kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
ERDAL TAŞ -TÜRKİYE DAVASI ( NO5)


İçtihat Metni

Erdal TAŞ -TÜRKİYE DAVASI ( no5)

3. DAİRE

(Başvuru no:29848/02)

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ

KARAR TARİHİ: 20 Eylül 2007

İşbu karar AİHS'nin 44/2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.

Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (29848/02) başvuru no'lu davanın nedeni bu ülke vatandaşı olan Erdal Taş'ın (başvuran), 26 Haziran 2002 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ("Sözleşme") İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.

Başvuran, AİHM önünde İstanbul Barosu avukatlarından İ. Bilmez ve O. Yıldız tarafından temsil edilmektedir.

OLAYLAR

I. DAVANIN UNSURLARI

Başvuran, 1974 yılı doğumludur ve Fribourg'da (İsviçre') ikamet etmektedir. Olayların meydana geldiği dönemde başvuran "2000'de Yeni Gündem" isimli günlük gazetede sorumlu yazı işleri müdürüydü.

2000'de Yeni Gündem isimli gazete, "PKK'den şiddete son çağrısı" başlıklı bir makale yayımlanmıştır.

İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı, 26 Şubat 2001 tarihinde, sorumlu yazı işleri müdürü sıfatıyla başvuranı, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 6/2. ve 6/4. maddesi uyarınca terör örgütünün açıklamalarını yayımlamakla suçlamıştır.

Devlet Güvenlik Mahkemesi, 24 Ağustos 2001 tarihinde, başvuranı üzerine atılı olaylardan suçlu bulmuş ve 712.912.500 TL (yaklaşık 530 Euro) para cezasına çarptırmıştır.

Cumhuriyet Başsavcısı'nın başvurana bildirilmeyen görüşü ışığında Yargıtay, 11 Şubat 2002 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.

Belirtilmeyen bir tarihte, başvuran İsviçre'ye yerleşmiş ve sözkonusu günlük gazete faaliyetlerine son vermiştir. Başvuran, para cezasını ödememiştir.

HUKUK AÇISINDAN

I. AİHS'NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuran, cezai mahkumiyetinin, ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini ileri sürmektedir. Başvuran, bu bağlamda AİHS'nin 10. maddesine atıfta bulunmaktadır.

Hükümete göre, sözkonusu makalenin terör örgütü PKK'nın propagandasını yapması nedeniyle, dava konusu müdahale, AİHS'nin 10/2. maddesi bakımından haklı görülmektedir.

AİHM, dava konusu mahkumiyet kararının, AİHS'nin 10/1. maddesinin güvence altına aldığı başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluşturmasının taraflar arasında ihtilafa neden olmadığını kaydetmektedir. Üstelik müdahalenin kanun tarafından öngörüldüğüne ve AİHS'nin 10/2. maddesi uyarınca ulusal güvenlik, kamu düzenin korunması ve toprak bütünlüğü gibi yasal amaç güttüğüne itiraz edilmemektedir. (Bkz. Yağmurdereli-Türkiye, başvuru no: 29590/96, 4 Haziran 2002) Uyuşmazlık sözkonusu tedbirin "demokratik bir toplumda gerekli" olup olmadığını sorusuna dayanmaktadır.

AİHM, bu bağlamda demokratik bir toplumda basının başlıca rolünü hatırlatmaktadır (Bkz. 27 Mart 1996 tarihli Goodwin -Birleşik Krallık kararı, Bladet Tromsø ve Stensaas- Norveç, başvuru no: 21980/93). Basın, görev ve sorumlulukları çerçevesinde, kamu yararına ilişkin tüm sorunlar hakkında bilgi ve fikirler sunmakla yükümlüdür. Bununla birlikte, basının terör tehdidi, milli güvenlik, toprak bütünlüğü gibi devletin yaşamsal çıkarları sözkonusu olduğunda veya kamu düzeninin korunması veya suçun engellenmesi için birtakım sınırları aşmaması gerekmektedir (Sürek ve Özdemir - Türkiye, başvuru no: 23927/94 ve 24277/94, 8 Temmuz 1999).

Bu özgürlüğe getirilen kısıtlamayı haklı çıkaracak zorunlu bir sosyal ihtiyacın olup olmadığını değerlendirme görevi öncellikle ulusal makamlara aittir. Ulusal makamlar bu görevi yerine getirirken geniş bir takdir hakkına sahiptir. Dava konusu sözler bir birey, bir kamu görevlisi veya bir nüfusun bir kesimine karşı bir şiddet teşvik ettiği durumlarda Devlet otoriteleri, ifade özgürlüğüne ilişkin müdahale gereğinin incelenmesinde daha geniş bir takdir payına sahiptir ( Sürek-Türkiye ( no1), 26682/95).

Denetimini yaparken, AİHM'nin ulusal mahkemelerin yerini alma gibi bir görevi yoktur. Ancak AİHM, ulusal mahkemelerin kendi takdir yetkileri gereğince verdikleri kararları, AİHS'nin 10. maddesi açısından inceleyip uygunluğunu tespit etmektedir. Bunun için AİHM, dava konusu müdahaleyi, davanın tümü ışığında (Bkz. diğerleri arasında, 8 Temmuz 1986 tarihli Lingens ve Avusturya kararı) özellikle suç unsuru yazıda kullanılan ifadeler bakımından, yayımlandığı bağlam açısından ve terörle mücadeleye bağlı zorlukları dikkate alarak değerlendirmelidir (Bkz. İbrahim Aksoy- Türkiye, başvuru numaraları: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, 10 Ekim 2000).

Mevcut davada, başvuran, bir terör örgütünün açıklamalarını yayımlamaktan dolayı mahkum edilmiştir. Sözkonusu makalede, PKK, Orta Doğu'da İsrail tarafından yürütülen politikayı ve örgütün eski lideri Abdullah Öcalan'ın yakalanmasının ardından düzenlenen protesto gösterileri sırasında göstericilerin ölümünü eleştirmektedir. PKK, böyle şiddet politikalarının PKK yönetimdeki Kürt halkı gibi halkların "haklı tepkisi" ile karşılaşacaklarının altını çizmektedirler.

AİHM, sözkonusu makalede kullanılan terimlere özellikle dikkat etmektedir. Söylendikleri ortamdan bağımsız olarak ele alındıklarında bazı ifadeler barışa çağrı ve provokasyonlara karşı dikkatli olmaya davet olarak düşünülebilinir. Bununla birlikte, aşağıdaki ifadelerin kullanılması ile açıkça bir şiddette başvuruyu meşrulaştırma amacı olduğunu göstermektedir.

"Şiddet politikasında ısrar edenler, karşılarında halkların haklı tepkilerini bulacaklarını unutmamak zorundadır. Bu gerçek herkes için olduğu gibi PKK öncülüğünde demokrasi, özgürlük ve eşitlik mücadelesi veren Kürt halkı için de geçerlidir."

AİHM için, PKK gibi yasadışı bir örgüte ait böyle söylemler, en azından, ölümcül şiddetin bir savunması olarak değerlendirilmektedir. AİHM'nin gözünde, bu açıklamalar açıklamayı yapanın kişiliğinden bağımsız olarak değerlendirilemez. Bu durum, ihtilaflı müdahaleyi haklı göstermeye yetmekle birlikte, aktarılan ifadelerin silahlı bir örgüte ait olması ayrı bir vahamet taşımaktadır. Sözkonusu açıklamalar böylece okuyucu için ayrı bir önem taşımakta ve yalnızca silahlı eylemi meşrulaştırmak değil aynı zamanda gerekli görülebileceği durumlarda, böyle bir eyleme teşvik etme eğilimindedirler. Dolayısıyla okuyucu, şiddete başvurmanın kendini savunmak için geçerli ve haklı bir tedbir olduğu izlenimine kapılmaktadır. Güvenlik güçleri ve PKK mensupları arasında yaklaşık 1985 yılından beri yaşanan büyük sıkıntıları da not etmek uygun olacaktır. Güvenlik güçleri ve PKK mensupları arasındaki bu sıkıntılar çok sayıda insan kaybına ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin büyük bir kısmına bugün kaldırılmış olan olağanüstü halin ilan edilmesine neden olmuştur. Oysa AİHM, bölgede hüküm süren güvenlik durumunu ağırlaştıracak olası söz ve eylemler hususunda yetkililerin kaygılarının farkındadır. Böyle bir bağlamda, makalenin şiddeti destekler nitelikte olduğunun tespit edilmesi gerekmektedir.

Ayrıca, AİHM, sunmak ve incelemek için gazetecilik bağlamında hiçbir yorum yapılmaksızın açıklamaların olduğu gibi yayımlanmasının, şiddet kullanımına, silahlı direnişe veya başkaldırıya teşvik edebileceğini düşünmektedir. AİHM'ye göre bu durum dikkate alınacak temel unsurdur (Halis Doğan-Türkiye ( n0 3), başvuru no: 4119/02, 10 Ekim 2006).

Ayrıca, başvuranın, suç unsuru makalede ifade edilen açıklamalara kişisel olarak bağlı olmadığı doğru olsa da, başvuran bu açıklamaların sahibine fırsat tanımış ve bu açıklamaları yayımlamıştır. Böylece başvuran, görüşlerini kamuoyuna duyuran kişilerin "görev ve sorumluluklarını" dolaylı olarak paylaşmaktadır (Bkz. mutatis, mutandis, Öztürk-Türkiye, başvuru no: 22479/93). Haber verme hakkının, şiddete teşvik eden söylemlerin veya terörist grupların açıklamalarının (Kaya-Türkiye, başvuru no: 6250/02, 22 Mart 2007) yayımlanmasında kullanılması mümkün olamayacağından, gazetenin yazı işleri müdürü olan başvuran, makalenin içeriğine ilişkin her türlü sorumluluktan muaf tutulamaz (Sürek-Türkiye

Son olarak, ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin orantılılığının belirlenmesinde verilen cezanın niteliği ve ağırlığı da dikkate alınacak unsurlardır. Mevcut davada başvuran para cezasına çarptırılmıştır. Bu bağlamda, AİHM, açıklamaların şiddet, direniş ve başkaldırıya teşvik oluşturduğunda, caydırıcı cezaların iç hukukta yer almasının gerekli olabileceğini hatırlatmaktadır.

Böylece, AİHM, ulusal yetkililerin benzer durumda sahip olduğu takdir payını dikkate alarak, başvuranın mahkumiyetinin yasal amaçlarla orantısız olduğunun düşünülemeyeceğine kanaat getirmektedir. Sözkonusu şikayetin, açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve AİHS'nin 35/ 3 ve 35/ 4. maddelerinin uygulanmasının reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.

II. AİHS'NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuran, Yargıtay Başsavcısı'nın kendisine bildirilmeyen görüşüne cevap veremediğinden şikayetçi olmaktadır. Bu bağlamda başvuran AİHS'nin 6. maddesine atıfta bulunmaktadır.

A.Kabuledilebilirlik Hakkında

AİHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başvuruda başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru olmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.

B.Esas Hakkında

AİHM, başvuranın sunduğu şikayete benzer bir şikayeti daha önce incelediğini ve Cumhuriyet Başsavcısı'nın gözlemlerinin niteliği ve yargılanan kişinin yazılı olarak bunlara cevap verme olanağının bulunmamasını göz önüne alarak, Cumhuriyet Başsavcısı'nın görüşünün tebliğ edilmemesinden dolayı AİHS'nin 6/1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaştığını hatırlatmaktadır (Bkz. Göç-Türkiye, başvuru no: 36590/97).

AİHM, mevcut davayı incelemiştir. AİHM, Hükümet'in mevcut durumda farklı bir sonuca ulaştıracak ikna edici ne bir olay ne de bir argüman sunduğunu düşünmektedir.

Bu durumda AİHM, AİHS'nin 6/1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmaktadır.

III. 1 NO'LU EK PROTOKOL'ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuran, gazetenin geçici olarak kapatılması tedbirinin, 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesini ihlal ettiği kanaatindedir.

AİHS'nin 10. maddesine ilişkin tespiti göz önüne alarak, AİHM, bu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve AİHS'nin 35/3. ve 35/4. maddeleri uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.

IV. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

A.Tazminat

Başvuran, maruz kaldığı maddi zararın 10.000 Euro değerinde olduğunu iddia etmektedir. Başvuran, çok sayıdaki mahkumiyetin ardından, gazetenin faaliyetlerine tamamen son vermek zorunda kaldığını ve kendisinin, çarptırıldığı para cezasını ödeyecek güçte olmadığından Türkiye'yi terk etmek ve yurtdışına yerleşmek zorunda bırakıldığını belirtmektedir. Başvuran ayrıca manevi tazminat olarak 10.000 Euro talep etmektedir.

Hükümet, bu iddialara karşı çıkmaktadır.

AİHM, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi tazminat arasında nedensel bir bağ görememektedir. Böylece AİHM, bu talebi reddetmektedir.

Ayrıca, ihlal tespitinin kendisinin manevi tazminat için yeterli adil tazmin oluşturduğu kanaatindedir.

B. Masraf ve Harcamalar

Başvuran, AİHM önünde yapmış olduğu masraf ve harcamalar için 2.500 Euro talep etmektedir. Başvuran, bu hususta herhangi bir belge sunmamaktadır.

Hükümet, bu iddialara karşı çıkmaktadır.

AİHM içtihadına göre, bir başvuran masraf ve harcamaların geri ödemesini ancak gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları ortaya konulduğu sürece elde edebilir.

Mevcut davada başvuran, avukatların gerçekleştirdiği işe ilişkin ödeme makbuzlarını sunmadığından ve sözünü ettiği harcamalarını ispatlamadığından iddialarını belgelendirmemiştir. AİHM, yine de başvuranın başvurusunu sunmak için kesinlikle masraf ve harcamalarda bulunduğu kanısındadır ve bu nedenle masraf ve harcamalar ilişkin olarak en fazla 500 Euro ödenmesinin uygun olacağına kanaat getirmektedir. Dolayısıyla, AİHM, bu miktarı AİHM önündeki dava için ödemektedir.

C. Gecikme Faizi

AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın eklenmesinin uygun olacağına hükmeder.

BU GEREKÇELERLE, AİHM,

1. Başvurunun AİHS'nin 6/1. maddesi kapsamındaki şikayetine ilişkin kısmının kabuledilebilir, başvurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;

2. AİHS'nin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine;

3. İhlal tespitinin kendisinin başvuranın maruz kaldığı manevi zarar için yeterli adil tazmin oluşturduğuna;

4. a) AİHS'nin 44/2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL' ye çevrilmek üzere, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Hükümet'in başvurana, masraf ve harcamalar için 500 Euro ( beş yüz Euro) ödemesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda eşit oranda basit faizin uygulanmasına;

5.Adil tazmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM iç tüzüğünün 77/2. ve 77/3. maddelerine uygun olarak 20 Eylül 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

 

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA