kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
BOYRAZ - TÜRKİYE DAVASI


İçtihat Metni

BOYRAZ - TÜRKİYE DAVASI

İKİNCİ DAİRE

(Başvuru no: 26891/02 )

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ

KARAR TARİHİ:20 Mayıs 2008

İşbu karar Sözleşme'nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
USUL

Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 26891/02 numaralı başvurunun nedeni T.C. vatandaşı Seyit Veyis Boyraz'ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) 4 Nisan 2002 tarihinde Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.

Başvuran AİHM önünde İstanbul barosu avukatlarından M. A. Kırdök ve M. Kırdök tarafından temsil edilmektedir.

OLAYLAR

DAVANIN KOŞULLARI

Başvuran 1968 doğumlu olup İstanbul'da ikamet etmektedir.

Başvuran 28 Kasım 1992 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekiplerinin silahlı aşırı solcu Devrimci Sol Örgütü'ne karşı düzenlediği operasyon kapsamında yakalanmıştır.

Gözaltında bulunduğu sırada 10 Aralık 1992 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) nöbetçi hakimi tarafından ifadesi alınmış ve tutuklanmasına karar verilmiştir.

DGM Cumhuriyet Savcısı 5 Ocak 1993 tarihinde aralarında başvuranın da yer aldığı otuz sanığı anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs etme suçu ile itham etmiş ve TCK'nın 146/1 maddesi uyarınca haklarında idam cezası talep etmiştir.

Açılan davalar 5 Şubat 1993 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülmeye başlanılmış ve "kanıtların durumu", "işlenen suçun niteliği" gerekçeleri ile tüm sanıkların tutuklu yargılanmalarına karar verilmiştir.

15 Mart tarihli duruşmada hazır bulunmayan başvuran 28 Nisan 1993 tarihli duruşmaya gelmiştir. Başvuran hakkında yapılan suçlamaları reddetmiş, polise verdiği ifadeyi gözleri bağlı olarak imzaladığını öne sürerek itiraz etmiş ve serbest bırakılmasını talep etmiştir. Esas hakimleri bu talebi "kanıtların durumu, isnat edilen suçun niteliği ve tutuklanma tarihi" ışığında reddetmiştir.

DGM 21 Haziran 1993 tarihinden 12 Ekim 2001 tarihine dek elli dört duruşma gerçekleştirmiştir. Bu duruşmaların her birinde esas hakimleri -yirmiye yakını başvuran tarafından gerekçelendirilenler de dahil- serbest bırakılma taleplerini reddetme kararlarını hemen hemen birbirinin aynı ifadelerle gerekçelendirmişlerdir.

Hakimler her defasında "kanıtların durumu", "işlenen suçun niteliği" gerekçelerini kullanmış, bunlara kırk bir kez "tutuklulukta geçen süre"; dokuz kez "davanın hüküm aşamasında olduğu", iki kez "tutuklanma nedenlerinin sürdüğü" gerekçelerini eklemiş ve dört kez de "firar riskinin olduğuna" atıfta bulunmuştur.

DGM 12 Ekim 2001 tarihinde yapılan 54. duruşmada başvuranın o tarihine kadar sekiz yıl on ay on beş gün süren tutukluluk süresini dikkate alarak serbest bırakılmasını kararlaştırmıştır.

Esas hakimleri takip eden 23 Ocak 2002 tarihli duruşmada dosya bilgilerine göre başvuranın, başka mahkemeler tarafından verilen tutuklama kararları nedeniyle, serbest bırakılma kararının ifa edilmediğini tespit etmişlerdir. Buna karşın, başvuranın avukatı müvekkilinin Kocaeli cezaevinden tahliye edildiğini bildirmiştir.

5190 sayılı Kanun'un 2. maddesi uyarınca dava 11 Ağustos 2004 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'ne (Ağır Ceza Mahkemesi) geçmiştir.

Ağır Ceza Mahkemesi 27 Ekim 2004 tarihinde başvuranı (ağırlaştırılmış) müebbet hapis cezasına çarptırmıştır.

Yargıtay 18 Temmuz 2005 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararını bozmuştur.

Ağır Ceza Mahkemesi 12 Aralık 2005 tarihinde Yargıtay kararının ardından ilk duruşmasını gerçekleştirmiştir.

Dava 2 Mart 2007 tarihinde halen Ağır Ceza Mahkemesi önünde devam etmekteydi.

HUKUK

I. AİHS'NİN 5/3 MADDESİ'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuran 28 Kasım 1992 tarihinde tutuklanmasıyla başlayıp 12 Ekim 2001 tarihinde serbest bırakılmasıyla sona eren tutukluluk süresinin aşırı uzunluğundan şikayetçi olmakta, AİHS'nin 5/3 maddesine göndermede bulunmaktadır.

A. Kabuledilebilirlik hakkında

AİHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder.

B. Esasa dair

AİHM'nin bu yöndeki yerleşik içtihadına göndermede bulunan Hükümet, başvuranın bir suç işlediğinden şüphe duyulacak makul gerekçelerin varlığı nedeniyle tutuklandığının altını çizmektedir. İç hukuktaki mahkemeler başvuranın tutukluluk halinin devamı hakkındaki kararlarını gerekçelendirmişlerdir: DGM soruşturmaların sürdürülmesi gerektiğine itibar etmiş, firar tehlikesi ve kamu düzeninin korunması zorunluluğu unsurlarına dayalı olarak serbest bırakılma taleplerini reddetmiştir. Hükümet son olarak tutukluluk kararının gerekli olduğunu ve yargı sürecinin seyrine "özel ihtimam" gösteren DGM'nin bu yönde yapılan talepleri gerekçelendirerek geri çevirdiğini ifade etmektedir.

Başvuran bu söylemlere karşı çıkmakta, iç hukuktaki mahkemelerin ayrıntılara inmeksizin benzer gerekçelerle ve dayanaktan yoksun olarak serbest bırakılma taleplerini sistematik olarak reddettiğini ileri sürmektedir.

AİHM, ilk olarak ulusal makamların tutukluluk süresinin makul sınırı aşmamasını gözetmekle birinci derecede yükümlü olduklarını hatırlatmaktadır. Bu amaçla, masumiyet karinesi doğrultusunda bireysel özgürlüğe saygı kuralına istisna getirilmesini meşru kılan kamu çıkarının gerektirdiği gerçek bir zorunluluğun olup olmadığını ortaya çıkaracak bütün koşulları incelemeli ve tutuksuz yargılanma talebini reddettiğinde kararında bunu gerekçelendirmelidir. AİHM, AİHS'nin 5 / 3 maddesine yönelik bir ihlalin olup olmadığını tespit ederken, sözkonusu kararlardaki gerekçeleri ve başvuran tarafından yerel mahkeme nezdinde yapılan başvurularda dile getirilen tartışılmaz verileri değerlendirecektir. (Bkz. Assenov ve diğerleri-Bulgaristan kararı, 28 Ekim 1998).

Bu bağlamda yakalanan kişinin bir suç işlediğinden şüphe edilmesine neden olan makul nedenlerin devam etmesi, tutukluluk halinin devamı için sine qua non (olmazsa olmaz) koşuldur. Ancak bir süre sonra bu da yeterli olmaz. Dolayısıyla AİHM, adli makamlar tarafından benimsenen diğer gerekçelerin, özgürlükten yoksun bırakmayı haklı göstermeye yetip yetmediğini belirlemelidir. Bu gerekçeler "uygun" ve "yeterli" olduğu takdirde, AİHM, bunun üzerine yetkili ulusal makamların "yargılamanın devamına özel bir ihtimam gösterip göstermediğini araştırmalıdır (Bkz. diğerleri arasında, Ali Hıdır Polat-Türkiye kararı, no: 61446/00).

AİHM bu başvuruda başvuranın tutukluluk süresinin 28 Kasım 1992 tarihinde başlayıp, serbest bırakıldığı 12 Ekim 2001 tarihinde sona erdiğini gözlemlemektedir. Bu sekiz yıl on aydan fazla bir süredir.

Dava dosyasında yer alan unsurlara göre Devlet Güvenlik Mahkemesi neredeyse benzer hatta basmakalıp ifadelerle başvuranın yinelediği serbest bırakılma taleplerini reddetmiş ve tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. DGM her seferinde sözünü ettiği "kanıtların durumu" ve "işlenen suçun niteliği" gerekçelerine kırk bir kez "tutuklulukta geçen süre"; dokuz kez "davanın hüküm aşamasında olduğu", iki kez "tutuklanma nedenlerinin sürdüğü" gerekçelerini eklemiş ve dört kez de "firar riskinin olduğuna" atıfta bulunmuştur.

AİHM'ye göre "kanıtların durumu" suçluluğun ciddi belirtilerinin var olduğu ve var olmaya devam ettiği şeklinde değerlendirilebilmekle ve genel olarak bu deliller davayla alakalı önemli hususlar olabilmekle birlikte, bu davada, bu kadar uzun bir süre başvuranın tutuklu kalmaya devam etmesini tek başına haklı gösteremez (Bkz. sözü edilen Ali Hıdır Polat kararı).

AİHM ayrıca Hükümetin kamu düzeninin korunmasının gerekliliği argümanlarının ulusal mahkemeler tarafından dikkate alınmış görünmediğini gözlemlemektedir (Bkz. mutatis mutandis, Acunbay-Türkiye kararı, no: 61442/00 ve61445/00, 31 Mayıs 2005).

Yukarıda belirtilenler ışığında, AİHM, AİHS'nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.

II. AİHS'NİN 41. MADDESİ'NİN UYGULANMASINA İLİŞKİN

AİHS'nin 41. maddesine göre "Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, AİHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil tatminine hükmeder."

A. Tazminat

Başvuran 15.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.

Hükümet bu miktara karşı çıkmaktadır.

AİHM ihlal tespiti ışığında başvuranın mağduriyetini kesin olarak kanıtlama zorunluluğunun olduğuna itibar etmekte, bu bağlamda hakkaniyete uygun başvurana manevi tazminat olarak 7.000 Euro ödenmesini kararlaştırmaktadır.

B. Yargılama masraf ve giderleri

Başvuran avukatlık giderleri için 6.000 YTL talep etmekte, bu yönde avukatları ile KDV dahil saati 300 YTL üzerinden anlaşarak imzaladığı avukatlık ücreti sözleşmesini sunmaktadır.

Başvuran ayrıca AİHM önünde yapmış olduğu yargı giderleri için 300 YTL talep etmektedir. Herhangi bir kanıtlayıcı belge sunmayan başvuran bu konuda takdiri AİHM'ye bırakmaktadır.

Hükümet bu miktarların aşırı olduğunu ve kanıtlayıcı belgelerle desteklenmediğini belirtmektedir.

AİHM'nin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AİHM avukatlık ücreti için başvuran tarafından sunulan sözleşmeyi dikkate alarak hakkaniyete uygun şekilde başvurana yargı giderleri için 2.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.

C. Gecikme Faizi

AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,

1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;

2. AİHS'nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;

3 a) AİHS'nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflardan muaf olarak, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL.'ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin başvurana

i) manevi tazminat olarak 7.000 (yedi bin) Euro ödemesine;
ii) yargılama giderleri için 2000 (iki bin) Euro ödemesine,

b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;

4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 20 Mayıs 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

 

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA