kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
APAYDIN - TÜRKİYE DAVASI


İçtihat Metni

APAYDIN - TÜRKİYE DAVASI

2.DAİRE

(Başvuru no: 502/03)

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ

KARAR TARİHİ:12 Şubat 2008

İşbu karar AİHS'nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup, şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve 502/03 başvuru no'lu davanın nedeni bu ülke vatandaşları Münüre Apaydın ve Fulya Apaydın'ın (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) 19 Ağustos 2002 tarihinde Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuranlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İzmir barosu avukatlarından S. Pekdaş tarafından temsil edilmektedir.

19 Eylül 2006 tarihinde AİHM, başvuruyu kısmen kabuledilemez bulmuş ve başvuranların AİHS'nin 6. maddesinin 1. ve 3. paragraflarına ve 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesine ilişkin şikayetlerini Hükümete iletmeye karar vermiştir.

OLAYLAR

DAVANIN KOŞULLARI

Kız kardeş olan başvuranlar sırasıyla 1979 ve 1978 doğumlu olup Eskişehir'de ikamet etmektedir.

Başvuranlar 26 Aralık 1995 tarihinde Manisa Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi polisleri tarafından yakalanarak gözaltına alınmışlardır. Başvuranlar yasadışı örgüt DHKP/C (Devrimci Halk Kurtuluş Partisi/Cephe) üyesi olmakla suçlanmıştır.

İlk başvuran 5 Ocak 1996 tarihinde İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) yedek hakimi karşısına çıkarılmış, hakim adı geçenin tutuklanmasına karar vermiştir.

Aynı gün İzmir DGM Cumhuriyet Savcısı karşısına çıkarılan ikinci başvuran hakkında savcı serbest bırakma kararı almıştır.

DGM 16 Nisan 1996 tarihinde ilk başvuranı serbest bırakmıştır.

DGM 28 Kasım 2000 tarihinde başvuranların beraatına karar vermiş, bu karar 6 Aralık 2000'de nihai hale gelmiştir.

Başvuranlar 2 Mart 2001 tarihinde 466 sayılı Kanun'a dayalı olarak, 26 Aralık 1995 ve 16 Nisan 1996 tarihleri arasında birinci başvuranın ve 26 Aralık 1995 ve 5 Ocak 1996 tarihleri arasında ikinci başvuranın özgürlüklerinden yoksun bırakılması nedeniyle maruz kaldıkları zararın giderilmesi için Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesi'nde tazminat davası açmışlardır. Birinci başvuran 3.000.000.000 TL. [yaklaşık 3.530 Euro] maddi ve 30.000.000.000 TL. [yaklaşık 35.294 Euro] manevi tazminat talep etmiştir. İkinci başvuran 500.000.000 TL. [yaklaşık 588 Euro] maddi ve 5.000.000.000 TL. [yaklaşık 5.882 Euro] manevi tazminat istemiştir.

Ağır Ceza Mahkemesi 25 Mayıs, 13 Temmuz ve 6 Eylül 2001 tarihlerinde üç duruşma gerçekleştirmiştir. Son duruşmada bilirkişi başvuranların maddi kayıplarına ilişkin değerlendirmesini mahkemeye sunmuştur. Bilirkişi raporu başvuranlara bildirilmemiştir. Aynı duruşmada mahkeme, Cumhuriyet Savcısı'ndan başvuranların tazminat talepleri hakkında görüşlerini yazılı olarak bildirmesini istemiştir. Cumhuriyet Savcısı aynı gün görüşlerini yazılı olarak sunmuş, bu görüşler başvuranlara bildirilmemiştir.

Ağır Ceza Mahkemesi 6 Eylül 2001 tarihinde Cumhuriyet Savcısının görüşüne uyarak birinci başvurana 800.000.000 TL. [yaklaşık 647 Euro], ikinci başvurana 125.000.000 TL. [yaklaşık 101 Euro] manevi tazminat verilmesini kararlaştırmıştır. Mahkeme yapılan diğer taleplerin dayanağının olmadığına ve öne sürülen gelir kayıplarının kanıtlanmadığına itibar etmiştir. Mahkeme bilhassa maddi tazminat talebi için bilirkişi raporunun aksine, başvuranların öğrenci olduğu, tutuklandıkları dönemde çalışmadıkları ve gelir kayıplarının bulunmadığı saptamasını yapmıştır.

Başvuranlar 24 Eylül 2001 tarihinde temyize gitmiş, kendilerine ödenen tazminatların yetersiz olduğunu, Ağır Ceza Mahkemesi'nin vermiş olduğu kararında tazminat taleplerinde gecikme faizinin uygulanmasını dikkate almadığını, bilirkişi raporunun kendilerine iletilmediğini ve açık duruşma yapılmadığını ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar AİHS'nin 6. ve Ek 1 no'lu Protokol'ün 1. maddesine atıfta bulunmuş ve aynı zamanda duruşma yapılmasını talep etmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı 30 Kasım 2001 tarihinde iki başvurunun esası hakkında görüşünü sunmuştur. Başsavcı tebliğnamesinde adı geçenlerin itirazında yeterli gerekçelerinin olmadığı cihetiyle başvurunun reddedilmesi yönünde görüş bildirmiştir.

Yargıtay, Başsavcının tebliğnamesini incelemesinin ardından Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararını 21 Ocak 2002 tarihinde onamıştır. Yargıtay duruşma yapmamıştır.

Yargıtay'ın kararı 27 Şubat 2002 tarihinde başvuranlara tebliğ edilmiştir.

Hazine 19 Mart 2003 tarihinde başvuranların 16 Ağustos 2002 tarihinde belirtmiş oldukları talebe istinaden birinci başvurana 800.000.000 TL. [yaklaşık 445 Euro], ikinci başvurana 125.000.000 TL. [yaklaşık 69 Euro] tutarında ödeme yapmıştır.

HUKUK

I. AİHS'NİN 6. MADDESİ'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuranlar tazminat davasına bakan mahkemede ve Yargıtay'da hakkaniyete uygun bir yargılamanın yapılmadığını ileri sürmektedir. Başvuranlar duruşma yapılmadığını, Ağır Ceza Mahkemesindeki süreçte bilirkişi raporunun kendilerine iletilmediğini ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın tebliğnamesinin kendilerine tebliğ edilmemesinin "çekişmeli dava" ve "silahların eşitliği" ilkelerine aykırı bulunduğunu öne sürmektedir. Başvuranlar bu çerçevede AİHS'nin 6/1. ve 3. maddelerine atıfta bulunmaktadır.

Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır. Hükümet 466 sayılı Kanun'un uygulandığı davalarda prensip olarak duruşma yapılmasının öngörülmediğini, fakat şayet ulusal mahkemeler başvuranın talebinin kamu yararına dair önemli hususlar içerdiğine kanaat getirdikleri takdirde bir duruşmanın yapılabileceğini hatırlatmaktadır. Hükümet 466 sayılı Kanun'un tazminat taleplerinde duruşma yoluyla oluşabilecek masraf ve gecikmelere mahal vermekten kaçınarak ivedi bir çözüme ulaşmayı amaçladığını belirtmektedir. Ayrıca, sürece ilişkin hiçbir kuralın talep sahiplerinin dosyaya görüşlerini veya bilirkişi raporlarına ilişkin uygun gördükleri unsurları dosyaya koymalarını engellemediğini söylemektedir.

Öte yandan Hükümet kanundışı yakalanan ve tutuklanan kişilerin tazminat taleplerine ilişkin anlaşmazlıklarda izlenecek prosedüre dair yapılan değişiklikler hakkında da bilgi vermektedir. 1 Haziran 2005'te yürürlüğe giren 4 Aralık 2004 tarihli Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 142/7. maddesine göre mahkeme, davacı tarafı, başsavcıyı ve Hazine avukatını dinlemesinin ardından kararını vermektedir.

A. Kabuledilebilirliğe dair

AİHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvurular kabuledilebilir niteliktedir.

B. Esas hakkında

1. Ulusal yargılama çerçevesinde duruşma yapılmaması

AİHM'nin yerleşik içtihadına göre, duruşma yapılmamasını haklı gösteren istisnai haller olmadığı takdirde ilk ve tek derece mahkemesindeki yargılamalarda AİHS'nin 6. maddesinin 1. paragrafına uygun olarak "açık duruşma hakkı" beraberinde "duruşma" isteme hakkını getirir (Bkz. örneğin Hakansson ve Sturesson-İsveç kararı, 21 Şubat 1990, Fredin-İsveç kararı, 23 Şubat 1994, Allan Jacobsson-İsveç kararı, 19 Şubat 1998, sözü edilen Göç kararı).

AİHM başvuranların talebinin Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesi ve ardından ikinci derecede Yargıtay'ın ilgili dairesi tarafından incelendiğini hatırlatır. Başvuranlara yargılamanın hiçbir aşamasında ulusal mahkemeler önünde iddialarını sözlü olarak dile getirme olanağı tanınmamıştır.

Başvuranlar tarafından dile getirilen tazminat talebine bağlı bir duruşma yapılmamasını haklı çıkaracak istisnai koşulların olup olmadığı sorusuna ilişkin AİHM, Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesi'nin başvuranların davalarının 466 sayılı Kanun'un 1. maddesinde yer alan gerekçelerden birini ortaya koyduğuna kanaat getirdiğinde adı geçenlere verilecek tazminat tutarının saptanmasında takdir yetkisi olduğunu gözlemlemektedir. Hükümet, Ağır Ceza Mahkemesi'nin yalnızca başvuranların tutuklu olduğu gün sayılarını temel alan maktu bir tarifeye dayanarak tazminat miktarını belirlediğini öne sürmemektedir. Aksine, bahse konu mahkeme başvuranların avukatı tarafından yapılan taleplerin tamamını, başta ilgililerin ekonomik ve sosyal durumu olmak üzere birçok kişisel faktörü ve tutuklu bulundukları süre boyunca duygusal bakımdan çektikleri sıkıntıları göz önüne almıştır.

Başvuranların tutuklulukları ve tutukluluk süreleri ile ekonomik ve sosyal durumlarının, başvuranların dinlenmesine gerek olmadan raportör hakim tarafından derlenen bilgilerden hareketle saptanabileceği doğru olsa bile başvuranlar tarafından çekildiği iddia edilen duygusal acıların değerlendirilmesinde başka hususlar devreye girmektedir. AİHM başvuranların Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda tutuklamanın yol açtığı manevi zararı sözlü olarak dile getirme imkânları olması gerektiği görüşündedir. Başvuranların yaşadıkları deneyimin kişisel niteliği ve kendilerine verilecek uygun tazminat düzeyinin belirlenmesi mahkeme karşısına çıkarılmalarını gerekli kılmaktadır. Davanın konusunun sadece dava dosyasına dayalı olarak tatmin edici şekilde çözümlenebilecek teknik nitelikli olduğu söylenemez. Tam tersine, AİHM başvuranlara şahsi durumlarını iç hukuktaki mahkemelerde ve kamu kontrolünde dile getirmelerine izin verilmesinin, adaletin iyi tecelli etmesine ve Devletin sorumluluğunun en iyi şekilde yerine getirilmesine daha iyi hizmet edeceğini düşünmektedir. AİHM'ye göre bu unsur, Hükümetçe 466 sayılı Kanun'da yer aldığı öne sürülen ivedilik ve etkililik unsurlarından daha önemlidir (Bkz. sözü edilen Göç kararı, Özata-Türkiye kararı, no: 19578/02, 20 Ekim 2005).

Bu nedenlerden dolayı AİHM duruşma yapılmamasını haklı çıkaracak hiçbir istisnai koşulun yer almadığına kanaat getirmektedir. Sonuç olarak AİHS'nin 6/1. maddesi ihlal edilmiştir.

2. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının tebliğnamesinin tebliğ edilmemesi hakkında

AİHM başvuranların sunduğu şikayete benzer bir şikayeti daha önce incelediğini ve Cumhuriyet Başsavcısı'nın gözlemlerinin niteliğini ve yargılanan kişinin yazılı olarak bunlara cevap verme olanağının bulunmamasını göz önüne alarak, Cumhuriyet Başsavcısı'nın görüşünün tebliğ edilmemesinden dolayı AİHS'nin 6/1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaştığını hatırlatır (Bkz. diğerleri arasında sözü edilen Göç kararı, Sağır-Türkiye kararı, no: 37562/02, 19 Ekim 2006; Ayçoban vd.-Türkiye kararı, no: 42208/02, 43491/02 ve 43495/02, 22 Ekim 2005).

AİHM, Hükümetin Mahkemenin bu davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiştir. Bu nedenle AİHS'nin 6/1. maddesi bu bakımdan ihlal edilmiştir.

3. Bilirkişi raporunun verilmemesi hakkında

AİHM, yukarıda yer alan gerekçelerle başvuranların adil yargılanma haklarının ihlal edildiği sonucuna varıldığı dikkate alındığında, bilirkişi raporunun iletilmediği gerekçesiyle sözkonusu sürecin hakkaniyete uygun olmadığı iddiasını ayrıca incelenmesini gerekli görmemektedir.

II. EK 1 NO'LU PROTOKOL'ÜN 1. MADDESİ'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuranlar tazminatın gecikmeli olarak verilmesi ve yasal faizin uygulanmaması nedeniyle gelir kaybına uğradıklarından şikayetçi olmakta, Ek 1 no'lu Protokol'ün 1. maddesine atıfta bulunmaktadır.

A. Kabuledilebilirliğe dair

Hükümete göre 19 Mart 2003 tarihinde tazminatların ödenmesiyle başvuranların AİHS'nin ihlali iddiasıyla ileri sürdükleri mağdur sıfatları ortadan kalkmıştır. Ayrıca cebri icra sürecinin başlatılmaması ile başvuranlar AİHS'nin 35/1. maddesinde belirtildiği üzere iç hukuk yollarını tüketmemişlerdir. Hükümet ilgili miktarın ödenmesi için yetkili merciler nezdinde yapılan müracaattan yalnızca üç gün sonra başvurunun 19 Ağustos 2002 tarihinde yapıldığının altını çizmektedir.

1. Münüre Apaydın

a. Başvuranın mağdur sıfatı hakkında

AİHM bir başvuran hakkında alınan bir kararın veya uygulamanın, başvuranın "mağdur" statüsünü ortadan kaldırmasının, ancak, ulusal makamların Sözleşme'nin ihlal edildiğini açıkça veya esastan kabul etmeleri ve bunu telafi yoluna gitmeleri ile mümkün olduğunu yineler (Bkz. örneğin Amuur-Fransa kararı 25 Haziran 1996, Dalban-Romanya no: 28114/95; Bordovski-Rusya kararı no: 49491/99, 8 Şubat 2005).

Mevcut başvuruda, sözü edilen meblağ iç hukuktaki mahkemelerin kararlarına uygun olarak başvurana ödenmiştir. Bununla birlikte, ödeme icra başvurusunun yapılmasından sonra ve Yargıtay'ın nihai kararının ardından yaklaşık bir yıldan fazla bir süre sonunda ödeme gerçekleştirilmiştir. Bu ödeme, ayrıca, başvurana uygun bir telafi sunmamaktadır.

Bu koşullar çerçevesinde AİHM, başvuranın Ek 1 no'lu Protokol'ün 1. maddesinin ihlaliyle mağdur olduğunu öne sürebileceğini belirtmektedir.

b. İç hukuk yollarının tüketilmemesi hakkında

AİHM, yerleşik içtihadına göre kesinleşmiş yargı kararı sonucu Devlet karşısında alacaklı konumundaki bir kişinin tazminatını alabilmek için icra sürecini başlatması zorunluluğunun uygun bir yöntem olmadığını hatırlatır (Bkz. Metaxas-Yunanistan kararı, no: 8415/02, 27 Mayıs 2004; son olarak Mehmet Sait Kaya-Türkiye kararı no: 17747/03, 25 Temmuz 2006). Dolayısıyla bu itiraz kabul edilmemektedir.

AİHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.

2. Fulya Apaydın

AİHM, takip eden gerekçelerle şikayetin bu kısmının kabuledilemez ilan edilmesi gerektiği doğrultusunda Hükümetin başvuranın mağdur sıfatının bulunmadığı ve iç hukuk yollarının tüketilmediği yönündeki itirazlarını incelemeyi gerekli görmemektedir.

AİHM, 21 Ocak 2002 tarihinde nihai hale gelen Ağır Ceza Mahkemesi'nin 6 Eylül 2001 tarihli kararının Ek 1 no'lu Protokol'ün 1. maddesi uyarınca bir "mülkü" oluşturduğunu ve iç hukuk mercilerinin nihai hale gelen yargı kararının ardından ödemeyi hemen yapmadığını anımsatır (Bkz. Angelov-Bulgaristan no: 44076/98, 22 Nisan 2004).

Buna karşın, ilgili hesaplama yöntemi (Bkz. mutatis mutandis, Aka-Türkiye kararı 9 Temmuz 1997) ve eldeki ekonomik veriler ışığında AİHM, başvuranın uğradığı kaybın 18 Euro'ya ulaştığı saptamasını yapmaktadır. AİHM'ye göre Yargıtay kararının tarihindeki alacak değeri ile ödemenin yapılacağı sıradaki değeri arasındaki farkı oluşturan bu miktar önemsizdir ve başvurunun özel koşullarında Ek 1 no'lu Protokol'ün 1. maddesi ile güvence altına alınan hakka yönelik bir zarar olarak sayılamamaktadır (Bkz. mutatis mutandis, Derin-Türkiye kararı, no: 12225/03, 11 Eylül 2007; Arabacı-Türkiye kararı, no: 65714/01, 7 Mart 2002).

Başvurunun bu kısmı dayanaktan yoksundur ve AİHS'nin 35/3. ve 4. maddelerinin uygulanmasına istinaden reddedilmelidir.

B. Esas hakkında

Hükümet başvuranın talebinin ardından yetkililerin mümkün olan en kısa zamanda Münüre Apaydın'a ödemeyi yaptıklarını savunmaktadır.

AİHM mevcut durumda Ağır Ceza Mahkemesi'nin 21 Ocak 2002'de nihai hale gelen 6 Eylül 2001 tarihli kararının başvuranın lehine, bir alacak yarattığı ve bu durumun Ek 1 no'lu Protokol'ün 1. maddesine uyarınca bir "mülkü" oluşturduğunu tespit etmektedir. (sözü edilen Angelov kararı). Bununla birlikte, adı geçen kendisine ödenecek tazminatı iç hukuktaki nihai kararın ardından 13 aydan fazla bir süre sonunda 19 Mart 2003 tarihinde elde edebilmiştir. Üstelik iç hukuktaki mahkeme gecikme faizine hükmetmemiş olup bu dönemde yıllık ortalama enflasyon % 25'e ulaşmaktaydı. (Bkz. Ertuğrul Kılıç-Türkiye kararı, no: 38667/02, 12 Aralık 2006).

AİHM ödemedeki gecikmeden dolayı başvuranın alacağının gerçek değerinin ilgili dönemdeki enflasyon oranı hesaba katıldığında hatırı sayılır biçimde azaldığı görüşündedir. Yargıtay karar tarihindeki alacak değeri ile ödeme sırasındaki değeri arasındaki farktan dolayı başvuran önemli ölçüde zarara uğramıştır (Bkz. mutatis mutandis, sözü edilen Aka ve Akkuş kararları). Yalnızca İdarenin eksikliklerine yüklenilebilecek bu fark AİHM'yi Münüre Apaydın'ın hükmedilen ilk meblağa göre orantısız bir yüke katlanmak zorunda kaldığı düşüncesine sevk etmektedir.

Bu nedenle Ek 1 no'lu Protokol'ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.

III. AİHS'NİN 13. MADDESİ'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuranlar Türk hukukunda sözkonusu durumu giderebilecek bir mekanizmanın yokluğu nedeniyle Ek 1 no'lu Protokol'ün 1. maddesiyle birlikte AİHS'nin 13. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

AİHM yukarıda varılan sonuçlar dikkate alındığında bu şikayetin ayrı bir başlık altında incelenmesini gerekli görmemektedir.

IV. AİHS'NİN 41. MADDESİ'NİN UYGULANMASI

AİHS'nin 41. maddesine göre "Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, AİHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil tatminine hükmeder."

A. Tazminat

Başvuranlar 20.000 (ilk başvuran) Euro ve 5.000 (ikinci başvuran) Euro maddi ve manevi tazminat talep etmektedir.

Hükümet bu meblağlara karşı çıkmakta, başvuranların gözaltı süresinin uzunluğu nedeniyle AİHS'nin 5/3. maddesinin ihlal edildiği şikayeti ile ilgili başvurularının (Göktaş vd-Türkiye (dostane çözüm) no: 31787/96, 25 Eylül 2001) dostane çözüm anlaşması ile sonuçlandığı ve sırasıyla 120.000 ve 110.000 Fransız Frangı (yaklaşık 18.000 ve 17.000 Euro) elde ettiklerini hatırlatmaktadır. Hükümet başvuranların taleplerinin gözaltı dönemine ilişkin olduğu cihetle mükerrer olduğunu hatırlatarak, daha önce verilen miktarları göz önünde bulundurularak reddedilmesi gerektiğini savunmaktadır.

AİHM, başvuranlara yukarıda sözü edilen miktarın ödendiği Göktaş vd., davasındaki dostane çözümün, AİHS'nin 5/3. maddesi uyarınca gözaltı süresi ile ilgili olduğunu oysa mevcut başvurunun, ulusal mahkemeler nezdinde adil yargılamayı ve 466 sayılı Kanun uyarınca, başvuranlara karşı açılan ceza davasının beraat ile sonuçlanmasından dolayı kanun dışı tutuklama nedeniyle verilmesine hükmedilen tazminatın gecikmeli olarak ödenmesini içerdiğini tespit etmektedir. AİHS'nin 6. ve 13. maddelerinin yanı sıra Ek 1 no'lu Protokol'ün 1. maddesine ilişkin olan bu başvuru kapsamında, başvuranların AİHS'nin 5/3. maddesi hakkındaki şikayetleri 19 Eylül 2006 tarihli karar ile kabuledilemez bulunmuştur.

Sonuç itibarıyla, AİHM bu başvurunun esas olarak Göktaş ve diğerleri başvurusuyla aynı olmadığını kaydederek daha önce verilen tutarları dikkate almamaktadır.

1. Münüre Apaydın

AİHM'nin yerleşik içtihadı (sözü edilen Aka ve Akkuş) ve ilgili dönemdeki ekonomik veriler ışığında AİHM başvurana maddi tazminat olarak 121 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır. Manevi tazminat ile ilgili ise olayların koşulları göz önüne alındığında başvurana 225 Euro ödenmesine karar vermiştir.

2. Fulya Apaydın

AİHM tespit edilen ihlal kararı ile öne sürülen maddi tazminat arasında hiçbir illiyet bağı kuramamakta ve bu talebi reddetmektedir (sözü edilen Özata kararı). Manevi tazminata gelince, AİHM bu davanın şartlarında, ihlallerin tespitinin başlı başına adil tatmin sağlayacağı kanısındadır.

B. Yargılama masraf ve giderleri

Başvuranlar iç hukukta ve AİHM önünde yapmış oldukları yargılama giderleri için 2.000 Euro talep etmektedir.

Hükümet hiçbir dayanağı olmadığı gerekçesiyle bu meblağlara karşı çıkmaktadır.

AİHM'nin yerleşik içtihadına göre 41. madde uyarınca bir başvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir (Bkz. Iatridis-Yunanistan (dostane çözüm) kararı, no: 31107/96).

AİHM başvuranlar tarafından öne sürülen miktarların gerekli belgelerle kanıtlanmadığını gözlemlemekte ve bu talebi reddetmektedir.

C. Gecikme faizi

Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3 puanlık bir artış eklenecektir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,

1. Fulya Apaydın tarafından Ek 1 no'lu Protokol'ün 1. maddesi hakkındaki şikayetin kabuledilebilir, bunun dışında kalanların kabuledilemez olduğuna;

2. İç hukuktaki yargılama sürecinde duruşma gerçekleştirilmemesi nedeniyle AİHS'nin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine;

3. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının tebliğnamesinin tebliğ edilmemesi nedeniyle AİHS'nin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine;

4. Başvuranlara bilirkişi raporlarının iletilmemesi hakkındaki şikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;

5. Münüre Apaydın için Ek 1 no'lu Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;

6. Ek 1 no'lu Protokol'ün 1. maddesiyle birlikte AİHS'nin 13. maddesine yönelik şikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;

7. İhlallerin tespitinin Fulya Apaydın'ın maruz kaldığı manevi zarar için yeterli bir adil tatmini oluşturduğuna;

8 a) AİHS'nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.' ye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf tutulmak üzere Savunmacı Hükümetin başvuran Münüre Apaydın'a maddi tazminat için 121 (yüz yirmi bir) Euro ve yargı giderleri için 225 (iki yüz yirmi beş) Euro ödemesine;

b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, bu meblağlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizin uygulanmasına;

9. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77 / 2. ve 3. maddelerine uygun olarak 12 Şubat 2008 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

 

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA