kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
HASAN DÖNER - TÜRKİYE DAVASI


İçtihat Metni

HASAN DÖNER - TÜRKİYE DAVASI

2.DAİRE

(Başvuru no: 53546/99)

KARAR

KARAR TARİHİ:20 Kasım 2007

İşbu karar AİHS'nin 44/2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 53546/99 no'lu davanın nedeni, T.C. vatandaşı Hasan Döner'in (başvuran), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne, 16 Eylül 1999 tarihinde İnsan Haklarını ve Temel Hakları Korumaya Dair Sözleşme'nin ("Sözleşme") 34. Maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.

Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul Barosu avukatlarından Y. Arslan tarafından temsil edilmektedir.

OLAYLAR

I. DAVANIN KOŞULLARI

Başvuran 1975 doğumludur ve İstanbul'da ikamet etmektedir.

A. Başvuranın gözaltına alınması ve kötü muameleye tabi tutulduğu iddiasına ilişkin tıbbi belgeler

7 Mart 1999 tarihinde, yaklaşık 150-200 kişi, Maraşal Çakmak caddesinde gösteri yapmıştır. Başvuran dahil 45 kişi yakalanmış ve gözaltına alınmıştır.

İki polis memuru tarafından hazırlanan ve başvuran tarafından imzalanan yakalama tutanağına göre, polis memurları, bir binaya Molotof kokteyli atıldığına dair bilgi almışlardır. Polis olay yerine geldiğinde, ateşin söndürülmüş olduğunu görmüştür. Bölge sakinleri, Karaoğlan caddesine doğru iki şüphelinin kovalandığını polis memurlarına bildirmiştir. Polis, birkaç apartman ileride, başvuranın bir grup tarafından yerde dövüldüğünü görmüştür.

Aynı gün Yenibosna polis karakolunda hazırlanan tespit tutanağına göre, başvuran bir kalabalık tarafından linç edilirken yakalanmıştır. Bu tutanakta iki polis memurunun, başvuranın ve M.A. isimli başka bir kişinin imzası bulunmaktadır. Diğer dört kişinin ismi imzasız olarak tutanakta yer almaktadır.

Başvuran, kendisini sorgulamak isteyen polis memurlarına ifade vermeyi reddetmiştir. Başvuranın avukatı bu sırada yanında bulunmaktadır.

Başvuran, yakalanması sırasında ve gözaltında bulunduğu süre boyunca kötü muamele gördüğünü iddia etmiştir. Başvuran, AİHS'ye yazmış olduğu 10 Kasım 1999 tarihli mektupta, parasını çalan, kendisini döven ve kötü muamelede bulunan bir grup tarafından tutulduğunu, daha sonra ise gözaltındayken kendisine yine kötü muamelede bulunan polis memurları tarafından yakalandığını ifade etmiştir.

Başvuran, 7 Mart 1999 tarihinde akşam 9.30 sularında, Devlet Hastanesi'nde bir doktor tarafından muayene edilmiştir. Doktor, başvuranın sol dirseğinde 2x1 cm, sağ kolunda 3 cm boyutlarında birer sıyrık ve sağ dizinde 1 cm boyutunda iki sıyrık olduğunu kaydetmiştir. Doktor, ayrıca, başvuranın sağ omuz kemiğinin üstünde 5x10 boyutunda iki ekimoz ve iki omuz kemiği arasında çok sayıda sıyrık ve ekimoz olduğunu belirtmiştir.

Başvuran, 8 Mart 1999 tarihinde, başvuranın dövülmekten ve kendisine küfredilmesinden şikayet ettiğinden bahseden Bakırköy Adli Tıp Şube Müdürlüğü'nden bir doktor tarafından muayene edilmiştir. Doktor, başvuranın sağ omuz kemiğinin üzerinde 22x20 cm.lik bir alanda küçük kırmızı noktaları olan yeni oluşmuş bir ekimoz, başında 2-3 cm büyüklüğünde bir şişlik, ve sağ dizinin altında 2x3 cm boyutunda kanlı bir sıyrık olduğunu kaydetmiştir. Ayrıca, başvuranın sağ dirseğinin sıyrık bulunan bölgesinde 3x5 büyüklüğünde bir ödem ve sol kolunun sıyrık bulunan bölgesinde 2x4 cm büyüklüğünde yeni oluşmuş bir ekimoz saptamıştır. Son olarak, doktor 7 ve 8 Mart 1999 tarihli tıbbi raporlara dayanarak, başvuranın yaralanmalardan dolayı yedi gün boyunca iş göremeyeceği sonucuna varmıştır.

B. Başvuran aleyhinde yürütülen cezai takibat

8 Mart 1999 tarihinde, başvuran Bakırköy Sulh Ceza Mahkemesi huzuruna çıkmış ve aleyhindeki suçlamaları reddetmiştir. Başvuran, özellikle linç girişiminden mağdur olduğunu inkar etmiş ve şüpheli görünen kişilerin cüzdanını çaldığını iddia etmiştir. Başvuranın avukatı duruşmaya gelmiştir. Mahkeme, başvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiştir.

Başvuran, mahkemenin tutuklanması yönündeki kararına itiraz etmiş ve Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi'ne yazmış olduğu dilekçede, diğerlerinin yanı sıra, cüzdanını çalan birkaç kişi tarafından yakalandığını ifade etmiştir. Kız kardeşinin evine giderken rast geldiği bir gösteri sırasında polise teslim edilmiştir. Başvuran, ayrıca polisin doğrudan müdahalesinin olmadığını belirtmiştir. 15 Mart 1999 tarihinde, suçun niteliği ve dava dosyasının içeriği gözönünde bulundurularak, başvuranın itirazı mahkeme tarafından reddedilmiştir.

Bu arada, 9 Mart 1999 tarihinde, Bakırköy Cumhuriyet Savcısı, başvuranı Molotof kokteyli atmakla suçlayan bir ithamname vermiştir. Başvuranın mahkum edilmesini ve Ceza Kanunu'nun 264. maddesi uyarınca cezalandırılmasını talep etmiştir.

18 Mart 1999 tarihinde, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi, ratione materiae yetkisinin olmadığını ileri sürerek davayı İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne göndermiştir. Mahkeme, ayrıca, başvuranın tutuklu yargılanma süresini uzatmaya karar vermiştir.

12 Nisan 1999 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranın duruşmaya kadar tutukluluğunun devam etmesine karar vermiştir.

Başvuran, 20 Mayıs 1999 tarihinde, bir yanlışlık olduğu gerekçesiyle tutuksuz yargılanmak için İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne başvurmuştur. Başvuran, dilekçesinde, yeğeni için hediye almak üzere alışveriş yaptığı sırada rast geldiği bir gösteri sırasında cüzdanını çalan kişilerce yakalandığını hatırlatmıştır. Başvuran, linç girişiminin sözkonusu olmadığını ifade etmiştir. Mahkeme, 30 Haziran 1999 tarihinde, suçun niteliği, kanıtların durumu ve başvuranın mahkeme tarafından dinlenmiş olması nedeniyle tutuklu yargılanma sürecinin devam etmesini öngörmüştür.

İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, 12 Temmuz 1999 tarihinde, başvuranın itham edildiği eylemin yasadışı bir örgütle herhangi bir bağı bulunmadığını kaydederek, ratione materiae yetkisinin olmadığı sonucuna varmıştır. Mahkeme, ayrıca, başvuranın tutuklu yargılanma sürecinin devam etmesine karar vermiştir. Dava, yetkili mahkeme konusunda karar vermesi için Yargıtay'a gönderilmiştir.

11 Ağustos 1999 tarihinde, Yargıtay, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi'nin davaya bakma yetkisi olduğuna karar vermiş ve davayı bu mahkemeye iade etmiştir.

7 Eylül 1999 tarihinde, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda cezai takibat başlatılmıştır. Mahkeme, başvuranın tutuklu yargılanma süresini uzatmıştır.

27 Ekim 1999 tarihinde, mahkeme, yakalama protokolünü hazırlayan polis memurları H.Ü., M.D. ve I.Ö'ye ifade vermeleri için celpname çıkarmıştır.

13 Aralık 1999 tarihinde yapılan duruşmada, başvuran, olayın gerçekleştiği gün kız kardeşinin evine giderken yanından bir kişinin koştuğunu, daha sonra birisinin kolunu büktüğünü, kendisini bir arabaya yasladığını ve cüzdanını çaldığını ifade etmiştir. Daha sonra bu kişilerin polisi aradığını ve kendisinin yakalandığını belirtmiştir. Başvuran, polis karakolunda dövüldüğünü ve polis memurları tarafından hazırlanan tutanakların doğru olmadığını ifade etmiştir.

Mahkeme, 9 Şubat 2000 tarihinde, başvuranın bazı vatandaşlar tarafından yakalandığını, kötü bir şekilde dövüldüğünü ve polise teslim edildiğini ifade eden polis memurlarından birini, M.D.'yi, dinlemiştir. M.D., başvuranı yakalayan kişilerden hiçbirinin tanıklık etmeyi kabul etmemesi nedeniyle, polisin yakalama tutanağına bu kişilerin imzasını alamadığını ifade etmiştir. Başvuran, kendisine karşı linç girişiminde bulunulmadığını ifade ederek M.D.'nin tanıklığını reddetmiştir. Başvuran, arabanın içinde polis memurlarının sırtına vurduğunu belirtmiştir. Aynı gün, mahkeme, başvuranın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasına karar vermiştir.

7 Nisan 2000 ile 30 Ekim 2002 tarihleri arasında, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi altı duruşma yapmış ve ifade vermeleri için H.A. ile polis memurları H.Ü. ile I.Ö'yü celp etmiştir.

Mahkeme, 30 Ekim 2002 tarihinde, bulunamadığı gerekçesiyle, tanıklardan biri olan H.A.'yı dinleme teklifinden vazgeçmiştir.

Mahkeme, 19 Aralık 2003 tarihinde, olayı hatırlamadığını ancak sözkonusu zamanda hazırlanan tutanağın doğru bilgi içerdiğini ifade eden polis memuru I.Ö.'yü dinlemiştir.

Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi, 19 Aralık 2003 ile 2 Şubat 2005 tarihleri arasında, tanıklardan biri olan H.Ü.'nün sürekli olarak duruşmalara katılmaması nedeniyle, tamamı ertelenen birçok duruşma günü tespit etmiştir.

Başvuran, 28 Haziran 2007 tarihli bir mektupla, davasının hala Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi önünde beklemede olduğunu AİHM'ye bildirmiştir.

HUKUK

I. AİHS'NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran, herhangi bir ayrıntıya girmeden, gözaltındayken kötü muameleye tabi tutulduğu konusunda şikayetçi olmuştur. Başvuran, şikayetini AİHS'nin 3. maddesine dayandırmıştır.

A. Tarafların ifadeleri

Hükümet, başvuranın iddialarına itiraz etmiştir. Özellikle de başvuranın kötü muamele iddiasına ilişkin ayrıntıları anlatmadığını ve tıbbi raporda kaydedilen yaraların başvuranın bir grup insan tarafından dövülmesi sonucu oluştuğunu ileri sürmüştür.

Başvuran, konuyla ilgili tıbbi raporlarda görüldüğü gibi, tutukluluğu ve gözaltında bulunduğu süre boyunca kötü muameleye tabi tutulduğunu ileri sürmüştür. Başvuran, polislerin adli takibat yapılmasını önlemek için linç hikayesini uydurduğunu iddia etmiştir. Ayrıca, polis memurları nadiren kötü muameleden dolayı kovuşturulduğu için, resmi şikayette bulunmasının önüne geçildiğini ileri sürmüştür.

B. AİHM'nin değerlendirmesi

AİHM, kötü muamele iddialarının uygun kanıtlarla desteklenmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (bkz, özellikle, Tanrıkulu ve Diğerleri / Türkiye, no. 45907/99, 22 Ekim 2002). AİHM, bu tür kanıtları değerlendirirken genellikle "makul şüphenin ötesinde" standardını uygulamaktadır. Ancak, böyle bir kanıt yeterince güçlü, açık ve anlamlı çıkarımların veya çürütülemeyen benzer karinelerin varlığı ile ortaya konabilir (bkz, İrlanda / İngiltere, 18 Ocak 1978 tarihli karar, A Serisi no. 25, s. 64-65, 161. paragraf in fine).

1. Gözaltındayken kötü muamelede bulunulduğu iddiası

Başvuranın gözaltı süresinin son günü (8 Mart 1999) hazırlanan tıbbi raporda, kötü muameleye maruz kalma sonucu oluşmuş olabilecek çok sayıda yara olduğu kaydedilmiştir. Başta saptanan küçük bir şişlik ve yaraların biraz daha kötü durumda olması dışında, bu tıbbi rapor yaraların yeri ve tipi bakımından başvuranın yakalandığı gün (7 Mart 1999) verilen raporla büyük ölçüde aynıdır. Sonuç olarak, AİHM, 8 Mart 1999 tarihli tıbbi raporda kaydedilen belirtilerin başvuranın gözaltında bulunduğu sırada kötü muameleye tabi tutulduğu yönündeki iddialarını kanıtlamak için yetersiz olduğu görüşündedir. Çünkü, başvuran iddia ettiği kötü muamelenin tipi veya şekliyle ilgili olarak, gözaltı sonrasında hazırlanan ikinci tıbbi raporda kaydedilen bulguların bu iddiayı doğrulayıp doğrulamadığını değerlendirmesine olanak vermek için AİHM'ye hiçbir ayrıntı bildirmemiştir.

Sonuç olarak, başvuranın vermiş olduğu bilgi, AİHM'nin, makul şüphenin ötesinde, başvuranın iddia ettiği gibi gözaltındayken kötü muameleye tabi tutulduğu yönünde karar vermesini sağlayacak kadar kati veya ikna edici değildir.

AİHM, başvurunun bu kısmının dayanaktan yoksun olduğuna ve AİHS'nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları gereğince reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.

2. Yakalanma sırasında kötü muamelede bulunulduğu iddiası

AİHM, özgürlüğünden mahrum bırakılan bir kişiyle ilgili olarak, kişinin kendi davranışının kesinlikle gerekli kılmadığı durumda şiddete başvurulmasının onur kırıcı bir davranış olduğunu ve esas itibariyle 3. maddeye ters düştüğünü hatırlatmaktadır (bkz, Ribitsch / Avusturya, 4 Aralık 1995 tarihli karar, A Serisi no. 336, s. 26, 38. paragraf, ve Krastanov / Bulgaristan, no. 50222/99, 53. paragraf, 30 Eylül 2004).

AİHM, başvuranın yaralarının 7 Mart 1999 tarihli tıbbi raporda kaydedildiği gibi o tarihte oluştuğuna tarafların itiraz etmediklerini gözlemlemektedir. Ancak, taraflar bu yaraların aslında nasıl ortaya çıktığı konusunda farklı şeyler anlatmışlardır.

AİHM, başvuranın hem yerel mahkemeler hem de AİHM huzurunda vermiş olduğu çelişkili ifadelerin, iddialarının gerçekliği hakkında şüphe uyandırdığı ve Hükümet'in vermiş olduğu bilgiyi inanılır kıldığı görüşündedir. Bu bakımdan, başvuranın, yerel mahkemeler huzurunda yalnızca polis memuru M.D.'nin olayları anlatış şekline itiraz ettiği 9 Şubat 2000 tarihinde, yakalanma sırasında kötü muameleye tabi tutulduğundan bahsettiği kaydedilmiştir. Başvuran, bunun öncesinde, linç girişiminde bulunulduğunu inkar ederken, kendisini yakalayan polis memurları tarafından güç kullanıldığı konusunda herhangi bir şey söylememiştir. Yakalandığı gün dahil olmak üzere cezai takibat boyunca başvuranın bir avukat tarafından temsil edilmesi nedeniyle, AİHM, atlanan bu kısmın çarpıcı olduğunu düşünmektedir. Başvuran, AİHM huzurunda, yakalanması sırasında kötü muameleye tabi tutulduğu iddiasının ayrıntıları konusunda sessiz kalmıştır. AİHM, ayrıca, başvuranın 10 Kasım 1999 tarihli mektubunda, gözaltındayken polis memurları tarafından kötü muameleye tabi tutulduğu iddiası öncesinde bir grup insan tarafından dövüldüğünü itiraf ettiğini gözlemlemektedir.

Yukarıda anlatılanlar gözönünde bulundurulduğunda, dava dosyasındaki kanıtlar, makul şüphenin ötesinde, tutuklandıktan sonra başvurana karşı şiddet uygulandığını göstermemektedir. Buna göre, başvurunun bu kısmı da dayanaktan yoksun olup AİHS'nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları gereğince reddedilmelidir.

II. AİHS'NİN 5/3 VE 6/2 MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran, gözaltı süresinin çok uzun olduğu ve bunun sonucunda suçsuz varsayılma hakkının ihlal edildiği konusunda şikayetçi olmuştur. Şikayetini 5. ve 6. maddelere dayandırmıştır.

AİHM, bu şikayetin yalnızca 5/3 maddesi dikkate alınarak incelenmesi gerektiği görüşündedir.
Hükümet, başvuranın iddialarına itiraz etmiştir.

AİHM, başvuranın tutuklu kaldığı sürenin, yakalanmasıyla birlikte 7 Mart 1999 tarihinde başladığını ve tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığı 9 Şubat 2000 tarihinde sona erdiğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla, tutukluluk on bir ay sürmüştür.

AİHM, kendisine sunulan belgelerin tamamını inceledikten ve konuyla ilgili içtihadını değerlendirdikten sonra (bkz, örneğin, Sevgin ve İnce / Türkiye, no. 46262/99, 61. paragraf, 20 Eylül 2005; Ilijkov / Bulgaristan, no. 33977/96, 77. paragraf, 26 Temmuz 2001; Labita / İtalya [GC], no. 26772/95, 152-153. paragraflar, AİHM 2000-IV; Smirnova / Rusya, no. 46133/99 ve 48183/99, 59. paragraf, AİHM 2003-IX (alıntılar) ve; Sağat ve Diğerleri / Türkiye, no. 8036/02, 6 Mart 2007), başvuranın tutukluluk süresinin 5/3 maddesinin öngördüğü makul süreyi aşmadığını düşünmektedir. AİHM, bu sonuca varırken başvuran aleyhindeki suçlamayı, tutukluluğunun sürmesi için mahkemelerin sunduğu gerekçeleri ve gözaltı süresinin tamamını dikkate almıştır.

Buna göre, başvurunun bu kısmı dayanaktan yoksun olup AİHS'nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları gereğince reddedilmelidir.

III. AİHS'NİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran, cezai takibat süresinin 6/1 maddesinde öngörülen "makul süre" şartına uymadığı konusunda şikayetçi olmuştur.

A. Kabuledilebilirliğe ilişkin

AİHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.

B. Esas

Hükümet, başvuranın iddialarına itiraz etmiştir.

Başvuran, iddialarında ısrar etmiştir.

AİHM, dikkate alınması gereken sürenin başvuranın yakalanıp gözaltına alındığı 7 Mart 1999 tarihinde başladığını gözlemlemektedir. Taraflarca sunulduğu üzere dava dosyasında yer alan bilgiden, davanın hala ilk derece mahkemesi önünde beklemede olduğu anlaşılmaktadır. Bu kararın alındığı tarih itibariyle, dava başlayalı sekiz yıl yedi aydan fazla süre geçmiştir.

AİHM, sözkonusu başvurudakine benzer sorunlar içeren davalarda genellikle 6/1 maddesinin ihlalini saptamıştır (bkz, özellikle, Sertkaya / Türkiye, no. 77113/01, 20-21. paragraflar, 22 Haziran 2006, ve Mehmet Güneş / Türkiye, no. 61908/00, 31. paragraf, 21 Eylül 2006).

AİHM, kendisine sunulan belgelerin tamamını inceledikten ve konuyla ilgili içtihadını değerlendirdikten sonra, sözkonusu davada, takibatın çok uzun sürdüğünü ve "makul süre" şartının yerine getirilmediğini düşünmektedir.

Buna göre, AİHS'nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.

IV. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

AİHS'nin 41. maddesine göre "Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, AİHS, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil tatminine hükmeder."

A.Tazminat

Başvuran, maddi ve manevi tazminat olarak, toplamda 50,000 Yeni Türk Lirası (yaklaşık 30,250 Euro) talep etmiştir.

Hükümet, bu miktara itiraz etmiştir.

AİHM, talep edilen maddi tazminat ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı bulunmadığını kaydederek bu talebi reddeder. Ancak, adil temellere dayanarak değerlendirmede bulunan AİHM, manevi tazminat olarak 5,000 Euro ödenmesine karar verir.

B. Yargılama masraf ve giderleri

Başvuran, ayrıca, yerel mahkemeler ile AİHM huzurunda yapılan yargılama masraf ve giderleri için toplamda 12,400 YTL (yaklaşık 7,500 Euro) talep etmiştir. Başvuran, talebini İstanbul Barolar Birliği'nin 2005 yılı ücret cetveline dayandırmıştır. Ancak, herhangi bir makbuz veya ilgili diğer belgeleri sunmamıştır.

Hükümet, bu miktara itiraz etmiştir.

Başvuran, AİHM İçtüzüğü'nün 60. maddesi gereğince talebini desteklemek üzere herhangi bir belge sunmadığı için, AİHM bu başlık altında herhangi bir ödeme yapılmasını öngörmemektedir.

C. Gecikme Faizi

AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.

BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİ İLE

1. Yargılamanın uzun sürmesine ilişkin yapılan şikayetin kabuledilebilir, başvurunun kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2.AİHS'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;

3. (a)AİHS'nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası'na çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından başvurana manevi tazminat olarak 5,000 Euro (beş bin Euro) ödenmesine;
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;

4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.

İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü'nün 77/2. ve 3. maddeleri gereğince 20 Kasım 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

 

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA