kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
GÜRCEĞİZ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI


İçtihat Metni

GÜRCEĞİZ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI

(Başvuru no: 30245/02)

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ

KARARTARİHİ: 20 Eylül 2007

İşbu karar Sözleşme'nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.

T.C. vatandaşları İbrahim Gürceğiz, Bilal Çetiner, Ekrem Kılavuz ve Mustafa Bozkurt'un (başvuranlar) Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine 27 Şubat 2002 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) Temel İnsan Haklarını güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları (61442/00 ve 61445/00) numaralı başvuru sonucu bu dava görülmektedir.

Başvuranlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Diyarbakır barosu avukatlarından M. Özbekli tarafından temsil edilmektedir.

OLAYLAR

I. DAVANIN KOŞULLARI

Başvuranlar sırasıyla 1973, 1974, 1976 ve 1974 doğumlu olup 21 ve 22 Ocak tarihlerinde yakalanarak 25 Ocak 2002'te gözaltına alınmışlardır.

25 Ocak 2002'de Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) nöbetçi hakimi, Olağanüstü Hal Bölge Valisi'nin ve Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı'nın talebi üzerine ve olağanüstü hal çerçevesinde alınacak tamamlayıcı tedbirler hakkındaki 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 3 c) fıkrası uyarınca başvuranların Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'nde on gün süreyle sorgulanmaları için izin vermiştir.

26 Ocak 2002 tarihinde başvuranların sorgulaması yapılmıştır.

4 Şubat 2002 tarihinde nöbetçi hakim 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye uygun olarak başvuranların gözaltı süresinin on gün süreyle uzatılması kararını almıştır.

Başvuranlar 14 Şubat 2002 tarihinde tutuklu yargılanmak üzere cezaevine konulmuştur.

HUKUK

I. AİHS'NİN 5. MADDESİ'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuranlar polis karakolunda tutulma süresinin uzunluğundan ve yasallığından şikayet ederek bu durumu giderecek etkili bir başvuru yolunun bulunmadığını öne sürmektedirler. Başvuranlar bu noktada AİHS'nin 5/3, 4. ve 5. maddelerine atıfta bulunmaktadır.

A. Kabuledilebilirliğe dair

1. Altı ay kuralına riayet etmeme

Hükümet, başvuran Mustafa Bozkurt'un başvurusunda altı ay kuralına uyulmadığından AİHM'yi bu başvuruyu kabuledilemez bulmaya davet etmektedir. Adı geçen tarafından 26 Şubat 2002 tarihinde bir mektup gönderilmiş, ancak hala başvuru yapılmamıştır..

AİHM, başvuran Mustafa Bozkurt'un 5 Haziran 2002 tarihli imzalı başvuru formunun 7 Haziran 2002 tarihinde postaya verildiğini, bu durumda polis karakolunda gözaltı süresinin bitmesinden itibaren altı ay içinde başvurunun yapılmış olduğunu gözlemlemektedir. Bu nedenle yapılan itiraz reddedilmektedir.

2. İç hukuk yollarının tüketilmemesi hakkında

Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediğini hatırlatmakta, başvuranların nöbetçi hakim kararıyla uzatılan gözaltı süresine itiraz edebileceklerini ifade etmektedir.

AİHM, AİHS'nin 5/4. maddesine yönelik yapılan şikayetle doğrudan ilintili olduğunu not ederek bu itirazı esasa birleştirmektedir.

AİHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başvurunun başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.

B. Esas hakkında

1. AİHS'nin 5/1 c) maddesi

Hükümet başvuranların polis karakolunda gözaltına alınmalarının ve gözaltı süresinin uzunluğunun olayların meydana geldiği dönemde iç hukukta yürürlükte bulunan mevzuata uygun olduğunu savunmaktadır.

AİHM daha önce de benzer sorunların dile getirildiğini ve bunların AİHS'nin ihlali ile sonuçlandığını hatırlatmaktadır (Bkz. Karagöz-Türkiye kararı, no: 78027/01 ve Balık-Türkiye kararı, no: 6663/02, 15 Şubat 2007). AİHM, Mahkemeye sunulan bütün delil unsurlarının incelenmesinden Hükümetin Mahkemenin bu davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını kaydetmektedir.

AİHM başvuranların 21 ve 22 Ocak 2002 tarihlerinde gözaltına alındıklarını ve 25 Ocak 2002 tarihine dek gözaltında kaldıklarını, bu son tarihte nöbetçi hakim kararıyla tutuklu yargılanmak üzere cezaevine gönderildiklerini gözlemlemektedir. Adı geçenler cezaevine sevk edildiklerinin ertesi günü sorgulanmak üzere polis karakoluna götürülmüşler, 4 Şubat 2002 tarihli nöbetçi hakim kararıyla gözaltı süresi on gün daha uzatılmış, başvuranlar böylelikle yirmi gün boyunca gözaltında kalmışlardır.

AİHM'nin daha önceki mezkur Karagöz kararında da belirttiği üzere, başvuranların tutuklanmalarının sonrasında polis karakoluna gönderilmeleri etkili hukuki bir denetimi ortadan kaldırmaktadır. Ayrıca, hali hazırda hapiste olan bir tutuklunun sorgulanmak üzere güvenlik güçlerine teslim edilmesi gözaltı sürelerine ilişkin uygulanan mevzuatta hile yapmak anlamına gelmektedir. Tutuklu yargılanmak üzere cezaevine gönderilmelerinden birkaç saat sonra yeni sorgulamalara maruz kalan başvuranlar da bu muameleye maruz kalmışlardır. Bu husus 5/1 c) maddesiyle öngörülen düzenlemelere aykırı olup, sorgulanan kişiyi ilgili güvencelerden yoksun bırakmaktadır.

Bu nedenle AİHS'nin 5/1 c) maddesi ihlal edilmiştir.

2. AİHS'nin 5/4. maddesi

Hükümet, başvuranların polis karakolunda sorgulanmalarına ilişkin nöbetçi hakim kararına itirazda bulunabileceklerini savunmakta, bu noktada Yakup Köse vd.-Türkiye (başv.no: 50177/99, 2 Mayıs 2006) kararına atıfta bulunmaktadır.

AİHM, AİHS'nin 5/4. maddesinin iç hukukta AİHS'nin 5. maddesine dayalı bir şikayeti ve buna elverişli bir başvuruyu güvence altına aldığını hatırlatmaktadır. Bu başvuru hukuken olduğu kadar uygulamada da "etkili" olmalıdır.

AİHM, Hükümetin göndermede bulunduğu kararın yürütülen ceza süreci kapsamında tutuklu yargılanan sanıklara ilişkin olduğunu not etmektedir. Mevcut durum farklıdır. Başvuranlar 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 8. maddesine dayalı olarak polis karakoluna götürülmüşlerdir. AİHS'nin 5/1. maddesinin c) fıkrasında söz edilenler ışığında AİHM, 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 8. maddesine ilişkin alınan kararların etkili adli bir denetimden uzak olduğuna itibar etmektedir.

AİHM, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazını reddetmiş ve AİHS'nin 5/4. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.

3. AİHS'nin 5/5. maddesi

Hükümet başvuranların 466 sayılı Kanun'a dayalı olarak tazminat talebinde bulunabileceklerini savunmaktadır.

AİHM, 5. maddenin 5. paragrafının gereklerinin yerine getirilmesi için, aynı maddeninin 1, 2, 3. ve 4. paragraflarına aykırı koşullarda hürriyetten yoksun bırakma hallerinin tazmin edilmesinin istenebilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Bkz. Wassink-Hollanda kararı, 27 Eylül 1990). Bahsekonu 5. maddede yer alan bu tazmin hakkı bir iç hukuk merciinin veya AİHS kurumları tarafından diğer paragraflardan birinin ihlal edildiğinin tespit edilmesine bağlıdır. (Bkz. N.C.-İtalya kararı, no: 24952/94).

AİHM 466 sayılı Kanun'un 1. maddesine göre muhakemenin men'i, beraat ya da ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi durumunun -ki mevcut davada böyle bir durum sözkonusu değildir- dışındaki diğer bütün hallerde bu hüküm kapsamında tazminat verilebilmesi için hürriyetten yoksun bırakmanın hukuka aykırı bir biçimde yapılmış olması gerektiğini hatırlatır. Oysa, dava konusu tutuklama iç hukuka uygun olarak gerçekleştiğinden başvuranların herhangi bir tazminat elde etme imkanı bulunmamaktadır (Bkz. Sakık vd.-Türkiye kararı, 26 Kasım 1997).

Bu nedenle AİHS'nin 5/5. maddesi ihlal edilmiştir.

II. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

A. Tazminat

Başvuranların her biri 10.000 Euro maddi, 40.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.

Hükümet bu miktarlara karşı çıkmıştır.

AİHM, başvuranların maddi tazminat taleplerinde yer alan avukatlık ücreti ve yargı gider ve harcamaları gibi taleplerinin yargılama masraf ve giderleri başlığı altında değerlendirilmesi gerektiğini belirtmektedir. Maddi zararın kalanına gelince, ihlal tespiti ile ileri sürülen talep arasında hiçbir illiyet bağı kurulamadığından bu talebi reddetmektedir.

Buna karşın, hakkaniyete uygun olarak başvuranların her birine 4.500 Euro manevi tazminat ödenmesini kararlaştırmıştır.

B. Yargılama masraf ve giderleri

Başvuranların taleplerinin bir bölümü AİHM önünde yapmış oldukları yargı masraf ve giderlerine ilişkindir, fakat adı geçenler kanıtlayıcı hiçbir belge sunmamıştır.

Hükümet bu miktara karşı çıkmıştır.

Kanıtlayıcı belgenin olmayışı dikkate alındığında AİHM bu talebi reddetmektedir.

C. Gecikme Faizi

Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,

1. Başvurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;

2. AİHS'nin 5/1 c), 4. ve 5. maddelerinin ihlal edildiğine;

3. a) AİHS'nin 44 / 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.'ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin başvuranların her birine 4.500 (dört bin beş yüz) Euro manevi tazminat ödemesine;

b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;

4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddelerine uygun olarak 20 Eylül 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

 

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA