kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
SEFİNE BAŞ - TÜRKİYE DAVASI


İçtihat Metni

SEFİNE BAŞ - TÜRKİYE DAVASI

4.DAİRE

(Başvuru no: 49548/99)

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ

KARAR TARİHİ:24 Haziran 2008

İşbu karar AİHS'nin 44/2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.

USUL

Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (49548/99) no'lu davanın nedeni T.C. vatandaşı Sefine Baş'ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) 13 Ocak 1999 tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi'nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.

Başvuran, AİHM önünde İstanbul Barosu avukatlarından Z. Polat ve G. Altay tarafından temsil edilmektedir.

OLAYLAR

I. DAVANIN KOŞULLARI

1957 doğumlu olan başvuran Giresun'da ikamet etmektedir. Müteveffa Nevzat Baş'ın dul eşi olan başvuran dört çocuk annesidir.

A. Olayın ortaya çıkışı

İlkokul öğretmeni olan Nevzat Baş, 25 Kasım 1972 tarihinde Aktepe İlkokulu'na tayin edilmesiyle birlikte kamu hizmetine başlamıştır.

Bulancak Sulh Hukuk Mahkemesi 4 Mayıs 1982 tarihinde Nevzat Baş'ı 2 ay 15 gün süreyle görevden uzaklaştırma cezasına çarptırmıştır.

21 Mayıs 1982'de, sözkonusu dönemde Erzincan Askeri Mahkemesi'nin görev alanına giren bir suçtan yakalanmış ve tutuklanmıştır.

Bunun üzerine Giresun İl Milli Eğitim Müdürlüğü davanın sonucunu beklemek üzere Nevzat Baş'ı ihtiyaten açığa almıştır.

İlgilinin tutukluluğu 30 Ağustos 1982 tarihinde sona ermiştir. 31 Ağustos 1982 tarihinde ise disiplin cezası yürürlüğe konulmuştur.

Nevzat Baş'ın hakkındaki disiplin cezasının sona erdiği 15 Kasım 1982 tarihinde görevine dönmesi gerekirken Milli Eğitim Müdürlüğü başvuranın açığa alınma kararının devamına karar vermiştir. Bu cezanın uygulanmasına ilgilinin vefat ettiği 18 Haziran 1983 tarihine kadar devam edilmiştir.

Devlet Memurları Kanunu'nun 141. maddesi uyarınca sağlığında görevinden uzaklaştırıldığı süre zarfında aylık maaşının üçte ikisini alma hakkına sahip olan Nevzat Baş %50 oranında emeklilik kesintisi ödemeye devam etmiştir.

Başvuran 5 Temmuz 1983 tarihinde Emekli Sandığı'na başvurarak dul aylığı tahsisi talebinde bulunmuştur.

Bu türden bir aylığın tahsis edilmesi için gerekli koşulların oluşmadığı kanaatine varan Emekli Sandığı başvuranın talebini reddetmiştir. Buna bağlı olarak Emekli Sandığı başvurana, eşinin görevden uzaklaştırılmasından önce ödediği emeklilik kesintilerinin iadesi başlığı altında 57.249 eski Türk Lirası, emeklilik ikramiyesi olarak ise 47.549 TL tutarında ödeme yapmıştır.

Sözkonusu dönemde bu meblağların toplamı yaklaşık 310 ABD Doları'na (1 ABD Doları = 337,75 TL) tekabül etmekteydi.

Bilahare Erzincan Askeri Mahkemesi Nevzat Baş hakkında ölümünden sonra beraat kararı vermiştir. Bu hüküm 20 Nisan 1987 tarihinde kesinleşmiştir.

B. Takip eden idari süreçler

1. İlk süreç

Başvuran 14 Nisan 1987 tarihinde Emekli Sandığı'na yeniden başvurarak kendisine dul aylığı bağlanması talebinde bulunmuştur.

Eşinin hizmet süresinin bu türden bir aylık bağlanabilmesi için 5434 sayılı Kanun'un 66. maddesinde istenen asgari on yıl hizmet süresinden az olduğu gerekçesiyle başvuranın bu talebi reddedilmiştir.

Bunun üzerine başvuran Ankara İdare Mahkemesi'nde bir iptal davası açmıştır. 27 Kasım 1989 tarihli kararla Ankara İdare Mahkemesi asgari hizmet süresinin doldurulduğu kanaatine vararak başvuranı haklı bulmuştur.

Hakimlere göre Nevzat Baş'ın 1 Aralık 1972 ile 30 Mayıs 1982 tarihleri arasında 9 yıl 6 aylık hizmeti olduğu konusunda bir şüphe bulunmamaktaydı. Ancak 5434 sayılı Kanun'un 31. maddesi uyarınca sözkonusu süreye başvuranın tutuklandığı tarihten vefat ettiği tarihe kadar geçen 1 yıl 27 günün yarısı olan 6 ay 13 günlük sürenin de eklenmesi gerekmekteydi. Böylelikle ihtilaflı çalışma süresi 10 yıl 13 gün olmaktaydı. Bu durum başvuranın dul aylığı bağlanması hakkına kavuşmasını sağlamaktaydı. Bununla birlikte, başvuran, kocasının vefat ettiği 18 Haziran 1983 tarihinden itibaren yargıya başvurmadığı için dul aylığının 14 Nisan 1987 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere bağlanması gerektiğine hükmedilmiştir.

Milli Eğitim Müdürlüğü bu kararı 5 Haziran 1990 tarihinde temyize götürmüştür.

Danıştay 2 ay 15 günlük disiplin cezasının toplam çalışma süresinden düşülmesi gerektiği gerekçesiyle 5 Ekim 1992 tarihinde bu kararı bozmuştur. Böylelikle çalışma süresi 9 yıl 11 ay olmaktaydı.

Mahkeme 5 Mayıs 1994 tarihinde bu karara uyarak başvuranın talebini reddetmiştir.

Başvuran Danıştay'a başvurmuş ancak Danıştay 9 Nisan 1996 tarihli bir kararla başvuranın talebini geri çevirmiştir.

Başvuran 19 Haziran 1996 tarihinde karar düzeltme talebinde bulunmuştur. Başvuranın bu talebi 20 Mayıs 1998 tarihinde reddedilmiştir.

2. İkinci süreç

Başvuran Milli Eğitim Müdürlüğü'nden yeniden dul aylığı tahsisi talebinde bulunmuştur. Emekli Sandığı'na havale edilen bu talep 12 Nisan 2001 tarihinde reddedilmiştir.

Bunun üzerine başvuran, kararın iptali istemiyle Ankara İdare Mahkemesi'nde ikinci bir dava açmıştır. Mahkeme başvuranın taleplerinin daha önce kesin hüküm gücü kazanmış bir karara konu olduğu gerekçesiyle bu talebi geri çevirmiştir.

3. Üçüncü yargılama

28 Mart 2002 tarihinde, başvuran, açığa alındığı süre boyunca yarısını eşi Nevzat Baş'ın ödediği emeklilik aidatlarını tamamlamak için gerekli olan farkı Emekli Sandığına ödemiştir.

15 Eylül 2002 tarihinde, başvuran, sözkonusu dönemde eşinin aylığından kesilen miktarın kendisine geri ödenmesini talep etmiştir.

Başvuran, ödemeyi yapmayan idare aleyhinde Ordu İdare Mahkemesi'nde dava açmıştır.

Sözkonusu dava, 10 Ekim 2002 tarihinde, idarenin başvurana sözkonusu kesintiyi yani 28 Mart 2002 tarihinden itibaren işleyecek olan gecikme faizi ile birlikte 78.000 TL'yi ödemeye mahkum edilmesiyle sona ermiştir.

Temyiz başvurusunda bulunulmadığından, sözkonusu karar nihai hale gelmiştir.

17 Temmuz 2003 tarihinde, gecikme faizi ile birlikte başvurana 150.000 TL tutarında ödeme yapılmıştır. Bu miktar olayların meydana geldiği dönemde yaklaşık 110 Amerikan Doları'na tekabül etmekteydi.

4. Dördüncü yargılama

15 Eylül 2003 tarihinde, başvuran, bir kez daha kendisine dul aylığı bağlanması talebinde bulunmuştur.

17 Aralık 2003 tarihinde, Emekli Sandığı, eşinin tam zamanlı olarak çalışmaya başlamadan öldüğü gerekçesiyle başvuranın dul aylığı alma hakkını bir kez daha reddetmiştir.

Başvuran, bu son karara Ankara İdare Mahkemesi önünde itiraz etmiştir. Başvuran, eşinin aylığından yapılan kesintilerin geri ödenmesinin, eşinin on yıldan fazla bir süre boyunca ve tam zamanlı olarak çalıştığının kabul edilmesi olarak değerlendirildiği anlamına geldiğini belirtmiştir. Üstelik eşinin açığa alındığı döneme ilişkin emeklilik kesintilerinin tamamı ödenmiş olduğu cihetle Emekli Sandığı kendisine dul aylığı bağlamakla yükümlüydü.

9 Şubat 2005 tarihli bir kararla, mahkeme, "hukuka aykırı" olduğuna kanaat getirerek Emekli Sandığı'nın kararını iptal etmiştir. Mahkeme, başvuranın eşinin vefatından sonra beraat etmesi nedeniyle açığa alındığı bir yıl 27 günlük sürenin yarısı değil tamamı çalışmış olarak kabul edilmesi gerektiğine kanaat getirmiştir. Sonuç olarak müteveffanın çalışma süresi 10 yılı geçmektedir.

17 Haziran 2005 tarihinde Emekli Sandığı kararı temyiz etmiştir. Dava halen Danıştay'da derdesttir.

5. Beşinci yargı süreci

Başvuran sözü edilen mahkemece de tanınan hakkıyla ilgili durumunu öne sürerek 5 Mayıs 1994 tarihli yargı kararı ile kapanan davanın yeniden incelenmesi başvurusunu yapmıştır.

17 Mayıs 2005 tarihinde Mahkeme, itiraz edilen idari kararın 9 Şubat 2005 tarihinde iptal edilmiş olması nedeniyle davanın yeniden görülmesine gerek olmadığına karar vermiştir.

C. Başvurana yapılan ödemeler

Emekli Sandığı, bu konudaki hüküm kesinleşmediği halde, başvurana 1 Ocak 2004 tarihinden 1 Nisan 2008 tarihine dek olan dönem için dul aylığı başlığı altında toplam 18.260,55 YTL. (o dönemde yaklaşık 8.850 Euro'ya karşılık gelmekte) tutarında ödeme yapmıştır. Dosyaya eklenen makbuzlardan dul aylıklarının düzenli aralıklarla zam gördüğü anlaşılmaktadır:

1 Ocak -1 Aralık 2004: 241,92 YTL
1 Ocak -1 Haziran 2005: 326,05 YTL
1 Temmuz -1 Aralık 2005: 346,21 YTL
1 Ocak -1 Haziran 2006: 354,89 YTL
1 Temmuz -1 Aralık 2006: 372,24 YTL
1 Ocak -1 Haziran 2007: 395,80 YTL
1 Temmuz -1 Aralık 2007: 413,32 YTL

1 Ocak 2008 tarihinden bu yana başvuran aylık 427,85 YTL (yaklaşık 207 Euro) maaş almaktadır

Yine ödeme belgelerine göre Emekli Sandığı açısından başvuran 1 Ocak 2004'ten itibaren dul aylığına hak kazanmıştır. Bununla birlikte, Emekli Sandığı mahkeme kararında yer alan dies a quo'yu izleyen ayın ilk günü olan bu tarihi 1 Ekim 2003 olarak düzeltmiştir.

HUKUK

I. AİHS'NİN 6/1 MADDESİ'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuran 6/1 maddesinin ilgili hükümleri bakımından başvuru konusunu teşkil eden idari mahkemeler önündeki sürenin genel olarak uzunluğundan ve bilhassa hakkaniyete uygun olmadığından şikayetçi olmaktadır.

Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır.

A. Kabuledilebilirliğe ilişkin

AİHM, Hükümetin kabuledilebilirliğe ilişkin hiçbir itirazda bulunmadığını kaydetmektedir. AİHM ayrıca şikayetin ihtilaf konusu yargılama sürelerine ilişkin bölümünün AİHS'nin 35/3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesinin de bulunmadığını tespit etmektedir.

Buna karşın, sözkonusu yargılamaların ulusal mahkemelerin yasaları yanlış uygulaması ve yorumlaması nedeniyle hakkaniyetten yoksun olduğu yönündeki şikayetin temelden yoksun olduğunu tespit eden AİHM, sözkonusu şikayetin bu gerekçeyle reddedilmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.

Mevcut davadaki yargılama sürelerinin uzunluğuna ilişkin olarak AİHS'nin 6/1 maddesi kapsamında dile getirilen şikayeti kabul eden AİHM, AİHS'nin 35/3 ve 4 maddesi uyarınca şikayetin geriye kalanını reddeder.

B. Esasa ilişkin

1. Tarafların argümanları

Başvuran, idare mahkemelerinin müteveffa kocasının görevde olduğu döneme ilişkin olarak yapılan yanlış bir hesaplamadan yola çıktıklarını, buna bağlı olarak adaletin yerine gelmesi için yirmi yıl süren bir yargılama yapılması gerektiğini iddia etmektedir.

Bu bakımdan başvuran, çözümlenmesi gereken yegâne mesele olan sözkonusu hesaplamanın karmaşık bir tarafının bulunmadığını belirtmektedir. Başvuran, bu meselenin çözüme kavuşturulması için konuyla ilgili uzman bir bilirkişi tayin edilmesinin yeterli olacağını belirtmektedir.

Hükümet mevcut davada, yargılamanın seyri, duruşmaların sıklığı hele de mahkemelerin bağımsızlık ve tarafsızlığı konularında mahkemelere hiçbir suçlamada bulunulamayacağını ileri sürmektedir.

Buchholz - Almanya (6 Mayıs 1981 tarihli karar) ve Zimmermann ve Steiner - İsviçre (13 Temmuz 1983) davalarına atıfta bulunan Hükümet, mevcut davada Devlet'e atfedilebilecek herhangi bir yavaşlığın bulunmadığını savunmaktadır. Hükümet, başvuranın iki kez Danıştay'a başvurması ve karar düzeltme talebinde bulunmasının yargılama süresinin uzamasında etkili olduğunu belirtmektedir.

2. AİHM'nin değerlendirmesi

AİHM dikkate alınması gereken dönemin Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü'ne başvuru yapıldığı 14 Nisan 1987 tarihinde başladığı kanaatindedir.

Bu dönemin sonuna ilişkin olarak ise AİHM makul olup olmadığı yönünden kontrol edilmesi gereken sürenin "ihtilafı" ortadan kaldıran kararın alınmasına kadar geçen yargılama süresinin tamamını kapsadığını anımsatır (Guillemin - Fransa, 21 Şubat 1997 tarihli karara, prg. 36).

Halihazırda bu karar Ankara İdare Mahkemesince 9 Şubat 2005 tarihinde verilen karardır. Başvuranın dosyanın yeniden açılmasına yönelik son başvurusu, davanın yeniden başlamasını etkin bir biçimde sağlayamadığından, hesaba katılmaması gereken olağanüstü bir yol teşkil etmektedir (bkz., diğer birçokları arasında, Jean-Claude Pufler - Fransa, no: 23949/94, 18 Mayıs 1994 tarihli Komisyon kararı, ve Mehmet Özel ve diğerleri - Türkiye, no: 50913/99, prg. 34, 26 Nisan 2005).

İhtilafın karara bağlanması için dört ayrı yargılama yapılması gerekmiştir. Bu yargılamaların toplam süresi yaklaşık on sekiz yıla ulaşmıştır. Yargılamalar arasında geçen süreler dikkate alındığında dahi hesaplanması gereken süre on üç yılı aşmaktadır.

Prima facie makullükten uzak olan böylesi bir süre, davanın koşulları ve AİHM içtihadıyla konulan kıstaslar bilhassa da davanın karmaşıklığı, başvuranın ve yetkili makamların tutumu gibi hususlar göz önünde bulundurularak AİHS'nin 6/1 maddesi (Guillemin, adıgeçen, prg. 37) açısından son derece titiz bir incelemeyi gerekli kılmaktadır (Frydlender - Fransa, no: 30979/96, prg. 43, Zimmermann ve Steiner - İsviçre, adıgeçen, prg. 24, ve Allenet de Ribemont - Fransa, 10 Şubat 1995, prg. 47).

Bu hususlara bir de davanın ilgili açısından önemi eklenmektedir ki bu unsur mevcut davada olduğu gibi maaşlarla ilgili bir ihtilaf sözkonusu olması halinde son derece belirleyici olmaktadır (bkz., sözgelimi, Nibbio - İtalya, 26 Şubat 1992, prg. 18).

Davanın karmaşıklığına ilişkin olarak ise AİHM, esas meselenin geçici olarak görevinden uzaklaştırılan ancak daha sonra hakkında beraat kararı verilen bir kamu görevlisinin hizmet süresinin hesaplanmasından ibaret olduğunu gözlemlemektedir. AİHM bu çerçevede, Nevzat Baş'ın hizmet süresini etkileyen inkıtalara ilişkin olgusal verilerin vefat ettiği 18 Haziran 1983 tarihinden öncesine dayandığını kaydetmektedir. Vefatından sonra hakkında verilen beraat kararı ise Emekli Sandığı'nın başvuranın ilk talebini reddettiği 8 Eylül tarihinden evvel kesinlik kazanmıştır.

Bu konuyla ilgili olarak resmi bir açıklama yapılmadığından, Ankara İdare Mahkemesi tarafından 9 Şubat 2005 tarihli kararda ortaya konulduğu haliyle fiili ve hukuki durumun Emekli Sandığı'nın başvuranın aylık bağlanması talebi hakkında on sekiz yıl önce karar verdiği durumdan farklı olması beklenemez.

Bu durumda, AİHM, - Hükümet'in belirttiği gibi haksız hiçbir gecikme olmaksızın- Nevzat Baş'ın hayatta iken eşine dul aylığı bağlanması için istenen hizmet süresi koşullarını yerine getirip getirmediğini tespit etmenin on üç yıldan fazla süren bir yargılama süresi gerektirmesini anlamakta güçlük çekmektedir.

Bu bağlamda, -kısmen de olsa- geçim kaynağını kaybetme riski bulunması nedeniyle ivedilikle talebinin yerindeliğine dair hukuki bir karara ulaşılmasında başvuranın yadsınamaz bir kişisel menfaatinin bulunduğunu kabul etmek gerekmektedir.

Özellikle mülkiyet hakkından yararlanma hakkı üzerindeki aşırı yavaşlığın olası sonuçlarını göz önüne alarak, haklarının belirlenmesinde özel bir ihtimam gösterilmesi gerekirdi (mutatis, mutandis, Meryem Güven ve bu kararda yapılan atıflar, Mehmet Özel ve diğerleri).

Oysa dosyadaki hiçbir unsur, hesaba dayalı soruna son vermek için bilirkişi raporu düzenlemesinin gerekli olduğuna dahi kanaat getirmeyen ulusal mahkemelerin sözkonusu ihtimama itibar ettiklerini göstermektedir.

Yukarıda söylenenler göz önüne alındığında, AİHM, Hükümet'in, başvuranın aleyhindeki kararlara karşı denediği başvuru yollarının süreyi uzattığı itirazına katılamayacaktır. AİHM'ye göre, hiç kuşkusuz bu sayede sonunda davayı kazanmış olarak, haklarını savunmak amacıyla başvuranın iç hukuk tarafından sunulan tüm imkanları kullanması başvurana kesinlikle bir yarar sağlamıştır (örneğin, Erkner ve Hofauer-Avusturya, 23 Nisan 1987 tarihli karar).

Bu durumda, davanın uzamasına neden olan hiçbir tutum başvurana isnat edilemez.

Sözkonusu unsurlar, AİHM'nin "makul sürenin" aşıldığı dolayısıyla AİHS'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşması için yeterlidir.

II. 1 NO'LU EK PROTOKOL'ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuran, 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesinin ilk paragrafı uyarınca, mallarına saygı hakkının ihlalinden şikayetçidir.

Hükümet, bu iddiayı kabul etmemektedir.

A. Kabuledilebilirliğe ilişkin

AİHM, yukarıda sunulan aynı gerekçelerle, başvurunun bu kısmının da kabuledilebilir nitelikte olduğunu ilan etmektedir.

B. Esas

1.Tarafların argümanları

Hükümet, AİHS'nin nizalı bir yargılamanın her seferinde yargılanabilir açısından tatmin edici bir sonuçla sonlanmasını gerektirmediğinden, sözkonusu şikayetin "savunulabilir" olmadığına kanaat getirmektedir.

Hükümet, başvurana eşinin vefatından sonra hemen dul aylığı bağlanmamış olsa da başvuranın, eşinin emeklilik tazminatından faydalandığı belirtmektedir. Bilahare 9 Şubat 2005 tarihli kararla, başvurana emekli aylığı da bağlanmıştır. Başvuranın iddiaları, hâlihazırda, mesnetten yoksundur.

Diğer konularda ise, Hükümet'in argümanları, başvuru iletildiğinde AİHM tarafından Hükümet'e yöneltilen sorular çerçevesinde oluşturulmuştur.

Bu çerçevede, Hükümet, başvuranın emekli aylığına hak kazandığının 9 Şubat 2005 tarihli bir mahkeme kararı ile belirlendiği ve bu hakkın başvuranın Emekli Sandığı'na başvurduğu 15 Eylül 2003 tarihinden beri geçerli olduğunu ifade etmektedir. 15 Eylül 2003 tarihinden önceki bütün başvurular nihai olarak reddedilmiş olduğundan, 9 Şubat 2005 tarihli karar geriye dönük olarak bu tarihten önceki döneme uygulanamaz.

Başvuran, 24 yıldan fazla bir süre boyunca haksız bir biçimde dul aylığından yoksun bırakıldığını ifade etmektedir. Başvuran, kendisini haklı bulan kararın çok geç verildiğini ve bunun aylık 400 YTL olarak belirttiği maddi zararının giderilmesi için yeterli olmadığını belirtmektedir.

2. AİHM'nin takdiri

9 Şubat 2005 tarihli Ankara İdare Mahkemesi'nin kararının talep edilebilir bir "alacak" yarattığı konusunda kimsenin itirazı bulunmamaktadır. (mutatis, mutandis, Smirnitskaya ve diğerleri-Rusya, başvuru no: 852/02, 5 Temmuz 2007) (Stran ve Stratis Andreadis Yunan Rafineleri-Yunanistan, 9 Aralık 1994 tarihli karar).
Bu durumda başvuranın Ek 1 no'lu Protokol'ün 1. maddesi anlamında "mülkiyet" oluşturan bir hakkı bulunmaktadır.

Ayrıca, bu hak, başvuranın emekli sandığına "başvurduğu" tarihten itibaren geçerli olacak şekilde geriye dönük olarak tanınmıştır. Ancak, mahkeme kararında ilki 14 Nisan 1987 yılında yapılmış olan başvurulardan hangisinin kastedildiği konusunda bir açıklık yoktur.

Bu hususta, emekli sandığı tarafından düzenli ödenen miktarlara karşılık gelen banka alındı makbuzlarını değerlendirmek gerekir ki bu makbuzlar yalnızca 1 Ocak 2004 tarihinden itibaren yapılan aylık ödemeleri kapsamaktadır.

Hükümetin de ifade ettiği üzere, iç hukukta, 9 Şubat 2005 tarihli mahkeme kararının başvuranın Emekli Sandığı'na yaptığı son başvuru tarihi olan 15 Eylül 2003'den öncesine denk gelen dul aylıklarını kapsamadığı şeklinde yorumlandığı anlaşılmaktadır.

Bu koşullar çerçevesinde, Hükümetin söylediğinin aksine, idare mahkemelerinin, başvuranın 15 Eylül 2003'ten geçerli olmak üzere dul aylığına hak kazandığının tespit edilmesinin başvuranın mağdur sıfatını ortadan kaldırdığı söylenemez. Bunun olabilmesi ileri sürülen ihlalin hem zamanlıca, hem mağdurun bu hakkı kullanamadığı süre göz önüne alınarak telafi yoluna gidilmesi gerekirdi. (Bkz. mutatis mutandis sözü edilen, Guillemini kararı).

Mevcut başvuruda durum böyle değildir. Hukuki merciler yaklaşık 200 aya yayılan Nisan 1987- Aralık 2003 tarihleri arasındaki dönemdeki dul aylıklarına ilişkin oluşan zararı dikkate almadıklarından mevcut başvuruda yukarıdaki koşulların sağlandığı söylenemez. Bu bağlamda, AİHM başvuran tarafından mahkemeye sunulan banka makbuzlarına isnaden, hareket noktası olarak ödenen en düşük dul aylığını yani 241.92 YTL'yi temel almaktadır. Bu durumda ihtilaflı döneme ait başvuranın kaybı 48.384 YTL, yani yaklaşık 24.000 Euro olmaktadır

Hükümet bu aşamada detaya girmeden başvurana toplu bir tazminat ödendiğini belirtmektedir. Bunun Nisan 1984'te başvuranın hesabına aktarılan 104.798 TL (anılan dönemde 310 ABD doları/200 Euro'ya tekabül etmektedir) olduğu anlaşılmaktadır (sözkonusu meblağın 17 Temmuz 2003'te iade edilmesi bu şikayetin konusu dışında kalmaktadır).

AİHM bu çerçevede banka hesabına 200 Euro karşılığında yatırılan paranın geçen süre zarfında uğranılan maddi kaybın sonuçlarını gidermeye yetmediğine itibar etmektedir.

Sadece Devlet'e yarar sağlayan sözkonusu süre, ilgili dönemde Türkiye'de paranın hızla değer kaybetmesi göz önüne alındığında, daha da çarpıcıdır.

Türkiye'de bu duruma karşı çeşitli başvuru yollarının mevcut olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır. Zira başvuranın haklarını ileri sürmek için açtığı davaların sayısı ve sürecin ne kadar yavaş işlediği göz önüne alındığında, AİHM, başvuranın yeni davalar açmasına kesinlikle gerek olmadığı kanaatindedir.

Sözkonusu unsurlar göz önüne alındığında, AİHM, 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmektedir.


III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

A. Tazminat

Başvuran, 276 ay boyunca yoksun kaldığı dul aylığı olarak aylık 400 YTL'den hesapladığı 110.400 YTL'yi (yaklaşık 59.000 Euro) maddi tazminat olarak talep etmektedir. Başvuran, Emekli Sandığı tarafından önceden kendisine ödenen toplam miktarların AİHM tarafından ödenmesine hükmedilecek toplam miktardan düşülmesi gerektiğini belirtmektedir.

Başvuran ayrıca 20.000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmaktadır.

Hükümet, başvuranın iddiaları ile ileri sürülen AİHS ihlalleri arasında bir illiyet bağı bulunmadığını savunmaktadır.

Manevi tazminata ilişkin olarak ise Hükümet, hiçbir tazminat ödenmesinin gerekli olmadığını ayrıca sözkonusu talebin aşırı olduğunu belirtmektedir.

Mevcut dava koşullarında, Danıştay'da davanın derdest olmasını ve özellikle tarafların dostane çözüme ulaşma ihtimallerini göz önüne alarak AİHM, maddi tazminat bakımından AİHS'nin 41. maddesinin uygulanması hususunun saklı tutulması kanaatindedir.

Buna karşın, AİHM, mevcut dava koşullarında, tespit edilen AİHS ihlallerinin niteliğini göz önüne alarak, başvuranın hâlihazırda yadsınamaz bir manevi haksızlığa uğradığı kanaatindedir. Hakkaniyete uygun olarak ve davaya ilişkin farklı unsurların tamamını değerlendiren AİHM, başvurana bu başlık altında 5.000 Euro ödenmesine hükmetmektedir.

B. Yargılama masraf ve giderleri

Başvuran iç hukukta ve AİHM nezdinde yapmış olduğu yargı giderleri için 10.400 YTL. (yaklaşık 5.500 Euro) talep etmektedir. Başvuranın öne sürdüğü şekliyle bu miktarın 10.000 YTL.'si avukatlık ücreti, 250 YTL.'si tercüme masrafları, 90 YTL.'si büro giderleri ve 60 YTL.'si ise diğer giderler içindir.

Kanıtlayıcı belgelerin yokluğunda Hükümet bu meblağlara karşı çıkmaktadır.

AİHM'nin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderleri elde edebilir (Bkz. Bottazzi-İtalya kararı no: 34884/97 ve Sawicka-Polonya kararı no: 37645/97, 1 Ekim 2002). AİHM bu uygulamaya değin herhangi bir belgenin ve açıklamanın yokluğunda bu talebi reddetmektedir.

C. Gecikme faizi

AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.


BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE;

1. AİHS'ye Ek 1 no'lu Protokol'ün 1. maddesinin ve söz konusu yargılamanın uzunluğu nedeniyle AİHS'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine ilişkin şikayetlerin kabuledilebilir olduğuna;

2. Diğer şikayetlerin kabuledilemez olduğuna;

3. AİHS'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;

4. Ek 1 no'lu Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;

5. AİHS'nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL' ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından başvurana 5.000 Euro (beş bin Euro) manevi tazminat ödenmesine ve sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına

6. Maddi tazminata ilişkin olarak AİHS'nin 41. maddesinin bu aşamada uygulanmamasına;
a) Hükümet ve başvuranların, AİHS'nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleşmesinden itibaren altı ay içinde bu mesele hakkındaki görüşlerini yazıyla kendisine bildirmeye ve bilhassa aralarında varacakları her türlü uzlaşmadan kendisini haberdar etmeye davet edilmesine;
b) Sonraki sürecin saklı tutulmasına ve gerektiğinde daire başkanının izlenecek süreci belirlemeye yetkili kılınmasına

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 24 Haziran 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

 

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA