kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
ATİLLA KART - TÜRKİYE DAVASI


İçtihat Metni

ATİLLA KART - TÜRKİYE DAVASI

2. DAİRE

(Başvuru No: 8917/05)

KARAR TARİHİ: 15 Ocak 2008

KABULEDİLEBİLİRLİK KARARININ ÖZET ÇEVİRİSİ

OLAYLAR

Başvuran Atilla Kart 1954 doğumlu Türk vatandaşı olup Ankara'da ikamet etmektedir. Başvuran AİHM önünde Ankara Barosu avukatlarından G. Egeli tarafından temsil edilmektedir.

A. Davanın koşulları

Dava olayları taraflarca aktarıldığı haliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir.

3 kasım 2002 tarihinde yapılan milletvekili seçimleri neticesinde başvuran CHP'den (Cumhuriyet Halk Partisi) milletvekili seçilmiştir.

Bu seçimlerden önce başvuran Konya Barosu'na bağlı olarak avukatlık yapmaktaydı. Mesleğini icra ettiği sırada başvuran aleyhinde biri avukata hakaretten biri de kamu görevlisine hakaretten olmak üzere iki ceza davası açılmıştı.

1

Başvuran milletvekili seçilmesinin ardından milletvekili dokunulmazlığından yararlanmıştır. Bu nedenle başvuran hakkında yürütülen cezai kovuşturmalar askıya alınarak, hakkındaki dosya Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına (TBMM) havale edilmiştir.

TBMM iç tüzüğünün işleyişine ilişkin 131. ve izleyen maddeler uyarınca başvuran hakkındaki dosya incelenmek üzere Karma Komisyon'a sevk edilmiştir. Karma Komisyon başvuran hakkındaki kovuşturmaların 22. yasama döneminin sonuna kadar ertelenmesine karar vermiştir.

Başvuran 31 Ocak 2005 tarihinde bu karara itiraz etmiştir.

Bunun üzerine başvuranın dosyası TBMM Genel Kurulu'na (Genel Kurul) havale edilmiştir.

7 Şubat 2005'te TBMM Genel Sekreterliği başvurana, dosyasının TBMM gündeminde beklediği bilgisini vermiştir.

16 Şubat 2005 tarihli Genel Kurul oturumunda başvuran, adil yargılanma hakkından yararlanma isteğini bir kez daha gündeme getirmiştir.

Başvuran 22 Temmuz 2007 seçimlerinde yeniden Konya milletvekili olarak seçilmiştir.

TBMM Başkanlığı 8 Ocak 2008 tarihinde başvurana, dokunulmazlığının kaldırılması sürecinin seyri ile ilgili bir bilgi mektubu göndermiştir.

ŞİKAYETLER

AİHS'nin 6. maddesine atıfta bulunan başvuran adil yargılanma hakkından mahrum bırakıldığını iddia etmekte ve buna bağlı olarak, aklanma imkanı bulunmadığı cihetle, savunma haklarının kullanılmasının engellendiğinden şikayetçi olmaktadır.

Başvuran bu hususta, meclisin dokunulmazlığının kaldırılması talebini reddetmesi ve hakkındaki kovuşturmaların yasama döneminin sonuna kadar ertelenmesi kararlarına karşı hiçbir başvuru yolu bulunmadığını belirtmektedir.

15 Ocak 2008 tarihli duruşmada AİHS'nin 13. ve 17. maddelerine atıfta bulunan başvuran ayrıca, ihtilaf konusu olayların etkili başvuruda bulunma hakkından yararlanmasına yönelik bir ihlal ve Türk Devleti tarafından yapılmış bir hak suiistimali teşkil ettiğini iddia etmiştir.

HUKUK

Başvuran adil yargılanma hakkından yararlanamadığından ve buna bağlı olarak, aklanma imkanından mahrum bırakıldığı cihetle, savunma haklarını kullanmasının engellendiğinden şikayetçi olmaktadır. AİHM bu şikayetin AİHS'nin 6. maddesinin 1. fıkrası yönünden incelenmesi gerektiği kanaatindedir.

Başvuran aynı olaylarla ilgili olarak AİHS'nin 13. ve 17. maddelerinin de ihlal edildiği iddiasında bulunmaktadır.

A. Kabuledilebilirliğe ilişkin

1. İlk gözlemler

15 Ocak 2008 tarihli duruşmada başvuranın avukatı, dava konusu olayların etkili başvuruda bulunma hakkına yönelik bir ihlal ve Türk Devleti tarafından yapılmış bir hak suiistimali teşkil ettiği kanaatiyle AİHM'yi bu olayları AİHS'nin 13. ve 17. maddesi yönünden incelemeye davet etmiştir. Her ne kadar bu şikayetler ilk defa savunma duruşması sırasında dile getirilmişse de, AİHM sözkonusu şikayetlerin başvurunun kabuledilebilirliğine ilişkin herhangi bir ön inceleme yapılmadan önce sunulduğunu tespit etmektedir.

AİHM, 13. madde yönünden yapılan şikayetin esasen başvuranın 6. madde çerçevesinde daha önce dile getirdiği şikayetlerin başvuranın avukatı tarafından yeniden ifade edilmesinden ibaret olduğunu, dolayısıyla da ayrıca incelenmesine gerek olmadığını gözlemlemektedir. AİHM ayrıca, 17. madde yönünden yapılan şikayetin genel bir tarzda formüle edildiğini ve başvuranın avukatının bu şikayetle ilgili herhangi bir izahat vermediğini tespit etmektedir. Bu tarzda gündeme getirilen şikayet her halükarda açıkça dayanaktan yoksun olup AİHS'nin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.

2. Ön itirazlar

a) AİHS'nin 6. maddesinin uygulanabilirliği hakkında

Hükümet ihtilaf konusu olayların hiçbir surette başvuranın medeni hakları ile alakalı olmadığını savunmaktadır. Hükümet bu olayların başvuran hakkında başlatılan cezai takibata ilişkin olduğunu belirtmektedir. Hükümete göre, başvuran hakkındaki kovuşturmaların askıya alındığı cihetle ilgilinin adil yargılanma hakkına herhangi bir müdahale sözkonusu olamaz. Dolayısıyla iç hukuktaki yargılamanın bu aşamasında AİHS'nin 6. maddesi uygulanamaz. İhtilaf konusu cezai yargılamalar başvuranın milletvekilliği süresinin sona ermesiyle birlikte devam edecektir. Ayrıca şu ana kadar başvuran hakkında herhangi bir mahkumiyet kararı da verilmemiş olduğundan, Hükümet zikredilen olayların başvuranın 6. madde ile güvence altına alınmış haklarına yönelik olarak katiyen bir sınırlama getirmediği kanaatindedir.

Hükümetin bu argümanlarına itiraz eden başvuran milletvekilliği süresinin sona ermesiyle birlikte hakkındaki kovuşturmaların kesinlikle devam edeceğine dikkat çekmektedir. Bu hususta başvuran, beş yıl süren 22. yasama dönemi boyunca hakkında herhangi bir dava açılmasının mümkün olamadığını ve dokunulmazlığı kaldırılmadığı takdirde bu sürenin yeniden milletvekili seçilmiş olması sebebiyle 23. yasama döneminin sonunda dokuz on yıla kadar uzayabileceğini belirtmektedir. Başvurana göre, adil yargılanma hakkından yararlanmaksızın bu denli uzun bir süre boyunca cezai ithamın gölgesi altında kalmak özü itibariyle AİHS'nin 6/1 maddesinin ihlalini teşkil etmektedir.

AİHS'nin 6/1 maddesinin uygulanabilirliğinin incelenmesi, bu madde yönünden yapılan şikayetin esasıyla ilgili hukuka ve olaylara ilişkin ciddi meseleler gündeme getirmekte olup bu aşamada çözümlenmesi mümkün değildir. Bu itibarla AİHM sözkonusu şikayetin esasa eklenmesine karar vermiştir.

b) Mağdur sıfatı hakkında

Hükümet, başvuranın milletvekili sıfatı dolayısıyla kovuşturmalara karşı dokunulmazlığı olduğu konusunda bilgi sahibi olduğunu savunmaktadır. Hükümet, milletvekili seçildikten sonra bu tür bir dokunulmazlıktan yararlanacağı konusunda önceden bilgi sahibi olan başvuranın bu hususta mağduriyet iddiasında bulunamayacağını belirtmektedir.

Başvuran, milletvekili sıfatına bağlı olan dokunulmazlık konusunda bilgi sahibi olmakla birlikte, bunun mutlak bir nitelikte olmadığını ve gerektiği takdirde bu dokunulmazlığın kaldırılabileceği hususunda da bilgi sahibi olduğunu anımsatmaktadır.

AİHM, AİHS organlarının daha evvel de belirttiği üzere, AİHS'nin 6. maddesinin birinci fıkrasının metninde, bir kimsenin bu maddenin tanıdığı hakları kullanmaktan vazgeçmesini yasaklayan hiçbir açık hüküm bulunmadığına dikkat çekmektedir. Hatta, 'cezai alanda (...) AİHS ilke olarak, özgür biçimde ve baskı altında olmadan vazgeçildiği müddetçe, bir sanığın 6/1 maddesinde öngörülen güvencelerin bazılarından vazgeçmesini engellemez' (Deweer - Belçika, aynı davaya ilişkin 5 Ekim 1978 tarihli Komisyon raporuna atıfta bulunan, 27 Şubat 1980 tarihli karar, prg. 55-56). Bununla birlikte AİHM, AİHS ile güvence altına alınan bir haktan vazgeçmenin -yasal olduğu müddetçe- karışıklığa meydan vermeyecek şekilde ortaya konulmasının ve asgari güvencelere sahip olmasının gerektiğini hatırlatır (bkz., özellikle, Oberschlick - Avusturya (no: 1), 23 Mayıs 1991 tarihli karar, prg. 51 ; Pfeifer ve Plankl - Avusturya, 25 Şubat 1992 tarihli karar, prg. 37-38).

AİHM, beraberinde masuniyet getiren yasama dokunulmazlığının parlamento üyelerine tanınmış bir imtiyaz olmayıp, her türlü irade beyanından bağımsız biçimde, parlamenter sıfatına bağlı olduğunun altını çizmektedir. Bu bakımdan başvuranın seçilme hakkını kullanması ve milletvekili seçimlerinde aday olması, hiçbir biçimde başvuranın AİHS'nin 6. maddesiyle güvence altına alınan haklarından 'açıkça' vazgeçtiği şeklinde mütalaa edilemez.

Bu itibarla Hükümetin başvuranın mağdur sıfatı bulunmadığı yönündeki ön itirazını reddetmek yerinde olacaktır.

c) İç hukuk yollarının tüketilmesine ilişkin

Hükümet, başvuranın kendisine isnat edilen olaylara ilişkin masumiyetini kanıtlamak için mevcut başvuru yollarını kullanmayı ihmal ettiği kanaatindedir. Bu hususta Hükümet, başvuranın aleyhinde yapılan kovuşturmaların askıya alınması hususunda savcılık tarafından verilen karara itiraz etmediğini, halbuki Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu uyarınca bu tür kararlara itiraz edilmesinin mümkün olduğunu belirtmektedir.

Hükümet ayrıca, başvuranın, hakkında suçlamada bulunan kişiler aleyhinde kendisine hakaret ettikleri iddiasıyla dava açması gerektiği kanaatindedir. Böylelikle başvuran kendisine isnat edilen suçları işlemediğini ya da şikayete konu olan beyanlarının eski Türk Ceza Kanununun 486. maddesi uyarınca güvence altına alınan savunma dokunulmazlığı alanına girdiğini öne sürebilirdi.

Başvuran mevcut tüm hukuki yolları tükettiğini iddia etmektedir. Bu hususta başvuran, TBMM'nin dokunulmazlığının kaldırılması kararı vermediği durumda ve Anayasanın 83/2 maddesine istinaden, savcılık tarafından verilen aleyhindeki kovuşturmaların ertelenmesi kararına itiraz etmesinin mümkün olmadığını belirtmektedir. Başvuran ayrıca, ertelenmiş bir ceza yargılaması çerçevesinde kendisine yöneltilen suçlamaların tutarsızlığını kanıtlamak için

hakaret iddiasıyla bir adli dava açmasının gerekmesinin hukukun mantığına aykırı olduğu kanaatindedir. Başvurana göre bu tür bir yargılamadan çıkabilecek tek netice hakkında yapılan suçlamaların yerinde olup olmadığının belirlenmesi olacaktır.

Son olarak başvuran Parlamentonun dokunulmazlığının kaldırılması yönündeki talebinin incelenmesini ertelemesine karşı herhangi bir başvuru yolu bulunmadığına dikkat çekmektedir.

AİHS'nin 35/1 maddesinin hükümleri uyarınca AİHM'ye ancak iç hukuk yolları tüketildikten sonra başvuru yapılabilmektedir. Genel olarak kabul görmüş uluslararası hukuk ilkeleri de bu yöndedir. Bu kural, savunmacı devlete ihtilaf konusu duruma öncelikle kendi imkanları ve ulusal hukuk düzeni çerçevesinde bir çözüm bulması için imkan verilmesi gerekliliğine dayanmaktadır. Dolayısıyla buradaki nihai hedef, devletlere, haklarında iddia edilen eksiklikleri giderme imkanı tanınması konusunda kolaylık sağlanmasıdır. Bununla beraber, sözkonusu kural otomatik bir uygulamaya uygun olmayıp mutlak nitelikte değildir. Bu kurala riayet edilip edilmediğini kontrol ederken dava koşullarını da göz önünde bulundurmak gerekir (bkz. Van Oosterwijck - Belçika, 6 Kasım 1980 tarihli karar, prg. 34-35).

Bir başka deyişle, 35/1 maddesinde öngörülen şartları yerine getirmesi için başvuranın iç hukuktaki muhtemelen etkili ve yeterli başvuru yollarını normal olarak kullanmış olması gerekir. Bir başvuru yolunu kullandığında ilgili aynı amaca matuf ancak etkililiği kanıtlanmamış başka bir başvuru yolunu kullanma yükümlülüğünden muaf hale gelir (bkz. Günaydın - Türkiye, no: 27526795, 25 Nisan 2002 ; Moreira Barbosa - Portekiz, no: 65681/01, 29 Nisan 2004).

Başvuranın Cumhuriyet Savcısı tarafından verilen kovuşturmanın ertelenmesi kararına itiraz edebilme imkanıyla ilgili olarak AİHM, parlamenter dokunulmazlığa ilişkin ilgili iç hukuk hükümlerine bakıldığında milletvekili dokunulmazlığının, adli makamlar açısından uyulması ex officio zorunlu olan, anayasal nitelikte bir ilke olduğunu gözlemlemektedir. Bu nedenle başvuranın ihtilaf konusu savcılık kararlarına itiraz etmesi başarı şansından yoksun bir girişim olurdu. Zira savcılık TBMM tarafından dokunulmazlığın kaldırılması yönünde herhangi bir karar alınmadığından parlamenter dokunulmazlığa ilişkin anayasa hükmüne riayet etmekle sorumluydu. Dolayısıyla Hükümetin itirazının ilk bölümünün reddedilmesi yerinde olacaktır.

Başvuranın kendisine isnat edilen olaylara itiraz etmek için hakaret davası açabileceği konusuna ilişkin olarak ise AİHM, AİHS'nin 6/1 maddesinin gereklilikleri bakımından böyle bir yola başvurulmasının savcılık tarafından yürütülen ve şu halde yalnızca ertelenmiş olup yasama döneminin sonunda yeniden başlatılabilecek olan farklı cezai kovuşturmaların sonuçlarını ne ölçüde giderebileceği konusunda Hükümetin herhangi bir izahat vermediğini tespit etmektedir. Dolayısıyla Hükümetin itirazının ikinci bölümünün de reddedilmesi yerinde olacaktır.

B. Yerindeliğe ilişkin

Sözleşmeci devletlerin çoğunda yürürlükte olan parlamenter dokunulmazlığın parlamento üyelerine tanınmış bir ayrıcalık olmadığını ve daimi nitelik taşımadığını hatırlatan Hükümet, başvuranın dokunulmazlığının milletvekilliği süresiyle sınırlı olduğunu ya da TBMM tarafından kaldırılması halinde sona erebileceğine dikkat çekmektedir. Bu durumda ilgilinin adil yargılanma hakkından tam anlamıyla yararlanması mümkün olabilecektir. Bu hususta

Hükümet bir ceza yargılamasının ertelenmesiyle sona erdirilmesi arasındaki farkın önemine vurgu yapmaktadır.

Hükümet ayrıca mahkemeye erişim hakkının mutlak bir hak olmadığını ve zımni sınırlamalara tabi olabileceğini anımsatmaktadır. Hükümete göre yasama dokunulmazlığı ile milletvekillerinin görevlerini tam bir bağımsızlık içinde icra etmeleri amaçlandığından, dava konusu dokunulmazlık izlenen meşru hedefle orantılı bir sınırlama olarak değerlendirilmelidir. Bu hususta adli merciler milletvekili dokunulmazlığını ex officio dikkate almakla yükümlüdürler.

Hükümet son olarak, başvuranın yeniden seçilmesinin ceza yargılamalarının ertelenmesi nedeniyle başvuranın itibarının ya da siyasi kariyerinin etkilenmediğini açıkça gösterdiğini belirtmektedir. Bu nedenle masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddiasının tamamen mesnetsiz olduğu ortaya çıkmaktadır.

Başvuran dokunulmazlığının kaldırılmasının mecliste çoğunluğu bulunan grup tarafından yalnızca 'kişisel ve siyasi yaklaşımlar' nedeniyle engellendiğini iddia etmektedir. Bu hususta başvuran 22. yasama dönemi boyunca dokunulmazlıkların kaldırılması yönünde TBMM'ye yapılan taleplerin hiçbirinin incelenmediğini belirtmektedir. Başvuran ayrıca, bu taleplerin incelenmesine ya da meclis gündemine getirilmesine yönelik tüm taleplerin reddedildiğini belirtmektedir. Başvuran, halihazırda kendisine yöneltilen suçların ağırlığı ne olursa olsun, bu suçlamaların kamuoyu nezdinde itibarının zedelenmesine yönelik suçlamalar olduğunu ve kamuoyunun bu noktada suçlar arasında ayrım yapmadığını belirtmektedir.

Başvuran ayrıca, siyasi ortama bağlı olarak kullanılmaması gerektiği halde bu yönde kullanılan TBMM iç tüzüğünün 133. ve 134. maddelerinin de ihlal edildiğini iddia etmektedir.

Tarafların argümanlarına istinaden AİHM, bu şikayetin olaylara ve hukuka ilişkin başvurunun mevcut aşamasında çözümü mümkün olmayan meseleleri gündeme getirmesi sebebiyle esastan incelenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır. Dolayısıyla bu şikayet AİHS'nin 35/3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun ilan edilemez. Başkaca herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesi tespit edilememiştir.

Bu gerekçelere dayalı olarak AİHM, oybirliğiyle

AİHS'nin 29/3 maddesinin uygulanmasına son verilmesine ;

AİHS'nin 6. maddesinin uygulanabirliğine ilişkin yapılan itirazın esasa eklenmesine ;

Esasa ilişkin unsurlar saklı kalmak kaydıyla, başvuranın AİHS'nin 6/1 maddesi yönünden yaptığı şikayetin kabuledilebilir ilan edilmesine ;

Başvurunun geriye kalanının kabuledilemez ilan edilmesine ;

Karar vermiştir.

 

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA