kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
SAYGILI VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI


İçtihat Metni

SAYGILI VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI

2. DAİRE

(Başvuru no: 19353/03 )

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ

KARAR TARİHİ: 8 Ocak 2008

İşbu karar AİHS'nin 44§2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.

USUL

Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (19353/00) no'lu davanın nedeni (T.C. vatandaşları) Fevzi Saygılı, Nizamettin Taylan Bilgiç ve Serpil Kurtay'ın (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) 9 Haziran 2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi'nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.

Başvuranlar, AİHM önünde İstanbul Barosu avukatlarından D. Avcı tarafından temsil edilmektedirler.

OLAYLAR

Başvuranlar sırasıyla 1966, 1972 ve 1978 doğumlu olup İstanbul'da ikamet etmektedirler.

Saygılı, olayların meydana geldiği dönemde Evrensel Gazetesi'ni yayımlayan Bilgi Basın Yayın ve Ticaret Ldt. Şirketi'nin sahibiydi. Bilgiç, adıgeçen gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü, Kurtay ise haber müdürü olarak görev yapmaktaydı.

Evrensel Gazetesi 8 ve 10 Eylül 2001 tarihlerinde, Serpil Kurtay tarafından kaleme alınmış 'Gözaltında kayıp itirafı' ve 'Savcıdan sahte rapor' başlıklı iki yazı yayınlamıştır. Bu yazılar, Kenan Bilgin'in gözaltında kaybolması nedeniyle AİHM'nin 17 Temmuz 2001 tarihinde AİHS'nin 2, 3 ve 13. maddelerinin ihlal edildiği hükmüne vardığı İrfan Bilgin - Türkiye (no: 25659/94) kararına ilişkindir.

8 Eylül 2001 tarihli yazıda, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu ('Komisyon') delegasyonu önünde tanık sıfatıyla ifade veren, olayların meydana geldiği dönemde Ankara Cumhuriyet Başsavcısı olan Selahattin Kemaloğlu ve kayıp şahsın avukatı Kamil Tekin Sürek'in beyanlarına yer verilmiştir.

10 Eylül 2001 tarihli yazıda ise olayların meydana geldiği dönemde Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekili olan Özden Tönük'ün ifadelerine yer verilmiştir.

İhtilaf konusu yazılarda hakkında ithamda bulunulan Özden Tönük 25 Eylül 2001 tarihinde Ankara Asliye Ceza Mahkemesi önünde Bilgi Basın Yayın ve Ticaret Ldt. Şirketi, Bilgiç ve Kurtay aleyhinde tazminat davası açmıştır. Savcı vekili, ihtilaf konusu yazıların gerçekdışı ve iftira niteliği taşıdığı iddiasıyla, yayınlanmalarından doğan manevi zararın tazminini talep etmiştir.

Başvuranlar 14 Ekim, 16 Kasım ve 12 Aralık 2001 ve 27 Mart ve 19 Eylül 2002 tarihlerinde savunma layihalarını sunmuşlardır. Kendilerine isnat edilen olayları reddeden başvuranlar ifade özgürlüğüne atıfta bulunmuşlardır. Başvuranlar olayları olduğu gibi gerçeklere uygun bir biçimde aktardıklarını ve tarafsız haber yaptıklarını savunmuşlardır. Başvuranlar, ihtilafa konu yazıların, müştekinin tanık olarak dinlendiği İrfan Bilgin - Türkiye davasında AİHM tarafından verilen karar ışığında kaleme alındığını belirtmişlerdir. Sözkonusu yazıların AİHM'nin vardığı sonuçlara dayandığını belirten başvuranlar dolayısıyla bu yazıların bağlamları dışına çıkarılmış cümlelere bakılarak değil bütünlüğü içinde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmişlerdir.

Özden Tönük 31 Ekim 2001 tarihli cevabi dilekçesinde ihtilaf konusu haberin gerçeklikten yoksun olduğu iddiasını yineleyerek tazminat talebini Medeni Kanunun 24. ve Borçlar Kanununun 49. maddelerine dayandırmıştır.

Asliye Ceza Mahkemesi adıgeçen gazeteyi yayımlayan şirketle beraber Bilgiç ve Kurtay'ı davacının kişilik haklarına saldırıda bulundukları gerekçesiyle suçlu bularak 2.500.000.000 TL (yaklaşık 1.522 Euro) tazminat ödemeye mahkûm etmiştir.

7 Kasım 2002 tarihinde başvuranlara 1.726.028.000 tutarındaki gecikme faiziyle birlikte 2.500.000.000 TL tutarında (yaklaşık 2.500 Euro) bir tazminat ödeme emri tebliğ edilmiştir.

Başvuranlar 14 Kasım 2002 tarihinde temyiz başvurusunda bulunmuşlardır. Temyiz dilekçelerinde başvuranlar, ihtilaf konusu yazılarda davacının kişilik haklarına saldırıda bulunma niyeti taşımayıp gözaltında yaşamını yitiren kişiler hakkında yürütülen soruşturmanın tarzını açıklığa kavuşturmayı amaçladıklarına dikkat çekmişlerdir. Bu çerçevede başvuranlar yayınlanan haberin doğruluğuna, güncelliğine ve kamuoyu açısından önemine vurgu yapmışlardır. Son olarak başvuranlar verilen mahkûmiyet kararının AİHS'nin 10. maddesi uyarınca ifade özgürlüğü haklarına yönelik bir ihlal teşkil ettiğini savunmuşlardır.

Yargıtay 28 Ocak 2003 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır. Yargıtay bu kararını ilk derece mahkemesinin esas aldığı kanıt unsurlarına, dosyadaki belgelere ve bu belge ve kanıtlara ilişkin olarak takdir hatası olmamasına dayanarak vermiştir.

HUKUK

I. AİHS'NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuranlar bir tazminat ödemeye mahkûm edilmelerinin AİHS'nin 10. maddesinde öngörülen ifade özgürlüğü haklarına yönelik bir ihlal teşkil ettiğini iddia etmektedirler.

Hükümet bu sava karşı çıkmaktadır.

A. Kabuledilebilirliğe ilişkin

AİHM, AİHS'nin 35/3 maddesi anlamında başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. AİHM ayrıca başvurunun başka herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesinin bulunmadığını tespit etmektedir.

B. Esasa ilişkin

Hükümet, ihtilaf konusu müdahalenin yasayla öngörülmüş olduğunu ve başkasının haklarının ve ününün korunması meşru amacını izlediğini savunmaktadır. Bu çerçevede Hükümet, ihtilafa konu yazıların Özden Tönük'ün onur ve ününe saldırıda bulunduğu kanaatindedir. Hükümete göre bu yazılarda yalnızca İrfan Bilgin - Türkiye davası çerçevesinde sorgulanan kişilerin ifadeleri aktarılmakla kalınmayıp, resmi belgede sahtecilik yapmakla, yalan ifade vermekle, görevini icra ettiği sırada ihmalde bulunmakla ve tanık ifadelerini tahrif etmekle suçlamak suretiyle davacının görevini icra tarzına ilişkin bir değerlendirmede bulunulmuştur.

Hükümete göre bu yazılar gazetecilik meslek ilkelerine ters düşmektedir. Sözkonusu yazılarda dile getirilen suçlamaların ağırlığı nedeniyle bu suçlamaların doğruluğunun önceden teyit edilmesi gerekirdi. Ancak mevcut davada, sözkonusu yazılarda yalnızca Bilgin davasındaki başvuran tarafın beyanlarına ve Özden Tönük'ün görevini ihmal ettiğine ilişkin herhangi bir bilgi verilmeyen AİHM tutanaklarına yer verilmiştir. Avukat ya da Kenan Bilgin tarafından yöneltilen suçlamaların gerçekliğine ilişkin başka herhangi bir araştırma yapılmamıştır. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi savcının muhtemel suçluluğuyla ilgili olarak herhangi bir kanaat bildirmemiştir. Zira AİHM'den konuyla ilgili bir kanaate varması talep edilmemiştir. Bu nedenle başvuran tarafın duruşma tutanaklarını ya da kararı Özden Tönük'ün şahsına karşı yöneltilen suçlamaları delil kanıt olarak nitelendirmesi yerinde değildir.

Son olarak Hükümet, ihtilaf konusu mahkûmiyet kararının, temelsiz ve doğrulanmamış ithamlarda bulunulmasını engelleme meşru amacıyla orantılı olduğunu belirtmektedir.

Başvuranlar, başta Komisyonca Türkiye'deki misyonu çerçevesinde dinlenen tanıkların beyanları olmak üzere, gerçek olaylara dayanan ve AİHM kararı ve İrfan Bilgin - Türkiye davası dosyasına aktarılan belgeleri yayınlamakla yetindiklerini iddia etmektedirler. Bu çerçevede başvuranlar, sözkonusu tanıklıkların Önder Tönük'ün olayların meydana geldiği dönemde soruşturmayı yürütmekle sorumlu savcı sıfatıyla Kenan Bilgin'in kaybolmasına ilişkin yeni bilgileri haiz olduğunu ancak konuyla ilgili yeni verileri dikkate almadığını iddia etmektedirler. Başvuranlar sözkonusu yazıların amacının bu davaya ışık tutmak olduğunu ifade etmektedirler.

Başvuranlar ayrıca, mahkûm edildikleri tazminatın yüksekliğini eleştirmektedirler. Başvuranlar, bu durumun mesleklerini icra etmeleri noktasında gazeteciler üzerinde baskı oluşturduğunu ifade etmektedirler.

AİHM, ihtilaf konusu tedbirin başvuranların AİHS'nin 10/1 maddesiyle koruma altına alınan ifade özgürlüğü haklarına yönelik bir müdahale teşkil ettiği hususunda tarafların hemfikir olduklarını tespit etmektedir. Ayrıca sözkonusu müdahalenin yasayla öngörülmüş olduğu ve AİHS'nin 10/2 maddesi anlamında başkasının ününü ve haklarını korumak gibi meşru bir amaç gözettiği hususunda da bir ihtilaf mevcut değildir (bkz. özellikle Pakdemirli - Türkiye, no: 358397/97, prg. 42, 22 Şubat 2005). AİHM de bu değerlendirmeye katılmaktadır.

Hâlihazırda ihtilaf, sözkonusu müdahalenin 'demokratik bir toplumda zorunlu' olup olmadığı meselesine dayanmaktadır.

AİHM konuyla ilgili içtihadından doğan kıstasları esas alır (bkz. Handyside - Birleşik Krallık, 7 Aralık 1976 tarihli karar, prg. 49 ; Goodwin - Birleşik Krallık, 27 Mart 1996 tarihli karar, Bladet Tomsø ve Stensaas - Norveç, no: 21980/93, prg. 59, De Haes ve Gijsels - Belçika, 24 Şubat 1997 tarihli karar, prg. 37 ; Mamère - Fransa, no: 12697/03, prg. 19-20, Chemodurov - Rusya, no: 72683/01, prg. 16-17 ve 26, 31 Temmuz 2007).

İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun asli temellerinden olup toplumun ilerlemesinin ve her bireyin gelişmesinin başlıca koşullarından birini oluşturur. AİHS'nin 10. maddesinin 2. fıkrasına tabi olmak kaydıyla bu özgürlük, yalnızca olumlu karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olarak algılanan 'bilgi' ve 'fikirler' için değil; şok edici, zedeleyici yahut kaygı verici bilgi ve fikirler içinde geçerlidir. 'Demokratik toplumun' vazgeçilmezleri olan çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri bunlardır.

AİHS'nin 10/2 maddesi bağlamında 'zorunlu' sıfatı ile 'acil bir toplumsal ihtiyacın' varlığı kastedilmektedir. İfade özgürlüğünün kullanılmasına yönelik bir müdahalenin 'zorunluluğu' ikna edici surette ortaya konulmalıdır. Kuşkusuz, müdahaleyi haklı kılacak nitelikte bir ihtiyacın var olup olmadığını değerlendirmek ilk elde ulusal mercilerin görevidir ve ulusal merciler bu konuda belli bir takdir payına sahiptir. Ancak bu takdir hakkı, AİHM'nin mevzuat ve mevzuatı uygulayan mercilerin kararları üzerinde uyguladığı denetimiyle birlikte değerlendirilir.

Denetim yetkisini kullanırken AİHM, müdahaleyi, ihtilaf konusu sözlerin içeriği ve bunların hangi bağlamda yayınlandıkları da dahil olmak üzere davanın bütünlüğü içerisinde değerlendirmelidir. Sözkonusu müdahalenin 'meşru amaçlarla orantılı' olup olmadığı ve ulusal makamların sözkonusu müdahaleyi haklı göstermek için ileri sürdükleri gerekçelerin 'uygun ve yeterli' olup olmadıklarının belirlenmesi AİHM'nin görevidir. Bunu yaparken AİHM, ulusal makamların, olayların makul bir değerlendirmesini esas almak suretiyle AİHS'nin 10. maddesinde belirtilen ilkelere uygun kuralları uygulamış olduklarından emin olmalıdır.

Bu çerçevede AİHM, basının demokratik bir toplumda oynadığı role dikkat çekmektedir. Basının her ne kadar başkasının ününe ve haklarının korunmasına dikkat ederek bazı sınırları aşmaması gerekiyorsa da görev ve sorumluluklarına uygun surette genel menfaati ilgilendiren her türlü meseleye ilişkin haber vermesi de gerekir (De Haes ve Gijsels - Belçika, adıgeçen, prg. 37). Öte yandan, basın özgürlüğü belli dozda abartıya, hatta kışkırtmaya (bkz. Prager ve Oberschlik - Avusturya, 26 Nisan 1995 tarihli karar) başvurmayı da kapsamaktaysa da, ilgililer gazetecilik mesleğine saygı çerçevesinde doğru ve güvenilir haber verecek şekilde iyi niyetle hareket etme şartını yerine getirmekle yükümlüdürler (Bladet Tomsø ve Stensaas, adıgeçen, prg. 65, ve Fressoz ve Roire - Fransa, no: 29183/95, prg. 54).

Mevcut davada AİHM, itham edilen yazıların genel menfaati ilgilendiren güncel konulara ilişkin olduğu hususunda kuşku duymamaktadır. Zira bu konular Türkiye'deki kayıp vakalarıyla ve AİHM tarafından bu vakaların incelenmesiyle ilgiliydi. Ayrıca bu yazılarda Tönük, Kenan Bilgin'in kaybolduğu dönemde icra ettiği görev nedeniyle doğrudan itham edilmişti. Dolayısıyla AİHM dava olaylarını değerlendirirken bu durumu da dikkate almalıdır. Ancak AİHM, her ne kadar yargı görevlilerinin asılsız ve ağır saldırılara karşı korunması gerektiğini sıklıkla kabul etse de, yargı görevlilerinin eylemlerinin basının meşru ilgisine mazhar olabileceği ve yargının işleyişine ve yargının işleyişinin güvencesi olan kimselerin ahlaki tutumlarına ilişkin tartışmaya katkıda bulunabileceği de doğrudur (Sabou ve Pircalab - Romanya, no: 46572/99, prg. 38, 28 Eylül 2004).

Tönük'ün savcı sıfatıyla Kenan Bilgin'in kaybolmasına ilişkin soruşturmada yer almış olması, adıgeçenin gözaltında tutulduğu emniyet müdürlüğündeki tutukluluk koşullarına ilişkin bir rapor hazırlamış olması ve Kenan Bilgin'i emniyet müdürlüğü binasında gördüklerini beyan eden kimselerin tanıklıklarına atfedilmesi gereken değer konusunda maddi tespitlerde ve bilhassa da 'çıkarımlarda' bulunmuş olması nedeniyle AİHM, Tönük'ün gerek şahsi gerekse 'kurumsal' sorumluluğunun tamamen genel menfaate müteallik bir konu olduğu kanaatine varmaktadır. Aralarında davacının da bulunduğu savcılık görevlileri tarafından yerine getirilen görevlerin bihakkın tamamlanması halkın güveni açısından özel önem arz etmektedir. Ancak bu görevi ifa etmekle sorumlu kişiler, suçun önlenmesi ve bastırılması ve vatandaşların korunması maksadıyla Devletin yargı gücü sıfatıyla ceza davasının yürürlüğe konulması noktasında gereken özeni göstererek bu güveni haklı çıkarmak için bizzat katkıda bulunmalıdırlar.

Ayrıca, AİHM, genel yararı ilgilendiren bir konuda sarf ettikleri sözler nedeniyle haklarında kovuşturma yapılan kişiler, iyi niyetlerini ortaya koydukları takdirde ve olaylarla ilgili iddialarına ilişkin olarak olayların doğruluğunu ispatlamak suretiyle sorumluluklarından muaf tutulabilmeleri gerektiğini düşünmekle birlikte, (Castells - İspanya, 23 Nisan 1992 tarihli karar, prg. 48) ilgili Türk mevzuatının ispat hakkı ve kamu yararını ileri sürmeye imkân tanımadığını kaydetmektedir (Sürek - Türkiye (no:2), no: 24122/94, prg. 39, 8 Temmuz 1999). Mevcut davada, ihtilaf konusu sözler yalnızca kıymet hükmü niteliği değil itham niteliği de taşımaktaydı. Dolayısıyla başvuranlara bu iki imkânın sunulması gerekirdi. AİHM, daha evvel de, ispat hakkının (exceptio veritatis) ileri sürülmesinin imkânsız olmasının yani sorumluluktan muaf tutulmak maksadıyla iddialarının doğruluğunu ispatlamanın imkânsızlığının bir kimsenin ününü ve haklarının korunması bakımından aşırı bir tedbir teşkil ettiği kanaatine varmıştı (Colombani ve diğerleri - Fransa, no: 51279/99, prg. 66).

Mevcut davada AİHM, ihtilaf konusu yazılarda savcının tutumumun eleştirildiğini ve tarafından hazırlanan raporda sözü edilen bilgilerin yanıltıcı nitelikte olduğunun iddia edildiğini tespit etmektedir. Ancak bu iddialar sözkonusu davaya ilişkin AİHM kararının analizine, AİHM'nin kabul ettiği maddi kanıt unsurlarına, adıgeçen savcı ve İnsan Hakları Komisyonunca dinlenen tanıklar tarafından sarf edilen ifadelere, sözkonusu davada başvuranın avukatı tarafından yapılan beyanlara dayandırılmıştır. Hükümetin argümanlarının aksine, başvuranların yalnızca yazılarını desteklemek üzere değil ulusal mahkemeler önünde yapılan yargılamada iyi niyetlerini ve iddialarının mesnetli olduğunu kanıtlamak üzere bu unsurları kullanmaları tamamen yerindeydi.

AİHM'ye göre, meşru bir ilgi doğuran meseleler hakkındaki kamusal tartışmaya katkıda bulunduğu esnada basın, ilke olarak, bağımsız araştırmalara girişmeksizin resmi raporları dayanak gösterebilmelidir. AİHM'nin kararlarında yaptığı olay tespitleri ve hukuki tespitlerle ilgili olarak da durum tamamen böyledir. AİHM, başvuranların iyi niyetle hareket ettiklerinden kuşku duymak için herhangi bir gerekçe görmemektedir. Başvuranlar, Kenan Bilgin'in kaybolmasına ilişkin olarak iç hukukta yürütülen soruşturmada elde edilen sonuçlarla AİHM tarafından varılan sonuçlar arasındaki çelişkileri tespit etmiş, yorumlamış ve tanımlamışlardır.

Yukarıda ifade olunanlara ve bilhassa da ihtilaf konusu sözlerin sarf edildiği genel yararı ilgilendiren tartışmanın azami önemine binaen AİHM, ulusal mahkemelerin kararlarında yer verdikleri gerekçelerin bu haliyle başvuranların ifade özgürlüğü haklarına yönelik olarak yapılan müdahaleyi haklı göstermek için uygun ve yeterli olarak addedilemeyeceği kanaatine varmaktadır.

Bu itibarla AİHS'nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.

II. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

A. Tazminat

Başvuranlar maruz kaldıkları maddi zararın tazmini için 2.500 Euro talep etmektedirler. Bu miktar mahkûm edildikleri para cezasına denk düşmektedir. Ayrıca başvuranların her biri 5.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.

Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.

AİHM, mahkûm edildikleri para cezasına denk düşecek şekilde maddi tazminat olarak başvuranlara ortaklaşa 2.500 Euro, manevi tazminat olarak ise 1.500 Euro ödenmesine hükmeder.

B. Yargılama masraf ve giderleri

Başvuranlar, AİHM önünde yaptıkları harcamalar için 2.500 Euro talep etmektedirler. Başvuranlar bu taleplerini destekleyici mahiyette herhangi bir belge sunmamışlardır.

AİHM'nin yerleşik içtihadı uyarınca yargılama masraf ve giderlerinin iadesi ancak bu masraf ve giderlerin gerçekliği, gerekliliği ve de makul oranda olduğu ortaya konulduğu müddetçe mümkündür. AİHM başvuranların taleplerini gerekli belgelerle desteklenmediğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla bu talebin reddedilmesi yerinde olacaktır.

C. Gecikme faizi

AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.

BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİ İLE

1. Başvurunun geriye kalanının kabuledilebilir olduğuna ;

2. AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiğine ;

3. a) AİHS'nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL' ye çevrilmek üzere, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından, başvuranlara ortaklaşa maddi tazminat olarak 2.500 Euro (iki bin beş yüz Euro), manevi tazminat olarak ise 1.500 Euro (bin beş yüz Euro) ödenmesine ;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;

4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;

Karar vermiştir.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 8 Ocak 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

 

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA