kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
HAMŞİOĞLU -TÜRKİYE DAVASI


İçtihat Metni

HAMŞİOĞLU -TÜRKİYE DAVASI

(Başvuru no:2036/04)

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ

KARAR TARİHİ:19 Şubat 2008

İşbu karar AİHS'nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.

USUL

Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (2036/04) no'lu davanın nedeni (T.C. vatandaşı) Doğan Hamşioğlu'nun (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne 2 Ekim 2003 tarihinde Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.

Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından M. Kırdök, M. A. Kırdök ve H. K. Elban tarafından temsil edilmektedir.

OLAYLAR

I. DAVANIN KOŞULLARI

Başvuran, 1960 doğumludur ve İstanbul'da ikamet etmektedir.

17 Aralık 1991 tarihinde, başvuran, Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından müebbet hapis cezasına çarptırılmıştır.

Tekirdağ Cezaevinde cezasını çekmekte iken başvuran açlık grevine başlamıştır.

3 Ocak 2003 tarihli bir rapor ile Adli Tıp Kurumu, başvuranda Wernicke-Korsakoff sendromu teşhis etmiş ve yetkililere başvuranın cezasının infazının altı ay ertelenmesini salık vermiştir.

6 Ocak 2003 tarihinde, Tekirdağ Savcısı, başvuranın salıverilmesi talebini reddetmiştir.

15 Nisan 2003 tarihinde, başvuran, mahkumiyet yönünden ratione materiae bakımından yetkili Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdinde, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 402. maddesi uyarınca sözkonusu karara itiraz etmiştir.

Bu süre zarfında başvuranın Edirne Cezaevine nakledildiği görülmektedir.

21 Mayıs 2003 tarihinde, Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi, yukarıda sözü edilen Adli Tıp Kurumu raporu ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 399. maddesi uyarınca, başvuranın altı ay süreyle serbest bırakılmasına karar vermiştir.

Aynı gün, Edirne Savcısı, karardan faks yoluyla bilgilendirilmiştir. Yine aynı gün faks yoluyla Savcı, serbest bırakma kararının uygulanması için başvuranın dosyasının ivedi bir şekilde gönderilmesini talep etmiştir.

26 Mayıs 2003 tarihinde, başvuranın dosyası, Edirne Savcısı'na ulaşmıştır. Aynı gün, yetkililer, başvuranın İstanbul'da ikamet eden erkek kardeşi ile irtibat kurmuşlardır. Erkek kardeşi, başvuranı karşılamak için ancak ertesi gün Edirne'de olabileceğini belirtmiştir.

27 Mayıs 2003 tarihinde, Savcı, başvuranın yeniden muayene için en geç 17 Kasım 2003'de gelmesi gerektiğini belirtmesinin ve aksi takdirde ihzar müzekkeresi çıkarılacağı konusunda başvuranı uyarmasının ardından başvuran serbest bırakılmıştır.

Başvuran, bu hükme uymamıştır ve halen firari durumdadır.

HUKUK

I. Kabuledilebilirliğe ilişkin

AİHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.

II. AİHS'NİN 5/1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuran, Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin tahliye kararının, yetkililer tarafından altı gün gecikme ile uygulanmasından şikayetçidir ve AİHS'nin 5/1. maddesine atıfta bulunmaktadır.

Hükümet, bu iddiaya karşı çıkmaktadır. Hükümet'e göre, yetkililer gerekli özeni göstermişler ancak idari formaliteler belli bir süre gerektirmiştir ve Erzurum-Edirne arasındaki 1453 kilometrelik mesafe de, dosyanın gönderilmesini geciktirmiştir.

Ayrıca, beklenen son gün Devlet'e isnat edilemez zira başvuranın teslim edileceği yakını istenilen günde gelmemiştir.

Hükümet, Labita-İtalya (başvuru no: 26772/95) ve Giulia Manzoni-İtalya (1 Temmuz 1997 tarihli karar) kararlarına atıfta bulunmaktadır ve sözkonusu kararlarda ifade edildiği gibi, tahliye kararının uygulanmasında gecikmelerin yaşanmasının kaçınılmaz olduğu kanaatindedir. Hükümet, Labita kararının 172. paragrafını aktarmakta ve bu davada tespit edilen ihlalin, ilgili görevlinin olmamasından kaynaklandığını belirtmektedir. Böylece Hükümet, yetkililerin gerekli özeni göstermelerinden dolayı, AİHS'nin 5/1. maddesinin ihlal edilmediği yönüne karar vermesi için AİHM'ye çağrıda bulunmaktadır.

Başvurana göre, başvuran, Edirne Savcısı'nın yetkisi altında bulunan cezaevinde cezasını çektiğinden, başvuranın infaz dosyası kesinlikle Edirne Savcısı'nda mevcuttu. Ayrıca Erzurum'da gelişen tahliye süreci hakkındaki dosyanın kesinlikle görülmesini zorunlu kılan bir gereklilik bulunmamaktadır; Tahliye kararından sorumlu Edirne Savcısı, Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin tahliye kararından faks yoluyla bilgilendirildiği andan itibaren, başvuranın serbest bırakılması için gerekli işlemlere başlamalıydı, zira bir beraat kararı değil cezanın ertelenmesi söz konusu olmuştur. Şayet sözkonusu dosyanın bir kopyasının gönderilmesi kesin bir gereklilik arz etmişse, teknolojik yollar da kullanılabilirdi.

AİHM, 5/1. maddede yer alan özgürlük hakkına yönelik istisnai durumların eksiksiz bir liste olduğunu ve yalnızca dar yorumun bu hükmün, kimsenin keyfi olarak özgürlüğünden mahrum bırakılmamasının sağlanması olan amacına uygun olacağını hatırlatır. (Bkz. özellikle Giulia Manzoni-İtalya kararı, 1 Temmuz 1997).

AİHM, bir tahliye kararında bazı gecikmelerin kaçınılmaz olduğunu kabul etmektedir ancak bu gecikmelerin asgari düzeyde tutulması gerekmektedir (sözü edilen Labita). Tahliye ile ilgili idari formaliteler birkaç saatten fazla gecikme süresini haklı gösteremez (Nikolov-Bulgaristan, başvuru no: 38884/97, 30 Ocak 2003).

AİHM, Hükümet tarafından açıkça belirtilmese de başvuranın serbest bırakılması sırasında yaşanan gecikmeye idari formalitelerin tamamlanması gerekliliğinin kısmen neden olduğu kanaatindedir. Ancak 21 Mayıs-26 Mayıs 2003 tarihleri arasında geçen süre hiçbir şekilde "kesinlikle gerekli bir idari formalite" ile açıklanamaz. Aynı gün yetkili Savcı, faks yoluyla tahliye kararını öğrenmiş ve yine aynı gün faks yoluyla Erzurum Savcısından, kararın uygulanması için başvuranın dosyasının kendisine ivedi bir şekilde gönderilmesini talep etmiştir. Tarafların görüşleri bu konuya açıklık getirmese de bu andan itibaren geçen beş günlük süre ancak dosyanın posta yoluyla gönderilmesi ile açıklanabilmektedir. Hükümet, iki Savcı arasındaki coğrafi uzaklık dışında bu gecikmeyi haklı kılan hiçbir argüman sunmamaktadır.

AİHM, sözkonusu sürenin, tahliye kararının uygulanmasının ilk aşamasını oluşturmadığı ve bu sürenin, ne 5. maddenin 1. paragrafının c) bendi ne de diğer bentler kapsamına girdiği kanaatindedir.

Başvuranın tutuklu geçirdiği son güne ilişkin olarak ise Hükümet, Adalet Bakanlığı'nın 18 Temmuz 2001 tarihli genelgesi uyarınca bir tutuklunun serbest bırakılması sırasında tutuklunun yakınlarından birinin hazır bulunması gerektiğini ifade etmektedir. Bu nedenle yetkililer, dosya ellerine ulaştığında yani 26 Mayıs 2003 tarihinde başvuranın kardeşi ile irtibat kurmuşlardır. Başvuranın kardeşi ancak ertesi gün cezaevine gelebileceğini belirtmiştir.

Başvuran, yetkililerin kardeşi ile saat 22.00'a doğru irtibata geçtiklerini ileri sürmektedir. Kardeşinin arabası yoktur ve Edirne'ye yaklaşık 250 km uzaklıkta olan İstanbul'da ikamet etmektedir. Başvuranın kardeşinin ivedi bir şekilde cezaevine gelmesi böylece imkansızlaşmıştır. Yetkililerin, tahliye saatinde başvuranın kardeşinin hazır bulunmasını sağlamak için gerekli işlemlere önceden başlamış olmaları gerekirdi.

AİHM, Hükümet'in, sözkonusu genelgenin çıkarılmasına ilişkin, ortadan kaybolma iddialarını önlemek, ergin olmayan bir çocuğu ailesine veya vesayet altında bulunan birini vasisine teslim etmek gibi gerekçeler sunmadığını gözlemlemektedir. AİHM, benzer tedbirlerin gerekliliği veya kabuledilebilirliği üzerinde durmadan, kendisine sunulan unsur ve argümanların yetkililerin, hele de başvuranın tahliyesinin günler öncesinden bilinirken, başvuranın yakınlarının gelişini hızlandırmak için gereken tedbirleri aldıklarını göstermeye yetmediğini tespit eder. başvuranın tahliyesinin birkaç gün önceden bilinmesine rağmen, hiçbir unsurun veya argümanın, yetkililerin başvuranın yakınının gelişini hızlandırmak için gerekli tedbirleri aldığını ifade etme imkanı sunmadığı kanaatindedir. Bu koşullarda, sözkonusu son güne ilişkin olarak Devlet'in sorumluluğunu ortadan kaldıran hiçbir unsur veya argüman bulunmamaktadır.

Dolayısıyla AİHS'nin 5/1. maddesi ihlal edilmiştir.

III. AİHS'NİN 5/5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuran, AİHS'nin 5/5. maddesine atıfta bulunmaktadır ve maruz kaldığı tutukluluk nedeniyle tazminat elde etmek için iç hukukta başvuru yolunun bulunmadığı kanaatindedir.

Hükümet, kanuna aykırı olarak özgürlüğünden yoksun bırakılan bir kimseye tazminat verilmesine ilişkin 466 sayılı yasanın başvurana tazminat elde etme imkanı sunduğu kanaatindedir. Bunun dışında, İdare Mahkemesi'ne yapılan bir başvuru da başvurana bu olanağı sağlamaktadır.

Başvurana göre, 466 sayılı yasa, başvuranın içinde bulunduğu durumu kapsamamaktadır. Ayrıca idari değil hukuki eylem söz konusu olduğundan, idare mahkemesine başvuruda bulunmak mümkün değildir.

AİHM, mevcut durumun, yasanın lafzında dahi öngörülmediğini gözlemlemektedir. Ayrıca, dosyada Hükümet'in belirttiği gibi idare mahkemesi tarafından telafiye hükmedilen bir karar örneği de bulunmamaktadır.

AİHM, AİHS'nin 5. maddesinin önceki paragraflarına aykırı koşullarda özgürlükten yoksun bırakılma sebebiyle tazminat talebinde bulunmanın mümkün olduğu durumlarda AİHS'nin 5. maddesinin 5. paragrafına riayet edilmiş olunacağını hatırlatmaktadır. AİHS'nin 5/5 anlamında telafi hakkı, AİHS'nin 5. maddesinin diğer paragraflarından birinin ihlal edildiğinin bir ulusal makam veya AİHS organları tarafından tespit edilmiş olmasını öngörmektedir (N.C.-İtalya, başvuru no: 24952/94).

466 sayılı yasanın 1. maddesi ile ilgili olarak AİHM, muhakemenin men'i kararı, beraat veya ceza verilmesine mahal olmadığına karar verilen durum haricinde, ki bu davada böyle bir durum sözkonusu değildir, bu madde ile öngörülen tazmin varsayımlarının tamamının, özgürlükten mahrum bırakmanın yasaya aykırı olmasını öngördüğünü ortaya koymaktadır. Bu durumda, ihlalin tespiti, mevcut davada bu yönde karar çıkması halinde dahi, hiçbir şekilde yerel mahkemeler önünde tazminat talep etme imkanı sunmamaktadır (Sakık ve diğerleri-Türkiye, 26 Kasım 1997 tarihli karar).

Sonuç olarak mevcut davada, AİHS'nin 5/5. maddesi ile güvence altına alınan hakkın etkili bir şekilde kullanılması yeterli ölçüde sağlanamamıştır (Ferhat Berk-Türkiye, no: 77366/01, 27 Temmuz 2006 ve Keklik ve diğerleri-Türkiye, no: 77388/01, 3 Ekim 2006). Dolayısıyla başvuran, sözkonusu maddenin ihlalini oluşturan 21-27 Mayıs 2003 tarihleri arasında tutuklu bulunması nedeniyle iç hukukta tazminat elde etmek için başvuru imkanına sahip değildi.

IV AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

A. Tazminat

Başvuran, maruz kaldığı manevi zarar için 5.000 Euro talep etmektedir.

Hükümet, bu talebe itiraz etmektedir.

İhlal edilen tespitler göz önüne alındığında, AİHM, başvuranın belli bir mahrumiyete katlanmak zorunda bırakıldığı kanaatindedir. Hakkaniyete uygun olarak, AİHM, başvurana 3.000 Euro ödenmesine karar vermektedir.

B. Yargılama masraf ve giderleri

Başvuran, avukatlarının 22 saatlik çalışma ücreti için 6.339 Yeni Türk Lirası (yaklaşık 3.700 Euro) talep etmektedir. Bu bağlamda başvuran, KDV hariç saati 250 YTL olarak belirlenen avukatları ile yaptığı sözleşmeyi sunmaktadır.

Başvuran AİHM önünde yapmış olduğu masraflar için 130 YTL talep etmektedir. Bu bağlamda hiçbir belge sunmayan başvuran, bu talebi AİHM'nin takdirine bırakmaktadır.

Hükümet, başvuranın yaptığı ödemelere ilişkin hiçbir belge sunmaması nedeniyle, sözkonusu iddiaların reddedilmesini talep etmektedir.

AİHM içtihadına göre bir başvuran, yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini, gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları ortaya konulduğu sürece elde edebilir. Mevcut davada yukarıda sözü edilen kriterleri ve ödemelere ilişkin hiçbir belge bulunmamasını göz önüne alan AİHM, yapılan masraflara ilişkin talebi reddetmektedir.

Avukatlık saat ücretine ilişkin olarak ise AİHM, başvuran tarafından sunulan sözleşmeyi dikkate almakta ve avukatlık ücreti başlığı altında hakkaniyete uygun olarak başvurana 3.000 Euro ödenmesine karar vermektedir.

C. Gecikme faizi

Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,

1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;

2. AİHS'nin 5/1. maddesinin ihlal edildiğine;

3. AİHS'nin 5/5. maddesinin ihlal edildiğine;

4. a) AİHS'nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL' ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından başvurana:
i. 3.000 Euro (üç bin Euro) manevi tazminat ödenmesine;

ii. Yargılama masraf ve giderler için 3.000 Euro (üç bin Euro) ödenmesine;

iii. Sözkonusu miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;

b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç
puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;

5.Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 19 Şubat 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

 

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA