kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
PEHLİVAN - TÜRKİYE


İçtihat Metni

PEHLİVAN - TÜRKİYE

2. DAİRE

(Başvuru no. 4233/03)

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ

STRAZBURG

KARAR TARİHİ: 9 Aralık 2008

İşbu karar AİHS'nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.

USUL

Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 4233/03 no'lu davanın nedeni T.C. vatandaşı Mehmet Pehlivan'ın ("başvuran") Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne ("AİHM") 25 Eylül 2002 tarihinde İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme'nin ("AİHS") 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.

Başvuran İstanbul Barosu avukatlarından A. Pehlivan tarafından temsil edilmektedir.

OLAYLAR

DAVANIN KOŞULLARI

1963 doğumlu başvuran İstanbul'da ikamet etmektedir.

Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı 5 Nisan 1996 tarihinde başvuran hakkında tutuklama emri çıkartmış, başvuran buna dayanılarak İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nde görevli polis memurları tarafından yakalanıp gözaltına alınmıştır. Başvuran, yakalanması üzerine, hakkında arama emri bulunduğundan ve makamların kendisini Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı'na nakletme niyetlerinden haberdar olduğunu teyid eden bir yakalama tutanağı imzalamıştır.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nde görevli polis memurları, 12 Nisan 1996 tarihinde, başvuranın yasadışı örgüt PKK'yle (Kürdistan İşçi Partisi) bağlantısı olduğu ve adam öldürdüğü şüphesiyle gözaltına alındığını ifade eden bir ev arama tutanağı düzenlemişlerdir. Tutanak üç polis memuru ve başvuran tarafından imzalanmıştır.

Başvuran İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde iki gün tutulduktan sonra Diyarbakır'a nakledilmiş, burada 25 Nisan 1996 tarihinde dek jandarmanın gözetiminde tutulmuştur.

Başvuran 22 Nisan 1996 tarihinde Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı görevlileri tarafından sorgulanmış, PKK'yle olan bağlantısı ve B.C. isimli kimsenin öldürülmesi olayına karışmasıyla ilgili bilgi vermesi istenmiştir. Başvuran PKK üyesi olduğunu, bu örgütten aldığı emirler doğrultusunda B.C.'yi öldürdüğünü ifade etmiştir.

Başvuran 25 Nisan 1996 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı'nın huzuruna çıkarılmış, burada PKK'nin eylemlerine karışmadığını iddia etmiştir. Başvuran ayrıca 1992 yılında ortağıyla ilişkisi olduğundan şüphelendiği için B.C.'yi köyünde öldürdüğünü öne sürmüştür. Başvuran cinayetin hiçbir terör eylemiyle bağlantılı olmadığını ifade etmiştir. Jandarma Komutanlığı'nda verdiği ifadeler kendisine okunmuştur.

Başvuran bu ifadeleri verdiğini kabul etmemiştir. Ayrıca başvuranın PKK üyesi olduğunu ileri süren Ş.B., Ş.C. ve S.B. adlı diğer üç şüphelinin ifadeleri de kendisine okunmuştur. Başvuran bu ifadeleri kabul etmemiş, bu kimselerin B.C.'nin akrabası olduklarını iddia etmiştir.

Başvuran aynı gün, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde tek hakim önüne çıkarılmış, burada Cumhuriyet Savcısı'na verdiği ifadeleri yinelemiştir. Sorgulanmasını takiben, hakim, başvuranın eski Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesinde tanımlanan, yani Devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmağa matuf suç işlediğine ilişkin güçlü işaretler bulunduğuna karar vererek tutuklanmasına karar vermiştir.

Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı 10 Mayıs 1996 tarihinde başvuran ve diğer altı kişi hakkında bir iddianame sunmuştur. Başvuran eski Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesi kapsamında B.C.'yi öldürmekle suçlanmıştır.

14 Mayıs 1996 tarihinde Diyarbakır 1 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde görülen duruşmada, işlenen suçun niteliği, kanıtların durumu ve dava dosyasının içeriği göz önünde bulundurularak, başvuranın tutukluluk halinin devam etmesine karar vermiştir.

Başvuran 19 Ağustos 1996 tarihinde ilk derece mahkemesinde ifade verip hakkındaki suçlamaları reddetmiştir.

İlk derece mahkemesi Lice Cumhuriyet Savcılığı'ndan bilgi ve belge beklediği için 19 Ağustos 1996 ile 29 Aralık 1997 tarihleri arasında duruşmaları ertelemiştir.

Devlet Güvenlik Mahkemesi 29 Aralık 1997 tarihinde Lice Jandarma Komutanlığı'ndan B.C.'nin öldürülmesi olayına ilişkin bilgi vermesini istemiştir. Ardından mahkeme, jandarma komutanlığının ilgili bilgiyi sunmaması nedeniyle duruşmaları 24 Aralık 1998 tarihine dek ertelemiştir.

Diyarbakır 1 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi 22 Kasım 1999 tarihinde Diyarbakır 3 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nden Ş.B., Ş.C. ve S.B. hakkında açılan davanın dosyasının bir kopyasını sunmasını istemiştir. 3 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi dava dosyasının bir kopyasını sunmadığı için 22 Kasım 1999 ile 4 Eylül 2001 tarihleri arasında duruşmalar ertelenmiştir.

Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi yargılama süresince kırk beş duruşma gerçekleştirmiştir. İlk derece mahkemesi, her duruşmanın sonunda, adli takibat sırasında başvuranın tutuklu bulundurulma halini resen veyahut başvuranın talebi üzerine gözden geçirmiştir. Suçun niteliği ile kanıtların durumunu göz önünde bulundurarak başvuranın tutukluluk halinin bir sonraki duruşmaya kadar devam etmesine karar vermiştir.

Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi 26 Mart 2002 tarihinde başvuranı Türk Ceza Kanunu'nun 448. maddesi kapsamında adam öldürmekten suçlu bulup, on beş yıl hapis cezasına çarptırmıştır. Mahkeme başvuranın işlediği suçun terör eylemiyle ilişkili olduğuna ilişkin ikna edici bir kanıt görememiştir. Mahkeme adli takibat sırasında tutuklu bulundurulduğu süreyi göz önünde bulundurarak başvuranın salıverilmesine karar vermiştir.

Yargıtay 4 Temmuz 2002 tarihinde başvuranın yargılanması sırasında aleyhinde ifade veren üç tanığa soru soramaması nedeniyle 26 Mart 2002 tarihli kararı bozmuştur. Ardından dava Diyarbakır 1 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne havale edilmiştir.

İlk derece mahkemesi 12 Ağustos 2002 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nden, tanıkların ifadelerine ilişkin başvuranın savunmasını almasını istemiştir. Devlet Güvenlik Mahkemesi 12 Ağustos 2002 ile 14 Temmuz 2003 tarihleri arasında başvuranın savunmasını beklerken altı duruşma daha geçmiştir.

İlk derece mahkemesi 14 Temmuz 2003 tarihinde başvuranı bir kez daha adam öldürmekten suçlu bulup on beş yıl hapis cezasına çarptırmıştır.

Yargıtay 8 Nisan 2004 tarihinde bu kararı onamıştır.

HUKUK

I. AİHS'NİN 5/3 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran, tutuklu yargılanmasının AİHS'nin 5/3 maddesinde koşulan "makul süre" kuralını çiğnediğinden şikayetçi olmuştur.

A. Kabuledilebilirliğe ilişkin Hükümet, AİHM'den, başvuruyu, AİHS'nin 35/1 maddesi kapsamında iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddetmesini talep etmiştir. Hükümet, AİHM'nin Köse - Türkiye (50177/99) davasındaki karara işaret ederek, başvuranın Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 298. maddesi kapsamında devam etmiş olan tutukluluk haline itiraz etmediğini ileri sürmüştür.

Başvuran etkili olmadığı kanısında olduğu için bu başvuru yolundan yararlanmadığını ifade etmiştir.

AİHM, benzer davalarda Hükümet'in bu itirazını inceleyip reddettiğini kaydeder (özellikle bkz. Koşti ve Diğerleri - Türkiye, 74321/01; Mehmet Şah Çelik - Türkiye, 48545/99; Tamamboğa ve Gül - Türkiye, 1636/02). AİHM mevcut davada yargı içtihadından sapmasını gerektirecek özel bir koşul görmemektedir.

Sonuç olarak, AİHM, Hükümet'in itirazını reddeder.

AİHS'nin 35. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde bu şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.

B. Esas

Hükümet, başvuranın tutuklu bulundurulduğu sürenin makul ve iç hukukla uyumlu olduğunu ileri sürmüştür. Özellikle, suçun ciddiyeti, kaçma veyahut başka bir suç işleme riski ve davanın özel koşulları, duruşmaya kadar tutuklu bulundurulmaya devam edilmesini haklı çıkarmıştır.

Başvuran iddialarını sürdürmüş, Hükümet'in savunmasına itiraz etmiştir.

AİHM mevcut davada başvuranın tutuklu olarak yargılanmasının gözaltına alındığı tarih olan 12 Nisan 1996 tarihinde başladığını, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin emriyle serbest bırakıldığı tarih olan 26 Mart 2002 tarihinde sona erdiğini gözlemler. Dolayısıyla süreç yaklaşık altı yıldır.


AİHM, mevcut başvurudakine benzer meselelerle önüne gelen davalarda AİHS'nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğini sıklıkla tespit etmiştir (örneğin bkz. Dereci - Türkiye, 77845/01; Mehmet Yavuz - Türkiye, 47043/99; Tamamboğa ve Gül - Türkiye).

AİHM, kendisine sunulan tüm bilgi ve belgeler ışığında, Hükümet'in, mevcut davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak hiçbir delil veya savunma sunmadığı kanısındadır. Konuyla ilgili içtihadını göz önünde bulundurarak, bu davada başvuranın yargılama öncesi tutulu bulundurulma süresinin haddinden uzun olduğu sonucuna varmıştır.

Dolayısıyla AİHS'nin 5/3 maddesi ihlal edilmiştir.

II. AİHS'NİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran, yargılama sürecinin uzunluğunun AİHS'nin 6/1 maddesinde belirtilen "makul süre" kuralıyla örtüşmediğinden şikayetçi olmuştur.

A. Kabuledilebilirliğe ilişkin AİHS'nin 35. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde bu şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.

B. Esas

AİHM göz önünde bulundurulacak sürenin 12 Nisan 1996 tarihinde başvuranın gözaltına alınmasıyla başlayıp, 8 Nisan 2004 tarihinde Yargıtay'ın davaya ilişkin nihai kararını vermesiyle sona erdiğini kaydeder. Dolayısıyla dava yaklaşık sekiz yıl sürmüştür.

Hükümet, mevcut davada, sanıkların sayısı, davanın karmaşıklığı ve başvuranın işlemekle suçlandığı suçun niteliği nedeniyle yargılama süresinin makul olmadığı biçiminde değerlendirilemeyeceğini ileri sürmüştür. Hükümet, özellikle, ulusal mahkemenin, duruşmaları, başvuranın işlemekle suçlandığı cinayetle ilgili soruşturmanın sonucunu beklemek için ertelemek durumunda kaldığını ve ulusal mahkemelere atfedilebilecek faal olunmayan bir süreç bulunmadığını belirtmiştir.
Başvuran iddialarını sürdürmüştür.

AİHM, yargılama süresinin makul olup olmadığının davanın koşulları ışığında ve davanın karmaşıklığı ile başvuranların ve ilgili makamların tutumu gibi ölçütler göz önünde bulundurularak değerlendirilmesi gerektiğini yineler (diğerlerinin yanı sıra bkz. Pélissier ve Sassi - Fransa [BD], 25444/94).

AİHM mevcut başvurudakine benzer meselelerle önüne gelen davalarda AİHS'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini sıklıkla tespit etmiştir (özellikle bkz. Sertkaya - Türkiye, 77113/01; Volkan Şahin - Türkiye, 34400/02).

AİHM, kendisine sunulan tüm bilgi ve belgeleri göz önünde bulundurduğunda, Hükümet'in, mevcut davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak hiçbir delil veya savunma sunmadığı kanısındadır. Konuya ilişkin içtihadını göz önünde bulundurarak, yargılama sürecinin haddinden uzun olduğu ve "makul süre" kuralıyla örtüşmediği kanısına varmıştır.

Buna göre AİHS'nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.

III. AİHS'NİN 6/3 (a) MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran, 12 Nisan 1996 tarihinde gözaltına alındığı sırada hakkındaki suçlamalara ilişkin bilgilendirilmediğinden şikayetçi olmuştur. AİHS'nin 6/3 (a) maddesine dayanmıştır.

AİHM, bu şikayetin AİHS'nin 5/2 maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanısındadır.

Hükümet, başvuranın AİHS'nin 35/1 maddesi çerçevesinde başvurabileceği iç hukuk yollarından yararlanmadığını öne sürmüştür. Bu bağlamda, başvuranın, bu şikayeti, ulusal makamlar önündeki takibatların hiçbir aşamasında öne sürmediğini savunmuştur. Hükümet ayrıca başvuranın gözaltına alındığında kendisi hakkındaki suçlamalarla ilgili bilgilendirildiğini belirtmiştir. Gözaltına alınması üzerine, başvuran hakkındaki suçlamalar ile başvuranın imzasını içeren bir ev arama tutanağı düzenlenmiştir. Ayrıca gözaltında tutulurken, PKK'yle olan bağlantısı ve cinayetle ilgili sorgulanmış ve 25 Nisan 1996 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde hakkındaki suçlamalarla ilgili bir kez daha bilgilendirilmiştir.

Başvuran iddialarını sürdürmüştür.

AİHM, bu şikayetin altı aylık süre kuralını aştığı için kabuledilemez olması nedeniyle, Hükümet'in belirttiği üzere başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğinin belirlenmesinin gerekli olmadığı kanısındadır.

AİHM, AİHS'nin 35/1 maddesiyle uyumlu olarak AİHM'nin meseleyi yalnız nihai kararın alındığı tarihten itibaren altı aylık bir süre içinde ele alabileceğini yineler. İç hukuk yollarının bulunmayışı göz önünde bulundurulduğunda, altı aylık süre şikayet konusu eylem tarihinden itibaren işlemeye başlar (diğerlerinin yanı sıra bkz. Gül ve Diğerleri - Türkiye, 4870/02).

Mevcut davada, AİHM, başvuranın 12 Nisan 1996 tarihinde gözaltına alındığını gözlemler. 22 Nisan 1996 tarihinde Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı görevlileri tarafından sorgulanmış ve PKK'yle olan bağlantısı ve B.C.'nin öldürülmesi olayıyla olan ilişkisi hakkında bilgi vermesi istenmiştir. Öte yandan başvuran AİHM'ye olan başvurusunu 25 Eylül 2002 tarihinde, altı aylık süre geçtikten sonra yapmıştır.

Dolayısıyla başvurunun bu kısmı başvurunun sunulması gereken süre kuralını çiğnemiştir, AİHS'nin 35/1 ve 35/4 maddeleriyle uyumlu olarak reddedilmelidir.

IV. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

AİHS'nin 41. maddesine göre:

"Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder."

A. Tazminat

Başvuran, haddinden uzun süre tutuklu kalmasının sonucu olarak gelir kaybına uğradığı gerekçesiyle maddi tazminat olarak 13.140 Euro (EUR) talep etmiştir. Ayrıca manevi tazminat olarak 20.000 EUR talep etmiştir.

Hükümet cevaben, manevi tazminat olarak talep edilen meblağın haddinden yüksek olduğunu belirtmiştir. Maddi zarara ilişkin başvuranın görüşlerine ilişkin olarak, başvuranın talebinin temelsiz olduğunu iddia etmiştir.

AİHM, maddi tazminatla ilgili olarak, başvuranın taleplerini destekleyici hiçbir belge sunmadığını gözlemler. Buna göre bu talebi reddeder.

Öte yandan AİHM, başvuranın, yalnız ihlalin tespit edilmesiyle yeterince telafi edilemeyecek bir manevi zarara uğramış olabileceğini kabul eder. AİHM, davanın koşulları ile içtihadını göz önünde bulundurarak, başvurana 6200 EUR ödenmesine karar verir.

B. Yargılama gideri

Başvuran ayrıca AİHM önünde meydana gelen yargılama giderleri için 5350 EUR talep etmiştir. Bu meblağ başvuranın temsilcisinin mesaisi ile telefon görüşmeleri, posta ve kırtasiye gibi idari masrafları da kapsar.

Hükümet bu talebe itiraz etmiştir.

AİHM'nin içtihadına göre, yargılama giderleri, ancak gerçekliği ve gerekliliği kanıtlandığı ve makul bir meblağ olduğu takdirde başvurana geri ödenir. Mevcut davada başvuran talep ettiği harcamaların gerçekten meydana geldiğini belgeleyemediğinden, AİHM, elindeki bilgiler ve yukarıda belirtilen ölçütler ışığında yargılama giderine ilişkin talebini reddeder.

C. Gecikme Faizi

AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın eklenmesinin uygun olduğuna karar vermiştir.

BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİYLE

1. Başvuranın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılma ile makul bir süre içinde hakkaniyete uygun surette yargılanma haklarına ilişkin şikayetlerin kabuledilebilir, başvurunun geri kalanının kabuledilemez olduğuna;

2. Başvuranın tutuklu olarak yargılanma süresinden ötürü AİHS'nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;

3. Başvuran hakkındaki cezai yargılamanın süresinden ötürü AİHS'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;

4. (a) AİHS'nin 44. maddesi'nin 2. fıkrası gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Savunmacı Hükümet'in ulusal para birimine çevrilmek üzere ve miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ile birlikte Savunmacı Hükümet tarafından başvurana 6200 EUR (altı bin iki yüz Euro) manevi tazminat ödenmesine;

(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;

5. Başvuranın adil tatmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü'nün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 9 Aralık 2008 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

Sally Dollé Françoise Tulkens
Zabıt Katibi Başkan




































 

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA