kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
CENGİZ POLAT - TÜRKİYE DAVASI


İçtihat Metni

CENGİZ POLAT - TÜRKİYE DAVASI

2.DAİRE

(Başvuru no:40593/04)

KARAR

KARAR TARİHİ: 11 Aralık 2007

İşbu karar AİHS'nin 44/2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.

USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 40593/04 no'lu davanın nedeni, T.C. vatandaşı Cengiz Polat'ın (başvuran), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne, 15 Ekim 2004 tarihinde Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ("AİHS") 34. Maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.

Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul Barosu avukatlarından E. Kanar tarafından temsil edilmektedir.

OLAYLAR

I. DAVANIN KOŞULLARI

Başvuran 1965 doğumludur. Şu anda Edirne F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunmaktadır.

Başvuran, 6 Şubat 1993 tarihinde, yasadışı silahlı bir örgütün, TKP/ML-TİKKO (Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist-Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu), eylemlerine katıldığı şüphesiyle İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nde görevli polis memurları tarafından yakalanmış ve gözaltına alınmıştır.

Başvuran, 15 Şubat 1993 tarihinde, önce İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, sonra da tetkik hakimi huzuruna çıkartılmıştır. Aynı gün, tetkik hakimi başvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiştir.

Cumhuriyet Savcısı, 5 Nisan 1993 tarihli bir ithamnameyle, başvuran ile diğer on dokuz sanığı diğer hususlar meyanında yasadışı silahlı bir örgüte üye olmak ve devletin anayasal düzenini bozan eylemlere katılmakla suçlayarak bu kişiler aleyhinde cezai takibat başlatmıştır. İddia makamı, Ceza Kanunu'nun 146/1. maddesi uyarınca ölüm cezası talep etmiştir.

Devlet Güvenlik Mahkemesi, takibat sırasında, iddia edilen suç ile kanıtların durumunu göz önünde bulundurarak başvuranın serbest kalma taleplerini reddetmiştir.

Başvuran, 12 Haziran 2000 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından kendisine yöneltilen suçlamalardan hüküm giymiş ve müebbet hapis cezasına çarptırılmıştır.

15 Mayıs 2001 tarihinde, Yargıtay, usul gerekçeleriyle başvuranın mahkumiyet kararını bozmuştur. Dava, yeniden incelenmek üzere İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne iade edilmiş ve başvuranın tutukluluk hali devam etmiştir.

7 Mayıs 2004 tarihinde, anayasal bir değişikliğin ardından Devlet Güvenlik Mahkemeleri kaldırılmış ve başvuranın davası İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmiştir. Yerel mahkemeler, takibat sırasında, iddia edilen suç ile dava dosyasındaki belgelerin niteliğini gözönünde bulundurarak, başvuranın serbest kalma taleplerini reddetmiştir. Başvuran, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 298. maddesi uyarınca bu kararlara itiraz etmiştir; ancak başvuranın bütün talepleri yerel mahkemeler tarafından reddedilmiştir.

İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 31 Ocak 2005 tarihinde, Ceza Kanunu'nun 146/1. maddesi uyarınca başvuranı suçlu bulmuş ve müebbet hapis cezasına çarptırmıştır.

Yargıtay, 20 Mart 2006 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararını bozmuş ve dava dosyası İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'ne iade edilmiştir.

Başvuran, 4 Ekim 2006 tarihinde, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır. Dava dosyasındaki bilgiye göre, dava hala İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda beklemededir.

HUKUK

I. AİHS'NİN 5/3 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran, tutuklu yargılanmasının AİHS'nin 5/3 maddesinde öngörülen "makul süre" şartına uymadığı konusunda şikayetçi olmuştur.

Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.

A. Kabuledilebilirliğe ilişkin

Hükümet, başvuranın AİHS'nin 5/3 maddesine dayanan şikayetini 15 Ekim 2004 tarihinde sunmuş olması nedeniyle, 6 Şubat 1993-12 Haziran 2000 tarihleri arasında tutuklu bulunduğu sürenin altı aylık süre dışında olduğu gerekçesiyle dikkate alınmaması gerektiğini savunmuştur.

AİHM, Solmaz / Türkiye kararında (no. 27561/02) benimsenen ilkelere atıfta bulunmaktadır. Bu kararda, başvuranın hapsedilmesi durumunda, birbirini izleyen tutukluluk dönemlerinin bir bütün olarak dikkate alınması ve altı aylık sürenin son tutukluluk döneminin bitiminden itibaren başlaması gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu nedenle, altı aylık sürenin, son tutukluluk döneminin bitiminden itibaren (4 Ekim 2006) başlaması gerekmektedir.

Buna göre, AİHM, Hükümet'in itirazını reddetmektedir.

AİHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.

B. Esas

Hükümet, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin başvuranın tutuklu yargılanma süresini gereksiz yere uzatmadığını ileri sürmüş ve başvuranın sorumlu tutulduğu suçun ciddi nitelikte olduğunu belirtmiştir.

Başvuran, tutuklu yargılanma süresinin çok uzun tutulduğunu hatırlatmaktadır.

AİHM, yukarıda açıklandığı gibi, sözkonusu sürenin başvuranın yakalandığı 6 Şubat 1993 tarihinde başlayıp serbest bırakıldığı 4 Ekim 2006 tarihinde sona erdiğini kaydetmektedir. AİHM'nin içtihadına göre, AİHS'nin 5/1 (a) maddesi uyarınca mahkumiyetinden sonra başvuranın alıkonduğu sürenin (12 Haziran 2000-15 Mayıs 2001 ile 31 Ocak 2005-20 Mart 2006 arasında geçen süreler) özgürlüğünden mahrum edildiği toplam süreden düşülmesinden sonra, sözkonusu davada göz önünde bulundurulması gereken sürenin on bir yıl altı aydan fazla olduğu görülmektedir.

Bu dönem boyunca, yerel mahkemeler, "suçun niteliği, kanıtların durumu ve tutukluluğun süresi dikkate alınarak" gibi birbirinin aynı ve klişeleşmiş terimler kullanarak başvuranın tutuklu yargılanmasının devamına karar vermişlerdir. AİHM, başvurana atfedilen suçun ciddiyeti ile muhtemel cezanın ağırlığını dikkate almaktadır. Ancak, AİHM, tutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusunun kuramsal olarak değerlendirilemeyeceğini hatırlatmaktadır. Bir sanığın tutukluluğunun makul olup olmadığı konusu, her davanın kendine has özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Kişisel özgürlük hakkına saygı kuralından daha çok önem arz eden kamu menfaatinin gerçekten gerekli olduğu yönünde belirli göstergeler olması durumunda, masumiyet karinesine bakılmaksızın, tutukluluğun devam etmesi desteklenebilir (Kulda / Polonya, no. 30210/96). AİHM, sözkonusu davada, yerel mahkemelerin başvuranın tutukluluk süresini uzatma yönündeki kararlarında böylesi bir muhakemenin olmadığını kaydetmektedir. AİHM'ye göre, "kanıtların durumu" ifadesi genellikle suça dair ciddi göstergelerin varlığı ve devamlılığında ilgili bir faktör olsa da, sözkonusu davada bu ifade, tek başına, başvuranın şikayetçi olduğu tutukluluk süresini haklı çıkaramaz (bkz, Letellier / Fransa, A Serisi no. 207; Tomasi / Fransa, A Serisi no. 241-A; Mansur / Türkiye, A serisi no. 319-B).

AİHM, sözkonusu davadakine benzer sorunlar içeren davalarda genellikle AİHS'nin 5/3 maddesinin ihlalini saptamıştır (bkz, Atıcı / Türkiye (no.1), no. 19735/02; Dereci / Türkiye, no. 77845/01; Taciroğlu / Türkiye, no. 25324/02).

AİHM, kendisine sunulan belgelerin tamamını inceledikten sonra, Hükümet'in sözkonusu davada, AİHM'nin bu davada farklı bir sonuca varmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit veya delil sunmadığına karar vermiştir. AİHM, konuyla ilgili içtihadını gözönüne alarak, sözkonusu davada başvuranın tutuklu yargılanmasının çok uzun sürdüğüne ve bu durumun AİHS'nin 5/3 maddesine ters düştüğüne karar vermiştir.

Buna göre, AİHS'nin 5/3 maddesi ihlal edilmiştir.

II. AİHS'NİN 5/4 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran, yerel mahkemelerin tutuklu yargılanmasını gözden geçirme şeklinin AİHS'ye ters düştüğünü ileri sürmektedir. Başvuran, konuyla ilgili olarak, yerel mahkemeler kararlarını verirken ne kendisinin ne avukatının duruşmaya katılamadığını, kararların yalnızca dava dosyasına dayanılarak verildiğini iddia etmektedir.

Başvuranın şikayetinin bu kısmı, AİHS'nin 5/4 maddesi bağlamında incelenmelidir.

A. Kabuledilebilirliğe ilişkin

Hükümet, AİHS'nin 35/1 maddesinde öngörülen iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle bu şikayetin reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Hükümet, yerel mahkemeler huzurunda başvuranın hiçbir aşamada AİHS'nin 5. maddesine dayanmadığını iddia etmiştir.

B. Esas

Hükümet, iddiaları reddetmiştir.

AİHM, söz konusu zamanda geçerli kanunların başvuranın veya avukatının mahkeme oturumlarına katılmalarına izin vermediğini, dolayısıyla incelemelerin yalnızca dosyadaki belgelere dayanılarak yapıldığını kaydetmektedir. Bunun sonucunda, başvuran çekişmeli bir davanın gereklerinden yararlanamamıştır. AİHM, benzer bir sorunu incelediği ve AİHS'nin 5/4 maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığı Bağrıyanık / Türkiye davasında (no. 43256/04) vermiş olduğu kararı hatırlatmaktadır. AİHM, sözkonusu davada, daha önceki tespitlerinden sapmasını gerektirecek herhangi bir özel koşula rastlamamıştır.

Sonuç olarak, AİHM, AİHS'nin 5/4 maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.

III. AİHS'NİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran, on dört yılı aşkın sürenin ardından hala beklemede olan cezai takibatın çok uzun sürmesi konusunda şikayetçi olmuş ve bu şikayetini AİHS'nin 6/1 maddesine dayandırmıştır.

AİHS'nin 35/3 maddesi çerçevesinde bu şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle, başvuru kabuledilebilir niteliktedir.

Başvuran aleyhindeki suçlamalar ile dokuz sanık ve çok sayıda tanığı kapsayan geniş kapsamlı bir duruşma yapmanın gerekliliğini gözönünde bulunduran Hükümet, davanın karmaşık nitelikte olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet, bu etmenlerin yargılamanın neden uzun sürdüğü konusuna açıklık getirdiğini ve adli makamların ihmalinin ya da geciktirmesinin sözkonusu olamayacağını belirtmiştir.

AİHM, cezai takibatın, dava dosyasındaki bilgiye göre, başvuranın yakalandığı 6 Şubat 1993 tarihinde başladığını ve hala İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda beklemede olduğunu gözlemlemektedir. Dolayısıyla, dava, bu kararın alındığı tarih itibariyle on dört yıl yedi aydan fazla süren bir dönemde iki aşamalı bir yargıda dört kez incelenmiştir.

AİHM, sözkonusu davadakine benzer sorunlar içeren davalarda genellikle AİHS'nin 6/1 maddesinin ihlalini saptamıştır (bkz, Pélissier ve Sassi / Fransa, no. 25444/94; Ertürk / Türkiye, no. 15259/02).

AİHM, kendisine sunulan belgelerin tamamını inceledikten sonra, konuyla ilgili içtihadını gözönüne alarak, cezai takibatın çok uzun sürdüğüne ve "makul süre" şartını yerine getirmediğine karar vermiştir.

Buna göre, 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.

IV. İHLAL EDİLDİĞİ İDDİA EDİLEN DİĞER AİHS MADDELERİ

Başvuran, son olarak, 5/1 (a) maddesi uyarınca gözaltı süresinin makul süreyi aştığı konusunda şikayetçi olmuştur.

Hükümet, altı ay kuralına uymadığı gerekçesiyle bu şikayetin kabuledilemez olduğunu ileri sürmüştür.

AİHM, iç hukuk yolunun bulunmadığı hallerde, altı aylık sürenin AİHS'nin ihlalini oluşturduğu iddia edilen eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren başladığını hatırlatmaktadır (Ege / Türkiye, no. 47117/99).

AİHM, başvuranın gözaltı süresinin 15 Şubat 1993 tarihinde sona erdiğini gözlemlemektedir. Ancak, başvuran, altı aydan daha uzun bir süre sonra, 15 Ekim 2004 tarihinde, AİHM'ye başvuruda bulunmuştur.

AİHM, bu şikayetin istenen sürenin dışında yapıldığı gerekçesiyle, AİHS'nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları gereğince reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.

V. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

AİHS'nin 41. maddesine göre "Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, AİHS, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil tatminine hükmeder."

A. Tazminat

Başvuran, maddi tazminat olarak 70,000 Yeni Türk Lirası (YTL) -yaklaşık 40,000 Euro-, manevi tazminat olarak ise 100,000 YTL -yaklaşık 57,000 Euro- talep etmiştir. Başvuran, maddi tazminatla ilgili olarak, cezai takibatın çok uzun sürmesine ve tutuklu yargılanması sırasında geçen süre boyunca çalışamaması durumuna atıfta bulunmuştur.

Hükümet, bu miktarlara itiraz etmiştir.

AİHM, talep edilen maddi tazminat ile tespit edilen ihlaller arasında illiyet bağı bulunmadığını kaydederek bu talebi reddeder. Ancak, AİHM, yalnızca AİHS'nin ihlalinin saptanmasıyla yeterince tazmin edilemeyecek bir durum nedeniyle başvuranın manevi zarar görmüş olabileceğini kabul etmektedir. Davanın koşulları ile içtihadını dikkate alan AİHM, manevi tazminat olarak başvurana 12,500 Euro ödenmesine karar verir.

B. Yargılama masraf ve giderleri

Başvuranın avukatı, İstanbul Barolar Birliği'nin ücret cetveline göndermede bulunarak, yerel yargılama süreci ile sözkonusu davanın AİHM huzuruna getirilmesi sırasında geçen 189 saat için çalışma ücreti olarak 210,740 YTL (yaklaşık 120,000 Euro) talep etmiştir.

Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.

AİHM'nin içtihadına göre, bir başvuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AİHM, sözkonusu davada, kendisine sunulan bilgiye ve yukarıdaki ölçütlere dayanarak, yargılama masraf ve giderleri için başvurana 1,500 Euro ödenmesine karar vermiştir.

C. Gecikme Faizi

AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.

BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİ İLE

1. AİHS'nin 5. maddesinin 3. ve 4. paragrafları ile 6/1 maddesi uyarınca yapılan şikayetin kabuledilebilir, başvurunun kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AİHS'nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHS'nin 5/4 maddesinin ihlal edildiğine;
4. AİHS'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
5. (a)AİHS'nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası'na çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından başvurana manevi tazminat olarak 12,500 Euro (on iki bin beş yüz Euro), yargılama masraf ve giderleri için 1,500 Euro (bin beş yüz Euro) ödenmesine;
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.

İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü'nün 77/2. ve 3. maddeleri gereğince 11 Aralık 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

 

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA