kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
CEMALETTİN CANLI/TÜRKİYE


İçtihat Metni

CEMALETTİN CANLI/TÜRKİYE

2. DAİRE

(Başvuru no. 22427/04)

KARAR

KARAR TARİHİ:18 Kasım 2008

İşbu karar AİHS'nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.

USULİ İŞLEMLER

Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 22427/04 no'lu davanın nedeni T.C. vatandaşı Cemalettin Canlı'nın ("başvuran"), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne 21 Mayıs 2004 tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesi'nin ("AİHS") 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.

Başvuran, Ankara Barosu avukatlarından Gökçen Zorcu tarafından temsil edilmiştir.

OLAYLAR

I. DAVANIN KOŞULLARI

Başvuran 1969 doğumludur ve Ankara'da yaşamaktadır.

1990'da yasadışı Dev-Genç örgütüne üye olduğu iddiası ile aleyhinde takibat başlatılmış, 25 Eylül 1990'da beraat etmiştir. Dev-Yol adlı bir başka yasadışı örgüte üye olması nedeniyle Ceza Kanunu'nun 141. maddesi bağlamında aleyhinde başlatılan diğer takibat, sözkonusu maddenin yürürlükten kaldırılmasını müteakiben 1990'da sona ermiştir.

23 Ağustos 2003'te başvuran, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu tarafından Ankara'da düzenlenen bir gösteriye giderken, polislerce yakalanmış ve iddiasına göre dövülmüştür. Başvuran polis karakoluna götürülmüştür. Aynı gün hazırlanan polis raporunda, başvuranın 1990'da gerçekleştirilen terörist bir eyleme ilişkin sabıka kaydı bulunduğu kaydedilmiştir.

24 Ağustos 2003'te Ankara Cumhuriyet Savcısı bir iddianame sunarak başvuranı ve diğer 25 kişiyi Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefetle, devlet mülküne zarar vermekle ve güç kullanmak suretiyle yakalanmaya direnmekle itham etmiştir.

Cezai takibat, Ankara Asliye Ceza Mahkemesi (bundan böyle "Ankara Mahkemesi" olarak anılacaktır) önünde devam etmekteyken, Ankara Mahkemesi'ne Ek Suç Bildirme Formu başlıklı bir form sunulmuştur. Raporda, Suçluluk Kayıtları başlığı altında başvurana ilişkin iki kayıt bulunmaktaydı:

"1- Dev-Yol üyesi, 14/03/1990, Siyasi Suçlar Şubesi, 3371;
2- Dev-Genç üyesi, 2/11/1990, Siyasi Suçlar Şubesi, 14034".

Başvuranın parmak izlerini, adresini ve doğum kayıt bilgilerini kapsayan rapor, polise belirli suçlarla suçlanan ya da itham edilen kişiler hususunda bu tür ayrıntıları saklama yetkisini veren Emniyet Teşkilatı Parmak İzi Yönetmeliği'nin 12. maddesi bağlamında hazırlanmıştır.

27 Ocak 2004'te başvuran, Cumhuriyet Savcısı'na şikayette bulunmuş ve yasadışı örgüt Dev-Genç üyesi olma suçundan 1990'da beraat ettiğini ve Dev-Yol üyesi olmasına ilişkin takibatın 1990'da sona erdiğini belirtmiştir. Başvuran ayrıca Emniyet Teşkilatı Parmak İzi Yönetmeliği'nin, polis kayıtlarına beraatların ya da cezai takibatların sona ermesinin dahil edilmesini gerektirdiğine dikkat çekmiştir. Cumhuriyet Savcısı'ndan yönetmeliğe uymayarak görevlerini ihmal eden polis memurları aleyhinde takibat başlatılmasını istemiştir.

Başvuran, şikayetinde ayrıca polis raporunun mevcut haliyle AİHS'nin 6. maddesince güvence altına alınan masumiyet karinesi hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Bir sosyologdur ve birçok yayını bulunmaktadır. Cumhuriyet Savcısı'nın dikkatini, "[gösteri sırasında] yakalanan kişilerden birinin Dev-Genç üyesi olduğunu] kaydeden yerel basına çekmiştir. Şu an yasadışı örgütlerin üyesi olarak kabul edildiğini, bunun meslek yaşamı üzerinde negatif etkileri olduğunu ve psikolojik bütünlüğüne zarar verdiğini kaydetmiştir.

11 Şubat 2004'te Cumhuriyet Savcısı, başvuranın polis memurları aleyhinde cezai takibat başlatılması talebini reddetmiştir. Cumhuriyet Savcısı, polis memurlarının kimseyi yanıltmaya çalışmadıkları, tek yaptıklarının başvuranın evveliyatına ait resmi kayıtları mahkemeye iletmek olduğu sonucuna varmıştır.

Başvuran, Cumhuriyet Savcısı'nın kararına itiraz etmiş ve savcının, polis memurları aleyhinde takibat yapılmamasına karar vermeden önce sözkonusu yönetmeliği incelemediğini ya da kararında yönetmeliğe değinmediğini ileri sürmüştür. Ayrıca adil yargılanma ve özel hayatına ve aile yaşamına saygı duyulması hakları başta gelmek üzere AİHS bağlamındaki haklarının ihlal edildiği hususunda şikayette bulunmuştur.

Sincan Ağır Ceza Mahkemesi, 17 Mart 2004'te başvuranın itirazını reddetmiştir.

Başvuran, 24 Ağustos 2003'te aleyhine açılan davada 8 Aralık 2005'te beraat etmiştir (bkz. 8. paragraf).

HUKUK

I. AİHS'NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran, suçluluk kayıtlarının polis tarafından keyfi ve kanuna aykırı olarak tutulduğu ve kayıt hususunda yerel basında çıkan ayrıntıların, AİHS'nin 8. maddesi bağlamında korunma altına alınması gereken özel hayatı üzerinde olumsuz etkileri bulunduğundan şikayetçi olmuştur.

Hükümet, sözkonu iddiaya itiraz etmiştir.

A. Kabuledilebilirlik

Hükümet, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmemiş olması nedeniyle şikayetin kabuledilemez olduğunu iddia etmiştir. Başvuranın idare mahkemelerinden kayıtların düzeltilmesini isteyebileceği kanısındadır. Ancak başvuran, sözkonusu şikayeti yerel makamlar önünde esas bakımından dahi sunmamıştır.

Hükümet ayrıca başvuranın polis kayıtlarının ayrıntılarını yayımlayan gazeteler aleyhinde dava açmadığını ileri sürmüştür.

Hükümet, suçluluk kayıtlarının tutulmasının yasal dayanağı bulunması nedeniyle bu konuda Cumhuriyet Savcısı'na sunulan şikayetin yasal bir uygulamanın telafisini istemesi nedeniyle dayanaksız olduğunu, Cumhuriyet Savcısı'na şikayette bulunulmasının etkin bir iç hukuk yolu olması için ortada bir suç olması gerektiğini belirtmiştir.

Başvuran, 2003'te Ankara mahkemesine sunulana kadar suçluluk kayıtlarından haberdar olmadığını, bu nedenle 2003'ten önce adli sicilinin düzeltilmesi için ilgili makamlara başvurmasını beklemenin mantıklı olmadığını belirtmiştir. 2003'te Ankara'daki mahkemeye sunulmaları ardından, basında zaten terörist örgütlere üye olarak gösterildiği için çok geç olduğunu belirtmiştir.

AİHM'nin yerleşik içtihadına göre, başvuranın iç hukuk yollarına başvurma fırsatının olduğu durumlarda, iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralı kapsamında başvuranın, makul olan ve AİHS bağlamında sunduğu şikayetlerin esası hususunda telafi sağlayabilen bir iç hukuk yoluna başvurması yeterlidir (bkz., inter alia, Hilal/İngiltere (karar), no. 45276/99, 8 Şubat 2000). Başvuranın birden fazla iç hukuk yoluna başvurma seçeneği bulunduğu ve bu iç hukuk yollarının karşılaştırmalı etkinliklerinin kesin olmadığı hallerde AİHM, iç hukuk yollarının tüketilmesi gereğini başvuranın lehinde yorumlar (bkz. Budayeva ve Diğerleri/Rusya, no. 15339/02, 21166/02, 20058/02, 11673/02 ve 15343/02, 110. paragraf, AİHM 2008-… (özetler) ve orada kaydedilen davalar). Başvuran bu tür bir iç hukuk yoluna başvurduğunda, aynı anda mevcut olan ancak artık başarılı sonuç vermeme ihtimali yüksek diğer iç yollarına da başvurmak durumunda değildir (bkz. Ivan Vasilev/Bulgaristan, no 48130/99, paragraf 56, 12 Nisan 2007 ve orada kaydedilen davalar).

AİHM, mevcut davada, olayların gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan Ceza Kanunu'nun 230. maddesine göre, devlet memurunun görevlerini yerine getirirken gecikmesi ya da yerine getirmemesi suçtu. Ayrıca, Emniyet Teşkilatı Parmak İzi Yönetmeliği'nin 26. maddesinde polis kayıtlarının beraatleri ve takibata son verilmesi hususlarını içerecek şekilde kayıtların güncellenmesi gerektiği, tereddüte mahal bırakmayacak şekilde belirtilmiştir (bkz. 17. paragraf). Hükümet, polisin kayıtları güncellemekle sorumlu olduğuna itiraz etmemiştir.

AİHM, başvuranın polis memurlarının, görevlerini yerine getirmeyerek Ceza Kanunu'nun 230. maddesinde tanımlanan suçu işlediği sonucuna varmasının ve Cumhuriyet Savcısı'na şikayette bulunmasının makul olduğu kanaatindedir. Ayrıca, Hükümet'in belirttiğinin aksine, Cumhuriyet Savcısı'na ve Ağır Ceza Mahkemesi'ne başvurusu sırasında başvuranın açık olarak AİHS bağlamındaki haklarına değindiği kaydedilmelidir (bkz. 12. ve 14. paragraflar).

Ayrıca, daha önce belirtmiş olduğu gibi, 2003'e kadar kayıtlardan haberdar olmayan, ki bu konuda Hükümet'in de bir itirazı yoktur, başvuranın kayıtların düzeltilmesi için idari mahkemeye başvurması için en erken zaman, kayıtların Ankara'daki mahkemeye sunulması ve basında açıklanması ardından olmuştur.

Hükümet'in, başvuranın gazeteler aleyhinde dava açmamasına ilişkin iddiasına ilişkin AİHM, gazetelerin raporun içerdiği bilgileri çarpıtmadığını, sadece olduğu şekliyle ayrıntılı olarak yayımladığını gözlemlemektedir.

AİHM, yukarıda kaydedilenler ışığında, başvuranın iç hukuk yollarını tüketme gereğine uyduğu kanısındadır. Bu nedenle, Hükümet'in sözkonusu husustaki itirazı reddedilmelidir.

AİHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru, kabuledilebilir niteliktedir.

B. Esas

Başvuran, polis raporunun hazırlanmasının ve 2003'te Ankara mahkemesine sunulmasının keyfi ve kanuna aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Sonuç olarak, kamuoyu sözkonusu rapordan haberdar olmuş ve başvuran hakkındaki yanlış bilgiler basında geniş olarak yer almıştır. Bu durumun, özel hayatına saygı gösterilmesi hakkını ihlal ettiğini iddia etmiştir.

Hükümet, raporun hazırlanmasının başvuranın AİHS'nin 8. maddesi bağlamındaki haklarına müdahale olarak algılanması gerektiği hususunda sözkonusu tarihte yürürlükte olan kanunlara uygun olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, kamu güvenliği ve karmaşanın engellenmesim için demokratik bir toplumda gerekliydi.

AİHM'nin ilgilenmesi gereken ilk konu, polis raporundaki bilgilerin başvuranın "özel hayatına" ilişkin veri mi, yoksa 8. maddenin kapsamı dışında kalan "kamusal bilgi" teşkil edip etmediğini tespit etmektir. AİHM, "özel hayat" kavramının kapsamını, yetkili makamlarca sistematik olarak toplanarak dosyalanan "kamusal bilginin" "özel hayat"ın kapsamına girdiği yönündeki içtihadı doğrultusunda değerlendirecektir (bkz., özellikle, Aman/İsviçre [BD], no 27798/95, 65. paragraf AİHM 2000-II, ve Rotaru/Romanya [BD], no 28341/95, 43. paragraf, AİHM 2000-V). Bu, mevcut davada olduğu gibi kişinin uzak geçmişine ilişkin bilgilerin sözkonusu olduğu durumda daha da geçerlidir (Rotaru,43. paragraf).

AİHM, "özel yaşam" kavramı ile ilgili yorumunun, 1 Ekim 1985'te yürürlüğe giren ve "her bireyin … haklarına ve temel özgürlüklerine ve özellikle de kendisi hakkındaki kişisel verilerin (Antlaşmanın 2. maddesinde kişisel veri "kimliği saptanmış ya da saptanabilir bireylere ilişkin bilgi" olarak tanımlanmıştır) otomatik olarak derlenmesine karşı özel hayatın gizliliği hakkını (madde 1) koruyan Avrupa Konseyi bünyesindeki 28 Ocak 1981 tarihli Kişisel Verilerin Otomatik İşlenmesinde İlgili Bireylerin Korunması Hakkındaki Antlaşma'ya uygun olduğu kanısındadır.

AİHM her halükarda itiraz edilen raporda başvurana, yasadışı örgütlere üyelikle "suçlanan", "mahkum edilen" ya da "yargılanan" biri olarak değil, yalnızca "üye" olarak değinildiğini gözlemlemiştir. Başvuranın hiçbir zaman herhangi bir mahkeme tarafından yasadışı örgütlere üyelik suçuyla mahkum edilmediğini göz önüne alan AİHM, polis raporunda başvurana bu tür örgütlerin "üyesi" olarak değinmenin, saygınlığına zarar verebileceği kanaatindedir. Cumhuriyet Savcısı ya da Hükümet, polis raporundaki bilginin doğru olmayan niteliğine itiraz etmemiştir.

AİHM bu bağlamda 8. maddede, kişinin saygınlığının korunması hakkının, özel hayatına saygı gösterilmesi hakkının bir parçası olarak yer aldığını yinelemektedir (bkz. Pfeifer/Avusturya, no 12556/03, 35. paragraf, AİHM 2007-…, ve orada değinilen davalar).

AİHM, yukarıda kaydedilenler ışığında, AİHS'nin 8. maddesinin uygulanabileceği ve doğru olmayan polis raporunun saklanmasının ve Ankara mahkemesine gönderilmesinin, sözkonusu madde bağlamında başvuranın özel hayatına saygı hakkına müdahale teşkil ettiği kanaatindedir.

Bu tür bir müdahale, "kanuna uygun" olmadığı müddetçe AİHS'nin 8. maddesine aykırı olacaktır. AİHS'nin 8. maddesinin amacı, bireyi kamu yetkililerinin keyfi müdahalelerine karşı korumaktır (bkz. Malone/İngiltere, 2 Ağustos 1984, 67. paragraf, A Serisi, no 82). Ayrıca, müdahalenin bireyin AİHS'nin 8. maddesi bağlamındaki haklarına müdahale teşkil etmemesi için iç hukukta yasal dayanağının olması da yeterli değildir. Müdahale aynı zamanda 8/2 maddede değinilen meşru amaçlardan bir ya da birkaçını hedeflemeli ve "demokratik bir toplumda gerekli" olmalıdır.

Hükümet, sözkonusu raporun yukarıda kaydedilen yönetmeliğe uygun olarak hazırlanması nedeniyle "kanuna uygun olduğu" kanısındadır.

AİHM, sözkonusu yönetmeliği göz önüne almış ve yönetmeliğin, cezai suçlarla itham ve bu suçlardan mahkum edilen bireylerin kişisel bilgilerinin ve parmak izlerinin, polis tarafından saklanabileceği ve diğer devlet birimlerine gönderilebileceği durumları ayrıntılı olarak ortaya koyduğunu kaydetmiştir. Mevcut dava kapsamında, yönetmeliğin polise yasadışı örgüt üyeliği - başvuranın geçmişte itham edildiği ancak 1990'da temize çıktığı suç - de dahil olmak üzere ciddi suçlarla itham edilen kişilere ilişkin bilgileri kayıtlarında saklama yetkisi vermesi önemlidir.

Yönetmelik ayrıca polis raporlarının kapsadığı bilgilerin düzeltilmesini ve değiştirilmesini de içermektedir. Polise, suçlamalara ilişkin cezai takibatın sonuçlarına dair bilgileri kayıtlarına dahil etme yükümlülüğünü getirmektedir (bkz. 17. paragraf).

Ancak, yukarıda kaydedilmiş olduğu gibi, hem raporda ortaya konan bilgi yanlıştır hem başvuranın beraat ettiğini ve cezai takibatın sona erdiği bilgilerini içermemektedir. Ayrıca, 1990'da alınan kararlar, 2003'te Ankara mahkemesine sunulan rapora eklenmemiştir. AİHM, bu eksikliklerin Polis Yönetmeliği'nin tereddüte mahal bırakmayan şartlarına aykırı olduğu ve başvuranın AİHS'nin 8. maddesi bağlamındaki haklarının korunması için iç hukukun sağladığı usuli teminatları ortadan kaldırdığı kanaatindedir (bkz., mutatis mutandis, Craxi/İtalya (no 2), no 25337/94, 82. paragraf, 17 Temmuz 2003).

Dolayısıyla, AİHM sözkonusu polis raporunun hazırlanmasının ve Ankara mahkemesine sunulmasının, AİHS'nin 8. maddesinin 2. paragrafı bağlamında "kanuna uygun" olmadığı sonucuna varmıştır. Bu sonuç, AİHS'nin 8. maddesinin 2. paragrafının diğer gereklerini incelemeye gerek bırakmamıştır.

Bu nedenle AİHS'nin 8. maddesi ihlal edilmiştir.

II. AİHS'NİN DİĞER MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran son olarak AİHS'nin 6. maddesinin 2. paragrafı bağlamında masumiyet karinesi hakkının, polis raporunun hazırlanması ve yayımlanması nedeniyle ihlal edildiği hususunda şikayette bulunmuştur. Ayrıca AİHS'nin 6. ve 13. maddeleri bağlamında Cumhuriyet Savcısı'nın şikayetlerini yeterince incelemediği ya da polis memurları aleyhinde takibat başlatmadığı hususlarında da şikayette bulunmuştur.

AİHM, sözkonusu şikayetlerin kabuledilebilir olduklarına karar verilebileceği kanısındadır. Ancak, AİHS'nin 8. maddesi bağlamında varılan sonuç ışığında, AİHS'nin 6. ve 13. maddelerinin ihlal edilip edilmediğini esasa dayalı olarak ayrıca incelemek gerekli değildir.

IV. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

AİHS'nin 41. maddesine göre:
"Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın adil tazminine hükmeder."
A. Tazminat
Başvuran, manevi tazminat olarak 20,000 Euro (EUR) talep etmiştir.

Hükümet, meblağın aşırı ve dayanaktan yoksun olduğu ve ödenmesine karar verildiği takdirde, haksız zenginleşmeye neden olacağı kanısındadır.

AİHM, başvuranın basında kendisi hakkında doğru olmayan bilgilerin çıkması nedeniyle sıkıntı ve stres gibi manevi zararlara maruz kalmış olması gerektiği ve bu zararın, yalnızca ihlal bulgusu ile tazmin edilemeyeceği kanısındadır. Hakkaniyete dayanan bir değerlendirmede bulunan AİHM, başvurana sözkonusu başlık altında 5,000 Euro ödenmesine karar vemiştir.

B. Yargılama masraf ve giderleri

Başvuran AİHM önünde yaptığı masraflar için 6,000 Euro talep etmiştir. Talebine gerekçe olarak, Ankara Barosu'nun önerilerine uygun olarak yasal temsilcisine ödemede bulunma yükümlülüğünü üstlendiği ücret sözleşmesini sunmuştur. Başvuranın sunduğu diğer bir belgede, Ankara Barosu'nun başvuranın AİHM önünde yasal olarak temsil edilmesi karşılığında 6,000 yeni Türk Lirası (yaklaşık 3,300 EUR) önerdiği kaydedilmektedir.

Hükümet, AİHM'yi başvuranın yargılama masraf ve giderlerine ilişkin talebini reddetmeye davet etmiş ve başvuran ve yasal temsilcisi tarafından imzalanan avukatlık ücreti sözleşmesinin Hükümete bir sorumluluk getirmediğini ileri sürmüştür.

AİHM içtihadına göre, başvuran ancak gerçekten ve gerektiği için yapıldığını ve miktarın makul olduğunu kanıtlaması durumunda masraflarının tazmin edilmesine hak kazanır Mevcut davada sahip olduğu bilgileri ve içtihadını göz önünde bulunduran AİHM, başvurana AİHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 1,500 EUR tazminat ödenmesine karar vermiştir.

C. Gecikme Faizi

AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.


BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM OYBİRLİĞİYLE

1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;

2. AİHS'nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;

3. AİHS'nin 6. ve 13. maddeleri bağlamındaki şikayetleri ayrıca incelemenin gerekli olmadığına;

4. (a) AİHS'nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası'na çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana aşağıda kaydedilen meblağların ödenmesine;

(i) Manevi tazminat olarak 5,000 EUR (beş bin Euro) ve ödenebilecek her tür vergi;
(ii) Yargılama masraf ve giderleri için 1,500 EUR (bin beş yüz Euro) ve başvurana uygulanabilecek her tür vergi;

(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;

5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine;

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü'nün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 18 Kasım 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

 

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA