kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
ÖZGÜR AKGÖÇMEN/TÜRKİYE


İçtihat Metni

Özgür AKGÖÇMEN/TÜRKİYE

DÖRDÜNCÜ DAİRE

(Başvuru no. 43840/02)

KABULEDİLEBİLİRLİĞE İLİŞKİN KARAR

OLAYLAR

Başvuran, Özgür Akgöçmen, 1954 doğumlu bir Türk vatandaşıdır ve Ankara'da yaşamaktadır. Başvuran, İzmir Barosu avukatlarından S. Cengiz tarafından temsil edilmiştir.

A. Davanın koşulları

Mevcut başvuruya neden olan olayların yaşandığı sırada başvuran, Mersin'in ilçesi Erdemli'de noter olarak görev yapmaktaydı.

12 Mayıs 1999'da Erdemli Vergi Dairesi, Erdemli Cumhuriyet Savcılığı'na başvuranın, 16 Aralık 1998 ve 31 Aralık 1998 tarihleri arasındaki noter işlemleri için istihsal edilen 2,000,000,000 Türk Lirası (TRL) tutarındaki damga vergisini ödemediğini bildirmiştir.

13 Mayıs 1999'da Erdemli Cumhuriyet Savcısı ("Savcı") başvuranı dinlemiştir. Başvuran, inter alia, ekonomik zorluklar nedeniyle 2,000,000,000 TRL tutarındaki damga vergisini ödeyemediğini belirtmiştir.

14 Mayıs 1999'da Cumhuriyet Savcısı tarafından sunulan soruşturma raporuna göre, başvuran 2,000,000,000 TRL'yi beyan etmemiş ve kayıtlarında 2,225,129,000 TRL ödemiş olduğu belirtilmesine rağmen vergi dairesine yalnızca 225,129,000 TRL ödemiştir.

22 Temmuz 1999'da Tarsus Cumhuriyet Savcısı, Türk Ceza Kanunu'nun 240. maddesi uyarınca görevini kötüye kullanmakla itham ederek Tarsus Ağır Ceza Mahkemesi'ne başvuran aleyhinde bir iddianame sunmuştur. Cumhuriyet Savcısı ayrıca davanın, Mersin Ağır Ceza Mahkemesi önünde incelenmesini talep etmiştir.

30 Temmuz 1999'da başvuran, Erdemli Vergi Dairesi'ne sözkonusu meblağı ödemiştir.

9 Eylül 1999'da Tarsus Ağır Ceza Mahkemesi, davayı talep edilmiş olduğu gibi Mersin Ağır Ceza Mahkemesi'ne havale etmiştir.

26 Ekim 1999'da Tarsus Cumhuriyet Savcısı, ilgili vergi dairesine Aralık 1998 ve Şubat 1999 tarihlerinde ilgili vergi dairesine katma değer vergisini ödemediği için Türk Ceza Kanunu'nun 202. maddesi uyarınca zimmetine para geçirmekle itham ettiği başvuran aleyhinde Tarsus Ağır Ceza Mahkemesi'ne bir iddianame sunmuştur. Ayrıca davanın, Mersin Ağır Ceza Mahkemesi'nce incelenmesini talep etmiştir.

23 Kasım 1999'da Tarsus Ağır Ceza Mahkemesi, davayı Mersin Ağır Ceza Mahkemesi'ne havale etmiştir.

5 Ekim 1999'da Mersin Ağır Ceza Mahkemesi önünde başvuran aleyhinde görevini kötüye kullanması nedeniyle cezai takibat başlatılmıştır.

27 Aralık 1999'da Mersin Ağır Ceza Mahkemesi başvuran aleyhindeki iki davayı birleştirmiştir.

8 Mart 2000'de Mersin Ağır Ceza Mahkemesi başvuranı ve yasal temsilcisini dinlemiştir. Mahkeme, başvuran aleyhindeki suçlamaları okumuş ve kendisine CMUK'un 135. maddesi bağlamındaki haklarını bildirmiştir. Başvuran, inter alia, harcamalarda bulunması nedeniyle damga vergisini zamanında ödeyemediğini ve ekonomik durumu düzelir düzelmez gerekli meblağı ödediğini ileri sürmüştür. Başvuranın yasal temsilcisi, inter alia, ekonomik problemleri olması nedeniyle başvuranın sözkonusu vergiyi zamanında ödeyemediğini ancak hiçbir şekilde suç işleme niyeti bulunmadığını belirtmiştir.

19 Haziran 2000'de daha önce başvuranla çalışmış olan bir kişinin ifadesi, dava dosyasına eklenmiştir. Aynı tarihte mahkeme, birleştirilen dava dosyası kapsamındaki suçlamaların, farklı suçlara ilişkin olduğunu ve başvuranın, bu suçlamalara ilişkin savunmasını sunmadığını belirtmiştir. Mahkeme, başvuran aleyhindeki suçlamaları okumuş ve kendisine CMUK'un 135. maddesi bağlamındaki haklarını bildirmiştir. Başvuran, yasal haklarını bildiğini belirtmiştir. Inter alia, ekonomik kriz ve görevi nedeniyle yapmak durumunda kaldığı harcamalar nedeniyle katma değer vergisini zamanında ödeyemediğini ve bu parayı zimmetine geçirdiğine ilişkin suçlamayı kabul etmediğini belirtmiştir.

Aynı gün, başvuranın ve yasal temsilcilerinin tevsi tahkikat talep etmediklerine ilişkin ifadesini müteakiben Mersin Ağır Ceza Mahkemesi, gelecek duruşmada Cumhuriyet Savcısı'nın davanın esasına ilişkin görüşlerini sunmasına karar vermiştir.

11 Temmuz 2000'de Cumhuriyet Savcısı, davanın esasına ilişkin görüşlerini sunmak için ek süre talep etmiştir. İlk derece mahkemesi, 25 Eylül 2000'e kadar ek süre vermiştir.

25 Eylül 2000 tarihli duruşmada Cumhuriyet Savcısı, davanın esasına ilişkin görüşünü sunmuştur. Başvuranın 2,000,000,000 TRL tutarındaki damga vergisini ödememesinin, ihtilas teşkil ettiğini ileri sürmüş ve mahkemeden, başvuranı Ceza Kanunu'nun 202. maddesi uyarınca mahkum etmesini istemiştir.

Mahkeme, Cumhuriyet Savcısı'nın fiilleri, ihtilas olarak nitelendirmesine itiraz eden başvuranın yasal temsilcileri M.P. ve Ö.G.'yi dinlemiştir. Her ikisi de başvuranın yalnızca ihmalkar olduğunu, zimmetine para geçirme amacı gütmediğini belirtmiş ve beraat etmesini talep etmiştir.

Bu süre içerisinde başvuran, duruşmaya katılmıştır. Mahkeme, Cumhuriyet Savcısı'nın görüşünü başvurana okumuş ve uygulanacak hukuku açıklamıştır.

Başvuran, Cumhuriyet Savcısı'nın suçu ihtilas olarak tanımlamasını kabul etmediğini belirtmiştir. Dava olaylarının açık olduğunu ve damga vergisini ekonomik nedenlerden ötürü ödeyemediğini ileri sürmüştür. Gerekçe olarak daha önceki ifadelerini göstermiş ve beraat etmeyi talep etmiştir.

Aynı gün Mersin Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranı damga vergisini ödememesine ilişkin suçu hususunda Ceza Kanunu'nun 202. maddesi uyarınca ihtilastan suçlu bulmuştur. Başvuran, iki yıl altı ay hapis ve 833,333,333 TRL para cezasına mahkum edilmiş ve kamu hizmetinde çalışmaktan sürekli olarak men edilmiştir. Öte yandan, ilk derece mahkemesi, katma değer vergisinin ödenmemesinin Ceza Kanunu bağlamında suç teşkil etmediğine ve başvuranın, bu verginin ödenmemesine ilişkin suçtan beraatine karar vermiştir.

Başvuran, itiraz etmiştir. İtirazının usule ve esasa dayalı gerekçeleri olarak, inter alia, sözkonusu suçlamalar için yeni bir iddianame çıkarılmadığı ve savunmasını hazırlaması için kendisine ek süre verilmediği halde zimmetine para geçirmekten suçlu bulunduğu hususunda şikayetçi olmuştur. Dava olaylarının Ceza Kanunu'nun 202. maddesi bağlamında neden ihtilas olarak kabul edilemeyeceğine ilişkin iddialarını sunmuş ve inter alia, ihmal ve tecrübesizlik sonucu oluşan bu fiili, ihtilas olarak tanımlamanın, yanlış bir yorumlama ve orantısız bir hüküm olduğunu ileri sürmüştür.

Başvuran, 19 Şubat 2002 tarihli ek itirazında, inter alia, parayı iktisap etmek ya da kullanmak gibi bir niyeti olmadığını ancak görevi gereği çok harcama yaptığını ve ekonomik krizden ötürü damga vergisini zamanından ödeyemediğini ileri sürmüştür. Bu nedenle, dava olaylarının Ceza Kanunu'nun 202. maddesi bağlamında ihtilas olarak kabul edilemeyeceğini belirtmiştir.

23 Mayıs 2002'de Yargıtay bir duruşma düzenlemiş, başvuranın yasal temsilcisinin iddialarını dinlemiş ve ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır. Kararında, inter alia, yerel mahkemenin gerekçelerinin yeterli olduğuna, başvuranın mahkum edildiği suçun doğru takdir edildiğine ve mahkumiyetinin kanuna uygun olduğuna karar vermiştir.

8 Temmuz 2002'de Yargıtay Başsavcısı, başvuranın Yargıtay kararının düzeltilmesine ilişkin talebini reddetmiştir.

1 Kasım 2002 ve 31 Ekim 2003 tarihleri arasında başvuran, hapis cezasını çekmiştir.

9 Nisan 2003'de Mersin Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın yeniden yargılanma talebini reddetmiştir.

ŞİKAYET

Başvuran, suçlandığından farklı bir suçtan mahkum edildiği ve bunun, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği hususunda şikayette bulunmuştur.

HUKUK

Başvuran suçunun, adil yargılanma hakkını ihlal edecek şekilde isnat edilen suçun hükmün verilmesinden hemen önce yasal olarak yeniden tanımlanmasına ilişkin şikayette bulunmuştur.

Mahkeme, bu şikayetin AİHS'nin 6. maddesinin 1. ve 3. (a) ve (b) paragrafları uyarınca incelenmesi gerektiği kanısındadır.

A. Tarafların iddiaları

Hükümet, yerel mahkemeler önünde şikayetini sunmamış olması nedeniyle başvuranın, AİHS'nin 35/1 maddesinin gerekli gördüğü şekilde iç hukuk yollarını tüketmediğini belirtmiştir.

Hükümet, esasa ilişkin, başvuranın ihtilası da içeren iki farklı suçtan yargılandığını ve bu nedenle yeni suçlamalar ve yeni olayların sözkonusu olmadığını ileri sürmüştür. Ayrıca Cumhuriyet Savcısı davanın esasına ilişkin görüşleri sunduğu sırada başvuranın ve yasal temsilcilerinin itiraz etmediklerini ve savunmalarını hazırlamak için ek süre istemediklerini gözlemlemiştir. Son olarak Hükümet, ihtilasın görevin kötüye kullanılmasının bir çeşidi olduğunu belirtmiştir.

Başvuran, iç hukuk yollarını tüketmiş olduğunu ileri sürmüştür. Esasa ilişkin, görevini kötüye kullanmaktan değil ihtilastan mahkum edileceğini bilmesinin mümkün olmadığını belirtmiştir. İlk derece mahkemesinin kendisine ne bu olasılığı bildirdiğini ne savunmasını hazırlayabilmesi için dava işlemlerini ertelediği hususunda şikayette bulunmuştur.

B. AİHM'nin değerlendirmesi

AİHM, sözkonusu şikayetin, aşağıda kaydedilen nedenlerden ötürü kabuledilemez olması nedeniyle AİHS'nin 35/1. maddesi bağlamında başvuranın iç hukuk yollarını tüketip tüketmediğine karar vermenin gerekli olmadığı kanısındadır.

AİHM, 6. maddenin 3 (a) paragrafının hükümlerinin, "suçlamadan" davalının haberdar edilmesi hususuna özel bir önem gösterilmesi gereğine işaret ettiğini yinelemektedir. Dava gerekçesi tebliğ edildiği andan itibaren şüpheli resmen kendisi aleyhindeki suçlamaların hukuki ve olaylara dayanan temeli hakkında resmen bilgi sahibi olduğu cihetle ceza davalarında çok önemli bir rol oynamaktadır. (bkz., örneğin, Juha Nuutinen/Finlandiya, no. 45830/99, 30. paragraf, 24 Nisan 2007). AİHS'nin 6/3 (a) maddesi davalıya, yalnızca suçlamanın nedeni, bir diğer deyişle, işlediği iddia edilen ve suçlamanın dayandırıldığı fiiller
değil sözkonusu fiillerin yasal tanımlamaları hususunda da bilgilendirilmesi hakkını vermektedir. Ceza davalarında, davalının aleyhindeki suçlamalara ilişkin tam ve detaylı bilgi alması ve sonuç olarak, mahkemenin suça ilişkin yapabileceği yasal tanımlama hakkında bilgi sahibi olması, yargılamanın adil olmasını garanti etmek için önkoşuldur. Ayrıca AİHM, 6. maddenin 3 (a) ve 3 (b) paragraflarının, bağlantılı olduğu ve suçlamanın niteliği ve nedenine ilişkin bilgilendirilme hakkının, sanığın savunmasını hazırlama hakkı ışığında değerlendirilmesi gerektiğini sonucuna varmıştır (bkz., Sipavi?ius/Litvanya, no. 49093/99, paragraf 28, 21 Şubat 2002).

AİHM ayrıca AİHS'nin 6. maddesine uyulup uyulmadığına karar verirken, temyiz usulü de dahil olmak üzere dava işlemlerini bir bütün olarak göz önüne alması gerektiğini yinelemektedir. Önceki davalarda AİHM, cezai takibatın adilliğini bir bütün olarak değerlendirirken, sanığın inceleme işlemleri sırasında kendisini savunmak için yeterli fırsata sahip olduğu hallerde suçun yeniden nitelendirilmesinin, savunma haklarını ihlal etmediğini kabul etmiştir (bkz., Dallos/Macaristan, no. 29082/95, 47.-53. paragraflar, AİHM 2001-II, Sipavi?ius, 30. paragraf, 21 Şubat 2002; ve Balette/Belçika (karar), no. 48193/99, 24 Haziran 2004).

Mevcut davada başvuran öncelikle, noterlik görevini yapmakta olduğu sırada ilgili vergi dairesine ödemesi gereken damga vergisi meblağını tam olarak ödemediği için Ceza Kanunu'nun 240. maddesi bağlamında görevini kötüye kullanmakla itham edilmiştir. Ancak, esasa ilişkin görüşlerinde, Cumhuriyet Savcısı suçu zimmete para geçirme olarak yeniden nitelendirmiş ve Ceza Kanunu'nun 202. maddesi uyarınca başvuranın mahkum edilmesini talep etmiştir. Türk Hukuku uyarınca, maddesel bağlamda bir dereceye kadar farlılık gösterse de, zimmete para geçirme suçunun görevi kötüye kullanmanın özel bir şekli olduğunu göz önüne alan AİHM, başvuranın zimmetine para geçirmekten mahkum edilme olasılığını tahmin edip edemeyeceği konusunda tereddütleri vardır.

Ancak AİHM, yapılan suçlamanın altında yatan olayları başvuranın önceden bildiğini gözlemlemektedir. Olaylara dayanan yeni bir unsur sözkonusu değildir. Ayrıca, başvuranın ve iki yasal temsilcisinin, suçlamanın yapıldığı gün suçlamaya ilişkin görüşlerini dile getirdikleri ve meseleyi mütalaa etmek üzere daha fazla süre elde etmek için kovuşturmanın ertelenmesini talep etme imkanları olduğu halde bunu yapmadıklarını gözlemlemektedir (Noe/Fransa (karar), no. 10292/03, 7 Kasım 2006, Bäckström ve Andersson/İsveç (karar), no. 67930/01, 5 Eylül 2006; ve karşıt karar Miraux/Fransa, no. 73529/01, 34. paragraf, 26 Eylül 2006).

Ayrıca başvuran davayı temyiz etmiş ve Yargıtay başvuranın davasını usul ve esas yönünden incelemiş ve başvuranın temsilcisini duruşmada dinlemesi ardından ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır. Bu nedenle AİHM, başvuranın yeniden nitelendirilen suç hususunda Yargıtay önünde savunmasını sunma fırsatı bulunduğu kanısındadır.

Yargılamanın bir bütün olarak adilliğini değerlendiren AİHM, başvuranın AİHS'nin 6/3 (a) maddesi anlamında yapılan suçlamanın niteliği ve nedeni hususunda bilgilendirilmediği veya AİHS'nin 6/3 (b) maddesinin ihlal edildiği veya AİHS'nin 6/1 maddesi bağlamında adil şekilde yargılanmadığı konularında ikna olmamıştır. Bu nedenle, başvurunun sözkonusu kısmı dayanaktan yoksundur ve AİHS'nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.

Başvuran, 19 Mayıs 2007 tarihli görüşlerinde, yerel hukukun kendi davasına uygulanma şekli ve yargılamanın sonucuna ilişkin AİHS'nin 6/1 maddesi çerçevesinde bir dizi iddiada bulunmuştur.

AİHM, başvuranın bu başlık altındaki iddialarının bazılarının önceki aşamada kabuledilemez olduğuna karar verildiğini belirtmektedir (bkz. Akgöçmen/Türkiye (karar), no. 43840/02, 19 Ekim 2006). AİHM, diğer şikayetlerin 19 Mayıs 2007'de AİHM'ye sunulmasından altı aydan fazla bir süre öncesinde gerçekleşen olaylara ve verilen kararlara ilişkin olduğu sonucuna varmış ve bu nedenle şikayetleri, AİHS'nin 35. maddenin 1. ve 4. paragrafları uyarınca reddetmiştir.

Yukarıda kaydedilenler ışığında, AİHS'nin 29/3 maddesine dayanılarak yapılan başvuruya devam etmemek ve başvuruyu reddetmek uygundur.

Bu gerekçelere dayanarak AİHM, oybirliği ile

Başvurunun kalan kısmının kabuledilemez olduğuna karar vermiştir.

 

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA