kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
MUSTAFA KARABULUT -TÜRKİYE DAVASI


İçtihat Metni

MUSTAFA KARABULUT -TÜRKİYE DAVASI

2.DAİRE

(Başvuru no: 40803/02)

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ

KARAR TARİHİ:20 Kasım 2007

İşbu karar AİHS'nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.

USUL

Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (40803/02) no'lu davanın nedeni (T.C. vatandaşı) Mustafa Karabulut'un (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne 23 Ekim 2002 tarihinde Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.

Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından Ş.Turgut tarafından temsil edilmektedir.

OLAYLAR

DAVANIN KOŞULLARI

Başvuran, 1964 yılı doğumludur ve İstanbul'da ikamet etmektedir.

6 Aralık 1994 tarihinde, taksi şoförü olan başvuran trafik polisi (polis memuru Ender) ile yaşadığı tartışmanın ardından gözaltına alınmıştır.

Aynı gün avukat yardımı alan başvuranın ve polis memuru Ender'in polis tarafından ifadesi alınmıştır.

Polis memuru Ender, başvuranın arabasının yasak bir yerde durdurduğunu belirtmiştir. Ceza tutanağı düzenlemek için araca ait belgeleri ibraz etmesini talep ettiğinde başvuranın bu talebi reddettiğini dile getirmiştir. Bu durumda aracın rehin altına alınması için başvuranın kendisini izlemesini söylemiştir. Beyoğlu Belediyesi'nin hizasına geldiklerinde başvuran, selektör yaparak polis memuru Ender'i durdurmuş ve arabanın geçersiz belgelerini tevdi etmiştir. Polis memuru, başvuranın aracının çekilmesi gerektiğini tekrarladığında ise başvuran karşı çıkmış ve polis memurunu hedef alan aşağılayıcı ve küçük düşürücü sözler söylemiştir. Olay mahalinde bulunan Beyoğlu Emniyet Müdür Yardımcısı, polis memuruna yardım etmiş ve başvuranın Beyoğlu Karakolu'na götürülmesini sağlamıştır. Polis memuru, karşı çıkma, aşağılama, tehdit ve mukavemet suçlarından dolayı başvurandan şikayetçi olmuştur.

Başvuran, polis memuruna mukavemet gösterdiğini reddetmiştir.

1. Polis memurları hakkında yürütülen cezai süreç

Serbest bırakıldığı 7 Aralık 1994 tarihinde, başvuran, Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı'na şikayet dilekçesi sunmuştur. Başvuran, müşterisinin taksi parasını getirmesini beklerken polis memurunun kendisinden aracını bulunduğu yerden çekmesini talep ettiğini belirtmiştir. Ardından, polis memuru Ender, başvuranı, arabasını çekmekle tehdit etmiş ve başvuranı iteklemeye başlamıştır. Emniyet Müdür Yardımcısı ve şoförü ("polis memuru Nail") olay yerine gelmiştir. Polis memuru Nail başvurana vurmaya başlamıştır. Başvuran, ardından, polis aracına götürülmeden önce Emniyet Amiri ve iki polis memuru tarafından Belediye binasının bahçesine götürüldüğünü, kelepçelendiğini ve birçok kişinin gözleri önünde dövüldüğünü belirtmiştir. Karakolda ise başvuran, Emniyet Müdür Yardımcısının odasına götürülmüş burada, müdür yardımcısı tarafından dövülmüş ve falakaya maruz kalmıştır. Ayrıca başvuran, kendisine soğuk su tutulduğunu ve polis memuru Ender'in gece gelerek müdür yardımcısı ile birlikte başvurana kötü muamelelerde bulunduğunu iddia etmiştir.

Yine 7 Aralık 1994 tarihinde, başvuran, Beyoğlu Adli Tıp Kurumu'na sevk edilmiştir. Yapılan muayenede sol göz etrafında, avuç içlerinde hiperemiler, ellerde ve dizlerde sıyrıklar bulunduğu tespit edilmiştir. Adli tabip, başvurana üç gün iş göremez raporu vermiştir.

30 Aralık 1994 tarihinde, polise ifade veren başvuran, polis memuru Ender'in kontrol sırasında aracına ait evrakları kendisine iade etmediğini ve Belediye'ye kadar arabasıyla kendisini takip etmesini istediğini, burada, başvuranın aracını çektireceğini söylemesi üzerine polis memuru ile başvuran arasında bir tartışma başladığını söylemiştir. Başvuranın arabasından inmeyi reddetmesi neticesinde polis memurları Ender ve Nail başvuranı aracından zorla indirerek başvuranı Belediye binasına götürmüşler ellerinden kelepçeleyip dövmüşlerdir. Ardından, başvuranı Emniyet Amiri'nin aracıyla karakola götürmüşlerdir. Karakolda, Emniyet Müdür Yardımcısı başvuranın sopayla ellerine ve ayaklarına vururken bir polis memuru da başvuranı tutmuştur. Sonra tuvaletlerde soyunmaya zorlanmış ve üstüne su sıkılmıştır. Başvuran ertesi gün serbest bırakılmıştır.

1995 Mart ayı içinde Cumhuriyet Savcılığı tarafından ifadeleri alınan polis memurları kötü muamele iddialarını reddetmişlerdir. Emniyet Müdür Yardımcısı, polis memuru Nail'le birlikte Belediye'den çıkarken polis memuru Ender'in başvuranı yakalamak için kendilerinden yardım istediğini ifade etmiştir. Emniyet Müdür Yardımcısına göre, başvuranın karşı koyması üzerine başvuranı arabaya bindirmek için zor kullanmak zorunda kalmışlardır.

20 Mart 1995 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı tarafından "kötü muamelede" bulundukları gerekçesiyle üç polis memuru hakkında Beyoğlu Asliye Ceza Mahkemesi'nde kamu davası açılmıştır.

20 Haziran 1995 tarihli duruşma sırasında, Asliye Ceza Mahkemesi, sanıkların savunmalarını dinlemiştir. Polis memuru Ender, arabasını bırakmak istememesinden dolayı başvuranla arasında Belediye binası önünde bir tartışma yaşandığını ifade etmiştir. Polis memuru Ender, polis memuru Nail'in yardımıyla başvuranı aracından indirdiklerini ve başvuranı Belediye binasına götürdüklerini burada aralarına Emniyet Müdür Yardımcısı'nın da katıldığını belirtmiştir. Ardından, başvuran karakola götürülmüştür. Emniyet Amiri ve polis memuru Nail'de benzer şekilde ifadelerini sunmuşlardır. Cezai yargılamada müdahil tarafı oluşturan başvuran, 30 Aralık 1994 tarihli ifadesini yinelemiştir.

6 Mart 1996 tarihli duruşmada, Asliye Ceza Mahkemesi iki tanık dinlemiştir. Söz konusu iki tanık, başvuranın yüzünün kanamış ve şişmiş olduğunu fakat kimlerin başvuranı bu şekilde dövdüklerini görmediklerini ifade etmişlerdir. Duruşmanın bitiminde, mahkeme polis memurlarını serbest bırakmıştır. Polis memurlarının başvuranı karakola götürmek için zor kullanmak zorunda kaldıkları ve gücün kötüye kullanılmasına ilişkin inandırıcı hiçbir delil bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

8 Temmuz 1997 tarihinde, Yargıtay, Asliye Ceza Mahkemesi'nin sağlık raporlarını ve olay yerinde başvuranın yüzünü kanamış ve şişmiş gören tanıkların ifadelerini yeterince dikkate almadığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.

Kararın iadesinin adından, Asliye Ceza Mahkemesi, on duruşma gerçekleştirmiş ve polis memuru Nail'in ifadelerini istinabe yoluyla almıştır. Emniyet Müdür yardımcının ve polis memuru Ender'in istinabelere ve haklarında çıkarılan ihzar müzekkerelerine rağmen mahkemece dinlenememişlerdir. Polis memuru Ender'in adresi de tespit edilememiştir.
25 Nisan 2001 tarihli duruşmanın bitiminde, Asliye Ceza Mahkemesi, 4616 sayılı yasa uyarınca, polis memurları hakkında beş yıl boyunca yürütülen cezai yargılamaya ilişkin olarak hükme varmayı ertelemeye karar vermiştir.

9 Ekim 2002 tarihinde, Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın karara itirazını reddetmiştir.

2. Başvuran hakkında yürütülen cezai süreç

8 Aralık 1994 tarihinde, başvuran, aracının çekilmesini engellemeye teşebbüs ettiği gerekçesiyle polis memuruna mukavemetten suçlanmıştır.

Belirtilmeyen bir tarihte, başvuran serbest bırakılmıştır.

HUKUK

1. AİHS'NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuran, yakalandığı ve polis karakolunda gözaltında tutulduğu sırada kötü muamelelere maruz kaldığını iddia etmektedir. Başvuran, AİHS'nin 3. maddesine atıfta bulunmaktadır.

A. Kabuledilebilirliğe ilişkin

AİHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilmezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.

B. Esasa ilişkin

Hükümet, başvuranın iddialarına karşı çıkmaktadır. Hükümet, bir avukat eşliğinde polise verdiği ilk ifadesinde başvuranın iddialarını dile getirmediğine dikkat çekmektedir. Hükümet, başvuranı arabasından indirmek için güç kullanımına başvurulmasının yasal olduğunu, göz çevresinde ve avuç içindeki kanamaların bu sırada oluştuğunu ve güç kullanımının başvuranın tutumuyla tamamen orantılı olduğunu ifade etmiştir. Hükümet, başvuranın vücudunda bulunan diğer sıyrıklara ilişkin olarak ise bu sıyrıkların başka bir nedenden de kaynaklanmış olabilecek hafif yaralar olduğunu dile getirmektedir. Son olarak, Hükümet, başvuranın ifadelerindeki çelişkilere dikkat çekmektedir.

AİHM, bir kimse polis memurları kontrolü altında olduğu gözaltı sırasında yaralandığında, bu dönemde meydana gelen her yaralanmanın güçlü maddi karinelerin doğmasına neden olduğunu hatırlatmaktadır (Bkz. Salman-Türkiye, başvuru no: 21986/93). Dolayısıyla söz konusu yaraların kaynağı hakkında makul açıklamalar yapmak ve mağdurun iddiaları hakkında şüphe uyandıracak olayları ortaya koyan, özellikle sağlık belgeleri ile desteklenmiş olan kanıtları sunmak Hükümet'in görevidir (Selmouni-Fransa, başvuru no: 25803/94, Berktay-Türkiye, başvuru no: 22493/93, 1 Mart 2001 ve Ayşe Tepe-Türkiye, başvuru no: 29422/95, 22 Temmuz 2003).

Mevcut davada, dosyanın unsurlarından, polis memuru Ender'in taksi şoförü olan başvurandan aracının evraklarını istediğinde, başvuranın park ihlali yaptığı sonucuna ulaşılmaktadır. Başvuranın polis memuru Ender'in talebini reddetmesi üzerine, polis memuru başvurandan kendisini izlemesini istemiştir. Yolda, başvuran, araca ilişkin evraklarını polis memuruna ibraz etmeyi kabul etmiştir. Fakat söz konusu evraklar kurallara uygun olmaması nedeniyle, polis memurunun başvuranın aracını çektireceğini söylemesinin ardından başvuran ile polis memuru arasında tartışma yaşanmıştır. Olay yerinde bulunan Emniyet Müdür Yardımcısı ve polis memuru Nail de yardımcı olmak için polis memuru Ender'in yanına gelmişlerdir.

Olay yerinde başvuranın tutulması sırasında polis memurlarının güç kullandıklarına taraflar itiraz etmemişlerdir. Fakat tarafların ifadeleri, kötü muamelenin uygulanma anına ve şiddetine ilişkin olarak farklılaşmaktadır. Zira başvuran, yalnızca yakalandığı esnada değil aynı zamanda da Beyoğlu Belediye binasında ve Beyoğlu Karakolu'nda gözaltında tutulduğu esnada da kötü muamelelere maruz kaldığını iddia etmektedir.

AİHM, 7 Aralık 1994 tarihinde, gözaltının bitiminde başvuranın tıbbi bir muayeneden geçtiğini not etmektedir. Sağlık raporundan, başvuranın sol göz etrafında, avuç içlerinde hiperemiler, ellerinde ve dizlerinde de cildi sıyrıklar olduğu saptanmaktadır. Bunun üzerine başvurana üç gün iş göremez raporu verilmiştir.

AİHM de Yargıtay gibi Asliye Ceza Mahkemesi'nin, başvuranın vücudunda görülen yara izleri ilgili olarak makul açıklamalarda bulunmadığını gözlemlemektedir. Başvuranın yaralarının, başvuranı karakola götürmek için polis memurlarının meşru güç kullanımından kaynaklandığına ilişkin Asliye Ceza Mahkemesi'nin kararı Yargıtay tarafından bozulmuştur. Üstelik kamu davası açılmasını erteleme kararı da başvuranın vücudunda tespit edilen yaraların nedenini açıklama imkanını ortadan kaldırmıştır.

Takdirine sunulan olaya ilişkin unsurların tamamını ve Hükümet tarafından makul bir açıklama yapılmayışını göz önünde bulundurarak AİHM, başvuranın vücudunda tespit edilen yaralardan Savunmacı Hükümet'in sorumlu olduğunu düşünmektedir.

Hükümet'in savunduğu gibi başvuranın vücudunda saptanan yaraların, polis müdahalesi sırasında başvurana uygulanan güçten kaynaklandığı farz edilse bile AİHM, başvuranın tutumunun zorunlu kıldığı güç kullanımını aştığı kanaatindedir. Bu bağlamda AİHM, öncelikle başvurana atılı olayların Trafik Kanunu ihlal eden suçlar olduğunu belirtmektedir. Ayrıca, polis memurlarının başvuranın saldırgan, tehlikeli ve silahlı bir kişi olduğunu düşündükleri de iddia edilmemiştir. Son olarak AİHM, başvuranın özellikle sol göz etrafında, avuç içlerinde hiperemilerin olduğu belirgin yara izlerinin saptandığı ve bu yaraların başvuranın üç gün süre ile işinden alıkoyduğunu tespit etmektedir.

Ayrıca AİHM, bir kimse polis memurlarınca hukuk dışı ve AİHS'nin 3. maddesine aykırı muamelelere maruz kaldığını iddia ettiğinde, söz konusu hükmün etkili bir soruşturmayı zorunlu kıldığını hatırlatır (Assenov ve diğerleri, Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar). Bu soruşturma sorumluların belirlenmesi ve cezalandırılması ile sonuçlanmalıdır. İşkence ve insanlıkdışı veya aşağılayıcı muamele ve cezaların yasaklanmış olması çok önemli olmakla birlikte, bu tür bir soruşturma gerçekleşmediği takdirde, bu yasak uygulamada etkili olmayacak ve bazı durumlarda kamu görevlilerinin neredeyse müeyyidesiz bir şekilde kontrollerine tabi kişilerin haklarını çiğnemeleri mümkün olacaktır ( Bkz. Caloc-Fransa, başvuru no: 33951/96 ve Batı ve diğerleri-Türkiye, başvuru no: 33097/96 ve 57834/00).

Mevcut davada, başvuranın şikayetini sunmasının ardından soruşturma açılmış ve cezai yargılama başlatılmıştır. Ancak polis memurları hakkında yürütülen cezai yargılama davanın ertelenmesi ile son bulmuş, böylece başvuranın vücudunda tespit edilen yaraların nedenini açıklığa kavuşturma olanağı da ortadan kalkmıştır.

Asliye Ceza Mahkemesi, davanın ertelenmesine karar verdiğinde yargılama yaklaşık altı buçuk yıldan beri sürmekteydi. Dördüncü yılın bitiminde kararın Yargıtay tarafından iade edilmesinin ardından Asliye Ceza Mahkemesi yalnızca polis memuru Nail'in istinabe yoluyla ifadesini alarak bir duruşma gerçekleştirmiş ve polis memuru Ender'in yeni adresini tespit edememişti. AİHM, ulusal mahkemelerin, kötü muamelelerde bulunma suçuyla suçlanan polis memurlarının yargılamasının ivedilikle gerçekleşmesine özen göstermemiş olmasından üzüntü duymaktadır.

Polis memurlarının yargılamasında geçen sürenin tamamı ve kararın tecil edilmesinden dolayı AİHM, Türk makamlarının gerekli hız ve özenle hareket etmedikleri kanaatindedir zira şiddet eylemlerinin sorumluları neredeyse bir cezasızlıktan yararlanmışlardır.

Sonuç olarak, AİHS'nin 3. maddesi esası ve usulü bakımından ihlal edilmiştir.

II. AİHS'NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDAİSI HAKKINDA

AİHS'nin 13. maddesine atıfta bulunarak, başvuran, polis memurları hakkında yürütülen cezai yargılamanın ertelenmesinde şikayetçidir.

Yukarıda ulaştığı sonuçları göz önüne alarak söz konusu şikayetin ayrı olarak incelenmesinin gerekli olmadığına kanaat getirmektedir.

III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

A. Maddi ve manevi tazminat

Başvuran, 35.000 Euro değerinde maddi ve manevi zarara maruz kaldığını iddia etmektedir.

Hükümet, bu iddialara karşı çıkmaktadır.

AİHM, başvuranın maruz kaldığı maddi zararını belgelendirmediği belirtmektedir. Bu durumda, başvurana, maddi tazminat ödenmesine gerek yoktur.

Buna karşılık AİHM, hakkaniyete uygun olarak başvurana 6.000 Euro manevi tazminat ödenmesi kanaatindedir.

B. Yargılama masraf ve giderleri

Başvuran, AİHM önüne yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri için 2.337,5 Euro talep etmektedir. Başvuran, masraf ve avukatlık ücretlerinin ibraz edildiği bir hesap dökümü sunmaktadır.

Hükümet, bu iddialara karşı çıkmıştır.

AİHM, içtihadına göre bir başvuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları ortaya konulduğu sürece elde edebilir (Bkz. örneğin, Bottazzi-İtalya, başvuru no: 34884/97 ve Sawicka-Polonya, başvuru no: 37645/97, 1 Ekim 2002).

Sahip olduğu olayın unsurlarının tamamını ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alarak AİHM, başvuranın AİHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri için 500 Euro ödenmesine karar vermiştir.

C. Gecikme Faizi

Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,

1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;

2. AİHS'nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;

3. AİHS'nin 13. maddesi kapsamında yapılan şikayetin ayrı olarak incelenmesine gerek olmadığına;

4. a) AİHS'nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası'na çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından başvurana:
i. manevi tazminat olarak 6.000 Euro (altı bin Euro) ödenmesine;
ii.yargılama masraf ve giderleri için 500 Euro (beş yüz Euro) ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;

5. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 20 Kasım 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

 

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA