kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
ERDAL TAŞ -TÜRKİYE DAVASI ( NO3)


İçtihat Metni

Erdal TAŞ -TÜRKİYE DAVASI ( no3)

3.DAİRE

(Başvuru no:17445/02)

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ

KARAR TARİHİ :20 Eylül 2007

İşbu karar AİHS'nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.

Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (17445/02) başvuru no'lu davanın nedeni bu ülke vatandaşı olan Erdal Taş'ın ( başvuran ), 10 Nisan 2002 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne ( AİHM) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ("Sözleşme") İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.

Başvuran, AİHM önünde İstanbul Barosu avukatlarından İ. Bilmez ve O. Yıldız tarafından temsil edilmektedir.

OLAYLAR

I. DAVANIN UNSURLARI

Başvuran, 1974 yılı doğumludur ve Fribourg'da (İsviçre) ikamet etmektedir. Olayların meydana geldiği dönemde başvuran "2000'de Yeni Gündem" isimli günlük gazetede sorumlu yazı işleri müdürüydü.

"2000'de Yeni Gündem" isimli gazete, 20 Mart 2001 tarihinde, sırasıyla "Yeni oyunlar oynanıyor" ve "Barış güneş gibi ısıtacak" başlıklı makaleleri yayımlamıştır. Sözkonusu makaleler sırasıyla, PKK Başkanlık Konseyi üyesi Osman Öcalan ve Abdullah Öcalan'ın açıklamalarını aktarmaktadır.

İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı, 28 Mart 2001 tarihinde, sorumlu yazı işleri müdürü sıfatıyla başvuranı, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 6/2. ve 6/4. maddeleri uyarınca, terör örgütü yöneticilerinin açıklamalarını yayımlamakla suçlamıştır.

Devlet Güvenlik Mahkemesi, 19 Haziran 2001 tarihinde, başvuranı üzerine atılı olaylardan suçlu bulmuş ve 684.450.000 TL ( yaklaşık 655 Euro) para cezasına çarptırmıştır. Devlet Güvenlik Mahkemesi, ayrıca, 5680 sayılı yasanın ek 2/1. maddesi uyarınca gazetenin beş gün süreyle kapatılmasına karar vermiştir.

Cumhuriyet Başsavcısı'nın başvurana bildirilmeyen görüşü ışığında Yargıtay, 24 Aralık 2001 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.

Belirtilmeyen bir tarihte, başvuran İsviçre'ye yerleşmiş ve sözkonusu günlük gazete faaliyetlerine son vermiştir. Başvuran, para cezasını ödememiştir.

HUKUK AÇISINDAN

I. AİHS'NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuran, cezai mahkumiyetinin, ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir. Başvuran, bu bağlamda, AİHS'nin 10. maddesine atıfta bulunmaktadır.

Hükümete göre, sözkonusu makalenin terör örgütü PKK'nın propagandasını yapması nedeniyle, dava konusu müdahale, AİHS'nin 10/2. maddesi uyarınca haklı görülmektedir.

A.Kabuledilebilirlik Hakkında

1." Yeni oyunlar oynanıyor" başlıklı makale

AİHM, dava konusu mahkumiyet kararının, AİHS'nin 10/1. maddesinin güvence altına aldığı başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluşturmasının taraflar arasında ihtilafa neden olmadığını kaydetmektedir. Üstelik müdahalenin kanun tarafından öngörüldüğüne ve 10/2. maddesi uyarınca ulusal güvenlik, kamu düzenin korunması ve toprak bütünlüğü gibi yasal amaç güttüğüne itiraz edilmemektedir. ( Bkz. Yağmurdereli-Türkiye, başvuru no: 29590/96, 4 Haziran 2002) Uyuşmazlık sözkonusu tedbirin "demokratik bir toplumda gerekli" olup olmadığının tespit edilmesine dayanmaktadır.

AİHM, bu bağlamda demokratik bir toplumda basının başlıca rolünü hatırlatmaktadır (Bkz. 27 Mart 1996 tarihli Goodwin -Birleşik Krallık kararı, Bladet Tromsø ve Stensaas- Norveç, başvuru no: 21980/93). Basın, görev ve sorumlulukları çerçevesinde, kamu yararına ilişkin tüm sorunlar hakkında bilgi ve fikirler sunmakla yükümlüdür. Bununla birlikte, basının, terör tehdidi, milli güvenlik, toprak bütünlüğü gibi devletin yaşamsal çıkarları sözkonusu olduğunda veya kamu düzeninin korunması, suçun engellenmesi için birtakım sınırları aşmaması gerekmektedir.( Sürek ve Özdemir - Türkiye, başvuru no: 23927/94 ve 24277/94, 8 Temmuz 1999).

Bu özgürlüğe getirilen kısıtlamayı haklı çıkaracak zorunlu bir sosyal ihtiyacın olup olmadığını değerlendirme görevi öncellikle ulusal makamlara aittir. Ulusal makamlar bu görevi yerine getirirken geniş bir takdir hakkına sahiptir. Dava konusu sözler bir birey, bir kamu görevlisi veya nüfusun bir kesimine karşı şiddete teşvik ettiği durumlarda Devlet otoriteleri, ifade özgürlüğüne ilişkin müdahale gereğinin incelenmesinde daha geniş bir takdir payına sahiptir ( Sürek-Türkiye ( no1), 26682/95).

Denetimini yaparken, AİHM'nin ulusal mahkemelerin yerini alma gibi bir görevi yoktur. Ancak AİHM, ulusal mahkemelerin kendi takdir yetkileri gereğince verdikleri kararları, AİHS'nin 10. maddesi açısından inceleyip uygunluğunu tespit etmektedir. Bunun için AİHM, dava konusu müdahaleyi, davanın tümü ışığında (Bkz. diğerleri arasında, 8 Temmuz 1986 tarihli Lingens ve Avusturya kararı) özellikle suç unsuru yazıda kullanılan ifadeler bakımından, yayımlandığı bağlam açısından ve terörle mücadeleye bağlı zorlukları dikkate alarak değerlendirmelidir ( Bkz. İbrahim Aksoy- Türkiye, başvuru numaraları: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, 10 Ekim 2000).

Mevcut davada başvuran, terör örgütü liderinin açıklamalarını yayımlamaktan dolayı mahkum edilmiştir. Sözkonusu makalede, PKK Başkanlık Konseyi üyesi, Osman Öcalan, çatışmalara teşvik etmek amacıyla komplolar ileri sürmektedir. Düşmanlık olarak değerlendirdiği bir müdahalenin " büyük kayıplara yol açan bir savaşa" veya "büyük bir savaşa" neden olacağını belirtmekten de geri kalmayan Osman Öcalan'ın ifadelerinde, AİHM, bir anlam belirsizliği not etmektedir.

AİHM'ye göre, ihtilaflı açıklamalar, açıklamayı yapanın kişiliğinden bağımsız olarak değerlendiremez. Şayet bu koşulun kendisi, ihtilaflı müdahaleyi haklı gösteremiyorsa, ihtilaflı bir örgütün etkili bir kişiliğine ait olduğundan aktarılan ifadelerin önemini tespit etmek gerekmektedir. Böylece sözkonusu sözler, okuyucu için ayrı bir önem taşımaktadır ve yalnızca silahlı eylemi meşrulaştırmak değil aynı zamanda gerekli görülebileceği durumlarda, böyle bir eyleme teşvik etme eğilimindedirler. Ayrıca, güvenlik güçleri ve adı geçen örgütün mensupları arasındaki düşmanlıkların, çok sayıda insan kaybına ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin büyük bir kısmında bugün kaldırılmış olan olağanüstü halin ilan edilmesine neden olduğunu da not etmek uygun olacaktadır.

Ayrıca, AİHM, ihtilaflı ifadelerin, gazete tarafından yorumsuz ve analiz edilmeden, olduğu gibi aktarılmasının veya, bu ifadeler PKK'nın üst düzey bir yetkilisi tarafından sarfedildiği cihetle, şiddet kullanımına, silahlı direnişe veya başkaldırıya teşvik edebileceğini düşünmektedir. AİHM'ye göre bu durum dikkate alınacak temel unsurdur (Halis Doğan-Türkiye ( n0 3), başvuru no: 4119/02, 10 Ekim 2006).

Ayrıca başvuranın, suç unsuru makalede ifade edilen açıklamalara kişisel olarak bağlı olmadığı doğru olsa da, başvuran, bu açıklamaların sahibine fırsat tanımış ve bu açıklamaları yayımlamıştır. Böylece başvuran, görüşlerini kamuoyuna duyuran kişilerin "görev ve sorumluluklarını" dolaylı olarak paylaşmaktadır ( Bkz. mutatis mutandis, Öztürk-Türkiye, başvuru no: 22479/93). Haber verme hakkının, şiddete teşvik eden söylemlerin veya terörist gruplarının açıklamalarının (Kaya-Türkiye, başvuru no:6250/02, 22 Mart 2007) yayımlanmasında kullanılması mümkün olamayacağından, gazetenin yazı işleri müdürü olan başvuran, makalenin içeriğine ilişkin sorumluluktan muaf tutulamaz (Sürek-Türkiye (no 3), başvuru no: 24735/94, 8 Temmuz 1999).

Son olarak, ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin orantılılığının belirlenmesinde verilen cezanın niteliği ve ağırlığı da dikkate alınacak unsurlardır. Mevcut davada başvuran, para cezasına çarptırılmış ve ulusal mahkemeler beş gün süreyle gazetenin geçici olarak kapatılmasına karar vermişlerdir. Bu bağlamda AİHM, açıklamaların, şiddet, direniş ve başkaldırıya teşvik oluşturduğunda, caydırıcı cezaların iç hukukta yer almasının gerekli olabileceğini hatırlatmaktadır.

Böylece, AİHM, ulusal yetkililerin benzer durumda sahip olduğu takdir payını dikkate alarak, başvuranın mahkumiyetinin yasal amaçlarla orantısız olduğunun düşünülemeyeceğine kanaat getirmektedir. Sözkonusu şikayetin, açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve AİHS'nin 35/ 3 ve 35/ 4. maddelerinin uygulanmasının reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.

2. " Barış güneş gibi ısıtacak" başlıklı makale

AİHM, sözkonusu şikayetin, AİHS'nin 35/3. maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun olmadığına kanaat getirmektedir. AİHM, ayrıca kabuledilemezliğe dair hiçbir gerekçe bulunmadığını belirtmektedir. Böylece, sözkonusu şikayetin kabuledilebilir olduğunu ilan etmek uygun olacaktır.

B.Esas Hakkında

AİHM, dava konusu mahkumiyet kararının, AİHS'nin 10. maddesinin güvence altına aldığı başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluşturmasının taraflar arasında ihtilafa neden olmadığını kaydetmektedir. Üstelik müdahalenin kanun tarafından öngörüldüğüne ve 10/2. maddesi uyarınca ulusal güvenlik, düzenin korunması ve toprak bütünlüğü gibi yasal amaç güttüğüne itiraz edilmemektedir. (sözü edilen, Yağmurdereli) Uyuşmazlık, müdahalenin "demokratik bir toplumda gerekli" olup olmadığının bilinmesi sorununa dayanmaktadır.

AİHM, konuya ilişkin içtihadından doğan genel ilkeleri hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasından, Ceylan Türkiye, başvuru no: 23556/94, sözü edilen Öztürk ve sözü edilen, İbrahim Aksoy). AİHM, bu ilkeler ışığında davayı inceleyecektir.

AİHM, suç unsuru sayılan makalede kullanılan terimlere ve yayımlandıkları bağlama özellikle dikkat etmiştir. Bu bağlamda AİHM, göreceği davanın bulunduğu koşulları, özellikle terörle mücadeleye bağlı zorlukları göz önünde bulundurmuştur (Bkz. İbrahim Aksoy ve 9 Haziran 1998 tarihli İnal -Türkiye kararı).

Mevcut davada, başvuran, bir terör örgütü liderinin açıklamalarını yayımlamaktan dolayı mahkum edilmiştir. Sözkonusu makalede, Abdullah Öcalan, Nevruz kutlamaları dolayısıyla mesaj vermektedir.

AİHM, mevcut dava koşullarının, Halis Doğan-Türkiye (no:2) (başvuru no: 71984/01, 25 Temmuz 2006), Çapan-Türkiye (başvuru no: 71978/01, 25 Temmuz 2006), Yıldız ve Taş-Türkiye (no:1), (no:2), (no:3) ve (no:4) (başvuru no: 77641/01, 77642/01, 477/02 ve 3847/02, 19 Aralık 2006) ve daha yakın zamanlı Demirel ve Ateş-Türkiye (başvuru no: 10037/03 ve 14813/03, 12 Nisan 2007) kararlarında belirtilen koşullarla benzerlik gösterdiğini not etmektedir. AİHM, bilgilendirme görevinin kaçınılmaz olarak " görev ve sorumluluklar" içerdiğini ve basın kuruluşlarının kendiliklerinden uyması gereken sınırlamaları hatırlatmanın yaralı olacağı kanaatindedir. Medyada yer alan bir yazı, kendilerini terörist örgütlerin birer mensupları olarak tanıtan kişilerin açıklamalarını aktardığında ve böyle bir yayın, yazarlarına şiddet içerikli ve demokrasinin reddine ilişkin fikirlerin yayılmasını sağlayabilecek nitelikte olduğunda, sözkonusu hatırlatma özellikle yerinde olur (mutatis mutandis Stankov ve Ilinden birleşik Makedon Örgütü-Bulgaristan, başvuru no: 29221/95 ve 29225/95, Demirel ve Ateş).

Mevcut davada, ulusal mahkemelerin kararlarında belirtilen gerekçeleri inceleyen AİHM, yine de bu gerekçelerin, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yönelik yapılan müdahaleyi haklı çıkarmak için yeterli olduklarının düşünülemeyeceğine kanaat getirmektedir. Dava konusu açıklamalar, yazarının kişiliğinden bağımsız olarak değerlendirilemese de bu koşulun kendisi ihtilaflı müdahaleyi haklı çıkaramamaktadır. (bu bağlamda, bkz. diğerleri arasından, Halis Doğan-Türkiye (no:2), Çapan-Türkiye, Demirel Ateş-Türkiye, sözü edilen bu davalarda, suçlu bulunan terör örgütü liderlerinin açıklamaları söz konusudur).

Kuşkusuz, Abdullah Öcalan'ın mesajı gazetecilik bağlamında hiçbir yorum yapılmaksızın olduğu gibi yayımlanmıştır. Bununla birlikte, AİHM, Abdullah Öcalan'ın açıklamalarında hiçbir anlam belirsizliğine rastlamamıştır. Nevruz kutlaması dolayısıyla yayımlanan mesajı, şiddet kullanımına, direnişe ve başkaldırıya ilişkin hiçbir çağrıda bulunmamaktadır ve nefret içeren bir söylem söz konusu değildir, bu, AİHM'ye göre dikkate alınacak temel unsurdur (Bkz. a contrario, Sürek (no:1), Gerger-Türkiye, başvuru no: 24919/94, 8 Temmuz 1999).

Son olarak, yapılan müdahalenin orantılılığının belirlenmesinde verilen cezanın niteliği ve ağırlığı da göz önüne alınacak unsurlardır. Mevcut davada, başvuran, para cezasına çarptırılmış ve ulusal mahkemeler sözkonusu günlük gazeteyi beş gün süreyle kapatmışlardır. Para cezasının ödenmemiş olması, ihtilaflı müdahalenin önemini hiçbir bakımdan azaltmamaktadır.

Bu durumda AİHM, başvuranın mahkumiyetinin izlenen amaçlarla orantısız olduğunu ve "demokratik bir toplumda gerekli" olmadığını düşünmektedir. Böylece, AİHS'nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.

II. AİHS'NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDASI HAKKINDA

Başvuran, Yargıtay Başsavcısı'nın kendisine bildirilmeyen görüşüne cevap veremediğinden şikayetçi olmaktadır. Bu bağlamda başvuran, AİHS'nin 6. maddesine atıfta bulunmaktadır.

A. Kabuledilebilirlik Hakkında

AİHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başvuruda başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru olmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.

C.Esas Hakkında

AİHM, başvuranın sunduğu şikayete benzer bir şikayeti daha önce incelediğini ve Cumhuriyet Başsavcısı'nın gözlemlerinin niteliği ve yargılanan kişinin yazılı olarak bunlara cevap verme olanağının bulunmamasını göz önüne alarak, Cumhuriyet Başsavcısı'nın görüşünün tebliğ edilmemesinden dolayı AİHS'nin 6/1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaştığını hatırlatmaktadır (Bkz. Göç-Türkiye, başvuru no: 36590/97).

AİHM, mevcut davayı incelemiştir. AİHM, Hükümet'in mevcut durumda farklı bir sonuca ulaştıracak ikna edici ne bir olay ne de bir argüman sunduğunu düşünmektedir.

Bu durumda AİHM, AİHS'nin 6/1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmaktadır.

III. 1 NO'LU EK PROTOKOL'ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuran, gazetenin geçici olarak kapatılması tedbirinin, 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesini ihlal ettiği kanaatindedir.

AİHM, başvuranın şikayetçi olduğu tedbirin, AİHM'nin AİHS'nin 10. maddesinin ihlali tespitine vardığı başvuranın mahkumiyetinin ihtiyari bir etkisi olduğunu gözlemlemektedir. Bu durumda AİHM, bu şikayetin ayrı olarak incelenmesine gerek olmadığı kanısındadır ( Bkz. sözü edilen, Öztürk).

IV. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

A.Tazminat

Başvuran, maruz kaldığı maddi zararın 10.000 Euro değerinde olduğunu iddia etmektedir. Başvuran, çok sayıdaki mahkumiyetin ardından, gazetenin faaliyetlerine tamamen son vermek zorunda kaldığını ve kendisinin, çarptırıldığı para cezasını ödeyecek güçte olmadığından Türkiye'yi terk etmek ve yurtdışına yerleşmek zorunda bırakıldığını belirtmektedir. Başvuran ayrıca manevi tazminat olarak 10.000 Euro talep etmektedir.

Hükümet, bu iddialara karşı çıkmaktadır.

İddia edilen maddi tazminata ilişkin olarak, AİHM, sunulan delillerin, maddi zararın AİHS'nin 10. maddesinden kaynaklandığını açık bir şekilde belirleme olanağı tanımadıklarını düşünmektedir (aynı anlamda, Bkz. Karakoç ve diğerleri-Türkiye, başvuru numaraları: 27692/95, 28138/95 ve 28498/95). Para cezası hususunda ise, başvuranın bu cezayı hiçbir zaman ödemediği görülmektedir. Bu durumda, AİHM, bu talebi reddetmektedir.

Buna karşılık, AİHM, manevi tazminat olarak başvurana 1.000 Euro ödenmesi gerektiğini düşünmektedir.

B.Masraf ve Harcamalar

Başvuran, AİHM önünde yapmış olduğu masraf ve harcamalar için 2.500 Euro talep etmektedir. Bununla birlikte başvuran, bu hususta herhangi bir belge sunmamaktadır.

Hükümet, bu iddialara karşı çıkmaktadır.

AİHM içtihadına göre, bir başvuran masraf ve harcamaların geri ödemesini ancak gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları ortaya konulduğu sürece elde edebilir.

Mevcut davada AİHM, başvuranın, avukatların gerçekleştirdiği işe ilişkin ödeme makbuzlarını sunmadığından sözü geçen harcamaların hiçbirini belgelendirmediğini tespit etmektedir. AİHM, yine de başvuranın başvurusunu sunmak için kesinlikle masraf ve harcamalarda bulunduğu kanısındadır ve bu nedenle masraf ve harcamalara ilişkin olarak en fazla 500 Euro ödenmesinin uygun olacağına kanaat getirmektedir. Dolayısıyla AİHM, bu miktarı AİHM önündeki dava için ödemektedir.

C.Gecikme Faizi


AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın eklenmesinin uygun olacağına hükmeder.

BU GEREKÇELERLE, AİHM,

1. Oybirliğiyle, başvurunun, (Barış güneş gibi ısıtacak başlıklı makale ile ilgili olarak) AİHS'nin 6/1. ve 10. maddeleri kapsamındaki şikayetine ilişkin kısmının kabuledilebilir ve oyçokluğuyla, başvurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;

2. Oybirliğiyle, AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;

3. Oybirliğiyle, AİHS'nin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine;

4. Oybirliğiyle, 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesi kapsamındaki şikayetin ayrı olarak incelenmesine gerek olmadığına;

5. Oybirliğiyle;

a) AİHS'nin 44/2. maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, Savunmacı Devlet tarafından başvurana ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL' ye çevrilmek üzere:
i. manevi tazminat için 1.000 Euro (bin Euro) ödenmesine;
ii masraf ve harcamalar için 500 Euro (beş yüz) ödenmesine;

iii. yukarıdaki miktarın her türlü vergiden muaf tutulmasına;

b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda eşit oranda basit faizin uygulanmasına;

6. Oybirliğiyle, adil tazmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM iç tüzüğünün 77/2. ve 77/3. maddelerine uygun olarak 20 Eylül 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

 

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA