkz., örneğin, Arı ve Şen - Türkiye, no. 33746/02, 2 Ekim 2007 ve bu başvuruda anılan kararlar). Somut davada, Hükümet, AİHM'nin farklı bir sonuca varmasını sağlayacak herhangi bir bilgi sunmamıştır. Dolayısıyla, Hükümet'in bu konudaki itirazı reddedilmiştir.

Başvuranın altı ay kuralına uyup uymadığı hususunda, AİHM, yerleşik içtihadına göre, iç hukuk yolunun mevcut olmadığı durumlarda altı aylık sürenin AİHS ihlali oluşturduğu iddia edilen fiilin işlendiği tarihten itibaren işlediğini yinelemiştir. Ancak, devam eden bir durum söz konusu olduğunda, altı aylık sürenin ilgili olayın bitiş tarihinden itibaren işlemeye başladığını belirtmiştir (İpek ve Diğerleri - Türkiye, no. 17019/02 ve no. 30070/02, 3 Şubat 2009). Somut davada, başvuran 31 Mart 2006 tarihinde serbest bırakılmış; ancak, AİHM başvurusunu tutukluluğunun devam ettiği 31 Ağustos 2004 tarihinde yapmıştır. Bundan dolayı AİHM, cezai kovuşturmanın İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önünde halen devam ettiğini de göz önünde bulundurarak, başvurunun uygun süre içinde yapıldığı kanaatine varmıştır.

AİHM, AİHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde dayanaktan yoksun olmadığını kaydettiği şikayetlerin başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadığını tespit etmiştir. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.

B. Esas

Hükümet, AİHS'nin 5/3 maddesi uyarınca yapılan şikayete ilişkin olarak, başvuranın tutukluluğunun suç işlenmiş olduğu yönünde makul şüphenin varlığına dayandığını ve tutukluluk halinin yetkili makam tarafından düzenli olarak gözden geçirildiğini belirtmiştir. Hükümet, ayrıca, itham edildiği suçun ciddi niteliği göz önüne alındığında başvuranın tutukluluğunun devamı yönünde gerçek bir kamu yararı gereğinin mevcut olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet, başvuranın tutukluluğunun başka bir suç işlemesini, kaçmasını ve delilleri yok etmesini engellemek açısından da gerekli olduğunu belirtmiştir.

Hükümet, AİHS'nin 6/1 maddesi uyarınca yapılan şikayete ilişkin olarak somut dava koşullarında cezai yargılama süresinin aşırı olarak değerlendirilemeyeceğini ileri sürmüştür. Bu bakımdan, başvuran hakkındaki suçlamalar ve sanık sayısı göz önünde bulundurulduğunda davanın karmaşık olduğunu ve yargı makamlarına hiçbir ihmal veya gecikmenin atfedilemeyeceğini belirtmiştir. Hükümet, ayrıca, başvuranın bazı duruşmalara katılmayarak davanın süresinin uzamasına katkıda bulunduğunu ve avukatının başvuranın savunmasında etkin olmadığını iddia etmiştir.

AİHM, bu başvurudaki konularla benzer konular ortaya koyan başvurularda sıklıkla AİHS'nin 5/3 ve 6/1 maddelerinin ihlali kararını vermiştir (bkz., örneğin, Yaşar - Türkiye, no. 46412/99, 24 Ocak 2006; Atıcı - Türkiye (no.1), no. 19735/02, 10 Mayıs 2007; yukarıda anılan Solmaz; yukarıda anılan Arı ve Şen; Getiren - Türkiye, no. 10301/03, 22 Temmuz 2008; Cahit Demirel - Türkiye, no. 18623/03, 7 Temmuz 2009 ).

Kendisine sunulan tüm belgeleri inceleyen AİHM, somut davada farklı bir sonuca varmasını sağlayacak bir delil veya iddianın Hükümet tarafından ortaya konmadığını değerlendirmiştir. Konuya ilişkin içtihadını göz önünde bulunduran AİHM, başvuranın tutukluluk süresinin ve hakkındaki cezai kovuşturma süresinin aşırı olduğu ve AİHS'nin 5/3 ve 6/1 maddelerine aykırı olduğu kararını vermiştir. AİHM, bu hususta, özellikle, Hükümet tarafından iddia edildiği gibi cezai kovuşturma süresindeki gecikme kısmen başvurana atfedilebilir nitelikte olsa dahi davanın toplam süresinin yine aşırı olduğunu ve "makul süre" şartına uymadığını kaydetmiştir.

Dolayısıyla, söz konusu maddeler ihlal edilmiştir.

II. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

Başvuran adil tatmin talebinde bulunmamıştır. Dolayısıyla, AİHM başvurana herhangi bir tazminat ödenmesinin gerekli olmadığını değerlendirmiştir.

BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AİHM OYBİRLİĞİ İLE

1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;

2. AİHS'nin 5/3 ve 6/1 maddelerinin ihlal edildiğine;

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğü'nün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 6 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

 

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA