kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
BEŞIR GÖZEN TARAFıNDAN


İçtihat Metni

Beşir GÖZEN tarafından

3. DAİRE

Türkiye aleyhine yapılan
6973/03 No.'lu başvurunun

KABULEDİLEBİLİRLİĞİNE İLİŞKİN KARAR

KARAR TARİHİ:29 Nisan 2008

OLAYLAR

Beşir Gözen isimli başvuran 1960 doğumlu bir Türk vatandaşıdır ve İstanbul'da ikamet etmektedir. AİHM önünde, İstanbul Barosu avukatlarından A. Bingöl, G. Kartal ve A. Timur tarafından temsil edilmiştir.

Taraflarca sunulduğu şekliyle dava olayları aşağıda olduğu gibi özetlenebilir.

23 Ağustos 1983 tarihinde başvuran yakalanmıştır.

16 Eylül 1983 tarihinde, Diyarbakır Sıkıyönetim Mahkemesi, başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.

19 Ekim 1983 tarihinde, Diyarbakır Sıkıyönetim Mahkemesi'ne bağlı Cumhuriyet Savcısı diğer kişilerle birlikte başvuran hakkında bir iddianame sunmuş ve başvuranı eski Ceza Kanunu'nun 168/1 maddesi uyarınca PKK'ya (Kürdistan İşçi Partisi) üye olmakla suçlamıştır.

19 Şubat 1985 tarihinde, Diyarbakır Sıkıyönetim Mahkemesi, başvuranı iddia makamının talebine uygun biçimde mahkum etmiştir.

10 Nisan 1990 tarihinde, Askeri Yargıtay, başvuranın da dahil olduğu sanıklardan bazılarına ilişkin olarak ilk derece mahkemesinin kararını bozmuş ve davayı Diyarbakır Sıkıyönetim Mahkemesi'ne iade etmiştir.

27 Aralık 1993 tarihinde Sıkıyönetim Mahkemeleri'nin yargı yetkisini kaldıran 3953 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesini müteakip, 1994 yılında, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, yetkili mahkeme olmuştur.

13 Temmuz 1998 tarihinde, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, mahkum edilmesi yönünde yeterli delil olmadığı gerekçesiyle başvuranı beraat ettirmiştir.

Başvuran, 13 Temmuz 1998 tarihli kararın kendisine hiçbir zaman bildirilmediğini iddia etmiştir.

Sorumlu Hükümet tarafından AİHM'ye sunulan belgelere göre, 31 Temmuz 1998 tarihinde, yetkililer, başvurana, 13 Temmuz 1998 tarihli kararı tebliğ etmeye çalışmışlardır. Başvuran verdiği adreste bulunamamış ve yetkililer tüm çabalara rağmen yeni adresi tespit edememişlerdir.

13 Eylül 2002 tarihinde, başvuran, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi katipliğine başvurmuş ve 13 Temmuz 1998 tarihli kararın bir örneğini temin etmiştir.


ŞİKAYETLER

Başvuran, AİHS'nin 6/1 maddesi uyarınca, hakkında başlatılan cezai yargılamanın makul süre içinde tamamlanmadığı konusunda şikayetçi olmuştur. Başvuran, Sorumlu Hükümet'e başvurunun bildirilmesini müteakip 14 Kasım 2007 tarihinde sunduğu görüşlerinde, ayrıca, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının hakkaniyete uygun olarak görülmediği ve davasının açık olarak görülmemesi ve kendini savunma haklarından mahrum bırakıldığı hususlarında şikayetçi olmuştur.

HUKUK

1. Başvuran, hakkında başlatılan cezai yargılama süresinin AİHS'nin 6/1 maddesine aykırı olarak "makul süre" şartını aştığı konusunda şikayetçi olmuştur.

Hükümet, ilgili sürecin, Türkiye'nin AİHM'nin zorunlu yargı yetkisini tanıdığı tarih olan 22 Ocak 1990 tarihinde başladığını ve nihai kararın verildiği tarih olan 13 Temmuz 1998'de sona erdiğini belirtmiştir. Dolayısıyla, yargılama, sadece sekiz yıl ve dört ay sürmüştür. Ayrıca, somut dava koşullarında, cezai yargılama süresinin aşırı uzun olarak değerlendirilemeyeceğini ileri sürmüştür. Bu hususta, davanın karmaşıklığına ve başvuranla ortak sanıkların sayısına atıfta bulunmuştur. Hükümet, aynı zamanda, başvuranın bazı duruşmalara katılmayarak yargılama süresini uzamasında etkili olduğunu belirtmiştir. Sonuç olarak, Hükümet, AİHM'den, bu başvuruyu, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabuledilemez bulmasını talep etmiştir.

AİHM, bu şikayetin Hükümet'in iddia ettiği gibi açıkça dayanaktan yoksun olup olmadığını belirlemenin gerekli olmadığı görüşündedir; zira, başvuru, aşağıda belirtilen nedenlerden ötürü kabuledilemezdir.

AİHM, AİHS'nin 35/1 maddesi uyarınca, bir başvuruyu, ancak kesin karardan sonra altı aylık süre içinde kabul edebileceğini yinelemiştir. 35/1 maddesi uyarınca, altı ay süresi, yerel nihai kararın açıklandığı veya başvurana veya avukatına tebliğ edildiği tarihin ertesi gününden itibaren; ya da, iç hukuk ve uygulama uyarınca başvurana kararın bir örneğinin doğrudan tebliğ edilmesinin gerekli olduğu takdirde yazılı kararın alındığı tarihten itibaren işlemeye başlar (bkz., Kahramanoğlu - Türkiye, no. 61933/00, 10 Ekim 2006). Ancak, bu ilkenin esnek olmayan bir şekilde uygulanması, altı ay kuralının korumayı amaçladığı yasal güvenlik ile ters düşer (bkz., Elal ve Diğerleri - Türkiye, no. 35968/02, 30 Ağustos 2007).

Somut davada, AİHM, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararının 13 temmuz 1998 tarihinde verildiğini ve söz konusu şikayetin AİHM'ye 25 Kasım 2002 tarihinde, yani dört yıldan uzun bir süre sonra, yapıldığını gözlemlemiştir.

AİHM, ilk olarak, başvurunun bildirilmesini müteakip sorumlu Hükümet tarafından sunulan belgelerin, yetkililerin başvurana Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi'nin 13 Temmuz 1998 tarihli kararını tebliğ etmeye çalıştıklarını açığa çıkardığını kaydetmiştir. Ancak, başvuran verdiği adreste bulunamamış ve yetkililere yeni adresini bildirmediği için tebliğ gerçekleşememiştir. AİHM, ayrıca, başvuranın yanıt olarak sunduğu görüşlerinde, Hükümet'in kararın tebliğ edilememesi hususundaki görüşlerine itiraz etmediğini kaydetmiştir.

Son olarak, AİHM, eski Ceza Kanunu'nun 168/1 maddesi uyarınca yasadışı terör örgütüne üye olmakla suçlanan ve böylece çok ağır bir ceza alma tehlikesi taşıyan başvuranın, hakkındaki cezai yargılamanın durumunu öğrenmek için dört yıldan uzun bir süre beklediği için kararın verildiği tarihten haberdar olmak için yerel yargılamayı gerekli özen ile takip etmediğini değerlendirmiştir (bkz., yukarıda anılan, Elal ve Diğerleri, karşıt olarak Mahmut Aslan - Türkiye, no.74507/01, 2 Ekim 2007). Bu değerlendirme, başvuranın, görüşlerinde, yargılamanın sonucunu öğrenmek için neden 13 Eylül 2002 tarihine kadar beklediğine yönelik tatmin edici bir açıklamada bulunmaması karşısında bilhassa önem kazanmaktadır.

Yukarıda belirtilenler göz önüne alındığında, AİHM, başvuranın, başvurunun bu kısmını 25 Kasım 2002 tarihinde sunmuş olması gerekçesiyle altı ay kuralına uymadığını değerlendirmiştir. AİHM, bu şikayetin, AİHS'nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiği kararını vermiştir.

Başvuran, 14 Kasım 2007 tarihli görüşlerinde, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının hakkaniyete uygun olarak görülmediği ve davasının açık olarak görülmemesi ve kendini savunma haklarından mahrum bırakıldığı hususlarında şikayetçi olmuştur.

AİHM, başvuran hakkındaki cezai yargılamanın 13 Temmuz 1998 tarihinde sona erdiğini; ancak, AİHM'ye şikayetlerin 14 Kasım 2007 tarihinde, yani altı aydan uzun bir süre sonra, yapıldığını gözlemlemiştir.

AİHM, söz konusu şikayetlerin gerekli süre içinde yapılmadığını ve AİHS'nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiğini belirtmiştir. Dolayısıyla, AİHS'nin 29/3 maddesinin uygulanmasına devam edilmemesi ve başvurunun reddedilmesi uygundur.

Bu sebeplerle, AİHM oybirliğiyle

Başvurunun kabuledilemez olduğuna karar vermiştir.

 

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA