kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
GÜLCAN YILMAZ - TÜRKİYE DAVASI


İçtihat Metni

Gülcan YILMAZ - TÜRKİYE DAVASI

2. DAİRE

(Başvuru no: 19686/03)

Kabuledilebilirliğe İlişkin Karar

KARAR TARİHİ:18 Mart 2008

OLAYLAR

Gülcan Yılmaz isimli başvuran 1948 doğumlu bir Türk vatandaşıdır ve Uşak'ta ikamet etmektedir. Başvuran, AİHM huzurunda İzmir Barosu avukatlarından Sn. Atak tarafından temsil edilmektedir.

Taraflarca sunulduğu şekliyle dava olayları şöyle özetlenebilir.

Başvuran, Uşak'taki bir binanın sahibidir. Belirsiz bir tarihte, başvuran bu binayı B.Ç.'ye satmayı kabul etmiş, bunun karşılığında belirli miktarda nakit para ve sırasıyla 23 Kasım 1997 ve 23 Aralık 1997 tarihli iki adet tahvil almıştır. Başvuran, tapuyu B.Ç.'ye devretmiştir. Bu işlemden kısa bir süre sonra, B.Ç., binayı A.G. adında bir kişiye satmış ve tapu bu kişinin adına kaydedilmiştir.

Başvuranın avukatı, 11 Ağustos 1997 tarihinde, B.Ç.'nin alım satım işlemleri sırasında başvuranı dolandırdığını, bu nedenle tapu devrinin iptal edilmesi ve tapunun yeniden başvuran adına kaydedilmesi gerektiğini ileri sürerek Uşak Asliye Hukuk Mahkemesi'ne B.Ç. ve A.G. aleyhinde dava açmıştır. Bu bakımdan, başvuranın avukatı arsanın alımı sırasında B.Ç.'nin dolandırıcılık yaptığını iddia etmiştir. Başvuran ayrıca, Uşak Ceza Mahkemesi'ne dolandırıcılık suçlamasıyla B.Ç. aleyhinde dava açmıştır.

18 Aralık 1997 tarihinde, Uşak Asliye Hukuk Mahkemesi, ilk duruşmasını yapmış ve birçok tanığın ifadesini almıştır. Mahkeme ayrıca, B.Ç. aleyhinde dolandırıcılık suçundan üç ayrı ceza davasının bulunduğunu kaydetmiştir (başvuranın Uşak Ceza Mahkemesi önünde başlattığı 1997/691 no.lu dava; D.D. isimli bir kişinin Uşak Ceza Mahkemesi önünde başlattığı 1997/630 no.lu dava ve Uşak Ağır Ceza Mahkemesi önünde başlatılan 1997/160 no.lu dava). Bu nedenle, mahkeme söz konusu davayla ilgili olduğu saptanan dava dosyalarının kopyalarını talep etmiştir.

Mahkeme, her seferinde duruşmaları daha ileri bir tarihe ertelemiş ve davanın esasına ilişkin herhangi bir karar almadan bu davaların sonucunu beklemiştir.

B.Ç. davaların üçünde de aleyhindeki suçlamalardan beraat etmiş ve Uşak Asliye Hukuk Mahkemesi sırasıyla 5 Mart 2001, 27 Kasım 2001 ve 5 Mart 2002 tarihlerinde ilgili dava dosyalarının ve kararlarının kopyalarını almıştır.

Uşak Asliye Hukuk Mahkemesi, 13 Mart 2002 tarihinde başvuranın davasını reddetmiştir. Mahkeme, bu karara varırken, ceza mahkemesinin 1997/691 no.lu davada vermiş olduğu beraat kararına dayanmıştır. Mahkeme, ayrıca davalıların alım satım işlemleri sırasında kötü niyetle hareket ettiklerine dair dava dosyasında herhangi bir kanıt bulunmadığına karar vermiştir.

12 Kasım 2002 tarihinde, Yargıtay davanın esasına ilişkin duruşma yaptıktan sonra 13 Mart 2002 tarihli kararı onaylamıştır.

Yargıtay, 24 Şubat 2003 tarihinde, başvuranın karar düzeltme talebini reddetmiştir.

ŞİKAYETLER

Başvuran, yerel mahkemelerin kanıtları değerlendirirken hata yaptıkları ve bu nedenle adil yargılanma hakkını ihlal ettikleri konusunda şikayetçi olmuş ve bu şikayetini AİHS'nin 6. maddesine dayandırmıştır.

Başvuran, ayrıca yargılamanın uzun sürmesi konusunda şikayetçi olmuş ve bu şikayetini AİHS'nin 6/1 maddesine dayandırmıştır.

HUKUK

Başvuran, AİHS'nin 6. maddesi uyarınca yerel mahkeme kararlarının keyfi olduğu konusunda şikayetçi olmuştur. Başvurana göre, Uşak Asliye Hukuk Mahkemesi kanıtları değerlendirirken hata yapmıştır.

AİHM, yerel davaların sonuçlarını sorgulayarak "dördüncü derece" temyiz mahkemesi olarak hareket etmenin kendi görevi olmadığını hatırlatmaktadır. Yerel mahkemelerin görevi, kanıtların dava olaylarıyla ilintisini değerlendirmek ve usul hukukunun kurallarını uygulamak ve yorumlamaktır (Vidal / Belçika, A Serisi no. 235-B).

Yargılama sırasında, başvurana mahkemeler önünde üç yargı aşamasında, kişisel olarak ve avukatı aracılığıyla, davasını açıklaması ve yanlış olduğunu düşündüğü kanıtlara itiraz etmesi için yeterli imkanlar verilmiştir. Yerel mahkeme kararlarının iç hukuka ve davanın özel koşullarına dayanılarak verilmediği sonucuna varmak için herhangi bir kanıt bulunmamaktadır. Bu nedenle, AİHM, yerel mahkemelerin gerçekleri saptarken veya iç hukuku yorumlarken keyfi veya makul olmayan bir şekilde hareket ettikleri sonucuna varmak için herhangi bir gerekçe görmemektedir. Bu bakımdan, AİHS'nin 6/1 maddesinin ihlali söz konusu değildir.

AİHM, yukarıda anlatılanlar ışığında, başvurunun bu kısmının AİHS'nin 35/3 ve 4. maddeleri uyarınca dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.

Başvuran, ayrıca yaklaşık beş yıl yedi ay süren yargılamanın uzunluğu konusunda şikayetçi olmuş ve bu şikayetini AİHS'nin 6/1 maddesine dayandırmıştır.

Başvuranın yargılamanın makul bir süre içerisinde yapılmadığı konusunda şikayetçi olmasıyla ilgili olarak, AİHM, yargılama süresinin makul olup olmadığı konusunun davanın koşulları dikkate alınarak şu kriterler ışığında değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır: davanın karmaşıklığı, tarafların tutumu, davayla ilgilenen makamların tutumu ve davada başvuran için nelerin tehlikede olduğu (Styranowski / Polonya, Hüküm ve Karar Raporları 1998-VII). AİHM, ayrıca, yalnızca devletin sorumlu tutulabileceği gecikmelerin "makul sürenin" aşıldığı saptamasını haklı çıkarabileceğini hatırlatmaktadır (Papachelas / Yunanistan, no. 31423/96).

AİHM, söz konusu davaya ilişkin yargılamanın 11 Ağustos 1997 tarihinde başlayıp 24 Şubat 2003 tarihinde sona erdiğini kaydetmektedir. Dolayısıyla, gözönünde bulundurulması gereken süre 5 yıl 6 aydır. Bu süre zarfında, dava yerel mahkemelerce üç yargı aşamasında incelenmiştir.

AİHM, ilk derece mahkemesi önündeki yargılamanın (yaklaşık 4 yıl 7 ay) oldukça uzun sürdüğünü kaydetmektedir. Ancak, AİHM B.Ç. aleyhindeki davaların Uşak Asliye Hukuk Mahkemesi önünde devam etmekte olan davayla yakından ilgisi olduğu için, sözkonusu davaların sonucunu beklemenin adaletin düzgün bir şekilde işlemesi için gerekli olduğu görüşündedir. Ayrıca, ceza davaları sırasında hareketsiz geçen bir dönem olmamıştır. AİHM, ayrıca yüksek mahkemeler önündeki yargılama sırasında da aşırı bir gecikme olmadığını gözlemlemektedir. Bu nedenle, AİHM, ilk derece mahkemesinin tutumunun yargılamanın tamamında önemli ve makul olmayan gecikmelere sebebiyet vermediği sonucuna varmıştır (mutatis mutandis, Jakesevic / Hırvatistan, no. 18584/05).

AİHM, bu şikayetin dayanaktan yoksun olduğuna ve AİHS'nin 35/3 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.

Buna göre, AİHS'nin 29/ 3 maddesinin uygulanmasına son verilmesi uygun olacaktır.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM, OYBİRLİĞİYLE,

Başvurunun kabuledilemez olduğuna karar vermiştir.

 

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA