kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
HASAN RÜZGAR - TÜRKİYE DAVASI


İçtihat Metni


HASAN RÜZGAR - TÜRKİYE DAVASI

2.DAİRE

(Başvuru no: 28489/04 )

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ

KARAR TARİHİ: 27 Mayıs 2008

İşbu karar AİHS'nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.

USUL

Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (28489/04) no'lu davanın nedeni (T.C. vatandaşı) Hasan Rüzgar'ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) 27 Temmuz 2004 tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi'nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.

Başvuran, AİHM önünde İstanbul Barosu avukatlarından F. Yolcu tarafından temsil edilmektedir.

OLAYLAR

1969 doğumlu olan başvuran İstanbul'da ikamet etmektedir.

30 Ağustos 1990 tarihinde Tunceli'de güvenlik güçleriyle yasadışı bir örgüt mensupları arasında çıkan bir çatışma sonucunda bir jandarma hayatını kaybetmiştir. Erzincan DGM Savcısı 28 Aralık 1990 tarihli bir iddianameyle başvuranı gıyabında bu çatışmaya katılmak suretiyle Devletin anayasal düzenine saldırıda bulunmakla itham etmiştir.

6 Şubat 1993'te başvuranla birlikte on kişi İstanbul Polisi tarafından muhtelif terör eylemlerine katıldıkları gerekçesiyle yakalanmıştır.

İstanbul DGM Savcısı 10 Şubat 1993 tarihinde iddianamesini sunmuştur.

Başvuran İstanbul DGM yedek hakimliğince 15 Şubat 1993 tarihinde tutuklanmıştır.

18 Mayıs 1993 tarihli duruşmada başvuranın da aralarında bulunduğu sekiz sanık slogan atarak pankart açmaya teşebbüs etmişlerdir. İstanbul 3. DGM bu olayları tutanağa geçirerek sanıklara bir daha aynı şekilde davranmaları halinde duruşma salonundan çıkarılacakları uyarısında bulunmuştur.

9 Kasım 1993 tarihinde düzenlenen üçüncü duruşmada sanıklardan dördü yine slogan atmış, bunun üzerine DGM sözkonusu sanıkların mahkemenin huzurunu bozdukları gerekçesiyle bir daha duruşmaya çıkarılmamalarına karar vermiştir. Bu karar başvurana ilişkin olarak 28 Temmuz 1999 tarihine kadar uygulanmıştır.

Bu süre zarfında, başvuran ve sözkonusu örgüt mensupları aleyhinde 1990 ila 1993 yıllarında işlenen adam öldürme ve silahlı soygun suçlarından muhtelif mahkemeler önünde toplam dört ceza davası açılmıştır.

Başvuranın sözkonusu örgütün emriyle cezaevinde tutuklu bulunan aynı örgüte mensup bir kişiyi iple boğarak öldürdüğü kanaatine varan Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi Savcısı başvuranı taammüden adam öldürme suçuyla itham etmiştir.

Sözkonusu davalar, farklı tarihlerde, İstanbul DGM önünde görülen davaya eklenmiştir.

22 Nisan 1998 tarihli duruşmada iki sanık aleyhte tanığı tehdit etmiştir.

12 Haziran 2000'e kadar kırk sekiz duruşma yapmış olan DGM bu tarihte, yasadışı bir örgüt adına adam öldürme, polis karakoluna silahlı saldırı, güvenlik güçleriyle silahlı çatışmaya girme ve silahlı soygun gibi muhtelif terör eylemleri gerçekleştirmek suretiyle devletin anayasal düzenine saldırıda bulunduğu gerekçesiyle başvuranı idam cezasına çarptırmıştır. Diğer on dokuz sanık da, sekiz cinayet ve on beş adam yaralama ve maddi zarar verme gibi mezkur örgüt adına işledikleri iddia edilen yaklaşık yirmi kadar eylemle ilgili olarak aynı cezaya çarptırılmıştır.

15 Mayıs 2001 tarihinde Yargıtay tespit ettiği iki usul hatası nedeniyle bu kararı bozmuştur. Yargıtay dosyada bulunan belgelerden birinin üzerindeki resmi mührün okunamayacak durumda olduğunu ve Kocaeli Sulh Ceza Mahkemesi tarafından 17 Kasım 1992 tarihinde alınan sanık ifadelerinin sözkonusu dosyada bulunmadığını tespit etmiştir.

Bu süre zarfında, başvuran, birçok kez açlık grevine başlamıştır. Edirne Cezaevi revirinde tedavi edilen başvuran defaatle Trakya Üniversitesi Hastanesi'ne ve Tekirdağ Hastanesi'ne götürülmüştür. Başvuranın sağlık sorunlarını neden göstererek yaptığı serbest bırakılma talepleri gerekli tedavinin kendisine uygulandığı gerekçesiyle reddedilmiştir.

Başvuranın sağlık sorunlarını neden göstererek ya da başka gerekçelerle yaptığı serbest bırakılma talepleri, İstanbul DGM tarafından isnad edilen suçların ağırlığı, delil durumu ve ilgilinin kaçma tehlikesi gibi unsurlar göz önünde bulunarak reddedilmiştir.

Bu arada bir takım anayasal ve yasal reformlar yürürlüğe girmiştir. 9 Ağustos 2002 tarihinde idam cezası, 30 Haziran 2004 tarihinde ise DGM'ler kaldırılmıştır.

Bu çerçevede, davaya bakmakla görevlendirilen İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi 17 Eylül 2004 tarihinde başvuranın tutukluluğunun devamına karar vermiştir. Başvuran tarafından bu karara yapılan itiraz 8 Kasım 2004 tarihinde 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmiştir.

Yapılan on sekiz duruşma neticesinde başvuran bir kez daha ömür boyu hapis cezasına mahkum edilmiştir.

26 Mart 2006 tarihinde Yargıtay mahkumiyet kararını bir kez daha bozmuştur.

Ağır Ceza Mahkemesi başvuranın tutuklu kaldığı süreyi ve davayla ilgili tüm delillerin toplandığını göz önünde bulundurarak başvuranın serbest bırakılmasına karar vermiştir. Bir sonraki duruşma 7 Şubat 2007 tarihinde düzenlenmiştir.

Başvuran ilk duruşmadan başlamak üzere tüm dava süreci boyunca bir avukat tarafından temsil edilmiştir.

AİHM davanın mevcut seyri hakkında bilgi sahibi değildir.

HUKUK

I. AİHS'NİN 5/3 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

AİHS'nin 5/3 maddesine atıfta bulunan başvuran yaklaşık on dört yıl olarak hesapladığı uzun tutukluluk süresinden şikayetçi olmaktadır.

A. Kabuledilebilirliğe ilişkin

Yakup Köse ve diğerleri - Türkiye davasını (no: 50177/99, 2 Mayıs 2006) emsal gösteren Hükümet, ilgilinin ilk derece mahkemesi tarafından mahkum edilmesiyle kesintiye uğrayan ilk iki tutukluluk dönemine (sırasıyla 12 Haziran 2000 ve 31 Ocak 2005) ilişkin başvurunun geç yapıldığı cihetle AİHM'yi bu başvuruyu reddetmeye davet etmektedir.

AİHM, Hükümet tarafından zikredilen uygulamayı terk ettiği Solmaz - Türkiye kararına (no: 27651/02, prg. 23-37) atıfta bulunmaktadır. Bu kararda, altı ay süresi son tutukluluk döneminden itibaren başlatılarak art arda gelen tutukluluk dönemlerinin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir (Solmaz, adıgeçen, prg. 36).

Bu itibarla AİHM Hükümetin ilk iki tutukluluk dönemine ilişkin olarak altı ay süresi kuralına riayet edilmediği yolundaki itirazını reddeder.

B. Esasa ilişkin

AİHM, tarafların dikkate alınması gereken döneme dair açıkça bir görüş belirtmediğini tespit etmektedir. AİHM bu dönemin 6 Şubat 1993 tarihinde (Bağrıyanık - Türkiye, no: 43256/04, prg. 37, 5 Haziran 2007) başvuranın yakalanmasıyla başlayıp 4 Ekim 2006 tarihinde serbest bırakılmasıyla sona erdiğini tespit etmektedir.

Bununla birlikte mahkumiyet kararının verildiği tarih esasen atıfta bulunulan madde bakımından dikkate alınması gereken sürenin sonunu teşkil etmektedir, bu tarihten itibaren ilgilinin tutukluluğu AİHS'nin 5/1 a) maddesinin kapsamına girer (bkz., sözgelimi, I.A. - Fransa, 23 Eylül 1998 tarihli karar, prg. 38). Bu itibarla her bir mahkumiyet ve bozma kararı arasında geçen süreler, dikkate alınması gereken süreden düşülmelidir (Solmaz, adıgeçen, prg. 36).

Netice olarak AİHM mevcut davada tutukluluk döneminin AİHS'nin 5/3 maddesi anlamında yaklaşık on bir yıl yedi ay sürdüğü kanaatine varmaktadır.

Hükümet sanık sayısı, isnad edilen suçların ağırlığı ve organize suçların karmaşık niteliği gibi unsurların tutukluluk süresini haklı çıkardığı kanaatindedir. Hükümet ayrıca, duruşmanın ortasında bir aleyhte tanığı tehdit etmeye kadar varan davranışlar sergileyen sanıkların kişiliklerine dikkat çekmektedir. Hükümete göre, bu türden kimselerin serbest bırakılması adaletin işleyişine ve delillerin toplanmasına zarar vereceği cihetle tasavvur dahi edilemez.

AİHM içtihadında sabit olduğu üzere, tutukluluk süresinin 'makul' nitelikte olup olmadığı her vakada davanın özelliklerine bakılarak belirlenmektedir.

Bir davada sanığın tutukluluk süresinin makul sınırı aşmamasını sağlamak aslen ulusal adli mercilerin görevidir. Bu çerçevede ulusal adli merciler masumiyet karinesini göz önünde bulundurarak kamu menfaati bakımından bireysel özgürlüğe saygı kuralına bir istisna getirmeyi haklı kılacak gerçek bir ihtiyacın olup olmadığını belirlemek için tüm koşulları incelemeli ve verecekleri kararlarda tahliye taleplerini de dikkate almalıdırlar. Bu kararlarda yer verilen gerekçeler ve ilgilinin başvurularında belirttiği itiraza yol açmayan olaylar temelinde AİHM AİHS'nin 5/3 maddesinin ihlal edilip edilmediğini belirlemelidir (Assenov ve diğerleri - Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar, prg. 154, Remzi Aydın - Türkiye, no: 30911/04, prg. 51-58, 20 Şubat 2007).

Bilhassa sanıkların sayısını ve biriken dava sayısını göz önünde bulunduran AİHM başvurana isnat edilen suçların ağırlığını kabul etmektedir. Ancak, dosyaya bakıldığında 1993 yılında başlayan asıl davanın mevcut kararın alındığı tarihte halen devam ettiği gözükmektedir. Adli merciler başvuranın lehine işleyen süreyi, başvuranın serbest bırakılmasına karar verdikleri 4 Ekim 2006 tarihine kadar dikkate almamışlardır.

Daha evvel müteaddit defalar buna benzer meseleleri gündeme getiren davaları incelemiş olan AİHM bu denli uzun tutukluluk sürelerinin AİHS'nin 5/3 maddesinin ihlaline yol açtığı hükmüne varmıştır (bkz., diğerleri arasında, Dereci - Türkiye, no: 77485/01, 24 Mayıs 2005, ve Taciroğlu - Türkiye, no: 25324/02, 2 Şubat 2006).

Yukarıda anılan içtihadına ve elinde bulunan unsurlara istinaden AİHM başvuranın şikayetçi olduğu tutukluluk süresinin AİHS'nin 5/3 maddesine aykırılık teşkil ettiği hükmüne varmaktadır. Dolayısıyla sözkonusu AİHS hükmü ihlal edilmiştir.

II. AİHS'NİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuran ayrıca, aleyhinde açılan ceza davasının süresi nedeniyle AİHS'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.

A. Kabuledilebilirliğe ilişkin

AİHM bu şikayetin AİHS'nin 35/3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabuledilemezlik unsurunun da bulunmadığını tespit etmektedir. Bu itibarla sözkonusu şikayetin kabuledilebilir ilan edilmesi yerinde olacaktır.

B. Esasa ilişkin

Hükümete göre, yargılama süresi bilhassa davanın karmaşıklığı, başka davalarla birleştirilmiş olması, suç teşkil eden eylemlerin ve olaylara karışan sanıkların sayısı gibi nedenlerle haklılık kazanmaktadır. Hükümet ayrıca başvuranın ve diğer sanıkların yargılama süresince sergiledikleri tutuma atıfta bulunarak adli mercilerin sorumlu tutulmasını gerektirecek herhangi bir atalet döneminin ya da uzatmanın sözkonusu olmadığını belirtmektedir.

AİHM mevcut davada dikkate alınması gereken dönemin 6 Şubat 1993 tarihinde başvuranın yakalanmasıyla başladığı kanaatindedir (Bağrıyanık, adıgeçen, prg. 54).

Sözkonusu dönemin sona erdiği tarihe ilişkin olarak ise AİHM, ceza kesinleşmediği sürece mahkumiyet kararının AİHS'nin 6/1 maddesi anlamında 'cezai alanda yöneltilmiş suçlamaların haklılığı' temelinde alınmış bir karar olmayacağını anımsatır (Bağrıyanık, adıgeçen, prg. 55).

AİHM'nin bu başvuruya ilişkin kararını aldığı tarih itibariyle sözkonusu davanın İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önünde halen devam ettiği dosya unsurlarından anlaşılmaktadır. Bu itibarla, hesaplanması gereken dava iki dereceden mahkeme tarafından beş defa görüşülmüş olup on beş yıl üç aydır devam etmektedir.

Bir yargılama süresinin makul olup olmadığı davanın koşullarına ve AİHM içtihadında yer verilen kıstaslara ve bilhassa da davanın karmaşıklığına, başvuranın ve yetkili mercilerin tutumlarına bakılarak anlaşılır (İntiba - Türkiye, no: 42585/98, prg. 31-55, 24 Mayıs 2005).

Taraflarca takdim edildiği haliyle davanın tüm yönlerini inceleyen AİHM Hükümet tarafından belirtilen zorlukların farkında olmakla birlikte, yerleşik içtihadı gereğince (bkz. diğer birçokları arasında, Remzi Aydın, adıgeçen, prg. 61-66) mevcut davadaki yargılama süresinin AİHS'nin 6. maddesinin 1. fıkrasında istenen ivedilik kıstasıyla uyumlu olmadığı kanaatine varmaktadır.

Dolayısıyla AİHS'nin bu hükmü ihlal edilmiştir.

III. AİHS'NİN 6/3 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuran 9 Kasım 1993 tarihinden 28 Temmuz 1999 tarihine kadar hakkında uygulanan duruşmaya çıkma yasağının, aleyhte tanıkları bizzat kendisinin sorgulamasına engel olduğunu iddia etmektedir. Başvuran bu hususta AİHS'nin 6/3 d) maddesine atıfta bulunmaktadır.

Hükümet bu sava itiraz etmektedir. Hükümet öncelikle, başvuran hakkında uygulanan duruşmaya çıkma yasağının 28 Temmuz 1999 tarihinde kaldırıldığı ve başvuranın konuyla ilgili olarak herhangi bir iç hukuk yoluna başvurmadığı cihetle başvurunun geç yapıldığını ileri sürmektedir. Hükümet ayrıca, ihtilaf konusu yasağın yapılan uyarıya rağmen duruşmaların huzurunu bozmayı ısrarla sürdüren başvuranın tutumundan kaynaklandığını belirtmektedir. Hükümet ilgilinin ilk duruşmadan itibaren bir avukat tarafından temsil edildiğine de dikkat çekmektedir.

Aşağıda ifade edilen gerekçeye istinaden AİHM Hükümetin ilk itirazını incelemeyecektir.

AİHM dosya unsurlarından yargılamanın halen devam ettiğini tespit etmektedir. Oysa 6. maddede sunulan güvenceler yargılamanın tamamına uygulanmaktadır (Jean Wauters ve Hélène Schollaert - Belçika, no: 13414/05, 13 Kasım 2007). Başvuran, esas hakkındaki yargılamayı sona erdirecek olası bir mahkumiyet kararı çıkması halinde temyize gitme ve bu şikayetini dile getirme imkanına sahip olacaktır. Bu itibarla sözkonusu şikayet erken yapılmış olup iç hukuk yollarının tüketilmemesi sebebiyle AİHS'nin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.

Buna karşın, davanın iç hukukta sona erdiği ve iç hukuk yollarının tüketildiği varsayılsa dahi AİHM, ihtilaf konusu yasağın başvuranın huzur bozucu davranışlarından kaynaklandığını ve tüm yargılama boyunca bir avukat tarafından faal bir şekilde temsil edildiğini gözlemlemektedir. 6. maddenin 3. fıkrasının d) bendi sanığın aleyhteki tanıkları bizzat sorgulaması hakkını ihtiva etmez. Sözkonusu madde metninde sanığın tanıkları 'sorgulatma' hakkı olduğuna işaret edilmektedir. Buna ilave olarak AİHM, başvuranın, avukatının tanıkları sorgulayamamasından ya da AİHS'nin 6. maddesinin 3. fıkrasının d) bendi bakımından başka bir konudan şikayetçi olmadığını tespit etmektedir.

Netice olarak bu şikayet dile getirildiği haliyle açıkça dayanaktan yoksun olduğundan AİHS'nin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca kabuledilemezdir (bkz. mutatis mutandis, Yves Loviconi - Fransa, no: 12094/86, 5 Ekim 1988 tarihli Komisyon kararı ; konuyla iligili kıstaslar ve değerlendirmeler için, bkz. De Lorenzo - İtalya, no: 69264/01, 12 Şubat 2004 ; Karen Davtian - Gürcistan, no: 3241/01, 6 Eylül 2005).

IV. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

A. Tazminat

Başvuran 10.000 Euro maddi ve 25.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.

Hükümet bu meblağlara itiraz etmektedir.

AİHM tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi zarar arasında bir illiyet bağı bulunmadığından bu talebi reddeder. Buna karşın AİHM başvuranın belli bir zarara maruz kaldığı kanaatindedir. Hakkaniyete uygun bir karara varan AİHM başvurana 7.000 Euro manevi tazminat ödenmesine hükmeder.

B. Yargılama masraf ve giderleri

Başvuran ayrıca, AİHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 600 YTL talep etmektedir. Bu çerçevede başvuran İstanbul Barosu tarafından belirlenen avukatlık ücret tarifesini esas alarak 4 Mayıs 2007 tarihinde avukatıyla imzaladığı vekalet sözleşmesini sunmaktadır. Sözkonusu sözleşmede başvuranın 300 YTL tutarında peşin ödeme yaptığı belirtilmektedir. Başvuran avukatının 20 saatlik çalışma yaptığını belirterek bu süreyi İstanbul Barosu tarafından tespit edilen saat ücreti olan 200 YTL/saat ile çarpmaktadır. Bu itibarla başvuran avukatlık ücreti olarak 6.000 YTL (yaklaşık 3.300 Euro) talep etmektedir.

Hükümet konuyla ilgili olarak bir belge sunulmadığı cihetle AİHM'yi bu talepleri reddetmeye davet etmektedir.

AİHM içtihadına göre bir başvuran, yaptığı masraf ve harcamaların iadesini ancak bu masraf ve harcamaların gerçekliğini, gerekliliğini ve makul oranda olduğunu ortaya koyduğu müddetçe alabilmektedir. Bu kıstasları ve konuyla ilgili olarak herhangi bir belge sunulmadığını göz önünde bulunduran AİHM yargılama masraf ve giderlerine ilişkin talebi reddeder.

Avukatlık ücretine ilişkin olarak ise hakkaniyete uygun bir karara varan AİHM 2.000 Euro ödenmesine hükmeder.


C. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM,

1. AİHS'nin 5/3 ve 6/1 maddeleri yönünden yapılan şikayetlerin kabuledilebilir, başvurunun geriye kalan kısmının ise kabuledilemez olduğuna oybirliğiyle ;

2. Bire karşı altı oyla AİHS'nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine ;

3. Oybirliğiyle AİHS'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine ;

4. Oybirliğiyle,

a) AİHS'nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, döviz kuru üzerinden YTL.'ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana
i. yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak manevi tazminat için 7.000 Euro (yedi bin Euro) ödenmesine;
ii. avukatlık ücreti için 2.000 Euro (iki bin Euro) ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;

5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;

Karar vermiştir.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 27 Mayıs 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

 

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA