kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
KARAMAN -TÜRKİYE DAVASI


İçtihat Metni

KARAMAN -TÜRKİYE DAVASI

2.DAİRE

(Başvuru no:6489/03)

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ

KARAR TARİHİ: 15 Ocak 2008

İşbu karar AİHS'nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.

AVRUPA KONSEYİ

USUL

Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (6489/03) no'lu davanın nedeni (T.C.

vatandaşları) Mustafa Karaman ve Nimet Karaman'ın (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi'ne 24 Ocak 2003 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına

ilişkin Sözleşme'nin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış

oldukları başvurudur.

Başvuranlar, İstanbul Barosu avukatlarından Ö. Yıldız tarafından temsil edilmektedir.

OLAYLAR

I. DAVANIN KOŞULLARI

Başvuranlar, sırasıyla 1939 ve 1949 doğumlu olup İstanbul'da ikamet etmektedirler.

26 Ağustos 1997 tarihinde, başvuranlar, İstanbul Sultançiftliği'nde bulunan 13.625 m2 lik

taşınmazlarını parsellemişlerdir. Başvuranlar, taşınmazın 2.335,89 m2 lik kısmını, imar

planına uygun olarak yol yapımı için bedelsiz olarak terk etmişlerdir. Ayrıca, başvuranlar,

3.165 m2 lik alanı sağlık merkezi yapılması amacıyla Sultançiftliği Belediyesi'ne

bırakmışlardır.

Ancak 13 Şubat 1998 tarihinde, belediye, sağlık merkezi yapılması için bırakılan alanı, üç

parsele ayırmıştır. 2.037 m2 lik birinci parsel üçüncü kişilere satılmış, 127 m2 lik ikinci parsel

belediye adına tescil edilmiş ve 1.000 m2 lik üçüncü parsel sağlık merkezi yapılması için

Hazine'ye satılmıştır.

6 Eylül 1999 tarihinde, şartlı bağış ile ilgili Borçlar Kanunu'nun 244. maddesinin 3. paragrafı

uyarınca, başvuranlar, Üsküdar Asliye Hukuk Mahkemesi'ne dava açmışlardır. Başvuranlar,

üçüncü şahıslara satılan parsel için tazminat istemişler ve belediye adına tapuya tescil edilen

parselin yeniden kendi adlarına tescilini talep etmişlerdir. Başvuranlar, özellikle, belediyenin

sözkonusu bağışın koşullarını yerine getirmediklerini iddia etmiştir.

29 Haziran 2000 tarihli bir kararla, mahkeme, başvuranları haklı bulmuştur. Mahkeme, bir

parselin üçüncü kişilere satışı ve başka bir parselin belediye adına tescil edilmesinin,

sözkonusu taşınmazları idareye bağışlayan davacı tarafça belirlenen amaca uygun olmadığı

değerlendirmesinde bulunmuştur. Sonuç olarak mahkeme, bir parselin üçüncü kişilere

satışından dolayı, idarenin başvuranlara gecikme faizi ile birlikte 10.187.000.000 TL

ödemesine ve ikinci parselin belediye adına olan tapusunun iptal edilip başvuranlar adına

tescil edilmesine hükmetmiştir.

30 Ocak 2001 tarihinde, belediye tarafından yapılan temyiz başvurusunun ardından, Yargıtay,

ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.

6 Temmuz 2001 tarihinde Yargıtay, karar düzeltme talebini reddetmiştir.

30 Ekim 2001 tarihinde, iade edilen kararı görüşen mahkeme, Yargıtay kararını yerine

getirmiş ve başvuranların talebini reddetmiştir. Mahkeme kararını verirken Yargıtay'ın

görüşlerini benimsemiştir.

29 Ocak ve 11 Kasım 2002 tarihlerinde, Yargıtay, temyiz ve karar düzeltme taleplerini

reddederek 30 Ekim 2001 tarihli kararı onamıştır.

HUKUK

I. 1 NO'LU EK PROTOKOL'ÜN 1. MADDESİNİNİ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

HAKKINDA

Başvuranlar, 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.

Hükümet, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır.

A. Kabuledilebilirliğe ilişkin

AİHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun

olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru

bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.

B. Esas

1. Tarafların iddiaları

Başvuranlar, kamu yararına bir tesis yapılması için idareye 3.165 m2 lik alan tekabül eden bir

taşınmaz bağışladıklarını ancak bu alandan yalnızca 1.000 m2 lik alanın sözkonusu amaç için

kullanıldığını belirtmişlerdir. Buna karşın, Kamulaştırma Kanunu'nun 35. maddesine

dayanarak, Yargıtay, başvuranların, 127 m2 lik alanın belediye adına tescil edilmesi ve 2.165

m2 lik alanın üçüncü şahıslara satılması nedeniyle yapmış oldukları tazminat talebini kabul

etmemiştir. Başvuranlara göre, sözkonusu durum, mülkiyet hakkı ile bağdaşmamaktadır.

Ayrıca başvuranlar, ne yol yapımı için idareye bırakılan 2.335,89 m2 lik alanın ne sağlık

merkezi inşası için bırakılan 1.000 m2 lik alanın iadesini talep etmemeleri nedeniyle mevcut

davaya Kamulaştırma Kanunu'nun 35. maddesinin uygulanmayacağını ileri sürmektedirler.

Bu bağlamda başvuranlar, 29 Haziran 2000 tarihli bir kararla, Üsküdar Asliye Hukuk

Mahkemesi'nin kendilerini haklı bulduğunu belirtmektedirler. Başvuranlar, Borçlar

Kanunu'nun 244. maddesi uyarınca, yasal bir gerekçe olmadan bağışı alan taraf, bağış

koşullarını yerine getirmezse bağış yapan tarafın bağıştan vazgeçebileceğini iddia

etmektedirler.

Hükümet'e göre, başvuranlar, ihtilaflı taşınmaz üzerinde mülkiyet hakkından faydalanabilmek

için AİHM içtihadı uyarınca ne bir "mülke" ne de bir "meşru beklentiye" sahipti. Hükümet,

sadece bir iç hukuk uygulamasının sözkonusu olduğunu belirtmektedir. Bu bağlamda, ulusal

mahkemelere göre, mevcut davaya Medeni Kanun'un değil Kamulaştırma Kanunu'nun 35.

maddesinin uygulanması gerekmekteydi. Sonuç olarak, Türk hukukunda, kamu yararına bir

tesis yapılması amacıyla idareye devredilen bir taşınmaz bir koşula bağlanamaz ve eski maliki

mülkiyet hakkı ileri süremez veya sözkonusu taşınmazın devri nedeniyle tazminat talebinde

bulunamaz.

İddialarını desteklemek için Hükümet, Kamulaştırma Kanunu'nun 35. maddesinin

uygulanması ile ilgili olarak Yargıtay tarafından verilen kararlar dizisine atıfta bulunmakta ve

4

sözkonusu hükmün uygulanması ile ilgili olarak yerleşik bir içtihat bulunduğunu

savunmaktadır. Hükümet, iç hukukun yorumlanmasının ve uygulanmasının en başta ulusal

mahkemeler düştüğünü hatırlatmaktadır.

2. AİHM'nin takdiri

AİHM, 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesinin, mevcut malları kapsadığı kadar başvuranın

mülkiyet hakkından etkili bir şekilde istifade etme "meşru beklentisini" ileri sürmesine neden

olacak alacaklarda dahil olmak üzere, mamelek değerleri kapsayan "mülk" kavramını

güvence altına aldığını hatırlatmaktadır (Kopecky-Slovakya, başvuru no: 44912/98). Buna

karşılık sözkonusu madde mülk edinme hakkını güvence altına almamaktadır. Bir başvuranın

1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesi çerçevesinde korunan mamelek bir çıkarın sahibi olup

olmadığı tartışma konusu olduğunda, AİHM, ilgilinin hukuki durumunu tespit etmekle

yükümlüdür (Beyeler-İtalya, başvuru no: 33202/96).

Bu bağlamda AİHM, 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesi uyarınca, "mülk" kavramının bir

yandan mevcut malları (Bkz, Van der Mussele-Belçika, 23 Kasım 1983 tarihli karar;

Malhous-Çek Cumhuriyeti, başvuru no: 33071/96) diğer yandan, başvuranın en azından

mülkiyet hakkından yararlanabileceğine dair "meşru beklentisini" ileri sürebileceği alacaklar

da dahil olmak üzere mamelek değerler de olabileceğini (bkz, Pressos Compania Naviera S.A.

ve diğerleri- Belçika, 20 Kasım 1995 tarihli karar; Ouzounis ve diğerleri- Yunanistan, başvuru

no: 49144/99, 18 Nisan 2002) hatırlatmaktadır. Buna karşın, uzun süreden beri sona ermiş

mülkiyet hakkının veya koşulun yerine gelmemesi nedeniyle ortadan kalkan koşula bağlı bir

alacağın yeniden elde edilebileceği beklentisi, 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesi uyarınca

"mülk" olarak düşünülemez.

Mevcut davada, başvuranlar, önce, kamu yararına bir tesis, yani bir sağlık merkezi yapılması

amacıyla, taşınmazlarının bir bölümünü idareye bırakmışlardır. Buna karşın, idarenin

bırakılan bölümün sadece bir kısmını sözkonusu amaç için kullandığını tespit etmelerinin

ardından başvuranlar, bir yandan bağışladıkları mülkiyetlerinin bir kısmının tazmin edilmesi

diğer yandan kalan kısmının tapusunun kendi adlarına tescil edilmesi için ulusal

mahkemelerde dava açmışlardır. Davalarını açarken başvuranlar, Borçlar Kanunu'nun

hükümlerini ileri sürmüşlerdir.

Açılan dava konusunun "mevcut mallar" hakkında olmadığı ve dava açtıkları sırada

başvuranların malik sıfatı taşımadığı değerlendirmesinde bulunulabilir (Gratzinger ve

Gratzingerova-Çek Cumhuriyeti). Buna karşın, kanunlara uygun olarak kamulaştırılıp

bilahare kullanılmayan bir taşınmaz ile ilgili Beneficio Cappella- Saint Marin davasında

(başvuru no: 40786/98) AİHM, kamulaştırılan taşınmazların kısmi olarak kullanılmasının,

yeni imar planının kabul edilmesi çerçevesinde kullanma amacındaki değişiklik nedeniyle

başvuranların mülkiyet hakkı açısından bir sorun teşkil edeceğine hükmetmiştir. Aynı durum,

kamulaştırma kararı ile kamulaştırmaya konu kamu yararı projenin gerçekleştirilmesi arasında

önemli bir zaman geçmesinin 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesine aykırı olduğuna

hükmettiği Motais de Narbonne-Fransa kararında da mevcuttur (başvuru no: 48161/99, 2

Temmuz 2002).

Ancak yukarıda sözü edilen iki kararda kamulaştırma davaları sözkonusu iken mevcut

davada, taşınmazın idareye devri başvuranlar tarafından bizzat gerçekleştirilmiştir. Her

halukarda, sözkonusu hibe işlemi kamu yararı bir proje için yapıldığında, AİHM tarafından

yukarıda sayılan davalarda yürütülen muhakeme, sözkonusu transferin hukuki temeli ne

5

olursa olsun, bu olaya da a fortiori uygulanabilir (bkz, mutatis, mutandis, Beneficio Cappella

Paolini; Motais de Narbonne). Nitekim sözü edilen Beneficio Cappella Paolini kararında,

AİHM, özellikle kamulaştırılan, ancak kamulaştırma sırasında öngörülen kamu yararı amacı

için kullanılmayan taşınmazların iadesini öngören bir iç hukuk hükmü bulunmadığında,

kamulaştırılan taşınmazların kısmi kullanımının mülkiyet hakkı açısından sorun teşkil edeceği

değerlendirmesinde bulunmuştur.

Mevcut davada AİHM, başvuranların, hibe ettikleri taşınmazın ne hibeye konu amaç ne başka

bir kamu yararı proje için kullanılan bölümünün kendilerine iade edilmesini meşru bir şekilde

bekleyebilecekleri görüşündedir. AİHM'ye göre, bu tip bir hak en azından "mamelek değer"

olarak değerlendirilebilir ve dolayısıyla 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesinin ilk satırı

uyarınca "mülk" olarak sayılabilir.

Bu bağlamda AİHM, Yargıtay'ın, şartlı bağışlama ile ilgili olarak özel bir hakkın

hükümlerinin kamu yararına bir tesis yapılması amacıyla idareye devredilen taşınmazlara

uygulanmayacağı değerlendirmesinde bulunduğunu gözlemlemektedir. Kamulaştırma

Kanunu'nun 35. maddesine atıfta bulunarak, Yargıtay, eski malikleri olarak başvuranların,

hiçbir şekilde mülkiyet talep etme haklarının bulunmadığı sonucuna ulaşmaktadır. Bu

bağlamda AİHM, iç hukuku öncelikle yorumlaması ve uygulaması gereken ulusal

mahkemeler tarafından yapıldığı iddia edilen olay ve hukuk hatalarını ancak sınırlı bir

biçimde tespit edebileceğini hatırlatmaktadır (Garcia Ruiz-İspanya, başvuru no: 30544/96).

AİHM, mevcut davaya sözkonusu yasasının uygulanabilirliğinin muğlaklığı üzerinde

durmanın gerekli olmadığına hükmetmektedir; bununla beraber incelemesine sunulan vakaya

ilişkin iç hukuk yorum ve uygulamasının AİHS ile bağdaşıp bağdaşmadığını belirlemek

AİHM'nin görevidir (mutatis, mutandis, Pla ve Puncerneau- Andorre, başvuru no: 69489/01).

Başvuranların taşınmazlarını, kamu yararına bir tesis yapılması amacıyla belediyeye

bıraktıkları, ancak sözkonusu taşınmazın sadece bir kısmının bu amaç için kullanıldığı taraflar

arasında ihtilaf konusu olmamıştır. Ancak Yargıtay tarafından bozulan 29 Haziran 2000

tarihli Üsküdar Asliye Hukuk Mahkemesi'nin kararında belirttiği üzere, sözkonusu

taşınmazın kamu yararı amacıyla kullanılmaması, sözkonusu taşınmazı idareye bırakan davacı

tarafça belirlenen amaca aykırıdır.

Nitekim idareye bırakılması sırasında öngörülen amaca aykırı olarak, kamu yararına bir tesis

yapılmasında kısmen kullanılması nedeniyle taşınmazın iade edilmesine ilişkin talep

hakkındaki ret kararı haklı görülemez (Beneficio Cappella Paolini). Taşınmazın iade

edilmesini haklı kılan hiçbir kamu yararı amacı belirtmeyen kamu erki "yol veya yeşil alan

gibi kamu yararına tesisler yapılması için idareye bırakılan taşınmazların statüsünü belirleyen

Kamulaştırma Kanunu'nun 35. maddesi ile oluşturulan bir statüden faydalanmıştır.

Sonuç olarak, Kamulaştırma Kanunu'nun 35. maddesinin Yargıtay tarafından yapılan kamu

yararına tesis edilmese bile taşınmazlarının idareye devri nedeniyle eski maliklerin mülkiyet

hakkı veya tazminat ileri süremeyecekleri yönünde yorumlanması kamu yararının

gerektirdikleri ile kişisel hakların korunması arasında hüküm sürmesi gereken adil dengeyi

bozacak niteliktedir.

Yukarıda sözü edilen görüşler ve dosya unsurlarının tamamı göz önüne alındığında

Kamulaştırma Kanunu'nun 35. maddesinin uygulanması 1 No'lu Ek Protokol'ün 1.

maddesinin gerekleri ile bağdaşmamaktadır. Dolayısıyla, sözkonusu hüküm ihlal edilmiştir.

6

II. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

A. Tazminat, yargılama masraf ve giderleri

Tazminat olarak başvuranlar, sözkonusu taşınmazın güncel değerinin ödenmesini talep

etmektedirler. Başvuranlara göre, bölgedeki m2 birim fiyatı (başvuranlara göre 400-500 YTL)

ile yüz ölçümüne (2.165 m2) göre sözkonusu değer asgari olarak 866.000 YTL'ye [yaklaşık

497.511 Euro] tekabül etmektedir. Yargılama masraf ve giderleri ile ilgili olarak hiçbir belge

sunmamaktadırlar.

Hükümet, AİHM'ye başvuranların iddialarını reddetme çağrısında bulunmaktadır.

AİHM'ye göre, sözkonusu iddialar maddi tazminat talebine yöneliktir. Mevcut dava

koşullarında Savunmacı Devlet ile başvuranlar arasında olası bir uzlaşma ihtimalini göz

önünde bulunduran AİHM, 41. maddenin uygulanmasının bu aşamada saklı tutulmasının

uygun olacağına kanaat getirmektedir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM,

1. Oy çokluğu ile başvurunun kabuledilebilir olduğuna;

2. Bire karşı altı oyla 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesi ihlal edildiğine,

3. Oybirliğiyle, AİHS'nin 41. maddesinin uygulanması hususunun

a. saklı tutulmasına;

b. Hükümet ve başvuranın, kararın tebliğ edilmesinden itibaren altı ay içinde bu

mesele hakkındaki görüşlerini yazıyla kendisine bildirmeye ve bilhassa

aralarında varacakları her türlü uzlaşmadan kendisini haberdar etmeye davet

edilmesine;

c.sonraki sürecin saklı tutulmasına ve gerektiğinde daire başkanının izlenecek

süreci belirlemeye yetkili kılınmasına

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve

3. paragraflarına uygun olarak 15 Ocak 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

Mevcut karar ekinde, AİHS'nin 45. maddesinin 2. paragrafı ve İçtüzüğün 74. maddesinin

2. paragrafına uygun olarak Yargıç Popovic'in ayrık oy görüşü bulunmaktadır.

 

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA