kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
ADIRBELLİ VE DİĞERLERİ/TÜRKİYE


İçtihat Metni

ADIRBELLİ VE DİĞERLERİ/TÜRKİYE

2. DAİRE

(Başvuru no. 20775/03)

KARAR

STRAZBURG

KARAR TARİHİ:2 Aralık 2008

İşbu karar AİHS'nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.

USULİ İŞLEMLER

Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 20775/03 no'lu davanın nedeni T.C. vatandaşları Yetgin Adırbelli, Havil Adırbelli, Gülek Adırbelli, Metin Goran, Mehmet Goran, Ali Nas, Beşir Gasyak ve Resul (Malğaz) Kervanoğlu 'nun ("başvuranlar"), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne 12 Nisan 2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesi'nin ("AİHS") 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.

Başvuranlar, Diyarbakır Barosu avukatlarından T. Elçi tarafından temsil edilmiştir.

OLAYLAR

I. DAVANIN KOŞULLARI

Başvurunun yapılmasına neden olan olayların gerçekleştiği tarihte, başvuranlar Şırnak'taki Demokratik Halk Partisi'ne (DEHAP) mensuptu.

27 Ocak 2003'te İdil'deki İkinci Hudut Tabur Komutanlığı'na yapılan silahlı saldırıda bir asker öldürülmüştür.

Olayı müteakiben, İdil ve Şırnak Cumhuriyet Savcıları soruşturma başlatmıştır.

28 Ocak 2003'te İdil Cumhuriyet Savcısı, İdil Sulh Hukuk Mahkemesi'nin, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 94. maddesi uyarınca güvenlik güçlerine, başvuranların evini arama yetkisi vermesini talep etmiştir.

Mahkeme aynı gün 2003/7 no'lu kararla, talebi kabul etmiş ve güvenlik güçlerine, delil toplama amacıyla başvuranların evlerini gündüz arama yetkisi vermiştir.

28 Ocak 2003'te, sabah 7 ila 8.30 arasında, başvuranlar ve diğer on kişi, İdil ve Şırnak polis karakollarının terörle mücadele şubesi polis memurlarınca evlerinde yakalanmıştır. Arama, el koyma ve yakalama tutanaklarına göre, "silahlı saldırı nedeniyle ve İdil Sulh Hukuk Mahkemesi'nin kararına (2003/7 no'lu karar) uygun olarak" yakalanmışlardır. Arama sırasında güvenlik güçleri, Beşir Gasyak ve Resul Kervanoğlu'nun evlerindeki müzik kompakt disklerine el koymuştur. Beşir Gasyak'ın evinde bulunan disklerden bazıları, ayrımcı propaganda içermiştir. Diğer başvuranların evlerinde yapılan aramalarda ele geçirilen bir şey olmamıştır.

29 Ocak 2003'te İdil Emniyet Müdür yardımcısı, İdil Cumhuriyet Savcısı'na bir yazı göndererek başvuranların gözaltında tutulma süresinin iki gün daha uzatılmasını talep etmiştir. Emniyet Müdür Yardımcısı yazısında, başvuranların polise düzenlenen silahlı saldırıda yer aldıklarının kabul edildiğini iddia etmiştir. İdil Cumhuriyet Savcısı aynı gün, başvuranların gözaltı süresini talep edildiği şekilde uzatmıştır.

Ali Nas ve Beşir Gasyak, 29 Ocak 2003'te; Havil Adırbelli, Resul Kervanoğlu ve Metin Goran, 30 Ocak 2003'te; Yetgin Adırbelli, Gülek Adırbelli ve Mehmet Goran 31 Ocak 2003'te polise ifade vermiştir. Kendilerine, 27 Ocak 2003'teki silahlı saldırıya dahil olup olmadıkları sorulmuştur. Beşir Gasyak, ayrıca evinde ele geçirilen müzik kompakt diskleri hakkında da sorgulanmıştır. Başvuranların tamamı olay sırasında evlerinde olduklarını ve silahlı saldırıya katılmadıklarını ileri sürmüştür.

Havil Adırbelli, Metin Goran, Ali Nas, Beşir Gasyak ve Resul Kervanoğlu, talepleri üzerine, polis tarafından gözaltında tutukları süre içerisinde 30 Ocak 2003'te yasal temsilcileri Elçi ile görüşmüşlerdir. Yetgin Adırbelli, Gülek Adırbelli ve Mehmet Goran avukat talebinde bulunmamışlardır.

İdil Emniyet amir yardımcısı, 31 Ocak 2003 tarihli bir yazı ile İdil Cumhuriyet Savcılığı'na polis operasyonu hakkında bilgi vermiştir. Yazıda, polisin elinde altı başvuran hakkında dosya bulunduğu kaydedilmiştir. 1980'lerde ve 1990'larda, yasadışı bir örgüt olan PKK'ya (Kürdistan İşçi Partisi) yardım ve yataklık ettikleri şüphesi ile Havil Adırbelli, Ali Nas, Beşir Gasyak ve Gülek Adırbelli hakkında soruşturma düzenlenmiştir. Ayrıca Yetgin Adırbelli, silah taşıdığı şüphesi ile yakalanmış ve Metin Goran hakkında, sahtecilik şüphesi ile soruşturma yürütülmüştür.

Başvuranlar aynı gün İdil Cumhuriyet Savcısı önüne çıkarılmıştır. Savcı, Yetgin Adırbelli, Havil Adırbelli, Gülek Adırbelli, Mehmet Goran, Metin Goran, Ali Nas ve Resul Kervanoğlu'nun serbest bırakılmasına ve Beşir Gasyak'ın, İdil Sulh Hukuk Mahkemesi'nin tek hakimine havale edilmesine karar vermiştir. Hakim, Beşir Gasyak'ın serbest bırakılmasına karar vermiştir.

28 Şubat 2003'te İdil Cumhuriyet Savcısı, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı lehine yetkisizlik kararı vererek soruşturmayı, sözkonusu savcılığa havale etmiştir.

12 Mart 2003'te Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, başvuranlar aleyhinde cezai takibat başlatmak için yeterli delil bulunmadığı gerekçesi ile takipsizlik kararı vermiştir.

HUKUK

I. AİHS'NİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuranlar, AİHS'nin 5/1 (c) maddesine dayanarak yakalanmalarının ve polis tarafından gözaltında tutulmalarının kanuna aykırı olduğundan şikayetçi olmuştur. Ayrıca, AİHS'nin 5/3 maddesine dayanarak, gözaltında tutuldukları süre boyunca, kendilerine yalnızca silahlı saldırıya katılıp katılmadıklarına ilişkin sorular sorulması nedeniyle polis gözetiminde gereğinden fazla tutulduklarını ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar son olarak gözaltında tutulmalarının kanuna aykırılığı ve gereğinden uzun olması gerekçeleri ile AİHS'nin 5. maddesinin 4. ve 5. paragraflarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

A. Kabuledilebilirlik

Hükümet, başvuranların AİHS'nin 35/1 maddesi kapsamında mevcut olan iç hukuk yollarını tüketmediklerini kaydetmiştir. Bu bağlamda, başvuranların eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 128. maddesine dayanarak polis tarafından gözaltında tutulmalarına itiraz edebileceklerini ileri sürmüştür. Ayrıca başvuranların 466 no'lu Kanun'a dayanarak kanuna aykırı şekilde yakalanmaları ya da gözaltında tutulmalarına karşı tazminat talep edebileceklerini iddia etmiştir.

AİHM, daha önce de benzer davalarda Hükümet'in ön itirazlarını incelemiş ve reddetmiş olduğunu gözlemlemektedir (bkz. Öcalan/Türkiye [BD], no. 46221/99, paragraflar 66-71, AİHM 2005-IV; Ayaz ve Diğerleri/Türkiye, no. 11804/02, paragraflar 23-24, 22 Haziran 2006; Hacı Özen/Türkiye, no. 46286/99, 71. paragraf, 12 Nisan 2007). AİHM, sözkonusu davada yukarıda kaydedilen sonuçlardan farklı bir sonuca varmasına neden olacak özel bir durum görememektedir.

AİHM, yukarıda kaydedilenler ışığında, Hükümet'in ön itirazlarını reddeder.

AİHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun bu kısmının dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru, kabuledilebilir niteliktedir.

B. Esas

1. Başvuranların AİHS'nin 5. maddesinin 1.(c) ve 3. paragrafları bağlamındaki şikayeti

Başvuranlar, yakalanmalarını gerektiren makul bir şüphenin mevcut olmadığını kaydetmiştir. DEHAP'a üye olmaları nedeniyle gözaltına alındıklarını ve polisin, aleyhlerinde delillere sahip olmadığını ileri sürmüşlerdir.

Hükümet, başvuranların İdil'deki İkinci Hudut Tabur Komutanlığı'na yapılan ve bir erin ölümü ile sonuçlanan silahlı saldırıya ilişkin soruşturma kapsamında yakalandıklarını ileri sürmüştür. Ayrıca, DEHAP'a üye olmalarına ilişkin sorgulanmadıklarını iddia etmiştir.

AİHM, "makul şüphenin" mevcut olması için objektif bir gözlemciyi, ilgili kişinin sözkonusu suçu işlemiş olabileceğine ikna eden delillerin ve bilgilerin var olması gerektiğini yineler (bkz. Fox, Campbell ve Hartley/İngiltere, 30 Ağustos 1990, 32. paragraf, A Serisi no. 182). Ancak, şüpheye yol açan delillerin, bir mahkumiyeti ya da cezai soruşturmanın sonraki aşamasında yapılan bir suçlamayı haklı çıkaran deliller kadar açık olması gerekmemektedir (bkz. Murray/İngiltere, 28 Ekim 1994, 55. paragraf, A Serisi no. 300-A).

Bu çerçevede terör suçları belli bir sıkıntı yaratmaktadır çünkü polis, kamu güvenliği gereği olarak, güvenilir olan ancak, şüpheliye açıklandığı ya da mahkemeye sunulduğu tardirde bilgiyi vereni tehlikeye düşürecek bir bilgiye dayanarak, şüpheli teröristi yakalayabilir. Her ne kadar Sözleşmeye taraf devletlerden, şüpheli teroristin tutuklanmasına yol açan şüphenin ne derece makul olduğunu göstermek için gizli bilgi kaynaklarını açıklamaları istenemezse de, AİHM, terör suçları ile mücadele gereği adına "makullük" kavramının AİHS'nin 5/1 maddenin (c) paragrafınca teminat altına alınan güvenceyi ihlal edecek şekilde genişletilmesine izin veremez. Bu koşullar altında bile, Sorumlu Hükümet AİHM'ye, yakalanan kişilerin iddia edilen suçu işlediklerinden şüphe etmenin makul olduğuna dair en azından bazı deliller veya bilgiler sunmalıdır (bkz. Fox, Campbell ve Hartley, 34. paragraf; O'Hara/İngiltere, no. 37555/97, 35. paragraf, AİHM 2001-X; Tuncer ve Durmuş/Türkiye, no. 30494/96, 48. paragraf, 2 Kasım 2004).

AİHM mevcut davada, başvuranların ilk olarak DEHAP üyesi olmaları nedeniyle yakalandıklarını iddia ettiklerini ve Hükümet'in, sözkonusu iddiaya itiraz ettiğini kaydeder. AİHM, başvuranların soruşturmanın hiçbir aşamasında sözkonusu siyasi parti üyeliğine ilişkin sorgulanmadıklarını gözlemler. Dolayısıyla başvuranların yakalanmalarına, DEHAP üyesi olmalarının neden olup olmadığına ilişkin yorumda bulunmak, AİHM'nin görevi değildir.

AİHM, Hükümet'in, iki kez talep edildiği halde, İdil Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nce yapılan ve başvuranların yakalanmalarına yol açan değerlendirmeye ilişkin belgeleri sunmadığını gözlemler. Ayrıca, İdil Sulh Hukuk Mahkemesi'nin güvenlik güçlerine, başvuranların evlerini arama yetkisi verdiği kararında, güvenlik güçlerinin ve Cumhuriyet Savcısı'nın, başvuranların silahlı saldırıya dahil olduklarından şüphe etme sebeplerine ilişkin bilgi yer almamaktadır. İdil Sulh Hukuk Mahkemesi'nin güvenlik güçlerine, arama yetkisi verme amacı delil elde etmektir ve başvuranların evlerinde, 27 Ocak 2003 tarihli silahlı saldırıya katıldıklarına ilişkin deliller ele geçirilmemesine rağmen, yakalanmışlar ve polis tarafından gözaltına alınmışlardır.

Hükümet'in, başvuranların yakalanması ve gözaltına alınmasına ilişkin tatmin edici bir açıklamada bulunmamasına rağmen, AİHM, yukarıda kaydedilenler ışığında, başvuranların silahlı saldırıda yer almış olabilecekleri konusunda objektif bir gözlemciyi ikna edebilecek bır delilin ya da bilginin mevcut olmadığı kanısındadır. Bu nedenle, başvuranların AİHS'nin 5. maddesinin 1.(c) paragrafı kapsamında gözaltına alınmalarının, suç işlediklerine ilişkin makul bir şüpheye dayandığı sonucuna varmaz. Dolayısıyla, sözkonusu madde ihlal edilmiştir.

Başvuranların yakalanmaları ve gözaltında tutulmalarının, AİHS'nin 5. maddesinin 1.(c) paragrafı kapsamında "kanuna uygun" olmadığı sonucuna varan AİHM, AİHS'nin 5/3 maddesi bağlamındaki şikayeti ayrıca incelemeye gerek görmemektedir (bkz., mutatis mutandis, Emrullah Karagöz/Türkiye, no. 78027/01, 63. paragraf, AİHM 2005-X (özetler); Je?ius/Litvanya, no. 34578/97, 75. paragraf, AİHM 2000-IX).

2. Başvuranların AİHS'nin 5/4 maddesi bağlamındaki şikayeti

Başvuranlar, AİHS'nin 5/4 maddesine dayanarak, yakalanmalarına ve polis tarafından gözaltında tutulmalarına itiraz edebilecekleri iç hukuk yollarının mevcut olmadığını ileri sürmüştür.

Hükümet, sözkonusu tarihte yürürlükte olan CMUK'un 128. maddesinin, gözaltında tutulmanın yasallığına itiraz etmek için etkili bir iç hukuk yolu ortaya koyduğunu ileri sürmüştür.

AİHM, benzer hususların ortaya konduğu davalarda, Hükümet'in yukarıda kaydedilen görüşlerini reddettiğini ve AİHS'nin 5/4 maddesinin ihlalini tespit ettiğini kaydeder (bkz., diğer hususlar meyanında, Öcalan, 76. paragraf; Özçelik/Türkiye, no. 56497/00, 34. paragraf, 20 Şubat 2007; Saraçoğlu ve Diğerleri/Türkiye, no. 4489/02, 46. paragraf, 29 Kasım 2007). Mevcut davada sözkonusu başvurularda vardığı sonuçlardan farklı bir sonuca varmasına neden olan özel koşullar tespit etmemiştir.

Sonuç olarak AİHM, AİHS'nin 5/4 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varır.

3. Başvuranların AİHS'nin 5/5 maddesi bağlamındaki şikayeti

Başvuranlar, AİHS'nin 5. maddesinin 5. paragrafına dayanarak, yakalanmalarına ve polis tarafından gözaltında tutulmalarına karşı tazminat isteme haklarının bulunmadığından şikayetçi olmuştur.

Hükümet, Anayasa'nın 19. maddesi uyarınca hürriyeti kısıtlanan kişinin, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahip olduğunu kaydetmiştir. Kanuna aykırı şekilde gözaltına alma durumlarında, kanun dışı yakalanan veya tutuklanan kimselere tazminat verilmesi hakkındaki 466 no'lu Kanun bağlamında, tazminat talebinin birinci derece mahkemesinin nihai kararını vermesinden itibaren üç ay içerisinde yapılabileceğini ileri sürmüştür.

AİHM, 466 no'lu Kanun bağlamındaki tazminat davasının, diğer hususlar meyanında, kişinin kanuna aykırı şekilde özgürlüğünden mahrum bırakıldığı (Madde 1/1) veya kanun dairesinde yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra hakkında kovuşturma yapılmasına veya son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına veyahut beraetine veya ceza verilmesine mahal olmadığına karar verildiği (Madde 1/6) durumlarda açılabileceğini kaydeder.

AİHM, başvuranların polis gözetiminde tutulmasının, başlangıçta iç hukuka uygun olduğunu gözlemler. Dolayısıyla, 466 no'lu Kanun'un öngördüğü iç hukuk yolunu kullanarak özgürlüklerinin kanuna aykırı olarak kısıtlanmasına karşılık tazminat talep edemezler (bkz. Çetinkaya ve Çağlayan/Türkiye, no. 3921/02, 35003/02 ve 17261/03, 46. paragraf, 23 Ocak 2007).

AİHM, ayrıca, başvuranların 466 no'lu Kanun'un 1/6 maddesine dayanarak tazminat davası açmalarının mümkün olduğunu gözlemler. Ancak ulusal mahkemelerin, 466 no'lu Kanun hükümlerince tazminat ödenmesine karar verirken, yalnızca takipsizlik kararına dayanarak değerlendirmede bulunduklarını ve özgürlükten mahrum bırakılmanın, AİHS'nin 5. maddesinin ilk dört paragrafına aykırı olup olmadığını incelemediklerini kaydeder (bkz. Sinan Tanrıkulu ve Diğerleri/Türkiye, no. 50086/99, 50. paragraf, 3 Mayıs 2007; Medeni Kavak/Türkiye, no. 13723/02, 34. paragraf, 3 Mayıs 2007; Saraçoğlu ve Diğerleri/Türkiye, no. 4489/02, 52. paragraf, 29 Kasım 2007).

AİHM, yukarıda kaydedilenler ışığında, başvuranların özgürlüklerinin, 466 no'lu Kanun hükümleri uyarınca, AİHS'nin 5. maddesinin 1 ila 4. paragraflarını ihlal edecek şekilde kısıtlanmasına karşı, AİHS'nin 5/5 maddesinin öngördüğü şekilde icra edilebilen bir tazminat hakkına sahip olmadıkları sonucuna varır.

Dolayısıyla AİHS'nin 5/5 maddesi ihlal edilmiştir.

II. AİHS'NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuranlar, AİHS'nin hiçbir maddesine dayanmadan, gözaltında tutuldukları ve İdil Cumhuriyet Savcısı önünde sorgulandıkları süre içerisinde adli yardım alamadıklarından şikayetçi olmuştur.

AİHM, sözkonusu şikayetin, AİHS'nin 6. maddesinin 3. paragrafı (c) bendi bağlamında incelenmesi gerektiği kanısındadır.

Hükümet, avukat yardımı talep eden başvuranların, tutuklulukları sırasında yasal temsilcileri ile görüştüklerini kaydetmiştir.

AİHM, Havil Adırbelli, Metin Goran, Ali Nas, Beşir Gasyak ve Resul Kervanoğlu'nun polis tarafından gözaltında tutuldukları süre boyunca, talepleri üzerine, yasal temsilcileri ile görüştüklerini ve Yetgin Adırbelli, Gülek Adırbelli ve Mehmet Goran'ın böyle bir talepte bulunmadıklarını gözlemler.

AİHM, bununla birlikte, kişinin beraetine veya ceza verilmesine mahal olmadığına karar verilen bir cezai yargılamada kişinin, AİHS'nin 6. maddesi kapsamındaki adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri süremeyeceğini hatırlatır (bkz. Cahit Demirel/Türkiye (karar), no. 18623/03, 11 Eylül 2007).

AİHM, mevcut davada, Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcısı'nın 12 Mart 2003'te başvuranlar aleyhinde cezai takibat başlatmamaya karar verdiğini gözlemler. Dolayısıyla başvuranlar, AİHS'nin 34. maddesine dayanarak 6. maddenin 3. paragrafının (c) bendinin ihlal edildiğini iddia edemezler.

Sonuç olarak, başvurunun sözkonusu kısmı dayanaktan yoksundur ve AİHS'nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları kapsamında reddedilmelidir.

III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

AİHS'nin 41. maddesine göre:

"Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın adil tazminine hükmeder."

A. Tazminat

Başvuranların her biri, manevi tazminat olarak 6,000 Euro (EUR) talep etmiştir.

Hükümet, başvuranların taleplerine itiraz etmiştir.

AİHM, AİHS'nin 5. maddesinin 1., 4. ve 5. paragraflarının ihlal edildiğini tespit etmiştir. Bir yandan AİHS'nin 5. maddesinin 1., 4. ve 5. paragraflarına ilişkin ihlal tespitinin, başvuranların maruz kaldığı manevi zarar için yeterli adil tazmin teşkil ettiği kanısındadır. Diğer yandan, AİHS'nin 5. maddesinin 1. paragrafının ihlal edilmesi sonucu maruz kaldıkları manevi zararın, yalnızca ihlal bulgusu ile tazmin edilemeyeceği sonucuna varmaktadır. İçtihadını göz önünde bulunduran ve hakkaniyete dayanan bir değerlendirmede bulunan AİHM, başvuranların her birine sözkonusu başlık altında 1,500 Euro ödenmesine karar vermiştir.

B. Yargılama masraf ve giderleri

Başvuranlar, AİHM önünde yaptıkları masraflar için 1,566 Euro talep etmiştir. Taleplerine gerekçe olarak, yasal temsilcilerinin verdiği sekiz saat kırk dakikalık hizmeti gösteren zaman çizelgesini ve AİHM önünde temsil edilmeleri karşılığında yaptıkları harcamaları gösteren tabloyu sunmuştur.

Hükümet, başvuranların bu başlık altındaki taleplerinin dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürmüştür.

AİHM içtihadına göre, başvuran ancak başvurunun gerçekten ve gerekli olduğu için yapıldığını ve miktarın makul olduğunu kanıtlaması durumunda masraflarının tazmin edilmesine hak kazanır. Mevcut davada sahip olduğu bilgileri ve yukarıda kaydedilen kriterleri göz önünde bulunduran AİHM, başvuranlara AİHM önünde yaptıkları masraf ve harcamalar için toplam 900 EUR tazminat ödenmesine karar vermiştir.

C. Gecikme Faizi

AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM OYBİRLİĞİYLE

1. Başvuranların AİHS'nin 5. maddesi kapsamındaki şikayetlerinin kabuledilebilir ve başvurunun kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;

2. AİHS'nin 5/1 maddesinin ihlal edildiğine;

3. AİHS'nin 5/3 maddesi bağlamındaki şikayeti ayrıca incelemenin gerekli olmadığına;

4. AİHS'nin 5/4 maddesinin ihlal edildiğine;

5. AİHS'nin 5/5 maddesinin ihlal edildiğine;

6. (a) AİHS'nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Sorumlu Hükümet'in ulusal para birimine çevrilmek üzere Sorumlu Devlet tarafından başvuranlara aşağıda kaydedilen meblağların ödenmesine;

(i) Manevi tazminat olarak her birine 1,500 EUR (bin beş yüz Euro) ve ödenebilecek her tür vergi;

(ii) Yargılama masraf ve giderleri için toplam 900 EUR (dokuz yüz Euro) ve başvuranlara uygulanabilecek her tür vergi;

(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;

7. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine;

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü'nün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 2 Aralık 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

 

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA