kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
KÜÇÜK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI


İçtihat Metni

KÜÇÜK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI

2.DAİRE

(Başvuru no: 63353/00 )

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ

STRAZBURG

KARAR TARİHİ: 14 Ekim 2008

İşbu karar AİHS'nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.

USUL

Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (63353/00) no'lu davanın nedeni on iki T.C. vatandaşı Zelha Küçük, Kıymet Aydoğdu, Filiz Küçük, Yıldız Küçük, Nimet Gültakur, Güllü Derman, İmam Küçük, Celal Küçük, Veli Küçük, Ali Küçük, Hıdır Küçük ve Cemal Küçük'ün (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) 2 Ocak 1999 tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi'nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.

Başvuranlar, AİHM önünde İzmir Barosu avukatlarından E. Demir tarafından temsil edilmektedir.

OLAYLAR

I. DAVANIN KOŞULLARI

Yukarıda adları yer alan başvuranlar sırasıyla 1942, 1967, 1989, 1982, 1981, 1964, 1960, 1975, 1984, 1983, 1962 ve 1970 doğumludur. İlk başvuran 4 Haziran 1998 tarihinde ölen Yusuf Küçük'ün eşi, diğer başvuranlar ise çocuklarıdır.

Başvuranlar olayların meydana geldiği dönemde Olağanüstü Hal Bölgesi kapsamında bulunan ve PKK üyeleri ile güvenlik güçleri arasında yoğun çatışmaların yaşandığı Tunceli ili Ovacık ilçesinde oturmaktaydılar.

4 Haziran 1998 tarihinde saat 23.45 sularında Yusuf Küçük beraberindeki üç köylü ile birlikte sürüden ayrılan koyunlarını aramaya çıkmış ve Tatuşağı köyü civarında iken köyün birkaç kilometre dışında mevzilenmiş bir tanktan atılan bir merminin isabet etmesiyle ölmüştür.

A. Ulusal yetkililer tarafından yürütülen soruşturma

Meydana gelen kazanın ardından 5 Haziran 1998 tarihinde civardaki evlerin yerini gösterir olay yeri topografisi hazırlanmış, maktulün yatış pozisyonu çizilmiş, olay yeri tutanağı düzenlenmiştir. Bu krokiye göre atış yapıldığı sırada tank maktulden 2.800 metre ötede komşu köyün yakınlarında bulunmaktaydı.

Hazırlanan tutanağa göre altı kişilik jandarma ekibi olayları anlatmışlardır.

Aynı gün Ovacık Cumhuriyet Savcısı ve iki adli tıp uzmanı Yusuf Küçük'ün otopsisini yapmışlardır. Meydana gelen patlamadan maktulün vücudunun bazı organları parçalanmış, kafatası kemiği ve bel kemiği kırılmıştır. Yapılan otopsiden ölümün hayati organların parçalanması sonucu gerçekleştiği anlaşılmıştır.

Ovacık Cumhuriyet Savcısı Yusuf Küçük'ün ölümü ile ilgili bir soruşturma başlatmıştır.

8 Haziran 1998 tarihinde olayın meydana geldiği gün Yusuf Küçük'ün yanında bulunan üç kişinin ifadelerine başvurulmuştur.

10 Haziran 1998 tarihinde, Savcı, Ovacık Kaymakamlığından, Valilik tarafından Olağanüstü Hal Yasası uyarınca Ovacık civarı köylerine özellikle Tatuşağı köyüne ilişkin olarak hava karardıktan sonra köyü tek etme yasağı getirilip getirilmediğinin şayet böyle bir yasak kararı var ise sözkonusu kararın zamanında köylülere tebliğ edilip edilmediğini ortaya koymasını talep etmiştir. Sözkonusu talebe cevaben, 20 Mart 1997, 5 Kasım 1997 ve 28 Mayıs 1998 tarihlerinde aralarında maktulün de bulunduğu köylüler tarafından imzalanan tebligatlar Savcıya iletilmiştir.

30 Haziran 1998 tarihinde, Savcı, ölüm olayının askeri bir görev sırasında meydana geldiğini saptamasının ardından 285 sayılı Olağanüstü Hal kararnamesinin 4. maddesi uyarınca kendisinin yetkisinin bulunmadığını belirtmiş ve dosyayı yetkili organ olan Tunceli Valiliği İl İdare Kurulu'na göndermiştir.

10 Temmuz 1998 tarihinde, Tunceli Valililiği, Jandarma Komutanlığından gerektiği takdirde Memurin Muhakematı Kanununun hükümlerine uygun olarak soruşturma açılması talebinde bulunmuştur.

13 Ocak 1999 tarihinde, Tunceli Valiliği İl İdare Kurulu, Jandarma Komutanlığı tarafından düzenlenen ve "cezai soruşturma açılmasına gerek olmadığına ve davanın işlemden kaldırılmasına" karar veren rapora atıfta bulunarak kararını vermiştir.

19 Temmuz 2000 tarihli bir mektup ile Vali, başvuranların avukatlarına davanın işlemden kaldırılması hakkındaki kararı bildirmiştir.

4 Ağustos 2000 tarihinde, başvuranlar Malatya Bölge İdare Mahkemesi'nde Tunceli Valiliği İl İdare Kurulu kararı hakkında iptal davası açmışlardır.

Başvuranların ifadelerine göre, İdare Mahkemesi itiraz hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermiştir.

B. Hükümet tarafından iletilen bilgiler

20 Mart 1997 tarihinde, Ovacık Kaymakamlığı Olağanüstü Hal Bürosu, terör örgütü üyeleri ve güvenlik güçleri arasındaki çatışmaların artması nedeniyle ve vatandaşların can ve mallarının korunması amacıyla Ovacık civarındaki köylerde hava karardıktan sonra meskun mahallerin terk edilmesini yasaklayan valilik kararı çıkarmıştır.

5 Kasım 1997, 28 Mayıs 1998, 6 Temmuz 1998 tarihlerinde aynı karar tekrarlanmıştır. Sözkonusu kararlar muhtara ve köylülere bildirilmiştir. Ayrıca sözkonusu kararlar, aralarında Yusuf Küçük'ün de bulunduğu Tatuşağı köyünün yirmi dört oturanı tarafından da imzalanmıştır.

16 Haziran 1998 tarihinde, Jandarma Komutanlığı Genel Karargahına, Tunceli Jandarma Komutanlığına, Tunceli Emniyet Müdürlüğü'ne ve Tunceli'nin yedi ilçesinin kaymakamlılarına dağıtılan Tunceli Kaymakamlığı Olağanüstü Hal Bürosunun tebligatı, önceki tebligatları tekarlayarak "operasyonlar döneminde vatandaşlarımızın hayatlarını ve mallarını korumak amacıyla, hava karardıktan sonra evden çıkılmamasına, evden çıkmak zorunda kalanların en yakın güvenlik güçlerini bundan haberdar etmeleri gerektiğini" belirtmiştir.

6 Temmuz 1998 tarihinde, her türlü iletişim araçları vasıtasıyla halkın bilgilendirilmesi amacıyla sözkonusu görüş, Tunceli Emniyet Müdürlüğü'nden Tunceli Belediyesi'ne iletilmiştir.

HUKUK

I. KABULEDİLEBİLİRLİK HAKKINDA

Başvuranlar Yusuf Küçük'ün güvenlik güçleri tarafından bilerek öldürüldüğünden ve soruşturma yapılmamasından, ayrıca gerekçelendirmeden bölgede yıllardır süren güvensizlik ortamından şikayetçi olmaktadırlar. Başvuranlar AİHS'nin 14. maddesiyle bağlantılı olarak 2. maddesi ile 3. ve 6. maddelerinin ihlal edildiğini öne sürmektedirler. Başvuranlar ayrıca Yusuf Küçük'ün kaybolan hayvanlarını aradığı sırada öldürülmesi nedeniyle AİHS'ye Ek 1 no'lu Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.

Hükümet başvuran tarafın İl İdare Kurulu'nun kararına itiraz ettiğini, oysa idarenin yanıt vermemesi durumunda 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun öngördüğü başvuru yoluna gitmediğini gözlemlemektedir. Hükümet ayrıca başvuranların maddi ve manevi zararları için cezai, hukuki ve idari başvuru yollarını kullanmadıklarını savunmaktadır.

AİHM olayların meydana geldiği dönemde Türk Hukuku'nun Olağanüstü Hal Bölge Valisi tarafından alınan idari bir fiile veya karara karşı herhangi bir hukuki başvuru yolunu sunmadığını not etmektedir.

İdari mahkemeler önünde idarenin objektif sorumluluğuna dayalı olarak tam yargı davası açılması yoluyla sunulan hukuk yolu konusunda ise AİHM, yaşam hakkının korunması hakkındaki şikayetlerine ilişkin bir başvurana, sonunda sadece bir miktar tazminat alabileceği idari hukuk davası açma zorunluluğu getiriliyor ise, bu durumun idarenin objektif sorumluluğuna dayalı ölüm olayının faillerinin tespiti ve cezalandırılması amacıyla bir soruşturma yürütülmesi yükümlülüğünü aldatıcı hale getirdiğini ifade etmektedir (Bkz Yaşa-Türkiye kararı, 2 Eylül 1998). Gerçekten de basit bir tazminata hükmedilmesi bu yükümlülüğü karşılamamaktadır (Bkz.diğerleri arasında Kaya-Türkiye kararı, 19 Şubat 1998).

Sonuç olarak AİHM, Hükümet'in ön itirazını reddetmektedir. AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.

II. AİHS'NİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuranlar, jandarmaların maktule kasıtlı olarak ateş edip, onu öldürdüklerini iddia etmektedirler. Ayrıca olası sorumluların kimlikleri tespit edilmesine rağmen, bu kişiler yargıya sevk edilmemiştir. Başvuranlar, AİHS'nin 14. maddesi ile birlikte AİHS'nin 2. maddesine atıfta bulunmaktadırlar. AİHM, sözkonusu şikayeti yalnızca AİHS'nin 2. maddesi kapsamında inceleyecektir.

Hükümet, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır.

A. AİHS'nin 2. maddesinin esası bakımından

AİHM, AİHS'nin 2. maddesinin yalnızca Devlet görevlilerinin güç kullanımı sonucu meydana gelen ölüm olaylarını kapsamadığını, aynı zamanda 1. paragrafının ilk cümlesinde, hukukuna tabi olan kişilerin yaşamlarını korumaya yönelik olarak Devletlerin gerekli tedbirleri alma zorunluluğunu belirttiğini de hatırlatmaktadır (L.C.B.-Birleşik Krallık, 9 Haziran 1998 tarihli karar; Paul ve Audrey Edwards - Birleşik Krallık, başvuru no: 46477/99).

Sözkonusu hükmün önemini kabul eden AİHM, bir görüşe varmak amacıyla, özellikle öldürücü güce başvurulduğunda ölüme yol açan olayları dikkatle incelemeli ve yalnızca güce başvuran Devlet görevlilerinin eylemlerini değil aynı zamanda dava koşullarının tamamını, özellikle kazara her türlü can kaybının önlemesi amacıyla sözkonusu eylemlerin hazırlanışını ve kontrolünü de göz önüne almalıdır (Kamer Demir ve diğerleri- Türkiye, no 41335/98, 19 Ekim 2006; McCann ve diğerleri- Birleşik Krallık, 27 Eylül 1995 tarihli karar, Bubbins -Birleşik Krallık, no 50196/99; Güleç- Türkiye 27 Temmuz 1998 tarihli karar, Oğur -Türkiye, no 21594/93).

Hükümet kazanın olduğu dönemde bilhassa başvuranların ikamet ettiği bölgenin lojistik ihtiyaçlarını karşılamak için köylere girmeye başlayan teroristlerin eylemleri nedeniyle özellikle hassaslaştığını belirtmektedir. Terörist gruplar sık sık saldırılar düzenlemekteydi. Hükümet ayrıca köylülerin gün batımından sonra evlerinden dışarıya çıkmalarının yasak olduğu konusunda uyarıldıklarını ifade etmektedir.

AİHM bu başvuruda başvuranların yakınlarının ölümüne yol açan top mermisinin, toplanan istihbaratları değerlendiren ve Tatuşağı köyü civarında mevzilenen jandarma birliği tarafından atıldığı hususunda herhangi bir itirazın olmadığını gözlemlemektedir. Olay yeri tutanağına göre top mermisi uyarı atışlarına uymayarak kaçan bir kişiyi hedef almıştır.

Yukarıda sözü edilen pozitif yükümlülük uyarınca, mevcut davanın koşullarında AİHS'nin 2. maddesine göre Savunmacı Devletin sorumluluğunu ortaya çıktığını belirtmek gerekir.

AİHM, olayların meydana geldiği dönemde Türkiye'nin güneydoğusunda hüküm süren duruma karşı bölgeyi kontrol altına almak ve şiddet eylemlerine son vermek amacıyla Devletin olağanüstü tedbirleri alma zorunluluğunu daha önce de dikkate aldığını hatırlatır. Topçu birliklerinin kullanılması da bu alınan tedbirlerin bir parçasıdır. Hatırı sayılır sayıda silahlı kişilerin varlığı ve bunların kanun uygulayıcılarına karşı aktif olarak direnişi AİHS'nin 2. maddesinin 2. paragrafında yer alan bir duruma işaret etmekte ve Devletin görevlilerinin ölümcül güce başvurmalarını meşru kılacak şekilde kanunun uygulanmasını meşru kılmaktadır (Bkz. sözü edilen Kamer Demir vd.).

Bu başvuruda izlenen amaç ile bu amaca ulaşmak için başvurulan yöntem arasında hassas bir dengenin kurulması zorunluluğu olmaksızın başvurulan gücün meşruiyet kazanmasından söz edilemez. Bu nedenle işlenen fiilin öngörülen amaç doğrultusunda mutlak gerekli olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir. AİHM bunu yaparken tarafların sunmuş oldukları bilgilere dayanarak ve yukarıda sözü edilen ilkeler ışığında operasyonun hazırlanış ve yürütülme şeklinin AİHS'nin 2. maddesi ile bağdaşıp bağdaşmadığını saptamak durumundadır (Bkz. sözü edilen Issaieva kararı ve Kamer Demir vd. kararı).

Gerçekten de Devletin sorumluluğu yalnızca görevlilerinin hedefi şaşırıp sivil bir kimsenin ölümüne yol açtığını gösterir belirgin delil unsurlarının varlığı ile ortaya çıkmaz, aynı zamanda bahse konu görevlilerin terörist bir örgüte karşı yürüttükleri operasyonda uygulacakları metod ve yöntemleri belirlerken, kazara sivil ölümlerini engelleyecek, en azından bu riski azaltacak her türlü tedbiri almadıkları takdirde de ortaya çıkar. (Bkz. Ergi-Türkiye kararı 28 Temmuz 1998, Issaïeva-Rusya no 57950/00, 24 Şubat 2005; Mansuroğlu-Türkiye kararı, no 43443/98, 26 Şubat 2008).

AİHM'nin sözkonusu sorunu değerlendirme imkanın, konuya ilişkin olarak tarafların az bilgi sunmaları ile engellendiğini belirtmek uygun olacaktır. Özellikle Hükümet, AİHM'ye, ağır silahların kullanıldığı bir hipotezde sivillere gelebilecek zararların değerlendirilmesi ve önlenmesi için neler yapıldığını açıklayacak hiçbir görüş sunmamıştır (mutatis, mutandis, Kamer Demir ve diğerleri-Türkiye).

AİHM, hava karardıktan sonra evlerinden çıkma yasağından köylülerin yazılı ve sözlü olarak uyarıldıklarını gözlemlemektedir. Maktulün davranışını haklı kılmak için, başvuran taraf Yusuf Küçük'ün okuma yazma bilmediğini ileri sürmektedir. Bu bağlamda AİHM, maktulün beraberindeki kişilerin, ifadelerinde, sözkonusu yasaktan haberdar olduklarını ve askerlerin kendilerini terörist sanabileceklerini belirterek Yusuf Küçük'ü köyün dışına çıkmamak için ikna etmeye çalıştıklarını ifade ettiklerini saptamaktadır. Diğer üç köylünün ifadeleri göz önüne alındığında, AİHM, Yusuf Küçük'ün köyü terk etmeye karar verdiği anda hayatını tehlikeye atacağını yadsıyamayacağı kanaatindedir.

Mevcut davada, olay yeri tespit tutanağından ve kovuşturmaya yer olmadığı kararından, askerlerin, termal kameraları ile ormanda dört kişiyi tespit ettikleri ve terörist olduklarından şüphelenilen dört kişiye uyarı ateşi açtıkları, ancak içlerinden birinin kaçtığını belirleyerek, sözkonusu kişiye yaklaşık üç kilometrelik bir mesafeden ateş ettikleri sonucuna ulaşılmaktadır. Ateş açan askerlerin görüş açısı koşullarını veya gerçekten kullanılan askeri yöntemleri ve askerler bakımından içinde bulundukları tehlikeyi belirlemek için AİHM'nin takdirine hiçbir unsur sunulmamıştır. AİHM, bu konuda Hükümet tarafından bilgi sunulmadığını üzülerek belirtmektedir.

AİHM, jandarmaların, bir yerleşim alanına ağır silah ekipmanı yerleşmesini öngördüklerinde, böyle bir ekipman yerletirmenin kaçınılmaz olarak taşıdığı hata risklerini de göz önüne almaları gerektiği kanaatindedir (mutatis, mutandis, Mansuroğlu-Türkiye). Oysa hiçbir şey atışların hazırlanmasında ve kontrolünde bu tip bir düşüncenin belirleyici bir rol oynadığı sonucuna ulaşma imkanı tanımamaktadır.

Son olarak, bir tanktan ateş etmenin mutlak bir gereklilik olduğu ispat edilememiştir. Sivillerin yaşamlarına kastedecek her türlü riski indirgeyecek araçlara başvurulması gerekmekteydi.

AİHM sürdürülen operasyonun hazırlanıp uygulanmasında yanlışlıkla sivillerin mağdur olmasını önlemek üzere gerekli önlemlerin alınıp alınmadığını tespit edecek durumda olmadığını belirtir (Bkz. sözü edilen Issaieva kararı ve Kamer Demir vd. kararı). AİHM, kişilerin teslim olmasını sağlamak için üç km'lik bir mesafeden yapılan uyarı atışlarının, top atışlarını duyan kişilerin insiyaki olarak kaçmaya çalışma ihtimalleri bulunduğundan, amaca hizmet edeceğine ikna olmamıştır. AİHM, AİHS'nin 2. maddesinin esastan ihlal edildiğine karar vermiştir.

B. AİHS'nin 2. maddesi'nin usulü bakımından

AİHM, AİHS'nin 2. maddesi ile öngörülen yaşam hakkının korunması yükümlülüğünün, 1. madde uyarınca "kendi yetki alanı içinde bulunan herkese AİHS'de belirtilen hak ve özgürlükleri tanıma[sı]" şeklinde Devlete düşen genel görevle birlikte değerlendirildiğinde, güç kullanmaya başvurmanın bir kimsenin ölümüne yol açması halinde etkin bir soruşturma yürütülmesi anlamına geldiğini ve bunu şart koştuğunu hatırlatmaktadır (Bkz. sözü edilen McCann vd. kararı).

Devletin görevlilerinin karıştığı ve ölümle sonuçlanan bir olayla ilgili yürütülen soruşturmanın etkili olduğunun kabul edilebilmesi için soruşturmadan sorumlu olan kişilerin ve araştırmaları yapanların olaylara karışlanlardan bağımsız kişiler olmaları gerekmektedir. (Bkz. örneğin Avşar-Türkiye kararı no: 25657/94 ve sözü edilen Oğur kararı). Bu ise her türlü hiyerarşik ve kurumsal bağın yokluğunun yanısıra uygulamada da bağımsız hareket etmeyi gerektirir (Bkz. Hugh Jordan-Birleşik Krallık no: 24746/94, Kelly vd.-Birleşik Krallık no: 30054/96, 4 Mayıs 2001).

AİHM mevcut başvuruda meydana gelen olayın hemen ertesinde Savcılığın soruşturma başlattığını gözlemlemektedir. Bu bağlamda olay yeri krokileri çizilmiş ve otopsi işlemi gerçekleştirilmiştir: ölüm nedeninin ne olduğu hususuna tarafların itirazı olmamıştır. Dava dosyasına yalnızca maktulün beraberindeki kişilerin tanıklıkları konmuştur. AİHM adli soruşturmanın, Savcılığın yetkisizlik kararı vermesi ile olağanüstü hal bölgesinde yer alan Tunceli İl İdari Kurulu'na iletildiğini saptamaktadır.

Tunceli İl İdari Kurulu ise Savcılığın yetkisizlik kararı ile gönderdiği dosyayı bir iç soruşturma başlatılması istemiyle Tunceli Jandarma Komutanlığı'na iletmiştir. AİHM'ye iletilmeyen Tunceli Jandarma Komutanlığı tarafından hazırlanan raporun ardından, Tunceli Valiliği İl İdare Kurulu, dosyanın işlemden kaldırılmasına karar vererek soruşturmayı kapatmıştır.

Bu bağlamda AİHM, valiliklere bağlı il idare kurullarının yürütmeden bağımsız olmamalarından dolayı birçok davada sözkonusu kurullar tarafından yürütülen soruşturmaların ciddi tereddüt uyandırdığı kanaatine vardığını hatırlatmaktadır (sözü edilen, Oğur; Kılıç-Türkiye, başvuru no: 22492/93; Satık ve diğerleri-Türkiye, başvuru no: 31866/96, 10 Ekim 2000; İhsan Bilgin-Türkiye, başvuru no: 40073/98, 27 Temmuz 2006; Kamer Demir ve diğerleri).

AİHM'ye göre, böyle bir soruşturma, AİHS'nin 2. maddesinin usule ilişkin gereklilikleri ile bağdaşmamaktadır. Bu durumda, mevcut davada, AİHS'nin 2. maddesi usul bakımından ihlal edilmiştir.

III. DİĞER İHLALLERE İLİŞKİN

Başvuranlar, şikayetlerini gerekçelendirmeden, yıllardan beri bölgede hüküm süren güvensizlik ortamından şikayetçi olmaktadırlar. Başvuranlar, AİHS'nin 3., 6. ve 13. maddesine atıfta bulunmaktadır. Son olarak başvuranlar, Yusuf Küçük'ün sürüden ayrılan hayvanlarını aradığı sırada öldürülmesinden dolayı, 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedirler.

AİHS'nin 2. maddesi bakımından ulaştığı ihlal tespitini göz önüne alarak, AİHM, sunulan sorunların hiçbirinin, atıfta bulunulan diğer maddelerin kapsamında yer almadığı kanaatindedir.

IV. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

A. Tazminat

Başvuran taraf, maddi zarar için 20.000 Euro talep etmektedir.

Manevi tazminata ilişkin olarak, eşleri ve babalarının kaybetmelerinin neden olduğu sarsıntıdan dolayı başvuranların her biri 30.000 Euro olmak üzere toplam 360.000 Euro manevi tazminat talep etmektedirler.

Hükümet, adil tatminin aşırı bir zenginleşmeye yol açacağı dikkate alındığında bu taleplerin dayanaksız ve aşırı olduğunu savunmaktadır.

AİHM, AİHS'nin 41. maddesi uyarınca hakkaniyete uygun başvuranlara uğradıkları tüm zararları için 50.000 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.

B. Yargılama masraf ve giderleri

Başvuranlar 100 Euro'su posta masrafı olmak üzere AİHM önünde yapmış oldukları yargı giderleri için 6.000 Euro talep etmektedirler. Başvuranlar bu taleplerini destekleyici herhangi bir belge sunmamışlardır.

Hükümet AİHM'den ilgili belgeleri sunmayan başvuran tarafın talebini reddetmesini istemektedir.

AİHM'nin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AİHM başvuranların yargı giderleri ve harcamalarına ve avukatlık ücretine ilişkin herhangi bir belge sunmadığını gözlemlemektedir. AİHM sonuç itibariyle bu talebi reddetmektedir.

C. Gecikme faizi

Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM,

1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;

2. 1'e karşı 6 oyla AİHS'nin 2. maddesinin esas bakımından ihlal edildiğine;

3. Oybirliğiyle, AİHS'nin 2. maddesinin usul bakımından ihlal edildiğine;

4.Oybirliğiyle, AİHS'nin 3., 6., 13. ve Ek 1 no'lu Protokol'ün 1. maddesi hakkındaki diğer şikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına;

5.1'e karşı 6 oyla,

a) AİHS'nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, döviz kuru üzerinden ulusal para birimine çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından uğradıkları tüm zararlar için başvuranlara toplam 50.000 (elli bin) Euro ödenmesine;

b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;

6. Oybirliğiyle, adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 14 Ekim 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

Mevcut karar ekinde AİHS'nin 45/2 ve İçtüzüğün 74/2 maddesine uygun olarak yargıç M. Sajo'nun karşı oy görüşü yer almaktadır.

 

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA