kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
DÖNMÜŞ VE KAPLAN -TÜRKİYE DAVASI


İçtihat Metni

DÖNMÜŞ VE KAPLAN -TÜRKİYE DAVASI

(Başvuru no: 9908/03)

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ

KARAR TARİHİ:31 Ocak 2008

İşbu karar AİHS'nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.

USUL

Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (9908/03) no'lu davanın nedeni (T.C. vatandaşları) Mehmet Sait Dönmüş ve Mehmet Ali Kaplan'ın (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne 27 Şubat 2003 tarihinde Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.

Başvuran, Diyarbakır Barosu avukatlarından M.S. Tanrıkulu tarafından temsil edilmektedir.

OLAYLAR

I. DAVANIN KOŞULLARI

Başvuranlar, sırasıyla 1959 ve 1973 yılı doğumlulardır ve sırasıyla Silvan ve Finlandiya'da ikamet etmektedirler.

A. Başvuranların gözaltına alınmaları ve sağlık raporları

30 Haziran 2000 tarihinde, evlerinde gerçekleştirilen aramanın ardından başvuranlar, yasadışı örgüte yardım ve yataklık yaptıkları gerekçesiyle gözaltına alınmışlardır. Sözkonusu aramalar ve gözaltları, Silvan polis ve jandarma görevlileri ile Diyarbakır Jandarma İstihbarat görevlileri tarafından gerçekleştirilmiştir.

30 Haziran, 1, 2 ve 3 Temmuz 2000 tarihlerinde, Silvan Devlet Hastanesi doktoru Sema Tülay Köz tarafından düzenlenen sağlık raporlarında, başvuranların vücutlarında herhangi bir darp ve yara izine rastlanmadığı belirtilmiştir.

1 Temmuz 2000 tarihinde, Silvan Jandarma Komutanlığı, Diyarbakır Devlet Hastanesi'nden başvuranların muayene edilmesini talep etmiştir. Doktor Zahit Porsuk, aynı evraka bulgularını not düşmüştür. Doktor Zahit Porsuk, Dönmüş'ün sağ dirsek ve bileklerinde kabuk bağlamış sıyrık, Kaplan'ın lomber bölgesinde 5x6 cm'lik bir kızarıklık tespit etmiştir.

2 Temmuz 2000 tarihinde, Silvan Cumhuriyet Savcısı, başvuranların gözaltı sürelerini 3 Temmuz 2000 tarihine kadar uzatmıştır.

3 Temmuz 2000 tarihinde, dava hakimi, gözaltı süresini, 5 Temmuz 2000 saat 14'e kadar uzatmıştır.

Silvan Devlet Hastanesi doktoru Tuncay Eroğlu tarafından düzenlenen 5 Temmuz 2000 tarihli sağlık raporlarında, başvuranların vücutlarında herhangi bir darp ve yara izine rastlanmadığı belirtilmiştir.

5 Temmuz 2000 tarihinde, başvuranlar, Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiş ve üzerlerine atılı olaylara itiraz etmişlerdir.

7 Temmuz 2000 tarihinde Silvan Devlet Hastanesi'nde görevli başka bir doktor tarfından düzenlenen sağlık raporunda Mehmet Sait Dönmüş'ün vücudunda herhangi bir darp ve yara izine rastlanmadığı belirtilmiştir.

7 Temmuz 2000 tarihinde, başvuranlar, yasadışı bir örgüte yardım ve yataklık yapmakla suçlanmışlardır.

11 Temmuz 2000 tarihinde Diyarbakır Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen sağlık raporuna göre, Dönmüş'ün bileklerinde kısmen iyileşmiş ve üzerindeki kabukların bir kısmı dökülmüş yaralar tespit edilmiş ve üç gün iş göremez raporu verilmiş, Kaplan'ın ise, sol dirseğinde 0,5x0,5 ve 1x 0,5 cm'lik yaralar tespit edilmiş ve bir gün iş göremez raporu verilmiştir.

7 Kasım 2000 tarihli bir karar ile Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranların beraatına karar vermiştir.

B. Kötü muameleye ilişkin olarak jandarmalar hakkında yürütülen yargılama

10 Temmuz 2000 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı başvuranların ifadelerini almıştır.

Dönmüş, sivil giyimli Silvan İlçe Jandarma Komutalığı görevlileri tarafından gözaltına alınıp Jandarma Komutalığı'na götürüldüğünü beyan etmiştir. Burada jandarma görevlileri, başvuranın ellerini arkadan kelepçelemiş ve gözlerini bağlamışlardır. Sağ ayağı ve sağ elinin başparmağı ile penisinden Dönmüş'e elektroşok verilmiştir. Sözkonusu muameleler yaklaşık bir saat sürmüştür. Başvuran ardından ertesi güne kadar bir taburenin üzerine oturtulduğu başka bir yere götürülmüştür. 1 Temmuz 2000 tarihinde, başvuran, sağlık muayenesinden geçirilmek için hastaneye götürülmüş sonra tekrar Jandarma Komutanlığı'na getirilmiştir. Aynı gün içinde saat 15'e doğru başvuran yeniden hastaneye götürülmüştür. Sağlık muayenesi esnasında jandarmalar hazır bulunmuşlardır. Başvuran, 5 Temmuz 2000 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlendiğini sonrasında salıverildiğini sözlerine eklemiştir.

Kaplan, 30 Haziran 2000 tarihinde sivil giyimli Silvan İlçe Jandarma Komutanlığı görevlileri tarafından gözaltına alınıp Jandarma Komutanlığı'na getirildiğini belirtmiştir. Burada jandarma görevlileri, başvuranın ellerini arkadan kelepçelemiş, gözlerini bağlamış, testislerini sıkmış, dövüp hakaret etmişlerdir. Ertesi gün Kaplan, Dönmüş ile birlikte hastaneye götürülüp sağlık muayenesinden geçirilmiştir. Aynı gün başvuran, Diyarbakır Devlet Hastanesi acil servisinde yeniden muayene edilmiştir. Başvuran, 5 Temmuz 2000 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiş ve ardından salıverilmiştir. Başvuran, sözkonusu jandarma görevlilerinin kendisine kötü muamele uygulayan görevliler olmadığını belirtmiştir.

17 Temmuz 2000 tarihinde, savcılık, başvuranların ifadesini alan jandarma görevlileri Tuncay Beden ve İdris Yıldırım'ı dinlemiştir. Jandarma görevlileri, başvuranlara kötü muamelelerde bulunmadıklarını beyan etmişlerdir.

25 Ekim 2000 tarihinde, eski Türk Ceza Kanunu'nun 243. maddesi uyarınca, Cumhuriyet Savcısı, kötü muameleler nedeniyle jandarma görevlileri İdris Yıldırım ve Tuncay Beden hakkında dava açmıştır.

27 Nisan 2001 tarihinde, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi sözkonusu jandarma görevlilerinin beraatına karar vermiştir. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, bu kararını, sözkonusu jandarma görevlilerinin, başvuranların, tanık sıfatındaki iki doktorun beyanları ve sağlık raporları ile temellendirmiştir. Başvuranlar, sözkonusu jandarma görevlilerinin kendilerine kötü muamelelerde bulunan jandarma görevlileri olmadığını beyan etmişlerdir.

23 Eylül 2002 tarihinde, dosya unsurlarını göz önüne alarak Ağır Ceza Mahkemesi, sözkonusu Jandarma İstihbarat ve Emniyet görevlilerinin kimliklerinin belirlenmesi amacıyla Diyarbakır Savcılığı'na başvuruda bulunmuştur.

27 Eylül 2002 tarihinde, Diyarbakır Savcılığı, Ağır Ceza Mahkemesi'nin başvurusu hakkında yürütülen soruşturmanın devam ettiği konusunda başvuranların avukatını bilgilendirmiştir.

26 Aralık 2002 tarihinde, Diyarbakır Savcılığı, Silvan Savcılığı lehine ratione loci bakımından yetkisizlik kararı almıştır.

12 Mart 2007 tarihli görüşlerinde, Hükümet, soruşturmanın halen Silvan Savcılığı'nda devam ettiğini belirtmiştir.

C. İl Sağlık Müdürü hakkında yürütülen yargılama

7 Temmuz 2000 tarihinde, başvuranlar, raporlarda değişiklik yapılması yönünde kişisel baskı yaptığı gerekçesiyle Diyarbakır İl Sağlık Müdürü Dr. Emirhan Yardan hakkında Diyarbakır Savcılığı'na şikayette bulunmuşlardır.

17 Temmuz 2000 tarihinde, Tabipler Birliği, Dr. Zahit Porsuk'un İl Sağlık Müdürü hakkında sağlık raporlarında değişiklik yapılması yönünde sağlık personeline baskı yaptığı için şikayette bulunduğu konusunda Diyarbakır Valiliğini bilgilendirmiştir. Tabipler Birliği sözkonusu doktor hakkında disiplin işlemleri başlatıldığını belirtmiştir.

28 Temmuz 2000 tarihinde, Diyarbakır Valiliği İdare Kurulu, iddiaların hukuki mesnedinin bulunmadığını belirtmiş ve cezai soruşturma izni verilmemesine karar vermiştir.

14 Ağustos 2000 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, Bölge İdare Mahkemesi'nde sözkonusu karara karşı çıkmıştır. Cumhuriyet Savcısı, 1 Temmuz 2000 tarihinde, Dr. Porsuk, hastane acil servisinde görevli iken başvuranların, sağlık muayenesine getirildiğini belirtmiştir. Jandarma görevlileri, Dr Porsuk tarafından düzenlenen ve başvuranların vücutlarında darp ve yara izine rastlandığını belirten raporu reddetmişlerdir. Durum hakkında bilgilendirilen, İl Sağlık Müdürü, raporda değişiklik yapması için Dr. Porsuk'a telefon etmiştir. Dr. Porsuk, İl Sağlık Müdürü'nün bu talebini reddetmiştir. Cumhuriyet Savcısı, İl Sağlık Müdürü'nün yetkisini kötüye kullandığı sonucuna ulaşmıştır.

11 Ekim 2000 tarihinde, Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesi, Cumhuriyet Savcısı'nın talebini kabul etmiş ve İdare Kurulu'nun kararını iptal etmiştir.

22 Kasım 2000 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, İl Sağlık Müdürü'nü görevi kötüye kullanmakla suçlamıştır.

15 Ocak 2001 tarihinde, Diyarbakır Asliye Ceza Mahkemesi, Dr. Emirhan Yardan'ı üzerine atılı olaylardan sorumlu bulmuş ve on ay hapis cezasına çarptırılmasına, hapis cezasının para cezasına çevrilmesine, on ay on beş gün kamu hizmetinden men cezasına çarptırılmasına ve cezasının ertelenmesine karar vermiştir.

1 Mart 2006 tarihinde, Diyarbakır Asliye Ceza Mahkemesi, Dr. Emirhan Yardan'ı üzerine atılı olaylardan yeniden suçlu bulmuş ve on ay hapis cezasına çarptırılmasına hapis cezasının para cezasına çevrilmesine, üç ay kamu hizmetinden men cezasına çarptırılmasına ve cezasının ertelenmesine karar vermiştir.

HUKUK

Başvuranlar, Jandarma Komutanlığı'nda gözaltı sırasında kötü muameleye maruz kaldıklarını ve kötü muamele iddialarını sunmak için etkili bir başvuru yolunun bulunmadığını ileri sürmektedirler. Başvuranlar, AİHS'nin 3. ve 13. maddelerine atıfta bulunmaktadırlar.

I. AİHS'NİN 3. ve 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

A. Kabuledilebilirliğe ilişkin

Burhan Karadeniz-Türkiye (22276/93, 3 Nisan 1995) davasına atıfta bulunarak, başvuranlara uygulanan kötü muamelelerin failleri hakkında açılan ceza davasının Silvan Savcılığı'nda devam etmekte olduğundan Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini belirtmektedir.

Başvuranlar, AİHS'nin 35. maddesinin gereklerini yerine getirdikleri kanaatindedir.

Mevcut davada AİHM, 27 Nisan 2001 tarihli bir karar ile Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi'nin, sözkonusu jandarma görevlilerinin, kötü muamelelerin failleri olmadığı gerekçesiyle beraatlarına karar verdiğini tespit etmektedir. Jandarma İstihbarat ve Emniyet görevlilerinin kimliklerinin tespit edilmesi için Ağır Ceza Mahkemesi'nin başvurusu üzerine Silvan Savcılığı tarafından başka bir ceza davası açılmıştır. AİHM, dava konusu olayların cereyan etmesinden yedi yıldan fazla bir süre sonra, ulusal merciler tarafından yürütülen ikici soruşturmanın tıkandığı ve Silvan Savcılığı'nda halen devam etmekte olduğunu saptamaktadır. Bu bağlamda, sorumluların tespit edilmesi ve cezalandırılması kapsamında yürütülen soruşturmalar, derinlemesine ve etkili değildir.

Sonuç olarak, Hükümet'in ön itirazı kabuledilemez niteliktedir.

AİHM, AİHS'nin 3. ve 13. maddesi kapsamında yapılan şikayetlerin AİHS'nin 35/3. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.

B. Esas

1. Kötü muamele iddialarına ilişkin

Başvuranlar, olaylara ilişkin iddialarında ısrar etmektedirler.

Hükümet, bu iddialara karşı çıkmaktadır.

AİHM, bir kimse polis memurları kontrolü altında olduğu gözaltı sırasında yaralandığında, bu dönemde meydana gelen her yaralanmanın güçlü maddi karinelerin doğmasına neden olduğunu hatırlatmaktadır (Bkz. Salman-Türkiye, başvuru no: 21986/93). Dolayısıyla sözkonusu yaraların kaynağı hakkında makul açıklamalar yapmak ve mağdurun iddiaları hakkında şüphe uyandıracak olayları ortaya koyan, özellikle sağlık belgeleri ile desteklenmiş olan kanıtları sunmak Hükümet'in görevidir (Bkz. Selmouni-Fransa, başvuru no: 25803/94, Berktay-Türkiye, başvuru no: 22493/93, 1 Mart 2001, Ayşe Tepe-Türkiye, başvuru no: 29422/95, 22 Temmuz 2003 ve Soner Önder-Türkiye, başvuru no: 39813/98, 12 Temmuz 2005).

Mevcut davada, AİHM, başvuranların 30 Haziran, 1, 2, 3, 5 ve 7 Temmuz 2000 tarihlerinde sağlık muayenelerinden geçirildiğini belirtmektedir. Gönderilen sağlık raporlarında, başvuranlarda darp ve cebir izine rastlanılmadığı ifade edilmiştir. Buna karşın, AİHM, başvuranların gözaltında bulunduğu dönemde ve sonrasında düzenlenen 1 ve 11 Temmuz 2000 tarihli sağlık raporlarının, gözaltı sonunda, başvuranların vücudunda yaralar olduğunu ve kimsenin bu yaraların önceki döneme ait olduğunu ifade etmediğini not etmektedir. Mehmet Sait Dönmüş'e üç gün ve Mehmet Ali Kaplan'a bir gün iş göremez raporu verilmiştir.

Hükümet'in bir yandan sözkonusu sağlık raporları arasındaki tutarsızlık ve diğer yandan başvuranın vücudunda tespit edilen izler konusunda makul bir açıklamada bulunmaması nedeniyle sağlık muayeneleri usulüne uygun şekilde yapılmamıştır (Akkoç-Türkiye, başvuru numaraları: 22947/93 ve 22948/93 ve Soner Önder-Türkiye, başvuru no: 39813/98, 12 Temmuz 2005). Bu bağlamda, AİHM, başvuranların vücutlarında yara izi tespit edilmediğine dair rapor düzenleyen İl Sağlık Müdürü hakkında ceza davası açıldığını not etmektedir. İl Sağlık Müdürü, görevi kötüye kullanmaktan iki kere mahkum edilmiştir. 30 Haziran, 1, 2, 3, 5 ve 7 Temmuz tarihlerinde düzenlenen raporların şüpheli olduğunu kabul etmek gerekmektedir. AİHM, başvuranların vücudunda görülen yara izlerinin yakalanmalarından önce olmasının mümkün olmadığı ancak tutukluluk sırasında meydana gelebileceği sonucuna ulaşmaktadır.

AİHM, ne Savcılık tarafından yürütülen cezai sorgulamanın ne Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılan ceza davasının, başvuranların vücutlarında tespit edilen yaraların nedenine açıklık getirdiğini not etmektedir. Ayrıca, ikinci ceza davası Silvan Savcılığı'nda halen devam etmektedir.

Kontrolüne tabi kişileri koruma yükümlülüğünü hatırlatarak AİHM, jandarma görevlilerinin beraat etmesinin, Devlet'in AİHS'nin 3. maddesi kapsamındaki sorumluluğunu ortadan kaldırmadığını belirtmektedir (Aksoy-Türkiye, 18 Aralık 1996 tarihli karar).

Böyle bir durum AİHS'nin 3. maddesi bakımından, Devlet'in zayıf durumda olan ve polis memurlarının elinde veya cezaevinde tutuklu bulunan herkesi koruma yükümlülüğünü yerine getirmediğini ortaya çıkarmakta olup, bu durumda, ne kötü muamele mağdurları tarafından dava edilen muhtemel sorumluların yasalara uygun bir şekilde beraat etmiş olduklarını (Bkz. Esen-Türkiye, başvuru no: 29484/95, 22 Temmuz 2003) ne örneğin terörle veya organize suçlarla mücadeleye bağlı zorlukları (Aksoy-Türkiye, 18 Aralık 1996) meşru bir şekilde ileri sürebilir.

Sonuç olarak AİHM, mevcut davada tespit edilen ve çürütülemez somut delillerle doğrulanan yara izlerinin, esas bakımından AİHS'nin 3. maddesinin ihlalini oluşturduğu sonuca ulaşmaktadır.

2. Soruşturmaların etkili niteliğine ilişkin

AİHM, bir kimse polis memurlarınca veya benzer hizmetlerdeki diğer devlet görevlilerince AİHS'nin 3. maddesine aykırı muamelelere maruz kaldığını savunulabilir bir şekilde iddia ettiğinde, AİHS'nin 1. maddesi gereğince Devlet'in "yargısına tabi herkese Sözleşme'de tanımlanan hak ve özgürlükleri tanımak" genel yükümlülüğü ile birlikte sözkonusu hükmün etkili resmi bir soruşturmayı zorunlu kıldığını hatırlatmaktadır (Assenov ve diğerleri-Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar, Martinez Sala ve diğerleri, Ay). Sözkonusu soruşturma, sorumluların tespit edilmesi ve cezalandırılması ile sonuçlanmalıdır. İşkence ve insanlıkdışı veya aşağılayıcı muamele ve cezaların yasaklanmış olması çok önemli olmakla birlikte, bu tür bir soruşturma gerçekleşmediği takdirde, bu yasak uygulamada etkili olmayacak ve bazı durumlarda kamu görevlilerinin neredeyse müeyyidesiz bir şekilde kontrollerine tabi kişilerin haklarını çiğnemeleri mümkün olacaktır (Khachiev ve Akaieva ve Menecheva-Rusya, başvuru no: 59261/00).

AİHM, ulusal makamların, başvuranların kötü muamele iddialarına ilişkin şikayetlerini incelediğini belirtmektedir. İl Sağlık Müdürü hakkında yapılan şikayete ilişkin olarak ise, İl İdare Kurulu'nun soruşturma yapılmasına gerek olmadığı hakkındaki kararına Savcılık tarafından Diyarbakır İdare Mahkemesi'nde itiraz edildiğini ve Diyarbakır İdare Mahkemesi'nin de İdare Kurulu'nun kararı iptal ettiğini belirtmek gerekmektedir. Sözkonusu şikayet, Diyarbakır Savcılığı tarafından özenle incelenmiştir. Buna karşın, böyle bir durum şu anda sözkonusu değildir. Zira Silvan Savcılığı tarafından yürütülen cezai soruşturma kapsamında Savcılık, başvuranların sorgularından sorumlu jandarma görevlileri olan Jandarma İstihbarat görevlilerini ve Emniyet görevlilerini dinleme gereği duymamıştır. Oysa beraat eden jandarma görevlileri ifadelerinde açıkça, kötü muamelelerin failleri olmadıklarını belirtmişlerdir. AİHM, ön soruşturma safhasında ve karar sürecinden önce, Savcılığın, sözkonusu Jandarma İstihbarat görevlilerinin kimlikleri tespit etmiş ve ifadelerini almış olması gerektiği kanaatindedir. AİHM ayrıca Silvan Savcılığı tarafından yürütülen soruşturmanın şüpheli olduğunu belirtmektedir. Öte yandan, olayların cereyan etmesinden yedi yıldan fazla bir süre sonra, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi'nin başvurusu üzerine, başvuranlara kötü muamelelerde bulunan jandarma görevlilerinin kimliklerinin tespit edilmesi ve ifadelerinin alınması kapsamında Silvan Savcılığı tarafından başlatılan ikinci soruşturmada henüz bir ilerleme kaydedilmemiştir. Bu durumda AİHM, yürütülen soruşturmaların AİHS'nin 3. maddesinin gereklerini yerine getirmek için yeterince derin ve etkili soruşturmalar olmadığı sonucuna ulaşmaktadır.

Bu koşullarda AİHM, AİHS'nin 3. maddesinin usul bakımından ihlal edildiği kanaatine ulaşmaktadır.

II. AİHS'NİN 13. MADDESİNİ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuranlar, AİHS'nin 3. maddesi kapsamında yaptıkları iddialar hakkında etkili soruşturma yapılmaması nedeniyle AİHS'nin 13. maddesinin de ihlal edildiği kanısındadırlar.

AİHS'nin 3. maddesi kapsamında usul bakımından ulaştığı sonucu göz önüne alarak, AİHM, mevcut davada, sözkonusu hükmün ihlalinin ayrı olarak incelenmesine gerek olmadığı kanaatindedir.

III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

A. Maddi ve manevi tazminat

Başvuranların her biri, maruz kaldıkları kötü muameleler nedeniyle 30.000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.

Hükümet, bu iddialara karşı çıkmaktadır.

AİHM, AİHS'nin 3. maddesi kapsamında tespit edilen ihlalleri göz önüne alarak, başvuranlara tazminat ödenmesi gerektiği kanaatindedir. AİHM, başvuranların her birine 8.000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.

B. Yargılama masraf ve giderleri

Başvuranlar, aşağıda gösterilen şekilde hesap dökümünü yaptıkları yargılama masraf ve giderleri için 4.950 Euro talep etmektedirler:

- Ulusal mahkemeler önünde yapılan masraf ve harcamalar için 1.320 Euro;
- AİHM önünde yapılan masraf ve harcamalar için 3.630 Euro.

Başvuranlar, avukatlık makbuzunu ve ücret tarifesini belge olarak sunmaktadırlar. Ayrıca başvuranlar, Avrupa Konseyi tarafından adli yardım olarak sağlanan miktarın yazışma ve fotokopi masraflarına tekabül ettiğini ifade etmektedirler.

Hükümet, bu iddialara karşı çıkmaktadır.

AİHM içtihadına göre, bir başvuran yapmış olduğu yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak gerçekliği, gerekliliği ve makul oldukları ortaya konulduğu sürece elde edebilir (Bkz. örneğin, Bottazzi - İtalya, başvuru no: 34884/97, Sawicka-Polonya, başvuru no: 37645/97, 1 Ekim 2002). Sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne aldığında, AİHM, başvuranlara tüm masraflar için ortaklaşa olarak 2.800 Euro ödenmesinin makul olacağı kanaatindedir.

C. Gecikme faizi

Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.


BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,

1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;

2. AİHS'nin 3. maddesinin esas bakımından ihlal edildiğine;

3. AİHS'nin 3. maddesinin usul bakımından ihlal edildiğine;

4. AİHS'nin 13. maddesi kapsamında yapılan şikayetin ayrı olarak incelenmesine gerek olmadığına;

5. a) AİHS'nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası'na çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından:
i. başvuranların her birine, manevi tazminat olarak 8.000 Euro (sekiz bin Euro) ödenmesine;
ii başvuranlara ortaklaşa olarak, yargılama masraf ve giderleri için 2.800 Euro (iki bin sekiz yüz Euro) ödenmesine;
b) ) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;

6. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 31 Ocak 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

 

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA