kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
FEDAİ ŞAHİN - TÜRKİYE


İçtihat Metni

FEDAİ ŞAHİN - TÜRKİYE

2. DAİRE

(Başvuru no. 21773/02)

KARAR

KARAR TARİHİ:21 Ekim 2008

İşbu karar AİHS'nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL

Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 21773/02 başvuru numaralı davanın nedeni T.C. vatandaşı Fedai Şahin'in ("başvuran") Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne 7 Temmuz 2000 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ("Sözleşme") 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.

Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından G. Altay tarafından temsil edilmiştir.

OLAYLAR

DAVANIN KOŞULLARI

Başvuran 1968 doğumludur ve Türkiye'de ikamet etmektedir.

6 Kasım 1992 tarihinde, başvuran, TKP/ML - TIKKO (Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist - Türk İşci ve Köylü Kurtuluş Ordusu) isimli yasadışı örgüte karşı düzenlenen bir polis operasyonu kapsamında gözaltına alınmıştır. 17 Kasım 1992 tarihinde başvuran tutuklanmıştır.

Cumhuriyet Savcısı, 10 Şubat 1993 tarihli bir iddianame ile, diğer hususların yanı sıra, yasadışı silahlı örgüte üyelik ve Devlet'in anayasal düzenini bozmayı amaçlayan eylemlerde yer alma suçlamasıyla başvuran hakkında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde dava açmıştır. İddia makamı, Ceza Kanunu'nun 146/1 maddesi uyarınca ölüm cezası talebinde bulunmuştur.

18 Haziran 1999 tarihinde Anayasa'da değişiklik yapılmış ve İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde bulunan askeri hakim sivil hakim ile değiştirilmiştir.

12 Haziran 2000 tarihinde, başvuran iddia makamının talebine uygun biçimde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından mahkum edilmiş ve ölüm cezasına çarptırılmıştır.

15 Mayıs 2001 tarihinde, Yargıtay, usule ilişkin nedenlerden dolayı başvuranın mahkumiyetini bozmuştur. Dava, ek inceleme için İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesine geri gönderilmiştir.

18 Temmuz 2001 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranın serbest bırakılması kararını vermiştir.

7 Mayıs 2004 tarihinde, anayasa değişikliği üzerine Devlet Güvenlik Mahkemeleri kaldırılmış ve başvuranın davası İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'ne geçmiştir.

31 Ocak 2005 tarihinde, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranı, Ceza Kanunu'nun 146/1 maddesi uyarınca suçlu bulmuş ve müebbet hapis cezasına çarptırmıştır.

20 Mart 2006 tarihinde, Yargıtay, olaylara ilişkin değerlendirmede yanıldığı gerekçesiyle İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararını bozmuştur. Dava, yeniden görülmesi için İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'ne geri gönderilmiştir.

12 Mayıs 2006 ve 30 Mayıs 2007 tarihleri arasında, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi altı duruşma düzenlemiş ve tutuklama emirlerinin çıkarılması, bazı sanıklar için avukat tayin edilmesi, savunma teslim sürelerinin uzatılması, vs. gibi usule ilişkin konulara bakmıştır.

21 Mayıs 2008 tarihinde, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, Devlet'in anayasal düzenini bozmak amacıyla TKP/ML - TIKKO örgütünün yasadışı eylemlerine aktif olarak katılmak suçundan yargılanan başvuran ve diğer on üç sanık hakkındaki kararını vermiştir. Başvuranın silahlı saldırılarda, bazı kişilerin öldürülmesinde ve soygunlarda yer aldığını tespit eden mahkeme, başvuranı, Ceza Kanunu'nun 146/1 maddesi uyarınca iddia edilen suçtan suçlu bulmuş ve ömür boyu hapis cezasına çarptırmıştır. Başvuran bu kararı temyiz etmiştir.

Dava halen Yargıtay'da derdesttir.

HUKUK

I. AİHS'NİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran, yargılama süresinin, AİHS'nin 6/1 maddesinde yer alan makul süre şartına uymadığı konusunda şikayetçi olmuştur. Söz konusu madde şöyledir:

Hükümet, söz konusu yargılamanın, sanık sayısının çokluğundan dolayı karmaşık olduğunu ve başvuran ile diğer sanıkların davranışlarının gecikmelere neden olduğunu belirtmiştir.

Dikkate alınması gereken süreç 6 Kasım 1992 tarihinde başlamış ve henüz sona ermemiştir. Dolayısıyla, bu süre, iki aşamalı bir yargıda (güncellenmek üzere) on beş yıl dokuz aydan fazla sürmüştür.

A. Kabuledilebilirliğe İlişkin

AİHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, şikayetin başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadığını tespit etmiştir. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.

B. Esas

AİHM, Bir yargılama süresinin makul nitelikte olup olmadığının, davanın koşullarına, bilhassa da davanın karmaşıklığına, başvuranın ve yetkili makamların tutumuna ve davanın ilgililer açısından arz ettiği öneme bakılarak değerlendirildiğini hatırlatır (bkz., diğer pek çok kararın yanı sıra, Pélissier ve Sassi - Fransa [BD], no. 25444/94).

AİHM, bu davadaki konularla benzer konular ortaya koyan davalarda sıklıkla AİHS'nin 6/1 maddesinin ihlalini tespit etmiştir (bkz. yukarıda anılan Pélissier ve Sassi)

AİHM, ayrıca, hem ilk derece mahkemesinde hem de temyiz aşamasında önemli gecikmelerin olduğunu gözlemlemiştir. AİHM, çok sayıda sanık üzerine kurulu olan davanın karmaşık olduğunun kabul edilebilir olduğu görüşündedir. Bununla beraber, yargılamanın bugüne kadar yaklaşık on altı yıl sürmüş olduğunu da kaydetmiştir. Bu sürenin uzunluğu aşırıdır ve tek başına davanın karmaşıklığı ile haklı çıkarılamaz. AİHM, başvuran hakkındaki yargılama süresinin, ancak, yerel mahkemelerin davaya özenle bakmaması ile açıklanabileceği görüşündedir.

Kendisine sunulan tüm belgeleri inceleyen AİHM, Hükümet tarafından, bu davada farklı bir sonuca varmasını sağlayacak bir delil veya savunmanın ortaya konmadığını değerlendirmiştir. AİHM, konuya ilişkin içtihadını göz önünde tutarak, bu davada kovuşturma süresinin aşırı olduğu ve "makul süre" şartına uymadığı kararını vermiştir.

Dolayısıyla, 6/1 madde ihlal edilmiştir.

II. İHLAL EDİLDİĞİ İDDİA EDİLEN DİĞER AİHS MADDELERİ

Başvuran, AİHS'nin 6/1 maddesi uyarınca, davasının, heyetinde askeri hakim bulunması nedeniyle bağımsızlık ve tarafsızlık şartlarını karşılamayan bir mahkeme tarafından görüldüğü konusunda şikayetçi olmuştur. Son olarak, başvuran, herhangi bir AİHS maddesine atıfta bulunmadan, ölüm cezası ile cezalandırılma tehlikesi taşıdığı konusunda şikayetçi olmuştur.

A. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde görülen yargılamanın hakkaniyete uygun olmadığı iddiası

AİHM, başvuranın, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin şikayeti hususunda, başvuran hakkındaki cezai yargılamanın Yargıtay'da halen devam etmekte olması gerekçesiyle söz konusu şikayetin prematüre olduğu görüşündedir. AİHM, başvuranın davası İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde görülmeye başlandığı zaman, mahkeme heyetinde gerçekten askeri hakim bulunduğunu kaydetmiştir. Ancak, cezai yargılama zarfında, Haziran 1999'da, Anayasa'da değişiklik yapılmış ve devlet güvenlik mahkemeleri heyetlerinde bulunan askeri hakimler sivil hakimler ile değiştirilmiştir. Yargıtay'ın 15 Mayıs 2001 tarihli kararını müteakip, başvuran hakkındaki yargılama, davanın olaylarını bütünüyle yeniden inceleyen ve kendisine sunulan delilleri ve hukuku yeniden değerlendiren üç sivil hakimden oluşan İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yeniden başlamıştır. Sonuç olarak, müteakip bir anayasal değişiklik ile devlet güvenlik mahkemeleri kaldırılmış ve 7 Mayıs 2004 tarihinden itibaren başvuran İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yeniden yargılanmıştır.

AİHM, bu durum karşısında ve bu konudaki içtihadını (bkz., Yaşar - Türkiye, no. 46412/99, 31 Mart 2005 ve Tarlan - Türkiye, no. 31096/02, 30 Mart 2006) göz önünde tutarak, söz konusu dava koşullarında, askeri hakimin yargılama zarfında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinden çıkarılmasının ve başvuranın müteakip olarak İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yargılanmasının, başvuranın ilk derece mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin haklı endişesini giderdiği kararını vermiştir (bkz., diğer içtihatların yanı sıra, Osman - Türkiye, no. 4415/02, 19 Aralık 2006). Bununla beraber, yukarıda kaydedildiği gibi, başvuran hakkındaki cezai yargılama halen devam etmektedir ve başvuran halen endişelerini yerel mahkemelerde sunma imkanına sahiptir.

AİHM, bu şikayetin, AİHS'nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca, açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve reddedilmesi gerektiği kararını vermiştir.

B. Ölüm cezası tehlikesi iddiası

AİHM, başvuranın ölüm cezasına ilişkin şikayeti hususunda, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) Ekim 1984'ten bu yana ölüm cezasının infazına izin veren hiçbir karar vermediğini gözlemlemiştir. TBMM, 9 Ağustos 2002 tarihinde, ölüm cezasını kaldırmıştır. Buna göre, söz konusu dava koşullarında, AİHM, başvurana ölüm cezası uygulanma tehlikesinin gerçekçi olmadığı ve dolayısıyla, başvuranın, AİHS'nin 3. maddesinde belirtilen sınırı aşan bir muameleye tabi bırakılarak idam edilme düşüncesiyle sürekli ve artan bir ıstırap yaşamış olamayacağı görüşündedir (bkz., Abdülmenaf Osman - Türkiye, no. 4415/02, 6 Ekim 2005; Sertkaya - Türkiye, no. 77113/01, 11 Aralık 2003).

AİHM, başvurunun bu kısmının da, AİHS'nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca, açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve reddedilmesi gerektiği kararını vermiştir.

III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

Sözleşme'nin 41. maddesine göre "Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın adil tatminine hükmeder."

A. Tazminat

Başvuran, 20.000 Euro maddi tazminat ve 20.000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

Hükümet, bu başlık altında tazminat ödenmemesi gerektiğini belirtmiştir. Hükümet, ayrıca, AİHM tarafından hükmedilecek herhangi bir tazminatın haksız iktisaba yol açmaması gerektiğini ileri sürmüştür.

AİHM, talep edilen maddi tazminat ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı görmemiş ve bu nedenle bu talebi reddetmiştir. Diğer taraftan, AİHM, başvuranın manevi zarar görmüş olduğu kanaatindedir. AİHM, hakkaniyet temelinde karar vererek, başvurana, bu başlık altında 13.000 Euro tazminat ödenmesine karar vermiştir.

B. Yargılama masraf ve giderleri

Başvuran, ayrıca, AİHM'de yapılan mahkeme masraflarına karşılık 10.500 Yeni Türk Lirası (yaklaşık 6.000 Euro) talep etmiştir.

Hükümet, başvuranın talebinin asılsız olduğunu ileri sürmüştür.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre, başvuran, ancak mahkeme masraflarının zorunlu olarak ve gerçekten yapıldığı ve miktarının makul olduğu kanıtlandığı durumda mahkeme masraflarının ödenmesi hakkına sahiptir. Bu davada, yukarıda belirtilen kriterleri ve başvuranın talebini doğrulamadığını göz önünde tutan Mahkeme, bu başlık altında tazminat ödenmemesine karar vermiştir.

C. Gecikme faizi

Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AİHM OYBİRLİĞİ İLE

1. Yargılama süresinin aşırı olmasına ilişkin şikayetin kabuledilebilir; başvurunun kalanının kabuledilemez olduğuna;

2. AİHS'nin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine;

3. a) AİHS'nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası'na çevrilmek üzere ve tabi olabilecek her türlü vergi ile birlikte Savunmacı Hükümet tarafından başvurana manevi tazminat olarak 13.000 Euro (on üç bin Euro) ödenmesine;

b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;

4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğü'nün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 21 Ekim 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

 

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA